ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Ekonomik istikrarsızlık ve döviz krizi, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın yönetiminin karşı karşıya olduğu ve dış politikalarını etkileyen iki büyük zorluk

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

ABD raporu: Erdoğan’ın meşruiyeti, ABD - Türkiye ilişkilerinin geleceğini belirleyecek

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

İnci Mecdi
Her ne kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Türkiye yetkilileri ABD - Türkiye iş birliğinin sürdürülmesinin ve Türkiye’nin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üyeliğinin önemine defalarca dikkatleri çekseler de, 2021 yılında ABD’nin aldığı Türkiye karşıtı kararların yanı sıra Türkiye’nin eylemleri, ikili ilişkilerin geleceği hakkında birçok soru ve şüpheyi gündeme getirdi. ABD Kongresi’ne bağlı Kongre Araştırma Servisi, bu gerginlik ortasında iki ülke arasındaki ilişkinin geleceğine dair kilit faktörlere değindi.
Kongre Araştırma Servisi, yeni yayınlanan yıllık raporunda, ABD- Türkiye ilişkilerinin geleceğinin çeşitli faktörlere bağlı olduğunu vurguladı. Raporda, söz konusu faktörler arasında ‘Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın (döviz krizi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile ilgili çeşitli endişeler göz önüne alındığında) içerideki kontrolünü sürdürüp sürdüremeyeceği, Türkiye’nin daha fazla Rus silahı almaya devam edip etmeyeceği ve Rus S-400 füze savunma sistemini kullanıp kullanmayacağı, çeşitli bölgesel krizlerin (Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki gaz anlaşmazlıkları) sonucunun ne olacağı, bunların Türkiye’nin ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği (AB), İran ve Arap hükümetleri gibi kilit aktörlerle ilişkileri üzerindeki etkisi, son olarak Türkiye’nin gücünü pekiştirip pekiştiremeyeceği ve askeri ve ekonomik işbirliğinden yararlanarak kendi nüfuz alanını oluşturup oluşturmayacağı’ konuları da yer alıyor.

Döviz krizi ve ekonomik kriz
Rapor, geçen hafta dolar karşısında 18,4’e kadar ulaşan liranın son derece düşük bir seviyeye gerilemesinin ardından yaşanan Türk para krizine odaklandı. Bu kriz, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın tek taraflı kararlarına dayalı olarak faiz oranlarını düşürmeye yönelik bir dizi önlem nedeniyle enflasyonun artması korkuları ortasında aylarca süren sürekli bir düşüşün ardından yaşandı. Cumhurbaşkanının, yüzde 50’den fazla bir sıçrama yapmak için piyasaya milyarlarca dolar pompalayarak lirayı kurtarmaya dönük müdahalesine rağmen para birimi, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 7,3 liraya kıyasla bu hafta başlarında dolar karşısında yaklaşık yüzde 8 kayıpla 11,78’e ulaştı. 30 Aralık’ta ise Reuters, Türk lirasının dolar karşısında 13,2 olduğunu bildirdi.
ABD raporuna göre birçok gözlemci, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ‘büyük ölçüde totaliter yönetimi’ ile ilgili endişelerini dile getirirken, ekonominin rejimin önündeki en büyük zorluk olmaya devam ettiğini belirtti. Gözlemciler, 2021’in sonlarında hızla devam eden döviz krizinin, bazı yapısal ekonomik sorunları daha da kötüleştirdiğini, bu durumun ise önemli bir iç endişeye neden olduğunu ifade etti.
Ülke, hiperenflasyonla karşı karşıya iken Erdoğan, Türkiye Merkez Bankası’na faiz oranlarını düşürmesi için baskı yaptı. Bu, faiz oranlarını yükseltmenin enflasyonu durdurduğuna, yabancı sermayeyi çektiğine ve para birimini desteklediğine dair geleneksel ekonomi teorisine aykırı bir karar. Gözlemciler, Erdoğan’ın 2021’de Türkiye’nin maliye ve para politikasını kendi görüşleriyle daha uyumlu hale getirmek için Merkez Bankası Başkanı’nı ve Maliye Bakanını değiştirdiğini söylüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı, bu ayın başlarında aldığı parasal kararlar hakkında düşük faiz oranlarının 'üretimi, istihdamı ve ihracatı artırdığını’ savunmuştu. Erdoğan ayrıca, yüksek faiz oranlarını ‘İslam’ın öğretileriyle çeliştiği ve zengin ile fakir arasındaki uçurumu artırdığı’ için eleştirmişti.

Olağanüstü hâl dayatması
Gözlemciler, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın muhalefetteki siyasilerin erken seçim çağrısına yanıt vermesini uzak bir ihtimal olarak görüyor. Artan yaşam maliyetine karşı çoğalan halk memnuniyetsizliği ortasında cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin Haziran 2023’te yapılması planlanıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre, ABD raporunda, ekonomik kargaşa iç istikrarsızlığı körüklerse Erdoğan hükümeti, seçimleri erteleme olasılığı da dahil bir olağanüstü hâl uygulamaya başlayabilir. Bunun yanı sıra bazı taraflar, Erdoğan döneminde özgür ve adil seçimlerin yapılıp yapılamayacağını veya Erdoğan’ın yandaşlarının muhalefet partilerine gerçekten oy verip vermeyeceğini sorguluyor. Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanlığı, Cumhurbaşkanı’nın sağlık durumuyla ilgili söylentileri, ‘asılsız’ olarak nitelendirerek yalanlasa da, ABD raporunda adı geçen bazı kaynaklar Erdoğan’ın sağlığı hakkında ciddi soru işaretlerine değiniyor.

Bölgesel bir güç ve çok kutuplu bir sistem
Dış ilişkiler açısından ise Türkiye’nin ABD ve diğer ülkelerle olan ilişkilerindeki eğilimler, ‘çok kutuplu bir dünya düzeninde bölgesel bir güç olarak hareket etmek için daha fazla bağımsızlık arayan’ Ankara’nın genel stratejik yönündeki değişiklikleri yansıtıyor. Rapora göre Türkiye’nin dış politika yörüngesi, 1952’de NATO’ya katılmasından bu yana, şu anda tartışmasız olarak daha az batı yönelimli.
Türkiye’nin Rus S-400 füze savunma sistemini satın alma ısrarı, ABD ile ilişkilerinde önemli bir yankı buldu. Öyle ki bu, Washington’un Ankara’yı F-35 savaş uçağı programından çıkarma kararı almasına yol açtı. Türkiye Savunma Sanayi’sine de ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırımlar uygulandı.
Rapora göre Türkiye’nin füze savunma sistemi konusundaki ABD ile Türkiye arasında devam eden gerginlik, Batı’nın Türkiye’ye daha fazla silah satışını önleyebilir. Türkiye, geçtiğimiz günlerde yeni bir grup ‘F-16’ uçağının satın alınmasını ve filosundaki eski uçakların modernizasyonunu ABD'den talep ederken, Kongre’nin bazı üyeleri bu talebe karşı çıktı. Bu durum, kısmen Türkiye’nin Rus silahlarını satın almaktaki ısrarından kaynaklanıyor. Bu bağlamda gözlemciler, Türkiye’nin savaş uçaklarını modernize etmek için ABD ile ortaklık kuramaması halinde, alternatif olarak Rusya’ya veya diğer tedarikçilere yönelebileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Ancak Türkiye’nin, Rus silah platformlarına yönelmesi halinde NATO ile savunma konularına nasıl yakınlaşacağı da belirsiz.

Geleneksel ilişkiler
Geleneksel olarak Türkiye, savunma iş birliği konusunda ABD ve NATO’ya yakından güveniyor. Aynı şekilde 1990’ların sonundan bu yana gümrük birliği için AB ile enerji ithalatı için Rusya ve İran’la olan ilişkileri de dahil, ticaret ve yatırım işlerinde de Avrupa ülkeleriyle bağlantılı. Bu, Türkiye’nin askeri gücünün ve ekonomik refahının hala büyük ölçüde bu geleneksel ilişkilere bağlı olduğu anlamına geliyor.
Öte yandan Kongre Araştırma Servisi’ne göre Türkiye’de devam eden ekonomik kriz, bu geleneksel ilişkilerin sıkıntıya girmesi durumunda ülkenin karşı karşıya kalacağı tehlikelere de ışık tutuyor. Suriye, Yunanistan, Kıbrıs ve Libya konusuyla ilgili olanlar da dahil olmak üzere Türkiye’yi çevreleyen bölgedeki çeşitli karmaşık koşullar, Türkiye’nin ABD ve diğer kilit aktörlerle olan ilişkilerini etkiliyor. Ama Erdoğan’ın Türk milliyetçilerle parlamentodaki koalisyonunu koruma ve içeride gücünü pekiştirme konusundaki arzusu, bazı durumlarda bölge ülkelerine ve diğerlerine yönelik eylemlerini kısmen açıklayabilir.
Örneğin Ankara, Moskova’dan bir füze savunma sistemi satın alırken ve son birkaç yılda iki taraf arasındaki iş birliği bazı alanlarda gelişirken, Türkiye’nin ‘başta Libya ve Suriye olmak üzere pek çok çatışma alanında’ Rusya’ya karşı koyma hamleleri, (ABD’li gözlemcilere göre) iki ülke arasındaki işbirliğinin kapsamlı değil, konjonktürel olduğunu gösteriyor.

İncirlik’e alternatif
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan gibi ülkelerle yaşadığı gerilimler, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve Mısır gibi bölgedeki birçok ülkeyle ilişkilerinin olumsuz etkilenmesine ve söz konusu ülkelerin birbirlerine yaklaşmalarına yol açtı. Zaman zaman ABD’li yetkililer, Türk uygulamalarına karşı koymak için müttefikler ve diğer ortaklar arasındaki iş birliğini teşvik etti. Örneğin Washington’un, Atina ile karşılıklı bir savunma iş birliği anlaşması bulunuyor. Bu çerçevede rapor, bazı gözlemcilerin ABD’nin ABD ve NATO askeri varlıkları için Türk topraklarına alternatif üsler keşfetmesi gerektiğine dair tavsiyelerine dikkat çekiyor.
Kongre’nin raporunda, Türkiye ve Batılı ülkeler arasında artan gerginliğin ve Türkiye topraklarının ABD ve diğer NATO askeri varlıkları açısından sağladığı fayda konusundaki şüphelerin, birçok gözlemciyi ‘Türkiye’deki İncirlik üssüne alternatif üsler arama’ çağrısında bulunmaya ittiği belirtiliyor. Bazı raporlar, genişletilmiş ABD askeri varlığının veya Yunanistan, Güney Kıbrıs, Ürdün ve Romanya gibi ülkelerdeki olası genişlemesinin, Türkiye ile ilgili endişelerle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Türkiye’nin güneydoğusundaki İncirlik Askeri Hava Üssü, NATO’nun bölgedeki stratejik  varlığı olarak kabul ediliyor. Bu üs, ABD’nin Suriye’de saldırılar başlattığı DEAŞ’a karşı savaşta önemli bir rol oynadı. ABD, bu üste Soğuk Savaş dönemine ait 50 adet B-61 nükleer savaş başlığı depoluyor ve üste yaklaşık bin 500 ABD askeri personeli bulunuyor. Üs, 1955’ten bu yana her iki ülkenin de kontrolü altında. Burası, Sovyetler Birliği’ne yönelik ABD nükleer bombalarının depolanması için uygun bir yerdi.
İncirlik üssünün bölgedeki askeri operasyonlar açısından önemine rağmen 2019 yılından bu yana ABD karar çevrelerinde, üssün Yunanistan’ın Girit adası da dahil olmak üzere bölge ülkelerinden birine devredilmesi konusunda konuşmalar dönüyor. Eylül 2020’de ABD basınında çıkan haberlere göre Kongre’de, Türkiye’deki hava üssünün ‘endişe verici’ dış politika nedeniyle terk edilmesi hakkında konuşuluyordu. Bu, birçok gözlemci tarafından da desteklenen bir çağrı.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), son yıllarda İncirlik’e olan bağımlılığını azaltacak gibi görünen adımlar attı. Medya organlarına göre ABD, ‘Yunanistan ve Kıbrıs’ta ABD üsleri geliştirmenin yanı sıra’ Ürdün’deki Muvaffak Salti Hava Üssü’nü geliştirmek için son iki yılda 150 milyon dolardan fazla harcama yaptı.
Bununla birlikte Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelere deniz erişimini kontrol eden Karadeniz’deki Türk nüfuzu, Ankara açısından güçlü bir nokta ve (Karadeniz’deki Rus etkisini baltalamak isteyen) ABD ve tabii ki NATO ile önemli bir iş birliği alanı olmaya devam ediyor. Karadeniz’deki Türk nüfuzu, 1936 Montrö Sözleşmesi ile Ankara’ya tanınan sınırlı bir ayrıcalık.

Erdoğan’ın meşruiyeti
Rapora göre Washington’un Erdoğan ile yakın ilişki kurmaya ne ölçüde istekli olduğu, ‘Erdoğan’ın ülke içindeki siyasi meşruiyetine, iktidarda kalma olasılığının ne kadar olduğuna ve halefinin jeopolitik, tarihsel ve ekonomik mülahazalar çerçevesinde politikalarını ne kadar değiştirebileceğine’ ilişkin ABD tasavvuruna bağlı olabilir. Erdoğan’a destek, ülkesindeki diğer büyük politikacılarla kıyaslandığında kısmen ulusal güvenlik kaygılarına ve ekonomik koşullara, kısmen de ırk, din, cinsiyet ve sosyal sınıftan kaynaklanan ideolojik veya kolektif kimlik değerlendirmelerine bağlı.
Ayrıca ABD yönetiminin ve Kongre’nin Türkiye’ye yönelik eylem ve kararlarının ‘ikili ilişkiler, ABD’nin bölgedeki siyasi ve askeri seçenekleri ve Türkiye’nin stratejik yönü ve mali refahı’ üzerinde etkileri olacaktır. Öyle ki bu eylemlerin, ‘Türkiye’nin 2021 sonlarında F-16’ları satın alma ve modernize etme talebine yanıt vermeyi, CAATSA yaptırımlarını yeniden gözden geçirmeyi ve belki de hafifletmeyi, askeri üs seçeneklerini değerlendirmeyi ve Türkiye ve bölgesel rakipleriyle ilişkileri dengelemeyi’ içermesi mümkün.



Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
TT

Avrupa Birliği, planın tam olarak uygulanmasını talep ediyor ve Trump'ın Gazze planının ikinci aşamasının başlatılmasını memnuniyetle karşılıyor

İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)
İsrail'in Gazze Şeridi'nin merkezindeki bir evi hedef alan hava saldırısının ardından oluşan yıkım (Reuters)

Avrupa Birliği, bugün, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi için hazırladığı barış planının ikinci aşamasının başlatılacağının duyurulmasını memnuniyetle karşıladı. AB, diplomatik, insani ve güvenlik araçlarıyla Gazze Şeridi'ndeki barış çabalarını desteklemeye devam etmeye hazır olduğunu teyit etti.

AB sözcüsü yaptığı açıklamada, “BM Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararıyla onaylanan, Gazze'deki çatışmayı sona erdirmek için hazırlanan 20 maddelik ABD planının ikinci aşamasının başlatılmasının duyurulmasını memnuniyetle karşılıyoruz, özellikle de Filistin Yönetimi'nin desteğiyle Gazze'yi yönetmek üzere bir Filistin ulusal komitesinin atanmasını” ifadelerini kullandı.

Sözcü, “Hamas'ın silahsızlandırılması, kapsamlı insani yardım sağlanması ve Gazze'nin yeniden inşası da dahil olmak üzere barış planının tam olarak uygulanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” diye ekledi.

Trump'ın özel elçisi Steve Witkoff dün, Gazze planının ikinci aşamasının başlatıldığını duyurdu. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu aşama, ateşkesin ardından Hamas'ın silahsızlandırılması, teknokrat bir yönetim ve yeniden inşa aşamalarını içeriyor.

X'te yayınladığı bir gönderide Witkoff, 20 maddelik planın ikinci aşamasının, Gazze'de “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi” adı altında geçici bir Filistin teknokrat yönetiminin kurulmasını içerdiğini ve bu yönetimin Gazze Şeridi'nin tamamen silahsızlandırılması ve yeniden inşası sürecini başlatacağını belirtti.


İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
TT

İsrail ordusunun Suriye’nin güneyine 22 askeri araçla girmesinin ardından 3 kişi gözaltına alındı

Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)
Suriye’de Kuneytra kentinin genel görünümü (Arşiv – Reuters)

İsrail ordusuna bağlı bir birlik, bugün (perşembe) Suriye’nin güneyinde, Kuneytra’nın güney kırsalındaki Sayda el-Hanût köyüne girdi.

Şarku'l Avsat'ın Suriye televizyonundan aktardığı habere göre 22 askeri araçtan oluşan işgal gücünün köye girerek aralarında iki kardeşin de bulunduğu üç genci gözaltına aldı.

Haberde, bu askeri hareketliliğin Kuneytra kırsalında İsrail güçleri tarafından gerçekleştirilen tekrarlanan ihlaller zincirinin bir parçası olduğu belirtildi.

Öte yandan İsrail ordusu, ultra-Ortodoks (Haredi) askerlerden oluşan “Haşmonaim” Tugayı’na bağlı birliklerin Suriye’nin güneyindeki güvenlik bölgesine konuşlandırıldığını duyurdu. Bu adım, söz konusu tugayın bölgede ilk kez konuşlandırılması olarak değerlendiriliyor.


ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
TT

ABD Grönland'ı ‘Altın Kubbe’ için mi istiyor?

Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'un merkezinde bir caddede yürüyen insanlar (AP)

Grönland, ABD’nin füze savunması için gerçekten önemli bir yer, ama Washington’ın füze kalkanı ya da diğer adıyla ‘Altın Kubbe’yi kurmak için başka seçenekleri de var. ABD aslında Başkan Donald Trump'ın ülkesinin güvenliği için ‘hayati’ olduğunu söylediği bu kutup adasını ele geçirmek zorunda değil.

ABD füze savunma sistemi hangi özelliklere sahip?

ABD balistik füze savunma sistemi, füzeleri tespit etmek ve izlemek için uydular ve erken uyarı radar ağından oluşur.

Bu sistemler (Pasifik Okyanusu’ndaki) Mariana Adaları, Alaska, Büyük Britanya ve Grönland gibi yerlerde bulunuyor.

ABD ayrıca Aegis Savaş Sistemi ile donatılmış savaş gemilerine güvenebilir ve Romanya'nın Deveselu ile Polonya'nın Redzikowo kentlerinde bulunan radarlarını kullanabilir.

Tüm bunların yanında Washington, Kaliforniya ve Alaska'da konuşlandırılmış 44 Yer Taban Önleyici (GBI) füzesi dahil olmak üzere çeşitli türlerde önleyici füzelere sahip.

Stratejik Araştırmalar Vakfı (Fondation pour la Recherche Stratégique/FRS) araştırmacısı Etienne Marcuz’a göre ABD bu füzeleri konuşlandırarak ‘Asya kıtasından gelebilecek her türlü tehdidi bertaraf etmeyi’ amaçlıyor. Ayrıca, GBI silolarının Rusya'dan gelen herhangi bir tehdidi önlemek için uygun konumda olmadığını da belirten

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı değerlendirmede Markuz, GBI füzelerinin doğudan gelen bir tehdidi önlemesinin olası olmadığını, çünkü bu füzelerin ABD'nin kuzeydoğusunda konuşlandırılabileceğini söyledi.

Trump'ın amacının radarları ve önleyici füzeleri ‘doğru yere’ yerleştirmek olduğunu düşünerek, Grönland'ı ilhak etmenin belirtilen nedeninin ‘bahaneden’ ibaret olduğunu savunan Markuz, “Bu füzelerin bir kısmı Polonya ve Romanya'da da bulunuyor. Dolayısıyla bu argüman ikna edici değil” ifadelerini kullandı.

Ayrıca, ABD’nin Aegis muhriplerinde SM-3 füzeleri bulunduğuna dikkati çeken Markuz, Polonya ve Romanya'da, füzelerden ayrılır ayrılmaz uzayda nükleer savaş başlıklarını önlemek için tasarlanmış SM-3 füzelerinin olduğunu, ABD'nin THAAD füze savunma sisteminin ise üst atmosferdeki son aşamada savaş başlıklarını önleyebildiğini kaydetti.

Altın Kubbe projesi nedir?

Göreve başladıktan kısa bir süre sonra, Başkan Trump, ABD topraklarını her türlü füze saldırısından korumayı amaçlayan Altın Kubbe projesini duyurdu.

ABD Başkanı, görev süresinin sonuna kadar 175 milyar dolarlık bir bütçe ayırarak operasyonel bir sistem kurmayı planlıyor, ancak birçok uzman bu hedefin bu süre içinde gerçekleştirilmesinin gerçekçi olmadığını düşünüyor.

American Enterprise Institute'tan (AEI) Todd Harrison'ın tahminlerine göre projenin maliyeti 20 yıl içinde yaklaşık 1 trilyon dolar olacak ve daha etkili bir kalkan için 3,6 trilyon dolara kadar çıkacak.

Düşük Dünya yörüngesinde, yörüngesinden ayrılıp hedef alınan füzeyle çarpışmak üzere tasarlanmış bir önleme uydusu filosunun konuşlandırılması başlıca yenilik olarak planlanıyor.

Etienne Marcuz, bununla ilgili olarak ‘başarısızlık durumunda başka fırlatma seçenekleri de olması gerektiğini’ söyledi. Marcuz Ayrıca, “ABD de kara ve denizdeki füze ve önleme yeteneklerini geliştirecek” diye ekledi.

Peki, neden Grönland?

ABD’ye fırlatılan kıtalararası balistik füzelerin Kuzey Kutbu üzerinden geçeceğini açıklayan Markuz, radar algılama ve önleme yeteneklerine duyulan ihtiyaca dikkat çekti.

ABD ordusu şu anda Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’ne radar sistemlerine sahiptir.

Gözetleme operasyonları ile ilgili olarak Markuz, uzaydaki füzeleri izlemek için Grönland'da radarların bulunmasının her zaman yararlı olduğunu, ancak bunların öneminin giderek azalacağını belirtti.

MArkuz, ABD'nin şu anda düşük Dünya yörüngesine Hipersonik ve Balistik Takip Alanı Sensörü (Hypersonic and Ballistic Tracking Space Sensor/HBTSS) uyduları konuşlandırdığını ve bunun özellikle atmosferin dışında uçan füzeleri izlemek için olduğunu açıkladı.

Ayrıca, ABD, Grönland ve Danimarka arasında mevcut savunma anlaşmaları Washington'ın birçok şeyi yapmasına imkan tanıyor.

AFP’ye konuşan Hidrojen jeopolitiği, küresel pazarlar ve stratejiler konusunda Kıdemli Araştırmacı Mika Blugion Merid, ABD'nin Grönland'da teknik, maddi ve insan kaynaklarını kısıtlama olmaksızın kullanabileceğini, isterse nükleer kaynaklarını bile yeniden konuşlandırabileceğini söyledi.

Ancak Danimarka ve Grönland yetkililerinin bilgilendirilmesi ve danışılması gerekiyor.

Merid, şunları ekledi:

“Danimarkalılar, kendilerine danışıldıktan sonra bir projeyi reddederse ve ABD bunu tek taraflı olarak uygularsa, bu Danimarka'nın egemenliğinin ihlali olarak yorumlanabilir ve diplomatik ve siyasi gerginliğe yol açabilir. Bu yüzden Danimarka yasal anlamda veto hakkına sahip olmasa da gerçekte ABD'nin Grönland'da yaptığı her şey için siyasi bir anlaşmaya varılması gerekiyor.”