ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Ekonomik istikrarsızlık ve döviz krizi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın yönetiminin karşı karşıya olduğu ve dış politikalarını etkileyen iki büyük zorluk

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

İnci Mecdi
Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye yetkilileri ABD - Türkiye iş birliğinin sürdürülmesinin ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üyeliğinin önemine defalarca dikkatleri çekseler de, 2021 yılında ABD’nin aldığı Türkiye karşıtı kararların yanı sıra Türkiye’nin eylemleri, ikili ilişkilerin geleceği hakkında birçok soru ve şüpheyi gündeme getirdi. ABD Kongresi’ne bağlı Kongre Araştırma Servisi, bu gerginlik ortasında iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğine dair kilit faktörlere değindi.
Kongre Araştırma Servisi, yeni yayınlanan yıllık raporunda, ABD- Türkiye ilişkilerinin geleceğinin çeşitli faktörlere bağlı olduğunu vurguladı. Raporda, söz konusu faktörler arasında ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın (döviz krizi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili çeşitli endişeler göz önüne alındığında) içerideki kontrolünü sürdürüp sürdüremeyeceği, Türkiye’nin daha fazla Rus silahı almaya devam edip etmeyeceği ve Rus S-400 füze savunma sistemini kullanıp kullanmayacağı, çeşitli bölgesel krizlerin (Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki gaz anlaşmazlıkları) sonucunun ne olacağı, bunların Türkiye’nin ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği (AB), İran ve Arap hükümetleri gibi kilit aktörlerle ilişkileri üzerindeki etkisi, son olarak Türkiye’nin gücünü pekiştirip pekiştiremeyeceği ve askeri ve ekonomik işbirliğinden yararlanarak kendi nüfuz alanını oluşturup oluşturmayacağı’ konuları da yer alıyor.

Döviz krizi ve ekonomik kriz
Rapor, geçen hafta dolar karşısında 18,4’e kadar ulaşan liranın son derece düşük bir seviyeye gerilemesinin ardından yaşanan Türk para krizine odaklandı. Bu kriz, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın tek taraflı kararlarına dayalı olarak faiz oranlarını düşürmeye yönelik bir dizi önlem nedeniyle enflasyonun artması korkuları ortasında aylarca süren sürekli bir düşüşün ardından yaşandı. Cumhurbaşkanının, yüzde 50’den fazla bir sıçrama yapmak için piyasaya milyarlarca dolar pompalayarak lirayı kurtarmaya dönük müdahalesine rağmen para birimi, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 7,3 liraya kıyasla bu hafta başlarında dolar karşısında yaklaşık yüzde 8 kayıpla 11,78’e ulaştı. 30 Aralık’ta ise Reuters, Türk lirasının dolar karşısında 13,2 olduğunu bildirdi.
ABD raporuna göre birçok gözlemci, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘büyük ölçüde totaliter yönetimi’ ile ilgili endişelerini dile getirirken, ekonominin rejimin önündeki en büyük zorluk olmaya devam ettiğini belirtti. Gözlemciler, 2021’in sonlarında hızla devam eden döviz krizinin, bazı yapısal ekonomik sorunları daha da kötüleştirdiğini, bu durumun ise önemli bir iç endişeye neden olduğunu ifade etti.
Ülke, hiperenflasyonla karşı karşıya iken Erdoğan, Türkiye Merkez Bankası’na faiz oranlarını düşürmesi için baskı yaptı. Bu, faiz oranlarını yükseltmenin enflasyonu durdurduğuna, yabancı sermayeyi çektiğine ve para birimini desteklediğine dair geleneksel ekonomi teorisine aykırı bir karar. Gözlemciler, Erdoğan’ın 2021’de Türkiye’nin maliye ve para politikasını kendi görüşleriyle daha uyumlu hale getirmek için Merkez Bankası Başkanı’nı ve Maliye Bakanını değiştirdiğini söylüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı, bu ayın başlarında aldığı parasal kararlar hakkında düşük faiz oranlarının 'üretimi, istihdamı ve ihracatı artırdığını’ savunmuştu. Erdoğan ayrıca, yüksek faiz oranlarını ‘İslam’ın öğretileriyle çeliştiği ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu artırdığı’ için eleştirmişti.

Olağanüstü hâl dayatması
Gözlemciler, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın muhalefetteki siyasilerin erken seçim çağrısına yanıt vermesini uzak bir ihtimal olarak görüyor. Artan yaşam maliyetine karşı çoğalan halk memnuniyetsizliği ortasında cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, ABD raporunda, ekonomik kargaşa iç istikrarsızlığı körüklerse Erdoğan hükümeti, seçimleri erteleme olasılığı da dahil bir olağanüstü hâl uygulamaya başlayabilir. Bunun yanı sıra bazı taraflar, Erdoğan döneminde özgür ve adil seçimlerin yapılıp yapılamayacağını veya Erdoğan’ın yandaşlarının muhalefet partilerine gerçekten oy verip vermeyeceğini sorguluyor. Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumuyla ilgili söylentileri, ‘asılsız’ olarak nitelendirerek yalanlasa da, ABD raporunda adı geçen bazı kaynaklar Erdoğan’ın sağlığı hakkında ciddi soru işaretlerine değiniyor.

Bölgesel bir güç ve çok kutuplu bir sistem
Dış ilişkiler açısından ise Türkiye’nin ABD ve diğer ülkelerle olan ilişkilerindeki eğilimler, ‘çok kutuplu bir dünya düzeninde bölgesel bir güç olarak hareket etmek için daha fazla bağımsızlık arayan’ Ankara’nın genel stratejik yönündeki değişiklikleri yansıtıyor. Rapora göre Türkiye’nin dış politika yörüngesi, 1952’de NATO’ya katılmasından bu yana, şu anda tartışmasız olarak daha az batı yönelimli.
Türkiye’nin Rus S-400 füze savunma sistemini satın alma ısrarı, ABD ile ilişkilerinde önemli bir yankı buldu. Öyle ki bu, Washington’un Ankara’yı F-35 savaş uçağı programından çıkarma kararı almasına yol açtı. Türkiye Savunma Sanayi’sine de ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırımlar uygulandı.
Rapora göre Türkiye’nin füze savunma sistemi konusundaki ABD ile Türkiye arasında devam eden gerginlik, Batı’nın Türkiye’ye daha fazla silah satışını önleyebilir. Türkiye, geçtiğimiz günlerde yeni bir grup ‘F-16’ uçağının satın alınmasını ve filosundaki eski uçakların modernizasyonunu ABD'den talep ederken, Kongre’nin bazı üyeleri bu talebe karşı çıktı. Bu durum, kısmen Türkiye’nin Rus silahlarını satın almaktaki ısrarından kaynaklanıyor. Bu bağlamda gözlemciler, Türkiye’nin savaş uçaklarını modernize etmek için ABD ile ortaklık kuramaması halinde, alternatif olarak Rusya’ya veya diğer tedarikçilere yönelebileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ancak Türkiye’nin, Rus silah platformlarına yönelmesi halinde NATO ile savunma konularına nasıl yakınlaşacağı da belirsiz.

Geleneksel ilişkiler
Geleneksel olarak Türkiye, savunma iş birliği konusunda ABD ve NATO’ya yakından güveniyor. Aynı şekilde 1990’ların sonundan bu yana gümrük birliği için AB ile enerji ithalatı için Rusya ve İran’la olan ilişkileri de dahil, ticaret ve yatırım işlerinde de Avrupa ülkeleriyle bağlantılı. Bu, Türkiye’nin askeri gücünün ve ekonomik refahının hala büyük ölçüde bu geleneksel ilişkilere bağlı olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan Kongre Araştırma Servisi’ne göre Türkiye’de devam eden ekonomik kriz, bu geleneksel ilişkilerin sıkıntıya girmesi durumunda ülkenin karşı karşıya kalacağı tehlikelere de ışık tutuyor. Suriye, Yunanistan, Kıbrıs ve Libya konusuyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere Türkiye’yi çevreleyen bölgedeki çeşitli karmaşık koşullar, Türkiye’nin ABD ve diğer kilit aktörlerle olan ilişkilerini etkiliyor. Ama Erdoğan’ın Türk milliyetçilerle parlamentodaki koalisyonunu koruma ve içeride gücünü pekiştirme konusundaki arzusu, bazı durumlarda bölge ülkelerine ve diğerlerine yönelik eylemlerini kısmen açıklayabilir.
Örneğin Ankara, Moskova’dan bir füze savunma sistemi satın alırken ve son birkaç yılda iki taraf arasındaki iş birliği bazı alanlarda gelişirken, Türkiye’nin ‘başta Libya ve Suriye olmak üzere pek çok çatışma alanında’ Rusya’ya karşı koyma hamleleri, (ABD’li gözlemcilere göre) iki ülke arasındaki işbirliğinin kapsamlı değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor.

İncirlik’e alternatif
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkelerle yaşadığı gerilimler, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine ve söz konusu ülkelerin birbirlerine yaklaşmalarına yol açtı. Zaman zaman ABD’li yetkililer, Türk uygulamalarına karşı koymak için müttefikler ve diğer ortaklar arasındaki iş birliğini teşvik etti. Örneğin Washington’un, Atina ile karşılıklı bir savunma iş birliği anlaşması bulunuyor. Bu çerçevede rapor, bazı gözlemcilerin ABD’nin ABD ve NATO askeri varlıkları için Türk topraklarına alternatif üsler keşfetmesi gerektiğine dair tavsiyelerine dikkat çekiyor.
Kongre’nin raporunda, Türkiye ve Batılı ülkeler arasında artan gerginliğin ve Türkiye topraklarının ABD ve diğer NATO askeri varlıkları açısından sağladığı fayda konusundaki şüphelerin, birçok gözlemciyi ‘Türkiye’deki İncirlik üssüne alternatif üsler arama’ çağrısında bulunmaya ittiği belirtiliyor. Bazı raporlar, genişletilmiş ABD askeri varlığının veya Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ürdün ve Romanya gibi ülkelerdeki olası genişlemesinin, Türkiye ile ilgili endişelerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin güneydoğusundaki İncirlik Askeri Hava Üssü, NATO’nun bölgedeki stratejik  varlığı olarak kabul ediliyor. Bu üs, ABD’nin Suriye’de saldırılar başlattığı DEAŞ’a karşı savaşta önemli bir rol oynadı. ABD, bu üste Soğuk Savaş dönemine ait 50 adet B-61 nükleer savaş başlığı depoluyor ve üste yaklaşık bin 500 ABD askeri personeli bulunuyor. Üs, 1955’ten bu yana her iki ülkenin de kontrolü altında. Burası, Sovyetler Birliği’ne yönelik ABD nükleer bombalarının depolanması için uygun bir yerdi.
İncirlik üssünün bölgedeki askeri operasyonlar açısından önemine rağmen 2019 yılından bu yana ABD karar çevrelerinde, üssün Yunanistan’ın Girit adası da dahil olmak üzere bölge ülkelerinden birine devredilmesi konusunda konuşmalar dönüyor. Eylül 2020’de ABD basınında çıkan haberlere göre Kongre’de, Türkiye’deki hava üssünün ‘endişe verici’ dış politika nedeniyle terk edilmesi hakkında konuşuluyordu. Bu, birçok gözlemci tarafından da desteklenen bir çağrı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), son yıllarda İncirlik’e olan bağımlılığını azaltacak gibi görünen adımlar attı. Medya organlarına göre ABD, ‘Yunanistan ve Kıbrıs’ta ABD üsleri geliştirmenin yanı sıra’ Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü geliştirmek için son iki yılda 150 milyon dolardan fazla harcama yaptı.
Bununla birlikte Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere deniz erişimini kontrol eden Karadeniz’deki Türk nüfuzu, Ankara açısından güçlü bir nokta ve (Karadeniz’deki Rus etkisini baltalamak isteyen) ABD ve tabii ki NATO ile önemli bir iş birliği alanı olmaya devam ediyor. Karadeniz’deki Türk nüfuzu, 1936 Montrö Sözleşmesi ile Ankara’ya tanınan sınırlı bir ayrıcalık.

Erdoğan’ın meşruiyeti
Rapora göre Washington’un Erdoğan ile yakın ilişki kurmaya ne ölçüde istekli olduğu, ‘Erdoğan’ın ülke içindeki siyasi meşruiyetine, iktidarda kalma olasılığının ne kadar olduğuna ve halefinin jeopolitik, tarihsel ve ekonomik mülahazalar çerçevesinde politikalarını ne kadar değiştirebileceğine’ ilişkin ABD tasavvuruna bağlı olabilir. Erdoğan’a destek, ülkesindeki diğer büyük politikacılarla kıyaslandığında kısmen ulusal güvenlik kaygılarına ve ekonomik koşullara, kısmen de ırk, din, cinsiyet ve sosyal sınıftan kaynaklanan ideolojik veya kolektif kimlik değerlendirmelerine bağlı.
Ayrıca ABD yönetiminin ve Kongre’nin Türkiye’ye yönelik eylem ve kararlarının ‘ikili ilişkiler, ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri seçenekleri ve Türkiye’nin stratejik yönü ve mali refahı’ üzerinde etkileri olacaktır. Öyle ki bu eylemlerin, ‘Türkiye’nin 2021 sonlarında F-16’ları satın alma ve modernize etme talebine yanıt vermeyi, CAATSA yaptırımlarını yeniden gözden geçirmeyi ve belki de hafifletmeyi, askeri üs seçeneklerini değerlendirmeyi ve Türkiye ve bölgesel rakipleriyle ilişkileri dengelemeyi’ içermesi mümkün.



Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Venezuela ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağını duyurdu

Trump, Truth Social'da paylaştığı gönderide, "Tüm havayollarına, pilotlara, uyuşturucu kaçakçılarına ve insan kaçakçılarına: Venezuela üzerindeki ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağı konusunda uyarıda bulunun" ifadelerini kullandı.

New York Times'da dün yayınlanan bir habere göre, Trump geçen hafta Venezuelalı mevkidaşı Nicolás Maduro ile görüştü ve görüşmede Amerika Birleşik Devletleri'nde bir görüşme olasılığı ele alındı.

Geçtiğimiz hafta ABD, büyük havayollarını Venezuela üzerinde uçarken "kötüleşen güvenlik koşulları ve ülke içinde ve çevresinde artan askeri faaliyetler" nedeniyle "potansiyel olarak tehlikeli bir durum" konusunda uyardı.

Venezuela, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin uyarısı üzerine ülkeye uçuşlarını askıya alan altı büyük uluslararası havayolunun işletme haklarını iptal etti.

Trump yönetimi, Karayipler'deki büyük askeri yığınağıyla, özellikle de dünyanın en büyük uçak gemisini bölgeye konuşlandırarak Venezuela üzerinde yoğun bir baskı uyguluyor.

Washington, amacın uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olduğunu söylerken, Karakas nihai hedefin rejim değişikliği olduğunu savunuyor. Eylül ayından bu yana ABD güçleri, Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığından şüphelenilen 20'den fazla tekneyi imha etti ve bu saldırılarda 83'ten fazla kişi hayatını kaybetti.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.