Viyana müzakereleri yeniden başlarken İran'da Avrupa’ya uyarı

Tahran, Rusya ve Çin’in müzakere sürecinde oynadığı rolü savundu

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dağıtılan ve dün Viyana'daki Palais Coburg Oteli’nde Bakeri Kani ve Avrupa ​troykasının müzakerecilerinin bir araya geldiği toplantıdan bir kare
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dağıtılan ve dün Viyana'daki Palais Coburg Oteli’nde Bakeri Kani ve Avrupa ​troykasının müzakerecilerinin bir araya geldiği toplantıdan bir kare
TT

Viyana müzakereleri yeniden başlarken İran'da Avrupa’ya uyarı

İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dağıtılan ve dün Viyana'daki Palais Coburg Oteli’nde Bakeri Kani ve Avrupa ​troykasının müzakerecilerinin bir araya geldiği toplantıdan bir kare
İran Dışişleri Bakanlığı tarafından dağıtılan ve dün Viyana'daki Palais Coburg Oteli’nde Bakeri Kani ve Avrupa ​troykasının müzakerecilerinin bir araya geldiği toplantıdan bir kare

İran ile dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakereler, geçtiğimiz yılın sonundan birkaç gün önce sekizinci turuyla Avustralya’nın başkenti Viyana’da yeniden başlamıştı. Yeni yıl kutlamalarından kaynaklı lojistik nedenlerle üç günlüğüne ara verilen müzakere turuna dün kaldığı yerden devam edildi. Ancak müzakereler halen Batılı ülkelerin rahatsızlıklarını dile getirdikleri şekilde yavaş ilerliyor ve herhangi bir hızlanmaya dair bir işaret göstermiyor. Tahran, son günlerde her ne kadar Avrupalıların ‘gerçekçiliğe’ yaklaştıklarını vurgulasa da gayri resmi toplantılar öncesinde Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade’nin dilinden, ‘müzakere penceresinin sonsuza kadar açık kalmayacağı’ konusunda uyardı.
İran’ın baş müzakerecisi Ali Bakeri Kani başkanlığındaki müzakere heyeti, dün sabah saatlerinde Viyana'ya geldi. Gün boyunca diğer müzakerecilerle herhangi bir görüşmeye katılmayan heyet, İran'ın resmi haber ajansı IRNA tarafından yayınlanan fotoğraflara göre Kasım Süleymani'nin iki yıl önce ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında öldürülmesinin yıldönümünde, İran’ın Viyana’daki Büyükelçiliğinde Süleymani için düzenlenen törene katıldı.
İran baş müzakerecisi Bakeri Kani,  Avrupa ​​troykasının müzakerecileriyle görüşmeden önce, öğle saatlerinden itibaren müzakerelerin yapıldığı Palais Coburg Oteli’nde olan Avrupa Birliği (AB) Viyana müzakereleri koordinatörü Enrique Mora ile görüşmek için ancak öğleden sonra geç saatlerde otele geldi.
Mora, İran ve Avrupa troykasının müzakere heyetleriyle yaptığı görüşmelerin hemen ardından ABD’nin müzakere heyetinin kaldığı otele giderek burada ABD’nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile görüştü.
Batılı diplomatlar, bu ayın sonları veya Şubat ayı başlarında İran ile bir anlaşmaya varmak istediklerini ve heyetler istişarelerde bulunmak üzere ülkelerine dönseler bile görüşmelerin müzakerelerin sonuna kadar sekizinci tur çerçevesinde yapılacağını doğrulamışlardı.
İran’ın Bakeri Kani başkanlığındaki yeni müzakere heyetiyle müzakerelerin sekizinci turu, müzakerecilerin daha önce yapılan altı turda İran’ın Abbas Arakçi başkanlığındaki eski müzakere heyetiyle ulaştığı eski taslağın yerine İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçilmesiyle kurulan yeni İran hükümeti tarafından yeni noktaların eklendiği yeni taslakla değiştirilen yedinci turda üzerinde anlaşmaya varılan taslak çerçevesinde başladı.
Müzakereleri yakından takip eden kaynaklar, Batı ülkelerinin birkaç gün önce ara verilen sekizinci turdaki müzakerelerin gidişatından memnun olduklarını, ancak halen çok yavaş ilerliyor olmasından rahatsızlık duyduklarını söylediler. Kaynaklar, müzakerelerin bir an önce bir anlaşmaya varılmasını sağlayacak yeterli hızda ilerlemediğini söylediler.
Aynı kaynaklar, bu haftaki müzakerelerin iki paralel yol üzerinde, yani ABD yaptırımlarının kaldırılması yolu ve İran'ın nükleer taahhütlerine geri dönme yoluna odaklanılacağını belirttiler. Geçtiğimiz günlerde İran heyetinin talep ettiği ve müzakerelerin önündeki en büyük engeli teşkil eden garantiler konusuna ağırlık verilmişti.
ABD tarafı halen İran'ın müzakere ve anlaşmaya varma niyetini sorgularken, kaynaklar, müzakerelerin başarısız olma ihtimalinin bulunduğunu söylediler. Müzakerecilerin bir anlaşmaya varmanın imkansız olduğu sonucuna vardıkları bir gün gelebilir, ancak müzakere eden tarafların anlaşmadan ayrılmak istediklerini düşünmek güç.
İran tarafı, müzakerelere katılsa da nükleer programına ilerlemeye kaydetmeye devam etmesinden endişelenen Batılı taraflarca belirtilen süre kısıtlamalarını reddettiğini ifade etti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade, Batılı diplomatların dile getirdikleri “Önümüzde aylar değil, haftalar var” şeklindeki ifadelere atıfta bulunarak İran’ın ‘yapay süreleri kabul etmeyeceğini’ bir kez daha vurguladı. Buna karşın Fransa, İngiltere ve Almanya’dan diplomatlar geçtiğimiz hafta ‘yapay süreler belirlemediklerini ve İran'ın nükleer programında ilerleme olmasının, nükleer anlaşmanın yakında hiçbir değeri olmayacağı anlamına geleceğini’ yinelediler.
Ancak “Top artık karşı tarafın sahasında” diyen Hatibzade, ‘müzakerelerde karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirme konusunda çok az bir ilerleme kaydedildiğini’ söyledi. Hatibzade, “Bugün top, Batılıların sahasında. Bu, mümkün olan en kısa sürede iyi bir anlaşmaya varmak istediklerini göstermeleri için bir fırsat” şeklinde konuştu.
İran ve 4+1 grubunun (Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve Almanya) güvence verme ve doğrulama ilkesi konusunda ortak bir tutuma sahip olduklarını söyleyen Hatibzade, “Avrupa troykasına bu dönemde izlediği yoldan uzak durmasını tavsiye ediyorum” dedi.
Hatibzade, Rusya'nın BM Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Mihail Ulyanov’un, İran'ın Viyana'daki bazı tutumlarından geri adım atmasıyla ilgili sözlerine dair bir soruyu, “Bugün ortak bir taslağa ulaşıyorsak, bunun nedeni Batılıların en önde gelen taleplerinden geri adım atmaları gerektiğini anlamalarıdır. Bugün bir geri adım atılmasına, daha doğrusu nükleer anlaşma çerçevesinin dışında taleplerde bulunamayacaklarını ve nükleer anlaşmadaki taahhütlerinden daha azını yerine getirmekle yetinemeyeceklerini anlayan Batılı tarafların gerçeğine şahit oluyoruz” ifadelerini kullandı.
Ulyanov, ABD ve İran heyetleri arasındaki müzakerelerde, gayri resmi olarak arabuluculuk rolü oynuyor. Bir yandan İran’ın baş müzakerecisi Bakeri Kani ile diğer yandan ülkesinin müzakere heyetine başkanlık eden ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley ile sık sık ikili görüşmeler yapıyor.
Ancak Ulyanov'un sözlerini ve İran’ın müzakere heyetine yöneltilen eleştirileri önemsizmiş gibi göstermeye çalışan Hatibzade, “İran, Rusya ve Çin arasında hem Viyana müzakerelerinde hem de diğer konularda iş birliği ve ortak tutumlar söz konusu” diye konuştu. İran'ın Çin ve Rusya’nın müzakerelerdeki rolü konusundaki tutumuna ilişkin başka bir soruya ise Hatibzade, “Çin ve Rusya, Avrupa troykasının aksine Alzheimer gibi bir hastalığa sahip değiller. Nükleer anlaşmayı feshetmeye, diğer herhangi bir tarafın anlaşmanın sorumluluğunu üstlenmesini engellemeye ve firmaların İran pazarında faaliyet göstermesini önlemeye çalışanın ABD tarafı olduğunu ve bugün hiçbir politikasını değiştirmeden Viyana'da boy gösterdiğini biliyorlar” yanıtını verdi.
İran'da Ulyanov ve Robert Malley'in ikili görüşmesine ait fotoğraf üzerinden başlayan Rusya'nın İran adına ABD ile müzakere edip etmediğine dair tartışmalara değinen Hatibzade, Viyana'da diyalog ve müzakere mekanizmaları olduğunu, ancak bazılarının marjinal konuları gündeme getirmek istediğini ve bu temelde yanlış bir izlenim bıraktıklarını söyledi. İran, Çin ve Rusya arasında üçlü bir mekanizma olduğuna işaret eden Hatibzade, “4+1 grubu ile ABD arasındaki mekanizmalara müdahale etmeyeceğiz. İkili veya çok taraflı görüşmeler ilk kez gerçekleşmiyor ve bu da Rusya'yı ilgilendirmiyor” dedi.
Öte yandan Rusya'nın BM Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ulyanov, geçtiğimiz hafta Foreign Policy dergisine verdiği demeçte, Rusya ve Çin'in İran'ı, görüşmeler sırasında nükleer anlaşmanın hükümlerinden ziyade yaptırımlara odaklanmaktaki ısrarı başta olmak üzere bazı sert tutumlarından vazgeçmeye ikna ettiğini söylemişti. İran'ın dini lideri Ali Hamaney'e yakınlığıyla bilinen Keyhan gazetesi konuyla ilgili haberinde, “Ulyanov ile Malley arasındaki görüşmeye dair fotoğrafların dağıtılması, paralı basına yeni bir psikolojik kampanya başlatması için bir bahane verdi. Şimdi, ‘Neden doğrudan ABD ile pazarlık yapmıyoruz?’ diyorlar” ifadelerine yer verdi. Gazete, eleştirmenleri Rusya ve Çin ile yapılan iş birliği anlaşmaları ‘ciddileştikten’ sonra Batılılar adına bir vekalet savaşı yürütmekle suçladı. Ayrıca eleştirileri İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Moskova'ya yapacağı ziyarete bağladı.
Aynı şekilde hükümetin sözcüsü olarak görülen ‘İran’ gazetesi, Rusya'nın nükleer müzakerelerdeki rolünü savunmak için haberinde “İran’ın müzakere heyeti, bir yanda Çin ve Rusya, diğer yanda Avrupa ve ABD arasındaki zorlukları ve çekişmeleri zekice kullanıyor” yazdı.
İran, Rusya ve Çin arasındaki ortak yaklaşımın sadece müzakerelerle sınırlı olmadığının altını çizen gazete, üç ülkenin, yıllardır kapsamlı ve stratejik ortak iş birlikleri ile birbirlerine bağlandıklarını ve bunu da çeşitli alanlarda gösterdiklerini vurguladı. Gazete, “Yeni hükümet, doğuya yönelme stratejisinin başlı başına çok önemli bir konu olduğunu kanıtladı” yazdı. Eski hükümete yakın analistler ve yurtdışında yayın yapan basın kuruluşları, müzakerelerde mevcut durumun aksini yansıtmaya çalışmakla suçlayan gazete, “İran, müzakerelerde başarı elde etti, ama çoklu diyaloglar, özellikle Çin ve Rusya ile olan diyaloglar, bu ilerlemede büyük rol oynadılar” ifadelerine yer verdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'ne yakınlığıyla bilinen Noor News haber ajansı ise Cumartesi günü yayınladığı haberde, Rusya'nın müzakerelerdeki rolünü eleştirenleri sert bir dille eleştirdi.



ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters
TT

ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters

Futoshi Matsumoto

Amerikalılar 3 Kasım’da sandık başına gidecek. Seçim kampanyasının odağında, Ortadoğu’daki uzak bir savaş değil, fiyatlar ve yaşam maliyeti yer aldı. Ancak oy sayımının tamamlanmasının ardından Washington’ın dikkatinin yeniden Körfez’e çevrilmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran savaşı dokuzuncu ayına girdi. Şubat-nisan ayları arasında devam eden yoğun hava saldırıları savaşın ilk aşamasını, yaz aylarından bu yana süren abluka ve aralıklı çatışmalar ise ikinci aşamasını oluşturdu. Şimdi ise savaş üçüncü bir aşamanın eşiğinde görünüyor. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı kalırken, ABD’nin deniz ablukası İran ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor.

En önemli işaret diplomatik kanallar üzerinden geldi. Wall Street Journal gazetesi, 27 Ekim’de Washington’ın diplomatik ve askerî kanallar aracılığıyla bazı Körfez ülkelerine, ara seçimlerin ardından kısa süreli ve yoğun bir askerî harekâta hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdiğini aktardı.

Bu bilgilendirme rutin bir prosedür niteliği taşımıyor. İran, savaş boyunca Körfez genelindeki ABD üslerini, enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef aldı. Bu nedenle söz konusu bildirim, fiilen füze savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve sivillerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması çağrısı anlamına geliyor. Bu tür uyarılar genellikle askerî harekâttan kısa süre önce yapılıyor.

Başkan Donald Trump 8 Ekim’de, ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını taahhüt etti ancak seçim sonrasına ilişkin herhangi bir güvence vermedi. Yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde, Tahran’ın anlaşmayı kabul etmemesi halinde ABD’nin ilkbaharda gerçekleştirdiği bombardıman harekâtına atıfta bulunarak ‘küçük bir Destansı Öfke Operasyonu düzenleyebileceğini’ söyledi. Ekim ayının sonlarında seçimlerin ardından saldırı düzenlenmesi ihtimali sorulduğunda ise “Her şey mümkün” yanıtını verdi.

Askeri hazırlıklar tamamlanıyor

İlk olarak, ABD askerî güçleri bölgede toplanıyor. Halihazırda USS George H. W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin öncülük ettiği iki taarruz grubu bölgede bulunuyor. Eylül ayının sonunda San Diego’dan ayrılan USS Theodore Roosevelt uçak gemisi taarruz grubu ile USS Makin Island amfibi çıkarma gücü de bölgeye doğru ilerliyor. Kasım ayının sonuna gelindiğinde İran çevresinde üç uçak gemisi taarruz grubu ve iki amfibi çıkarma gücünün konuşlandırılması mümkün. Bu, 2003’teki Irak işgalinden bu yana gerçekleştirilen en büyük askerî yığınak olacak. Ancak uçak gemilerinin görev değişim takvimi, üç grubun aynı anda bölgede ne kadar süre kalabileceğini belirleyecek.

İkinci olarak, savunma sistemleri güçlendiriliyor ve ABD askerlerinin maruz kaldığı risk azaltılıyor. Washington, Teksas’tan İsrail’e ilave bir Patriot hava savunma sistemi bataryası nakletmeye başladı. Saldırıya açık üslerden askerlerini çekti, mühimmat stoklarını yenileme çalışmalarına hız verdi. Bombardıman uçakları ve savaş uçakları da saldırı düzenlemek üzere hazırlık yapıyor. Bu gelişmeler, savaş öncesinde yürütülen olağan hazırlık sürecinin tipik göstergeleri.

Üçüncü olarak, askerî planlar daha somut hâle geldi. New York Times gazetesine göre ABD ve İsrail orduları, İran’ın enerji altyapısını, nükleer tesislerini ve füze ile insansız hava aracı (İHA) cephaneliğini hedef alacak yaklaşık üç günlük bir harekât için ayrıntılı planlar hazırladı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in de ekim ayının sonlarında İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile yeni saldırıların düzenlenmesini görüştüğü bildirildi.

Dördüncü olarak, İran’ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, olası bir saldırı için gerekçe oluşturuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, 27 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada, UAEA’nın hasar gören tesislerde herhangi bir onarım çalışması tespit etmediğini ancak müfettişlerin bu tesislere erişememesi nedeniyle nükleer maddelerin beyan edilen amaçlar dışında kullanılıp kullanılmadığını doğrulayamadıklarını bildirdi.

Natanz yakınlarında bulunan ve Kazma Dağı’nın derinliklerinde inşa edilen tesis ise başlıca endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Doğrulama yapılamaması, tek başına yeni bir savaşın gerekçesi haline gelebilir.

Neden üç gün?

Trump ayrıca, savaşın ‘seçimlerin hemen ardından’ sona ereceğini söyledi. Yeniden saldırı düzenleme ve aynı zamanda savaşı bitirme taahhüdü çelişkili görünebilir. Ancak Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Seth Jones, yeni bir saldırı dalgasının kesin sonuç vermese bile Washington’a İran’ın nükleer programını bir kez daha geciktirdiğini ilan etme ve ardından savaştan çekilmeye başlama imkânı sağlayacağını düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında üç günlük harekât, uzun süreli bir savaşın başlangıcından ziyade, savaştan çıkışın önünü açacak bir darbe indirmek üzere tasarlanmış görünüyor. Benzin fiyatlarının yükselmesinden duyulan endişe nedeniyle petrol rafinerilerinin hedef alınmasından kaçınılabileceğine ilişkin haberler de bu yorumu destekliyor.

26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)
26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)

‘Every War Must End’ adlı ünlü kitabın yazarı Fred Ikle, bu yaklaşımı tırmandırma yoluyla barış sağlama çabası olarak nitelendirirken liderlerin bir sonraki saldırının belirleyici olacağına inanma eğilimine karşı da uyarıda bulundu.

İsrail’de siyasi çıkmaz

27 Ekim’de gerçekleştirilen İsrail seçimleri Netanyahu açısından ne zafer ne de yenilgiyle sonuçlandı; seçimler çıkmaza girdi. Likud en büyük parti olmayı sürdürürken, Netanyahu’nun liderliğindeki sağ ve dinî blok da eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ve partisi Yashar’ın öncülük ettiği muhalefet de çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye ulaşabildi. Seçimlere katılım oranı yüzde 77,7 olurken, Arap partileri 17 ila 19 arasında değişen rekor sayıda sandalye kazandı. Buna rağmen muhalefetin önde gelen iki ismi Naftali Bennett ve Avigdor Liberman, söz konusu partilerin desteğine dayanacak herhangi bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı. Hükümetin kurulması en az birkaç hafta sürecek. Yeni bir seçime gidilmesi ihtimali de bulunuyor. Sonuç kesinleşene kadar Netanyahu geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürecek.

Bu siyasi çıkmazın İran dosyası üzerinde de etkileri bulunuyor. İsrailli kamuoyu araştırmacısı Shmuel Rosner, seçimlerden önce yaptığı değerlendirmede, çoğunluğun sağlanamamasının Netanyahu’ya İran’a saldırmak ve ardından savaş sona erene kadar muhalefeti kendi liderliğinde kurulacak bir olağanüstü hâl hükümetine katılmaya davet etmek için teşvik sağlayacağını belirtmişti. Bu senaryonun geçmişte bir örneği de bulunuyor. Benny Gantz’ın partisi, 7 Ekim 2023 saldırısından birkaç gün sonra savaş kabinesine katılmıştı. Zira savaş, özellikle güvenliğin siyasi yaşamda her zaman merkezi bir konumda olduğu bir ülkede, siyasetçileri seçim vaatlerinden geri adım atmaya yöneltiyor.

İsrail muhalefeti de İran konusunda uzlaşmacı bir tutum benimsemiyor. Eisenkot, İran’da rejim değişikliğinin savaşın hedefi olmasına karşı çıkıyor ancak İran’ın nükleer ve füze programlarının yok edilmesini hedefleyeceğini açıkladı. Bu nedenle muhalefetin bazı kesimlerinin, hedefleri yalnızca bu iki programla sınırlı olan ABD öncülüğündeki bir operasyona karşı çıkması zor olacak. Bu durum, Netanyahu’nun Bennett veya Liberman gibi sağcı isimleri ya da Yashar Partisi’nin bazı üyelerini yanına çekerek savaş döneminde bir ulusal birlik hükümetinin başında iktidarını sürdürmesi için en elverişli fırsat olabilir.

Geçici hükümet savaş kararı alabilir mi? İsrail’de yürürlükteki yasa, olağan hükümet ile geçici hükümet arasında ayrım yapmaksızın, savaş kararı alınabilmesi için hükümetin veya güvenlik kabinesinin onayını şart koşuyor. Genelkurmay Başkanı ve hükümetin hukuk danışmanı ihtiyatlı davranılması yönünde çağrıda bulunabilir, ancak kararın alınmasını engelleyecek yasal yetkiye sahip değiller.

Sonuç olarak, ABD’nin onayı olmadan İsrail’in büyük çaplı bir saldırı düzenlemesi beklenmiyor. Önleyici füze stoklarının sınırlılığı ve İran’ın misilleme kapasitesi, inisiyatifi Washington’ın elinde tutuyor. Ancak ABD saldırı kararı alırsa İsrail’in de operasyona katılması neredeyse kesin. Washington’ın saldırıdan kaçınması halindeyse Netanyahu’nun bir koalisyon hükümeti kurma şansı azalacak ve erken seçim ihtimali güçlenecek. Böylece Trump’ın vereceği karar, İsrail’in iç siyasetinin seyrini de belirleyebilecek.

‘Topal ördek’ döneminde Washington’ın fırsatı

ABD’de savaş, kamuoyunun geniş kesimlerinin muhalefetiyle karşı karşıya. Reuters ve Ipsos tarafından ağustos ayında gerçekleştirilen bir ankete göre savaşı destekleyenlerin oranı yüzde 31’de kalırken, Başkan’ın performansından duyulan memnuniyet oranı yüzde 33’e geriledi. Her iki gösterge de şimdiye kadarki en düşük seviyelerine indi. Ayrıca bir galon benzinin fiyatı 3 doların altından 4 doların üzerine çıktı. Trump da bu nedenle seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini taahhüt etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)

Ancak bu kısıtlama 3 Kasım’da ortadan kalkacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, yeni Kongre’nin 3 Ocak’ta göreve başlamasından önceki yaklaşık iki aylık dönem, görev süresi sona ermekte olan Kongre’nin çalışmalarını sürdürdüğü ‘topal ördek’ dönemi olarak biliniyor. Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü yeniden ele geçirmesi halinde, ocak ayından itibaren Kongre’de savaş yetkilerine ilişkin baskı artacak. Beyaz Saray açısından kasım ortasından aralık sonuna kadar uzanan dönem, harekete geçmek için elverişli bir fırsat olarak görülebilir. Aynı dönemde bölgedeki askerî takviyelerin de tamamlanması bekleniyor.

Bu arada diplomasi ihtimali giderek zayıflıyor. Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek amacıyla 26 Ekim’de Tahran’a gitti. Ertesi gün önemli arabuluculardan Katar, İran’ın iyi niyetini ortaya koyabilmesi için komşularını tehdit etmeyi bırakması ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması gerektiğini açıkladı. Aynı gün İran Deniz Kuvvetleri ise bir petrol tankerinin boğazın doğusunda bir mayına çarptığını duyurdu.

Washington’ı bir saldırı düzenlemekten alıkoyan ne?

Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil. Trump daha önce de saldırıları son anda iptal etmişti. İran’ın misilleme kapasitesi ise caydırıcılığın en önemli unsuru olmaya devam ediyor. Tahran, herhangi bir saldırıya karşılık Körfez genelindeki petrol rafinerilerini, elektrik şebekelerini, su tesislerini ve petrol sahalarını hedef alacağı uyarısında bulundu. İran’ın hâlâ yüzlerce, hatta binlerce füzeye sahip olduğu belirtilirken, önceden depoladığı parçaları kullanarak yeni füzeler ürettiğine ilişkin haberler de geliyor. Buna karşılık ABD ve Körfez ülkelerinin önleme füzesi stokları ciddi baskı altında. Ayrıca çok sayıda analist, 20 binden fazla saldırıya dayanmış olan Tahran’ı boyun eğmeye zorlamak için daha fazla bombardıman düzenlemenin işe yarayacağından şüphe ediyor.

Bu göstergeler bir arada değerlendirildiğinde tutarlı bir tablo ortaya çıkıyor. Askerî açıdan planlar hazırlandı, kuvvet yığınağı sürüyor ve Körfez ülkelerine uyarılar iletildi. Washington’da ise ara seçimlerin getirdiği kısıtlama ortadan kalkıyor. İsrail’de siyasi çıkmaz, Netanyahu’nun ABD öncülüğündeki bir operasyona katılma yönündeki motivasyonunu güçlendirdi. Diplomatik cephede de Washington’ın nükleer talepleri ile Tahran’ın şartları arasındaki uçurum kapanmadı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre dört unsurun tamamı aynı yönde işaret veriyor. Uzmanlara göre kasım ortası ile aralık ayı arasında kısa süreli ve yoğun bir ABD-İsrail askerî harekâtı düzenlenmesi ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)
İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)

Buradaki seçenekler yalnızca savaş ile diplomasi arasında şekillenmiyor. En muhtemel senaryo, kısa ve yoğun bir saldırı düzenleyerek bunu zafer olarak sunmak ve ardından bir tür anlaşmaya varmak suretiyle savaşı tırmandırma yoluyla sona erdirmeye çalışmak. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nı kısmen yeniden açmak gibi sınırlı bir tavizle bu saldırının önüne geçmeye çalışabilir. Ancak İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi halinde, üç gün sürmesi öngörülen bir operasyon kolaylıkla üç günde sona ermeyen bir savaşa dönüşebilir. Böylece savaştan çıkış yolunu açmak amacıyla düzenlenen bir saldırı, savaşın yeni bir aşamasına giriş kapısı haline gelebilir.

Peki ya Japonya ve Asya?

Japonya, ham petrol ithalatının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılayan ve Hürmüz Boğazı’nı hayati bir geçiş noktası olarak gören bir ülke. Bu nedenle savaş, uzakta bir yerde alevlenen bir yangından ibaret değil. Saldırıların yeniden başlaması ve Körfez’deki enerji tesislerinin hedef alınması halinde yaşanacak şok, geçen ilkbahardakinden daha ağır olabilir. Enerji ithalatçısı Asya ülkelerinin olası bir enerji arzı, deniz taşımacılığı ve bölgede bulunan vatandaşlarının güvenliği krizine karşı hazırlıklarını gözden geçirmesi ve bu riskleri kriz yönetimi perspektifiyle ele alması gerekiyor. Ayrıca çabalarını hâlâ sürdüren arabulucu ülkeler Katar, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın iletişimi korumaları da önem taşıyor.

Her savaşın bir gün sona ermesi gerekir. Ancak nasıl sona ereceği, onu bitirme kararını verenlere bağlıdır. Seçim gecesinin ardından bizi ne bekliyor? Savaşı sona erdirecek son bir saldırı mı, yoksa daha uzun ve daha ağır bir çıkmazın başlangıcı mı? Bu yol ayrımına giderek yaklaşıyoruz.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
TT

İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)

İspanya'da meydana gelen ve en az 69 kişinin hayatını kaybettiği tren kazası, Pedro Sanchez hükümetine yönelik eleştirileri artırdı.

29 Kasım'da yapılacak genel seçimlere haftalar kala yaşanan facia, demiryollarının bakımı, yatırımlar ve personel eksikliği konusundaki endişeleri gündeme taşıdı.

Madrid-Sevilla arasındaki hızlı tren hattının Toledo geçişinde 28 Ekim'de yaşanan kaza, İspanya'da bu yıl gerçekleşen ikinci ölümcül hızlı tren kazası oldu.

Olayın ardından üç gün yas ilan edilirken, hükümet karşıtı protestolar patlak verdi. Facianın yaşandığı akşam Madrid ve Barselona'da düzenlenen eylemlerde göstericiler "Yolsuzluk öldürür" ve "Defolun" yazılı pankartlar taşıdı.

Sanchez bir yıldan kısa sürede iki hızlı tren kazası yaşanmasını "kabul edilemez" diye nitelerken, benzer olayların tekrarlanmaması için güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Ocak ayında Kurtuba'da aynı hat üzerinde meydana gelen kazada 40'tan fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Diğer yandan özellikle Ulaştırma Bakanı Oscar Puente'nin, tren kazasının bilgisayar sistemindeki arıza ve insan hatasından kaynaklandığını söylemesi büyük tepki çekti.

Madrid'de Ulaştırma Bakanlığı'nın önünde radikal sağcıların örgütlediği eylemlerde Puente'ye istifa çağrısında bulunuldu.

Bakanın açıklaması, kazanın tüm yönleriyle soruşturulmasını isteyen sendikaların da tepkisini çekti. El Pais'nin aktardığına göre, İspanya'nın en büyük işçi sendikası konfederasyonlarından UGT'den Vicente Almenar, "İnsan hatası mı? Bakan bunu nasıl söyleyebilir?" dedi ve ekledi:

İnsan hataları, işinizi yapmak için gerekli ekipmana sahip olmadığınızda ortaya çıkar. Suçu başkalarına yıkıyorlar. Burada gerekli yatırımlar yapılmadı, personel ve deneyimli çalışan sıkıntısı var. Bu açıklamaların tek yaptığı şey çatışma yaratmak.

Sanchez, ülkedeki konut krizine çözüm içeren kararnamelerin Meclis'te muhalefetteki sağ partiler tarafından reddedilmesinin ardından erken seçime gitme kararı aldığını bu ay başında açıklamıştı.

Sağ kanattaki partiler, tren kazasının ardından Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümetine baskıyı iyice artırdı.  

Muhafazakar çizgideki Halk Partisi (PP) lideri Alberto Núñez Feijóo, dünkü açıklamasında kazadan sorumlu siyasetçilerin hesap vermesi gerektiğini belirterek, "Böyle devam edemeyiz. Bu yönetim anlayışı artık sürdürülemez" dedi.

Radikal sağcı Vox ise Sanchez yönetimini çok daha sert ifadelerle hedef aldı. Parti, hükümeti kazada hayatını kaybedenleri "öldürmekle" suçlarken kötü yönetim ve kayırmacılık iddialarını gündeme taşıdı. Ayrıca Yüksek Mahkeme'den Ulaştırma Bakanı Puente hakkında taksirle öldürme ve ağır ihmal sonucu yaralanmaya neden olma şüphesiyle soruşturma başlatılmasını talep etti.

Independent Türkçe, CNN, Guardian, El Pais, Telegraph


ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
TT

ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)

Amerikan istihbaratı, Tahran'la anlaşma için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yle diyaloğun en iyi seçenek olduğunu düşünüyor.

David Ignatius, Washington Post'ta bugün yayımlanan yazısında Amerikan istihbaratının, eski Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Rızai'nin İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'le düzenli temas halinde olduğunu düşündüğünü belirtiyor.  

Wall Street Journal, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in müzakerelerin yeniden başlatılması için Rızai'ye mektup gönderdiğini 28 Ekim'de yazmıştı. Haberde, mektubun ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gönderildiği ileri sürülmüştü.

Ancak Trump mektubun barış müzakereleriyle ilgili olmadığını, İran'ın "tıbbi malzeme ihtiyaçları hakkında görüşüldüğünü" savunmuştu.

İran basını, Tahran yönetiminin mektubu aldığını ancak Washington'a henüz yanıt göndermediğini yazıyor. Rızai geçen haftaki açıklamasında İran'ın temel şartları kabul edilmeden ABD'yle müzakerelere dönülmeyeceğini duyurmuştu.

Ignatius'un yazısında, Vance'in mektubunun ardından Rızai ve Hamaney'in görüştüğü ileri sürülüyor. ABD ve İran heyetleri arasında muhtemel bir toplantı için Türkiye ve Katar'ın değerlendirildiği aktarılıyor.

Suudi Arabistan merkezli medya kuruluşu El Arabiya da olası bir toplantının Türkiye'de düzenlenebileceğini yazmıştı.

Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, nisanda Pakistan'ın başkenti İslamabad'da görüşmüştü.

Makalede, ABD istihbaratının o görüşmeden bu yana Rızai'yi İran yönetimindeki en etkili karar merkezlerinden biri olarak değerlendirdiği belirtiliyor. Eski Devrim Muhafızları mensupları arasındaki nüfuzunun yanı sıra Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ni kendi ekibinden isimlerle yeniden yapılandırarak gücünü pekiştirdiği aktarılıyor.

Rızai'nin İran ekonomisini yöneten yetkililerle de yakın çalıştığı, ülkenin ABD yaptırımları ve Hürmüz Boğazı'ndaki abluka nedeniyle yaşadığı ekonomik sıkıntıların farkında olduğu ifade ediliyor.

Ignatius'un köşe yazısına göre Beyaz Saray, İran'la çatışmanın "kritik bir eşiğe yaklaştığını" ve Tahran'a diplomatik girişim çabalarının ciddi olduğunu göstermek istiyor. Diğer yandan Rızai'nin askeri ve siyasi kariyerini "ABD ve İsrail'e karşı muhalefet üzerine kurduğu" hatırlatılıyor. Rızai'nin de girişimiyle Washington'la anlaşmaya varılmasının, Tahran yönetiminde önemli bir politika değişikliği anlamına geleceği yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Wall Street Journal, Tesnim