Tahran’a tanınan sürenin gölgesindeki Viyana müzakereleri

AB müzakerecisi Enrique Mora: Sekizinci turda yaptırımların kaldırılmasının yanı sıra nükleer yükümlülükler de ele alınacak.

Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu dün, Viyana'da sekizincisi gerçekleşen müzakere turunun açılışına ilişkin görseller dağıttı.
Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu dün, Viyana'da sekizincisi gerçekleşen müzakere turunun açılışına ilişkin görseller dağıttı.
TT

Tahran’a tanınan sürenin gölgesindeki Viyana müzakereleri

Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu dün, Viyana'da sekizincisi gerçekleşen müzakere turunun açılışına ilişkin görseller dağıttı.
Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu dün, Viyana'da sekizincisi gerçekleşen müzakere turunun açılışına ilişkin görseller dağıttı.

İran ile nükleer müzakerelerin sekizinci turuyla eş zamanlı olarak görüşmelerin süresi ve takvimi konusundaki tartışmalar da hız kazandı. Diğer yandan Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi Direktörü Enrique Mora, müzakerelere katılan tarafların sekizinci tura 2021 bitmeden başlama konusunda acele etmelerine rağmen görüşmelerin ‘lojistik nedenlerden ötürü’  yılın bitimine üç gün kala duracağını ve önümüzdeki pazartesi günü yeniden başlayacağını duyurdu.
Şarku'l Avsat’ın edindiği bilgilere göre müzakere heyetleri, yeni yıl kutlamalarına ev sahipliği yapmak için otellerin kapatılması kaynaklı lojistik bir engelle karşılaştılar. Müzakere koordinatörleri şu an Avusturya’nın başkenti Viyana'nın merkezindeki lüks Palais Coburg otelinde, müzakerelere ev sahipliği yapacak ‘tarafsız bir yer’ bulma sorunuyla karşı karşıyalar. Palais Coburg’un tıpkı şehirdeki diğer oteller gibi yeni yıl kutlamalarına ev sahipliği yapmak için iki gün boyunca müzakerecilere kapalı olacağı bildirildi.
Mora, Batılı tarafların müzakereleri tamamlamak için ocak ayı sonları ile şubat ayı başı arasında bir tarih belirlediklerine dair iddiaları yalanlarken önceki turun sonunda vurguladığı “Müzakereler için önümüzde aylar değil, haftalar var” ifadesini tekrarladı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan da iki gün önce yaptığı açıklamada, müzakerelerde bir anlaşmaya varmak için önlerinde ‘haftalar’ olduğunu ve İran'ın nükleer programındaki önemli gelişmeler nedeniyle kapının bundan sonra kapanacağını söyledi. Tam bir tarih belirtmekten kaçınan Sullivan, kapalı kapılar arkasında müzakerecilerin üzerinde çalıştıkları bir tarih olduğunu ancak bunun açıklanmayacağını kaydetti. Ancak İsrail devlet yayın kuruluşu Kan tarafından Batılı kaynaklardan aktarılan bilgilere göre İran’ın müzakereler dönmesi için son tarih olarak bu ayın sonu belirlendi.
Müzakerecilerin bu turda yaptırımların kaldırılmasının yanı sıra nükleer kısıtlamaların da ele alınacağını belirten Mora, sadece tek konu üzerinde yoğunlaşıp bir diğerini görmezden gelmediklerini, aksine her iki konunun birbirini güçlendirdiğini söyledi. Mora özlerine şöyle devam etti:
“Bu turda ABD’nin başta finans ve bankacılık sektörleri olmak üzere uyguladığı yaptırımların kaldırılması ve bu yaptırımların kaldırılması için sağlanacak garantiler üzerinde durulacak.  Nükleer yükümlülükler konusu da ele alınacak.”
Diğer yandan Rusya'nın Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mikhail Ulyanov’un toplantının ardından gazetecilere açıklama yapmadan ayrılması ise şaşkınlığa neden oldu. Ulyanov’un bu tutumu ‘alışılmadık bir durum’ olarak nitelenirken Rus Temsilci sadece görüşmelerin iyi geçtiğini söylemekle yetindi.
Ulyanov, İran’ın müzakere heyeti ve AB müzakerecisi Mora ile görüştükten sonra Twitter hesabından “Görüşmelerde, nükleer anlaşmaya dönüşün son turunda ilerlemenin olası yolları tartışıldı” mesajını paylaştı. Ulyanov, bir önceki müzakerelerin sonunda Rusya'nın bunun son tur olması için her türlü çabayı göstereceğini söylemişti.
Katılımcı taraflar arasında, resmi toplantı öncesinde ikili ve üçlü görüşmeler gerçekleşti. Öne çıkan görüşme İran’ın müzakere heyeti başkanı Ali Bakıri Kani ile Fransa’nın müzakere heyeti başkanı olan Philippe Errera arasında gerçekleşen oldu. İki taraf ilk kez İngiltere ve Almanya temsilcileri olmadan bir araya geldiler. İran’da yayın yapan haber siteleri, görüşmeden bir kareye yer verdikleri haberlerinde bunun özellikle Tahran'ın Paris'e yönelik eleştirileri nedeniyle gerçekleştiğini aktardılar. Tahran, Paris'i tutumlarında katı olmakla ve müzakerelerde yapıcı bir tutum sergilememekle suçlamıştı.
İran'ın resmi haber ajansı IRNA, İran’ın müzakere heyetine yakın kaynaklardan Fransız heyetinin müzakerelerin yedinci turu sırasında yapıcı bir rol oynamadığı yönündeki görüşü aktardı. Aynı kaynaklara göre Fransız heyetinin iki gün boyunca müzakerelere katılmaması ve Liverpool'e gitmesi İran tarafından önerilen iki taslakta ilerleme sağlanmasına yardımcı oldu.
Fransa, İngiltere ve Almanya müzakere heyetlerinin başkanları, yedinci turun başlamasından iki gün sonra Viyana'daki müzakerelerden ayrılmış, İran dosyasının yanı sıra diğer başlıkların da tartışıldığı G7 Zirvesi’ne katılmak üzere İngiltere'nin Liverpool kentine gitmişlerdi. İki gün sonra G7 Zirvesi’ne katılmak için Liverpool’e gelen ABD’nin müzakere heyeti başkanı Robert Malley ile birlikte geri döndüler.
Diğer taraftan ülkesinin Viyana’daki müzakere heyetine başkanlık yapan Çin'in BM Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Wang Qun, resmi müzakerelere başlamadan önce Kani – Errera görüşmesinin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu. İyimser bir tutum sergileyen Büyükelçi Wang Qun, “ABD ve İran arasındaki anlaşmazlıklar azalmaya başlıyor ve görüşler birbirine yaklaşıyor” dedi. Ayrıca önümüzdeki şubat ayından önce bir anlaşmaya varılacağı konusunda da iyimser olan Büyükelçi Wang, şubat ayı başlarında bir anlaşmaya varılabileceğini söyledi. Tarihler hakkındaki düşüncelerine dair ​​ bir soruya verdiği yanıtta, “Neden gelecek şubat' ayını bekleyelim? Bu çok uzun bir zaman. Daha erken bir tarihte anlaşmaya varılabilir” dedi.
Diğer yandan İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan dün sabah yaptığı açıklamada, sekizinci tur müzakerelerde kendileri için en öncelikli konuların İran petrolünün satışına yönelik yaptırımların kaldırılması ve Washington’ın bir daha nükleer anlaşmadan geri çekilmeyeceğine dair garantiler vermesi olduğunu söyledi.
Reuters’ın haberine göre Bakan Abdullahiyan, düzenlediği basın toplantısında şu açıklamada bulundu:
“İran petrolünün herhangi bir kısıtlama olmadan rahatça satılabileceği, petrol satışından elde edilen döviz cinsinden gelirin İran banka hesaplarına aktarılabileceği ve nükleer anlaşmada öngörülen tüm ticari imkanlardan yararlanabileceğimiz bir noktaya gelmeliyiz. Bizim için en önemli konular, İran petrolünün herhangi bir engel olmadan rahat bir şekilde satılması ve parasının döviz olarak İran banka hesaplarına yatırılmasıdır. Nükleer anlaşmada öngörülen tüm ticari imkanlardan yararlanmalıyız.”
İran'ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Bakan Abdullahiyan'ın gazetecilere yaptığı açıklamada nisan ve haziran ayları arasında, eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümeti döneminde yapılan altı müzakere turunun sonunda ortaya çıkan taslağa işaret ederek “Haziran 2021’de ortaya konan taslağı bir kenara koyduk” dediğini aktardı.
Masada ortak ve kabul edilebilir bir senet olduğunu düşündüğünü ve buna ‘1-15 Aralık senedi’ dediklerini belirten Abdullahiyan, “Bugün itibarıyla ortak senet müzakereleri başlıyor. Yaptırımların kaldırılmasının doğrulanması ve çeşitli garantilerin verilmesi ele alınacak” ifadesini kullandı.
Fransa, İngiltere ve Almanya’dan üst düzey diplomatlar, müzakerelerin son turunda nükleer anlaşmayı canlandırma çabalarına ilişkin karamsar bir değerlendirmede bulunmuşlardı. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan da geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, “ABD ve ortakları, İran ile nükleer anlaşma müzakereleri konusunda diplomatik takvimleri tartışıyorlar” dedi. Sullivan ayrıca mevcut müzakerelerin birkaç hafta içinde amacını yitirebileceği uyarısında da bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade ise şu açıklamayı yaptı:
“Suni tarihlerin hiçbiri İran'ı bağlamaz. İran, kırmızı çizgilerini ve halkının çıkarlarını korumayı amaçlıyor. Bir takım tarihler açıklayan Sullivan’ın önce kendisinin bu tarihlere inanmasını umuyoruz.”
Fransa, İngiltere ve Almanya’ya seslenerek ‘pasif kalmaya’ bir son vermelerini isteyen Hatibzade, nükleer anlaşma kapsamındaki taahhütlerin yeniden uygulanması için ciddi bir planın hayata geçirilmesini beklediklerini belirttiği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İlk fırsatta İran'ın çıkarlarını garanti altına alan bir anlaşmaya varmak için Viyana'dayız. Diğer tarafların İran'ın esnekliğine, iyi niyetine ve ciddiyetine nasıl tepki vereceklerini önümüzdeki günlerde göreceğiz.”
Açıklamasından sadece birkaç saat önce İran merkezli haber sitelerinde dolaşan bilgileri tekrarlayan Hatibzade, “İran’ın müzakere heyeti, Enrique Mora aracılığıyla ABD ile gayri resmi, dolaylı ve yazılı olarak görüşüyor” dedi.
İran’ın yarı resmi Mehr Haber Ajansı, ABD’nin ve İran’ın müzakere heyetleri arasındaki dolaylı yazışmaların devam ettiğini ve yazışmaların çoğunun yaptırımların kaldırılmasıyla ilgili olduğunu aktardı.  
İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tasnim Haber Ajansı da görüşmelerin başlamasından nükleer müzakere ekibine yakın diplomatik bir kaynağın açıklamalarını aktardı. Tasnim’in haberine göre kaynak, “Suni tarihlere mahkum olmayacağız. Bu tarihler kırmızıçizgilerimizi değiştirmeyecek. Bize göre müzakereler konusunda acil bir durum yok” şeklinde konuştu. Ayrıca müzakerelerde ilerleme kaydedilmesinin, ‘diğer tarafın yaptırımların kaldırılması konusundaki yaklaşımına bağlı’ olduğunu söyledi.
IRNA Haber Ajansı ise haberinde son tarihle ilgili söylemlerin, Nükleer Anlaşma Ortak Komisyonu’ndaki İranlı müzakereciler üzerinde baskı oluşturmayı amaçladığını öne sürdü.
İran'da yayınlanan Jamejam gazetesi de son tarihlerle ilgili söylemlerin, pratikte topun İran’ın sahasına atılmasından, başka bir deyişle İran’a eksik veya kötü bir anlaşma önerme çabasından ibaret olduğunu iddia etti. İran'ın acelesi olmadığını vurgulayan gazete, Tahran’ın müzakereleri İran halılarını dokunmasında olduğu gibi bir düğüm üstte bir düğüm altta olacak şekilde sabırla ve yavaş bir şekilde yürüteceğini, sonuç alındığında güzel bir görüntüye ulaşmak için çalışma sırasındaki tüm düğümlerin neden gerekli olduğunun ortaya çıkacağını kaydetti.
Fransa'nın mevcut müzakerelerde daha radikal bir rol oynadığına dikkati çeken gazete, Fransa'nın bu turda da bir önceki turda olduğu gibi yıkıcı ve İran'a karşı kışkırtıcı rol arayışında olduğunun gözlemlendiğini belirterek, “Fransa sekizinci turda da yıkıcı bir rol oynuyor” diye yazdı.
Tahran’daki beklentiler, mevcut turdaki müzakerelerin 10 günden fazla süreceğine işaret ediyor. Mehr Haber Ajansı, şu an topun ABD ve Avrupa ülkelerinin sahasında olduğunu belirtti. Kimliği açıklanmayan kaynaklara göre Fransa, İngiltere ve Almanya balistik füze programı ve bölgesel meseleleri müzakerelere dahil etmeye çalıştı ama bu çaba İran heyeti tarafından ‘kararlı bir şekilde’ reddedildi. Mehr’in haberine göre ‘Siyonist yapı ile ABD arasındaki büyük anlaşmazlığa rağmen İsrail, Fransa üzerinden yaptırımları olumsuz yönde etkilemeye çalışıyor’.



ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters
TT

ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters

Futoshi Matsumoto

Amerikalılar 3 Kasım’da sandık başına gidecek. Seçim kampanyasının odağında, Ortadoğu’daki uzak bir savaş değil, fiyatlar ve yaşam maliyeti yer aldı. Ancak oy sayımının tamamlanmasının ardından Washington’ın dikkatinin yeniden Körfez’e çevrilmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran savaşı dokuzuncu ayına girdi. Şubat-nisan ayları arasında devam eden yoğun hava saldırıları savaşın ilk aşamasını, yaz aylarından bu yana süren abluka ve aralıklı çatışmalar ise ikinci aşamasını oluşturdu. Şimdi ise savaş üçüncü bir aşamanın eşiğinde görünüyor. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı kalırken, ABD’nin deniz ablukası İran ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor.

En önemli işaret diplomatik kanallar üzerinden geldi. Wall Street Journal gazetesi, 27 Ekim’de Washington’ın diplomatik ve askerî kanallar aracılığıyla bazı Körfez ülkelerine, ara seçimlerin ardından kısa süreli ve yoğun bir askerî harekâta hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdiğini aktardı.

Bu bilgilendirme rutin bir prosedür niteliği taşımıyor. İran, savaş boyunca Körfez genelindeki ABD üslerini, enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef aldı. Bu nedenle söz konusu bildirim, fiilen füze savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve sivillerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması çağrısı anlamına geliyor. Bu tür uyarılar genellikle askerî harekâttan kısa süre önce yapılıyor.

Başkan Donald Trump 8 Ekim’de, ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını taahhüt etti ancak seçim sonrasına ilişkin herhangi bir güvence vermedi. Yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde, Tahran’ın anlaşmayı kabul etmemesi halinde ABD’nin ilkbaharda gerçekleştirdiği bombardıman harekâtına atıfta bulunarak ‘küçük bir Destansı Öfke Operasyonu düzenleyebileceğini’ söyledi. Ekim ayının sonlarında seçimlerin ardından saldırı düzenlenmesi ihtimali sorulduğunda ise “Her şey mümkün” yanıtını verdi.

Askeri hazırlıklar tamamlanıyor

İlk olarak, ABD askerî güçleri bölgede toplanıyor. Halihazırda USS George H. W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin öncülük ettiği iki taarruz grubu bölgede bulunuyor. Eylül ayının sonunda San Diego’dan ayrılan USS Theodore Roosevelt uçak gemisi taarruz grubu ile USS Makin Island amfibi çıkarma gücü de bölgeye doğru ilerliyor. Kasım ayının sonuna gelindiğinde İran çevresinde üç uçak gemisi taarruz grubu ve iki amfibi çıkarma gücünün konuşlandırılması mümkün. Bu, 2003’teki Irak işgalinden bu yana gerçekleştirilen en büyük askerî yığınak olacak. Ancak uçak gemilerinin görev değişim takvimi, üç grubun aynı anda bölgede ne kadar süre kalabileceğini belirleyecek.

İkinci olarak, savunma sistemleri güçlendiriliyor ve ABD askerlerinin maruz kaldığı risk azaltılıyor. Washington, Teksas’tan İsrail’e ilave bir Patriot hava savunma sistemi bataryası nakletmeye başladı. Saldırıya açık üslerden askerlerini çekti, mühimmat stoklarını yenileme çalışmalarına hız verdi. Bombardıman uçakları ve savaş uçakları da saldırı düzenlemek üzere hazırlık yapıyor. Bu gelişmeler, savaş öncesinde yürütülen olağan hazırlık sürecinin tipik göstergeleri.

Üçüncü olarak, askerî planlar daha somut hâle geldi. New York Times gazetesine göre ABD ve İsrail orduları, İran’ın enerji altyapısını, nükleer tesislerini ve füze ile insansız hava aracı (İHA) cephaneliğini hedef alacak yaklaşık üç günlük bir harekât için ayrıntılı planlar hazırladı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in de ekim ayının sonlarında İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile yeni saldırıların düzenlenmesini görüştüğü bildirildi.

Dördüncü olarak, İran’ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, olası bir saldırı için gerekçe oluşturuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, 27 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada, UAEA’nın hasar gören tesislerde herhangi bir onarım çalışması tespit etmediğini ancak müfettişlerin bu tesislere erişememesi nedeniyle nükleer maddelerin beyan edilen amaçlar dışında kullanılıp kullanılmadığını doğrulayamadıklarını bildirdi.

Natanz yakınlarında bulunan ve Kazma Dağı’nın derinliklerinde inşa edilen tesis ise başlıca endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Doğrulama yapılamaması, tek başına yeni bir savaşın gerekçesi haline gelebilir.

Neden üç gün?

Trump ayrıca, savaşın ‘seçimlerin hemen ardından’ sona ereceğini söyledi. Yeniden saldırı düzenleme ve aynı zamanda savaşı bitirme taahhüdü çelişkili görünebilir. Ancak Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Seth Jones, yeni bir saldırı dalgasının kesin sonuç vermese bile Washington’a İran’ın nükleer programını bir kez daha geciktirdiğini ilan etme ve ardından savaştan çekilmeye başlama imkânı sağlayacağını düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında üç günlük harekât, uzun süreli bir savaşın başlangıcından ziyade, savaştan çıkışın önünü açacak bir darbe indirmek üzere tasarlanmış görünüyor. Benzin fiyatlarının yükselmesinden duyulan endişe nedeniyle petrol rafinerilerinin hedef alınmasından kaçınılabileceğine ilişkin haberler de bu yorumu destekliyor.

26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)
26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)

‘Every War Must End’ adlı ünlü kitabın yazarı Fred Ikle, bu yaklaşımı tırmandırma yoluyla barış sağlama çabası olarak nitelendirirken liderlerin bir sonraki saldırının belirleyici olacağına inanma eğilimine karşı da uyarıda bulundu.

İsrail’de siyasi çıkmaz

27 Ekim’de gerçekleştirilen İsrail seçimleri Netanyahu açısından ne zafer ne de yenilgiyle sonuçlandı; seçimler çıkmaza girdi. Likud en büyük parti olmayı sürdürürken, Netanyahu’nun liderliğindeki sağ ve dinî blok da eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ve partisi Yashar’ın öncülük ettiği muhalefet de çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye ulaşabildi. Seçimlere katılım oranı yüzde 77,7 olurken, Arap partileri 17 ila 19 arasında değişen rekor sayıda sandalye kazandı. Buna rağmen muhalefetin önde gelen iki ismi Naftali Bennett ve Avigdor Liberman, söz konusu partilerin desteğine dayanacak herhangi bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı. Hükümetin kurulması en az birkaç hafta sürecek. Yeni bir seçime gidilmesi ihtimali de bulunuyor. Sonuç kesinleşene kadar Netanyahu geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürecek.

Bu siyasi çıkmazın İran dosyası üzerinde de etkileri bulunuyor. İsrailli kamuoyu araştırmacısı Shmuel Rosner, seçimlerden önce yaptığı değerlendirmede, çoğunluğun sağlanamamasının Netanyahu’ya İran’a saldırmak ve ardından savaş sona erene kadar muhalefeti kendi liderliğinde kurulacak bir olağanüstü hâl hükümetine katılmaya davet etmek için teşvik sağlayacağını belirtmişti. Bu senaryonun geçmişte bir örneği de bulunuyor. Benny Gantz’ın partisi, 7 Ekim 2023 saldırısından birkaç gün sonra savaş kabinesine katılmıştı. Zira savaş, özellikle güvenliğin siyasi yaşamda her zaman merkezi bir konumda olduğu bir ülkede, siyasetçileri seçim vaatlerinden geri adım atmaya yöneltiyor.

İsrail muhalefeti de İran konusunda uzlaşmacı bir tutum benimsemiyor. Eisenkot, İran’da rejim değişikliğinin savaşın hedefi olmasına karşı çıkıyor ancak İran’ın nükleer ve füze programlarının yok edilmesini hedefleyeceğini açıkladı. Bu nedenle muhalefetin bazı kesimlerinin, hedefleri yalnızca bu iki programla sınırlı olan ABD öncülüğündeki bir operasyona karşı çıkması zor olacak. Bu durum, Netanyahu’nun Bennett veya Liberman gibi sağcı isimleri ya da Yashar Partisi’nin bazı üyelerini yanına çekerek savaş döneminde bir ulusal birlik hükümetinin başında iktidarını sürdürmesi için en elverişli fırsat olabilir.

Geçici hükümet savaş kararı alabilir mi? İsrail’de yürürlükteki yasa, olağan hükümet ile geçici hükümet arasında ayrım yapmaksızın, savaş kararı alınabilmesi için hükümetin veya güvenlik kabinesinin onayını şart koşuyor. Genelkurmay Başkanı ve hükümetin hukuk danışmanı ihtiyatlı davranılması yönünde çağrıda bulunabilir, ancak kararın alınmasını engelleyecek yasal yetkiye sahip değiller.

Sonuç olarak, ABD’nin onayı olmadan İsrail’in büyük çaplı bir saldırı düzenlemesi beklenmiyor. Önleyici füze stoklarının sınırlılığı ve İran’ın misilleme kapasitesi, inisiyatifi Washington’ın elinde tutuyor. Ancak ABD saldırı kararı alırsa İsrail’in de operasyona katılması neredeyse kesin. Washington’ın saldırıdan kaçınması halindeyse Netanyahu’nun bir koalisyon hükümeti kurma şansı azalacak ve erken seçim ihtimali güçlenecek. Böylece Trump’ın vereceği karar, İsrail’in iç siyasetinin seyrini de belirleyebilecek.

‘Topal ördek’ döneminde Washington’ın fırsatı

ABD’de savaş, kamuoyunun geniş kesimlerinin muhalefetiyle karşı karşıya. Reuters ve Ipsos tarafından ağustos ayında gerçekleştirilen bir ankete göre savaşı destekleyenlerin oranı yüzde 31’de kalırken, Başkan’ın performansından duyulan memnuniyet oranı yüzde 33’e geriledi. Her iki gösterge de şimdiye kadarki en düşük seviyelerine indi. Ayrıca bir galon benzinin fiyatı 3 doların altından 4 doların üzerine çıktı. Trump da bu nedenle seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini taahhüt etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)

Ancak bu kısıtlama 3 Kasım’da ortadan kalkacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, yeni Kongre’nin 3 Ocak’ta göreve başlamasından önceki yaklaşık iki aylık dönem, görev süresi sona ermekte olan Kongre’nin çalışmalarını sürdürdüğü ‘topal ördek’ dönemi olarak biliniyor. Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü yeniden ele geçirmesi halinde, ocak ayından itibaren Kongre’de savaş yetkilerine ilişkin baskı artacak. Beyaz Saray açısından kasım ortasından aralık sonuna kadar uzanan dönem, harekete geçmek için elverişli bir fırsat olarak görülebilir. Aynı dönemde bölgedeki askerî takviyelerin de tamamlanması bekleniyor.

Bu arada diplomasi ihtimali giderek zayıflıyor. Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek amacıyla 26 Ekim’de Tahran’a gitti. Ertesi gün önemli arabuluculardan Katar, İran’ın iyi niyetini ortaya koyabilmesi için komşularını tehdit etmeyi bırakması ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması gerektiğini açıkladı. Aynı gün İran Deniz Kuvvetleri ise bir petrol tankerinin boğazın doğusunda bir mayına çarptığını duyurdu.

Washington’ı bir saldırı düzenlemekten alıkoyan ne?

Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil. Trump daha önce de saldırıları son anda iptal etmişti. İran’ın misilleme kapasitesi ise caydırıcılığın en önemli unsuru olmaya devam ediyor. Tahran, herhangi bir saldırıya karşılık Körfez genelindeki petrol rafinerilerini, elektrik şebekelerini, su tesislerini ve petrol sahalarını hedef alacağı uyarısında bulundu. İran’ın hâlâ yüzlerce, hatta binlerce füzeye sahip olduğu belirtilirken, önceden depoladığı parçaları kullanarak yeni füzeler ürettiğine ilişkin haberler de geliyor. Buna karşılık ABD ve Körfez ülkelerinin önleme füzesi stokları ciddi baskı altında. Ayrıca çok sayıda analist, 20 binden fazla saldırıya dayanmış olan Tahran’ı boyun eğmeye zorlamak için daha fazla bombardıman düzenlemenin işe yarayacağından şüphe ediyor.

Bu göstergeler bir arada değerlendirildiğinde tutarlı bir tablo ortaya çıkıyor. Askerî açıdan planlar hazırlandı, kuvvet yığınağı sürüyor ve Körfez ülkelerine uyarılar iletildi. Washington’da ise ara seçimlerin getirdiği kısıtlama ortadan kalkıyor. İsrail’de siyasi çıkmaz, Netanyahu’nun ABD öncülüğündeki bir operasyona katılma yönündeki motivasyonunu güçlendirdi. Diplomatik cephede de Washington’ın nükleer talepleri ile Tahran’ın şartları arasındaki uçurum kapanmadı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre dört unsurun tamamı aynı yönde işaret veriyor. Uzmanlara göre kasım ortası ile aralık ayı arasında kısa süreli ve yoğun bir ABD-İsrail askerî harekâtı düzenlenmesi ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)
İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)

Buradaki seçenekler yalnızca savaş ile diplomasi arasında şekillenmiyor. En muhtemel senaryo, kısa ve yoğun bir saldırı düzenleyerek bunu zafer olarak sunmak ve ardından bir tür anlaşmaya varmak suretiyle savaşı tırmandırma yoluyla sona erdirmeye çalışmak. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nı kısmen yeniden açmak gibi sınırlı bir tavizle bu saldırının önüne geçmeye çalışabilir. Ancak İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi halinde, üç gün sürmesi öngörülen bir operasyon kolaylıkla üç günde sona ermeyen bir savaşa dönüşebilir. Böylece savaştan çıkış yolunu açmak amacıyla düzenlenen bir saldırı, savaşın yeni bir aşamasına giriş kapısı haline gelebilir.

Peki ya Japonya ve Asya?

Japonya, ham petrol ithalatının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılayan ve Hürmüz Boğazı’nı hayati bir geçiş noktası olarak gören bir ülke. Bu nedenle savaş, uzakta bir yerde alevlenen bir yangından ibaret değil. Saldırıların yeniden başlaması ve Körfez’deki enerji tesislerinin hedef alınması halinde yaşanacak şok, geçen ilkbahardakinden daha ağır olabilir. Enerji ithalatçısı Asya ülkelerinin olası bir enerji arzı, deniz taşımacılığı ve bölgede bulunan vatandaşlarının güvenliği krizine karşı hazırlıklarını gözden geçirmesi ve bu riskleri kriz yönetimi perspektifiyle ele alması gerekiyor. Ayrıca çabalarını hâlâ sürdüren arabulucu ülkeler Katar, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın iletişimi korumaları da önem taşıyor.

Her savaşın bir gün sona ermesi gerekir. Ancak nasıl sona ereceği, onu bitirme kararını verenlere bağlıdır. Seçim gecesinin ardından bizi ne bekliyor? Savaşı sona erdirecek son bir saldırı mı, yoksa daha uzun ve daha ağır bir çıkmazın başlangıcı mı? Bu yol ayrımına giderek yaklaşıyoruz.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
TT

İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)

İspanya'da meydana gelen ve en az 69 kişinin hayatını kaybettiği tren kazası, Pedro Sanchez hükümetine yönelik eleştirileri artırdı.

29 Kasım'da yapılacak genel seçimlere haftalar kala yaşanan facia, demiryollarının bakımı, yatırımlar ve personel eksikliği konusundaki endişeleri gündeme taşıdı.

Madrid-Sevilla arasındaki hızlı tren hattının Toledo geçişinde 28 Ekim'de yaşanan kaza, İspanya'da bu yıl gerçekleşen ikinci ölümcül hızlı tren kazası oldu.

Olayın ardından üç gün yas ilan edilirken, hükümet karşıtı protestolar patlak verdi. Facianın yaşandığı akşam Madrid ve Barselona'da düzenlenen eylemlerde göstericiler "Yolsuzluk öldürür" ve "Defolun" yazılı pankartlar taşıdı.

Sanchez bir yıldan kısa sürede iki hızlı tren kazası yaşanmasını "kabul edilemez" diye nitelerken, benzer olayların tekrarlanmaması için güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Ocak ayında Kurtuba'da aynı hat üzerinde meydana gelen kazada 40'tan fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Diğer yandan özellikle Ulaştırma Bakanı Oscar Puente'nin, tren kazasının bilgisayar sistemindeki arıza ve insan hatasından kaynaklandığını söylemesi büyük tepki çekti.

Madrid'de Ulaştırma Bakanlığı'nın önünde radikal sağcıların örgütlediği eylemlerde Puente'ye istifa çağrısında bulunuldu.

Bakanın açıklaması, kazanın tüm yönleriyle soruşturulmasını isteyen sendikaların da tepkisini çekti. El Pais'nin aktardığına göre, İspanya'nın en büyük işçi sendikası konfederasyonlarından UGT'den Vicente Almenar, "İnsan hatası mı? Bakan bunu nasıl söyleyebilir?" dedi ve ekledi:

İnsan hataları, işinizi yapmak için gerekli ekipmana sahip olmadığınızda ortaya çıkar. Suçu başkalarına yıkıyorlar. Burada gerekli yatırımlar yapılmadı, personel ve deneyimli çalışan sıkıntısı var. Bu açıklamaların tek yaptığı şey çatışma yaratmak.

Sanchez, ülkedeki konut krizine çözüm içeren kararnamelerin Meclis'te muhalefetteki sağ partiler tarafından reddedilmesinin ardından erken seçime gitme kararı aldığını bu ay başında açıklamıştı.

Sağ kanattaki partiler, tren kazasının ardından Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümetine baskıyı iyice artırdı.  

Muhafazakar çizgideki Halk Partisi (PP) lideri Alberto Núñez Feijóo, dünkü açıklamasında kazadan sorumlu siyasetçilerin hesap vermesi gerektiğini belirterek, "Böyle devam edemeyiz. Bu yönetim anlayışı artık sürdürülemez" dedi.

Radikal sağcı Vox ise Sanchez yönetimini çok daha sert ifadelerle hedef aldı. Parti, hükümeti kazada hayatını kaybedenleri "öldürmekle" suçlarken kötü yönetim ve kayırmacılık iddialarını gündeme taşıdı. Ayrıca Yüksek Mahkeme'den Ulaştırma Bakanı Puente hakkında taksirle öldürme ve ağır ihmal sonucu yaralanmaya neden olma şüphesiyle soruşturma başlatılmasını talep etti.

Independent Türkçe, CNN, Guardian, El Pais, Telegraph


ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
TT

ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)

Amerikan istihbaratı, Tahran'la anlaşma için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yle diyaloğun en iyi seçenek olduğunu düşünüyor.

David Ignatius, Washington Post'ta bugün yayımlanan yazısında Amerikan istihbaratının, eski Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Rızai'nin İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'le düzenli temas halinde olduğunu düşündüğünü belirtiyor.  

Wall Street Journal, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in müzakerelerin yeniden başlatılması için Rızai'ye mektup gönderdiğini 28 Ekim'de yazmıştı. Haberde, mektubun ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gönderildiği ileri sürülmüştü.

Ancak Trump mektubun barış müzakereleriyle ilgili olmadığını, İran'ın "tıbbi malzeme ihtiyaçları hakkında görüşüldüğünü" savunmuştu.

İran basını, Tahran yönetiminin mektubu aldığını ancak Washington'a henüz yanıt göndermediğini yazıyor. Rızai geçen haftaki açıklamasında İran'ın temel şartları kabul edilmeden ABD'yle müzakerelere dönülmeyeceğini duyurmuştu.

Ignatius'un yazısında, Vance'in mektubunun ardından Rızai ve Hamaney'in görüştüğü ileri sürülüyor. ABD ve İran heyetleri arasında muhtemel bir toplantı için Türkiye ve Katar'ın değerlendirildiği aktarılıyor.

Suudi Arabistan merkezli medya kuruluşu El Arabiya da olası bir toplantının Türkiye'de düzenlenebileceğini yazmıştı.

Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, nisanda Pakistan'ın başkenti İslamabad'da görüşmüştü.

Makalede, ABD istihbaratının o görüşmeden bu yana Rızai'yi İran yönetimindeki en etkili karar merkezlerinden biri olarak değerlendirdiği belirtiliyor. Eski Devrim Muhafızları mensupları arasındaki nüfuzunun yanı sıra Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ni kendi ekibinden isimlerle yeniden yapılandırarak gücünü pekiştirdiği aktarılıyor.

Rızai'nin İran ekonomisini yöneten yetkililerle de yakın çalıştığı, ülkenin ABD yaptırımları ve Hürmüz Boğazı'ndaki abluka nedeniyle yaşadığı ekonomik sıkıntıların farkında olduğu ifade ediliyor.

Ignatius'un köşe yazısına göre Beyaz Saray, İran'la çatışmanın "kritik bir eşiğe yaklaştığını" ve Tahran'a diplomatik girişim çabalarının ciddi olduğunu göstermek istiyor. Diğer yandan Rızai'nin askeri ve siyasi kariyerini "ABD ve İsrail'e karşı muhalefet üzerine kurduğu" hatırlatılıyor. Rızai'nin de girişimiyle Washington'la anlaşmaya varılmasının, Tahran yönetiminde önemli bir politika değişikliği anlamına geleceği yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Wall Street Journal, Tesnim