ABD’nin hava saldırıları Biden yönetiminde yüzde 54 azaldı

ABD’nin hava saldırıları Biden yönetiminde yüzde 54 azaldı
TT

ABD’nin hava saldırıları Biden yönetiminde yüzde 54 azaldı

ABD’nin hava saldırıları Biden yönetiminde yüzde 54 azaldı

ABD’nin Başkan Joe Biden yönetiminde düzenlenen hava saldırıları, geçen yıl eski Başkan Donald Trump dönemine kıyasla yüzde 54 azaldı.
Fox News’e göre, dünya çapında askeri eylemleri ve sivil kayıpları izleyen İngiltere merkezli Airways kuruluşu tarafından bugün yayımlanan raporda, “En büyük kazanım, Biden’ın dünya genelinde ABD’nin askeri eylemini önemli ölçüde azaltmış olmasıdır” denildi.
Saldırılardaki düşüşün, ‘ABD saldırılarında öldürüldüğü iddia edilen sivil sayısında’ azalmaya neden olduğuna dikkat çekildi.
Raporda, “2020’de Trump yönetiminde 951 hava saldırısı kaydedilirken, Biden yönetiminin ilk yılında yüzde 54’lük bir azalma ile 439 hava saldırısı düzenlendi” ifadelerine yer verildi.
ABD ordusu Afganistan’daki yaklaşık 20 yıllık bir çatışmanın ardından Ağustos ayında ülkeden çekildi.
Rapora göre, ABD’nin silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile son saldırısı 29 Ağustos’ta gerçekleşti ve 10 sivilin ölümüne neden oldu.
Afganistan, Biden yönetiminde en çok hedef alınan ülke olsa da, Trump yönetimindeki 660 olan hava saldırıları, 2021’de Biden yönetiminde yüzde 44 düşüşle 372’ye geriledi.
Ancak Afganistan, Biden yönetiminde hava saldırılarında azalma gören tek ülke değil.
Yemen de, Biden yönetiminde hava saldırısı düzenlenmedi. Trump’ın başkanlığının son yılında ise Yemen’de 18 hava saldırısı gerçekleştirildi.
Söz konusu azalma, Trump’ın görevdeki son yılında 201 hava saldırısının gerçekleştiği Irak ve Suriye gibi ABD’nin diğer askeri çatışma bölgelerinde de görüldü.
Biden yönetiminde, bu iki ülkede yüzde 71’lik bir azalmayla toplam 58 hava saldırısı kaydedildi.
Somali’deki hava saldırıları 2020’de Trump yönetiminde 72 iken, 2021’de Biden yönetiminde yüzde 88 oranında bir düşüşle 9’a geriledi.



Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
TT

Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim tarihini takvimden silebilme imkânına sahip olsaydı, bunu bir an bile gecikmeden yapardı. Zira bu tarih, hayatını ve çevresindeki pek çok kavramı altüst eden bir lanet oldu. Yıllar geçtikçe tekrarlanan bu tarih, ortadan kaldırılması için ilahi bir mucizeye ihtiyaç duyduğu bir dizi lanetin üst üste binmesine dönüştü.

Üç yıl önce o gün, gökyüzü başına yıkıldı. Saat 06.40’ta uykusundan uyandırıldığında, yani Hamas’ın güneydeki İsrail yerleşimleri ve askeri mevzilerine yönelik saldırısının başlamasından 11 dakika sonra, kendisine olayın haber verilmesiyle ne olduğunu anlamlandıramadı. İlk ayrıntılar aktarıldığında, Gazze’ye götürülen çok sayıda ölü, yaralı ve esir bulunduğu bilgisi karşısında psikolojik bir şok yaşadı. Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit’in yayımladığı tanıklıklarda, o saatlerde Netanyahu’yu yakından gören kişilerin, “Netanyahu’nun alt çenesi düşmüş gibiydi, yüzü solgundu, çok az konuşuyordu ve davranışlarına bir miktar saplantı ve hezeyan hâkimdi” ifadelerine yer verildi. Netanyahu, Hamas liderlerini kastederek, “Bunu neden yaptılar?” diye soruyordu.

Saldırıdan dört gün sonra Netanyahu ile görüşen Gadi Eisenkot da onu hayal kırıklığına uğramış ve şaşkın bir halde gördüğünü söyledi.

Kendini ‘Gazze’yi silmeye’ adadı

Pratikte Netanyahu, saldırının püskürtülmesi ve buna misilleme yapılması konusundaki devlet yönetimini orduya ve diğer güvenlik birimlerine bıraktı. Kamuoyunun karşısına çıktığında yaptığı açıklamalar ise bu komutanlardan duyduklarını adeta papağan gibi tekrarlamaktan ibaretti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, o gün sabah saat 06.30’da evden çıkmak üzereyken eşinin kendisine “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunu, kendisinin de “Gazze’yi baştan sona silmeye” yanıtını verdiğini anlattı. Bu ifade zamanla bir eylem planına, ardından da ordu ve İsrail devletinin tamamı için yeni bir askeri doktrine dönüştü. Netanyahu ise bunu siyasi bir dile çevirmeye başladı.

fgthy
Hükümetin başarısızlığı konusunda bağımsız soruşturma talep eden kurban ailelerinin bir araya geldiği Ekim Konseyi’nin bir üyesi, Knesset önünde Netanyahu’nun kolaj halindeki bir fotoğrafını kaldırıyor. (Reuters)

Ancak İsrail televizyonu Kanal 12’de yayımlanan Uvda programında gazeteci Ilana Dayan’ın hazırladığı araştırmaya göre ilk tepkiler paniğe işaret ediyordu. Araştırma, Netanyahu’nun o aşamadaki en önemli kaygısının 7 Ekim’deki başarısızlıktan sorumlu tutulmaktan kaçınmak olduğunu ortaya koydu. Dayan, Netanyahu’nun yardımcısı Eliezer Feldstein’in ifadelerine yer verdi. Feldstein, saldırının ilk günlerinde Netanyahu’nun durumunu ‘paniğe kapılmış’ ve ‘son derece hayal kırıklığına uğramış’ olarak nitelendirdi. Netanyahu, olayın kapsamlı stratejik boyutuna odaklanmak ve buna uygun talimatlar vermek yerine medya ekibine ‘ilk ve doğrudan görev’ olarak, medya fırtınasını derhal kontrol altına alacak ve siyasi sorumluluktan kaçınmasını sağlayacak bir plan hazırlama talimatı verdi. Netanyahu’nun öfkeyle, haberlerde hâlâ başarısızlıktaki kişisel sorumluluğundan söz edilip edilmediğini sorduğu aktarıldı.

Uyanış anı

Netanyahu’nun kişiliğini yakından takip eden birçok kişi, onu kişisel hayal kırıklığından çıkaran şeyin ekibinde ve kendisine yakın bakanlarda gördüğü hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor. Bunun ardından Netanyahu adeta saldırgan bir aslana dönüştü. Kamuoyunun kendisini ve ekibini içine düştükleri zayıflık haliyle görmesinden ve bunun sonucunda görevden alınmasını talep etmesinden korktu. Bunun üzerine ekibine, “Bu psikolojiden çıkın. Hakkımızda (yani benim hakkımda) ne yazdıklarını okuyun ve onlara cevap verin. Burada korkunç şeyler yazılıyor; bunun yerine orduyu ve istihbaratı suçlayın” diye seslenmeye başladı.

Böylece hükümetin siyasi söylemi, askeri liderleri görevlerini yerine getirmemekle ve nöbette uyumakla suçlama çizgisine oturdu. Buna göre askeri liderler, Hamas’ın saldırıya geçmesinden önce istihbarat toplama ve örgütün saldırısını engelleme görevlerini yerine getirmemişti. Güvenlik kurumları ise kendilerini savunmaya çalıştı. Sorumluluğun bir bölümünü kabul ederek kurum içi soruşturmalar yürüttü, bazı yetkilileri cezalandırdı ve bu kurumların tüm başkanları istifa etti. Bunlar arasında orduda Herzi Halevi, Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve çok sayıda general bulunuyordu.

İsrail kamuoyunda, ordunun ve diğer güvenlik kurumlarının başarısızlıktan gerçekten sorumlu olduğu yönünde bir kanaat bulunuyor. Ancak kamuoyu aynı zamanda Netanyahu’nun da sorumluluk üstlenmesini istiyor. Netanyahu ise bunu reddediyor. Bununla da kalmayarak, yaşananları soruşturmak üzere bir yargıç başkanlığında resmi bir soruşturma komisyonu kurulmasına dahi karşı çıkıyor. Netanyahu, eşi Sara’nın çeşitli medya görüşmelerinde ifade ettiği üzere, kendisini ‘Tanrı’nın doğru zamanda İsrail halkına bahşettiği ilham veren lider’ olarak görmeye devam ediyor.

Derin uyku

Bugün Netanyahu, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan genel seçimleri siyasi ve medya çevrelerinin ifade ettiği gibi İsrail halkı açısından değil, kendisi açısından kader niteliğinde görüyor. 7 Ekim ise bu meselenin merkezinde yer alıyor. Tarihi geride bırakmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen siyaset, medya, akademi ve devletin derin yapısı içindeki çok sayıdaki rakibi, kamuoyuna bu tarihi hatırlatmakta ısrar ediyor.

Rakiplerinin yönelttiği suçlamalarla artık doğrudan yüzleşmeye başlayan Netanyahu, “Beni yarım saat önce uyandırsalardı sonuç farklı olurdu” diyor. Ben Caspit ise 8 Eylül 2026’da bu konuda şöyle yazdı: “Bugün, ‘Beni uyandırsalardı her şey tamamen farklı olurdu’ demeye cesaret ediyor. Ancak gerçekte şunu söylemek mümkün: O gece gerçekten uyandırılmış olsaydı hiçbir şey değişmezdi. Hiçbir şey.”

qwderft
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara, Kudüs’te 7 Ekim saldırısının kurbanlarını anma töreninde (AP)

Bu sonuca ulaşmak zor değil. Ne yazık ki o gece kimse Netanyahu’yu uyandırıp Hamas’ın güneye yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı başlatmaya hazırlandığını ve 6 bin militanın engelleri aşarak yerleşimleri ve askeri üsleri ele geçireceğini söyleyemezdi. Çünkü bunu onlar da bilmiyordu. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir istihbarat ve operasyon başarısızlığıydı. Bundan sorumlu olan tüm yetkililer sorumluluğu üstlendi ve istifa etti.

Aslında söz konusu kişiler onu haftalar ve aylar boyunca uyarmaya çalışmıştı. Kim uyarmadı ki? Genelkurmay Başkanı onu uyarmaya çalıştı, ancak Netanyahu bunu dinlemek istemedi. AMAN’ın başkanı kendisine üç mesaj gönderdi, fakat Netanyahu bunları okumak istemedi. Liron Megid’in ifadesiyle, “Burada bir abartı var” diyordu. Avigdor Lieberman onu uyardı, Yair Lapid uyardı. Savunma Bakanı Yoav Gallant onu uyandırmaya çalıştı. Gadi Eisenkot ise Netanyahu’ya bir mektup göndererek durumun Yom Kippur Savaşı’nın arifesindekinden daha tehlikeli olduğunu söyledi. Hiçbir girişim sonuç vermedi. Şimdi ise Netanyahu, o sabah kendisini uyandırmadıklarından şikâyet ediyor. Oysa çalıştırılmamış hiçbir alarm zili yoktu. Uyanmak istemeyen ise kendisiydi.

Kader belirleyici seçimlerde bir engel

Netanyahu, seçmenleri kendi bakış açısına ikna edeceğine ve seçimleri kazanacağına inanıyor. Kendisine ve ekibine, “Seçimleri kazanmalıyım. Kazanmamamın hiçbir faydası yok. Buna izin verilemez. Bu çok tehlikeli” diyor. Bununla kastettiği, seçimi kaybetmesi halinde ilk olarak resmi bir soruşturma komisyonu kurulacak olması. Netanyahu, tarafsız bir soruşturmanın başarısızlıktaki rolünü tüm boyutlarıyla ortaya çıkaracağını kendisinden ve soruşturmacılardan daha iyi biliyor. Çünkü güvenlik kurumlarını Hamas’a milyonlarca doları çantalar içinde aktarmayı kabul etmeye zorlayan kişi oydu. Ayrıca “Hamas bir hazine. Onun sayesinde ve güçlü kalmasını sağlayarak bir Filistin devletinin kurulmasını engelliyoruz” diyen de Netanyahu’ydu. Hatta bu görüşü hükümetindeki en aşırı isimlerden biri olan Bakan Bezalel Smotrich’e bile kabul ettirdi.

fgt
Ramallah yakınlarındaki er-Rants kasabasında, Filistinlilere ait bir zeytinlikte duran Filistinli bir çiftçinin arkasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim afişleri görülüyor. (AFP)

Netanyahu iktidardan düşerse, halihazırda devam eden yolsuzluk davasının yanı sıra yolda olan denizaltılarla ilgili başka bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya kalacak. Buna, 7 Ekim’deki başarısızlıklardaki rolü nedeniyle üçüncü bir davanın eklenmesi de mümkün. Bu durumda akıbeti hapis olabilir. Bu nedenle Netanyahu, seçimlerin ertelenmesine yol açacak bir savaş başlatmak anlamına gelse bile, bu tehlikeyi önlemek için elinden gelen her şeyi yapacak.


The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
TT

The Batman 2'de bir kriz daha: Çekimler durdu

Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)
Gotham'ın elitlerini hedef alan sadist seri katil Riddler'ı yakalamaya çalışan Batman'in hikayesini anlatan The Batman üç dalda Oscar'a aday gösterilmişti (Warner Bros.)

Yönetmen Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye zaman ayırması nedeniyle The Batman 2'nin (The Batman Part II) çekimlerine ara verildi.

Haberi ilk duyuran Deadline'a açıklama yapan DC Stüdyoları sözcüsü, şu ifadeleri kullandı:

Matt Reeves'in ailesiyle ilgili bir meseleye odaklanabilmesi için The Batman 2'nin çekimlerine geçici olarak durduruldu . DC Stüdyoları olarak Matt'e tam destek veriyoruz ve yakında bu yolculuğu sürdürmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.

Hollywood Reporter'a konuşan kaynaklar da çekimlere ara verildiğini doğruladı.

Reeves ve senaryo ortağı Mattson Tomlin metin üzerinde çalışırken çekimlerin başlangıç tarihi birkaç kez ertelenmişti. Uzun hazırlık sürecinin ardından çekimler haziranda Londra'da başlamıştı.

Robert Pattinson'ın Bruce Wayne/Batman rolüne döndüğü devam filminin mevcut vizyon tarihi 18 Şubat 2028. 

Başlangıçta 3 Ekim 2025'te gösterime girmesi planlanan film, önce 2 Ekim 2026'ya, ardından 1 Ekim 2027'ye ve son olarak 18 Şubat 2028'e ertelenmişti.

Batman, DC'nin gişede başarısına en çok güvenilen karakteri. Bu nedenle The Batman 2, stüdyonun en önemli projelerinden biri olarak görülüyor.

Oyuncu kadrosunda Pattinson'a Colin Farrell, Andy Serkis ve Jeffrey Wright'ın yanı sıra seriye yeni katılan Scarlett Johansson ve Sebastian Stan eşlik ediyor.

Reeves imzalı The Batman, Mart 2022'de vizyona girmiş ve dünya genelinde 770,3 milyon dolar hasılat elde etmişti. 

Film, Colin Farrell'ın başrolünü üstlendiği yan dizi The Penguin'in de önünü açmıştı. 

Reeves, Batman'in düşmanlarından birini konu alan Clayface'in de yapımcılarından. DC yapımı film, 23 Ekim'de vizyona girecek.

Çekimlere verilen ara, Paramount Skydance'in Warner Bros. Discovery'yi devralma işlemini tamamlamaya hazırlandığı döneme denk geliyor. DC Stüdyoları da Warner Bros. bünyesinde bulunuyor. 

DC'nin başındaki James Gunn ve Peter Safran, yeni yönetim altında görevlerini sürdürecek isimler arasında. Warner Bros.'un sinema bölümünü yöneten Mike De Luca ve Pam Abdy ise stüdyodan ayrılıyor.

İlk ertelemenin ardından James Gunn, büyük bütçeli filmlerin devamlarının yıllar sonra gelmesinin olağan olduğunu savunmuştu. Threads'te paylaşım yapan Gunn, şöyle yazmıştı:

Dürüst olmak gerekirse, devam filmleri arasında 5 yıl veya daha uzun aralar olması son derece yaygın. Yaratık (Alien) ve Yaratık 2 (Aliens) arasında 7 yıl var. İnanılmaz Aile (Incredibles) filmleri arasında 14 yıl. İlk iki Terminatör'ün (Terminator) arası 7 yıl. Avatar'lar arasında 13 sene var. Top Gun'ların arası ise 36 yıl. Ve tabii ki Galaksinin Koruyucuları 2 (Guardians Of The Galaxy Vol 2) ve 3 arasında da 6 yıl var.

Pattinson ise yakın zamanda Collider'a verdiği röportajda The Batman 2'nin ilk filmden çok farklı bir yaklaşım sunacağını söylemişti:

Çok iddialı bir film. Sanırım geçen gün bir yerde de söyledim: İlk film Batman'e farklı bir bakış getiriyordu, bu da başka bir bakış sunuyor. İlkine göre beklenmedik bir yöne gidiyor ama bir şekilde onun atmosferinden bazı unsurları koruyor. Bana gerçekten çok iddialı geliyor ve ortaya nasıl bir film çıkacağını görmek için heyecanlanıyorum.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter, Variety, Collider


Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
TT

Vance: Savaşı sona erdirmek için İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesini «köklü biçimde» azaltması gerekiyor

Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)
Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Cumhuriyetçi destekçilere hitap ediyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Reuters’a verdiği özel röportajda, İran’ın ABD’nin taleplerini karşılamak ve iki ülke arasında yedi aydan uzun süredir devam eden savaşı sona erdirmek için uranyum zenginleştirme kapasitesini «önemli ölçüde» azaltması gerektiğini söyledi. Vance, Washington’un Tahran’ın müzakerelerde kararları nasıl aldığı konusunda hâlâ emin olmadığını belirtti.

Vance, ABD’nin yurt dışındaki savaşlara müdahil olmasına uzun süredir kuşkuyla yaklaşsa da çatışmayı sona erdirmeye yönelik müzakerelerde başrol oynadı ve geçen haziran ayında geçici bir anlaşmaya varılmasına aracılık etti. Ancak anlaşma kısa süre içinde çöktü.

Savaş, küresel enerji piyasalarını sarstı ve gelecek kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti için siyasi bir yük haline geldi.

Vance, pazartesi günü Alaska’daki seçim kampanyasının ardından verdiği röportajda, herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer zenginleştirme kapasitesini azaltmasını gerektireceğini söyledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Vance, İran’ın nükleer kapasitesini gelecekte azaltacağına dair güvence vermesinin yeterli olmayacağını belirtti.

Vance, «Nükleer silah istemiyorsanız, neden yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yakıta ihtiyacınız olsun? Nükleer silah üretmeyeceğinize dair taahhüdünüzü göstermek istiyorsanız, yüksek oranda zenginleştirilmiş yakıt üretmeyin. Bu son derece temel bir mesele» ifadelerini kullandı.

Vance, «Nükleer silah üretmeme konusundaki kararlılıklarını göstermek istiyorlarsa, zenginleştirme kapasiteleri konusunda somut adımlar atacaklarını düşünüyorum» diye konuştu.

İran ve ABD, son haftalarda savaşı sona erdirmeyi ve küresel enerji taşımacılığı açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı amaçlayan öneriler sundu. Trump, Tahran’ın son teklifini reddetti ve askeri operasyonların Kongre ara seçimlerinin ardından artabileceği uyarısında bulundu.

Vance, ABD’nin hâlâ bir anlaşmaya varmaya açık olduğunu ancak bunun için İran’ın nükleer programına ilişkin somut tavizler vermesini şart koşacağını belirtti. “Sözleri eylemlerin yerine koymayacağız” dedi.

Washington Tahran’daki karar alma mekanizmasından emin değil

Vance, süreci daha da karmaşık hale getiren unsurlardan birinin Washington’un Tahran’da kararları kimin aldığı konusunda emin olmaması olduğunu kaydetti.

ABD’nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüşmeler yürüttüğünü belirten Vance, savaşın başında düzenlenen ortak ABD-İsrail saldırılarında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından, iki ismin İran’daki güç yapısı içinde ne ölçüde yetkiye sahip olduğunun net olmadığını ifade etti.

Vance, «Ülkelerinin kararları nasıl aldığı tam olarak net değil. Fark ettiğimiz şeylerden biri bu» dedi.

Trump da dün yaptığı açıklamada, kendisi açısından «en büyük sorunun» İran’ı kimin yönettiğini kimsenin bilmemesi olduğunu söylemişti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise pazar günü yaptığı açıklamada, ABD’li yetkililerin İran’daki muhataplarının kim olduğunu ve İran’daki karar alma mekanizmasının nasıl işlediğini çok iyi bildiklerini ifade etti.

Bekayi, haftalık basın toplantısında, «Asıl sorun tam tersidir; sorun, ABD’li yetkililerden gelen çelişkili tutumlar ve birbirleriyle örtüşmeyen mesajlardır» dedi.

Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)
Vance, Witkoff ve Kushner ile birlikte, İsviçre, 21 Haziran 2026 (AP)

Vance: İran Hürmüz Boğazı'ndan enerji ihracatını büyük ölçüde engelleyemiyor

Vance, Reuters’a yaptığı açıklamada, savaş alanındaki durumu değerlendirmek amacıyla sahadaki komutanlarla bizzat görüştüğünü söyledi.

Mühimmat konusunda yaşanan ciddi kıtlığa ilişkin endişeleri reddeden Vance, İran güçlerinin zaman zaman Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri vurabildiğini ancak enerji ihracatını bu su yolundan geçerek sürdürmeyi büyük ölçüde engelleyemediğini belirtti.

Beyaz Saray’ın baş müzakerecisi olarak sık sık anılmasına rağmen, bir anlaşmaya varılması amacıyla yürütülen görüşmelere liderlik edip etmediği sorusuna yanıt vermeyen Vance, “Elbette sürece dahiliz. Nihayetinde dümeni elinde tutan ABD Başkanı’dır” dedi.

Savaş seçim kampanyasının ana gündemlerinden biri

Aylık maliyeti 3 milyar dolara ulaşan savaş, seçim kampanyasının başlıca gündemlerinden biri haline geldi. Enerji fiyatlarındaki artış, Trump ve Cumhuriyetçileri, Kongre’nin kontrolünü belirleyecek çekişmeli eyaletlerde seçmenlere karşı kendilerini savunmak zorunda bıraktı.

Vance, Trump’ın çatışmayı yönetme biçimine yönelik eleştirileri hafifletmeye çalıştı. Seçmenlere, bu meselenin gelecek ay yapılacak seçimlerde Cumhuriyetçilere destek vermelerine engel olmaması gerektiğini söyledi.

Vance, Alaska’da yeniden seçilmek için Demokrat rakibi Mary Peltola ile başa baş bir yarış yürüten Cumhuriyetçi Senatör Dan Sullivan’a destek amacıyla miting düzenledi.

Trump, 2024’te Alaska’da yüzde 13 puan farkla kazanmıştı. Ancak günlük yaşam maliyetlerindeki artış, eyaletteki seçimin sonucunu belirsiz hale getirdi.

Vance, Reuters konuşmadan önce konuşmasının önemli bir bölümünü özellikle enerji fiyatları başta olmak üzere hayat pahalılığına ilişkin endişelere ayırdı. Alaska’nın uzak konumu tüketim mallarının daha pahalı olmasına yol açarken, enerji üretimi de eyalet ekonomisinin başlıca sektörlerinden biri.

Miting sırasında Sullivan, Vance’i yanlışlıkla başkan yardımcısı yerine ABD başkanı olarak tanıtmak üzereyken kalabalık tezahürat yaptı. Vance, Trump’ın Beyaz Saray’daki olası halefleri arasında öne çıkan Cumhuriyetçi isimlerden biri olarak görülüyor.

Vance, daha sonra Reuters’a yaptığı açıklamada 2028’de başkanlığa aday olup olmayacağına henüz karar vermediğini söyledi.

“Ben doğam gereği temkinli bir insanım. Aslında bu konu hakkında pek fazla düşünmedim” şeklinde konuştu.