Süleymani sonrası Irak’ta İran nüfuzu geriledi mi?

Süleymani ve Mühendis’in öldürülmesinin üzerinden iki yıl geçerken Irak'ta İran yanlısı akımların dönemi bitti mi? Eski Kudüs Gücü Komutanı’na yönelik suikast, Irak’taki İran yanlısı milislerin nüfuzunu ve gücünü doğrudan etkileyen uzun soluklu birçok değ

Genellikle İran yanlısı olan silahlı birkaç gruptan oluşan Haşdi Şabi’nin, Mühendis ve Süleymani suikastının ikinci yıldönümü vesilesiyle düzenlediği anma töreninden bir kare (Reuters)
Genellikle İran yanlısı olan silahlı birkaç gruptan oluşan Haşdi Şabi’nin, Mühendis ve Süleymani suikastının ikinci yıldönümü vesilesiyle düzenlediği anma töreninden bir kare (Reuters)
TT

Süleymani sonrası Irak’ta İran nüfuzu geriledi mi?

Genellikle İran yanlısı olan silahlı birkaç gruptan oluşan Haşdi Şabi’nin, Mühendis ve Süleymani suikastının ikinci yıldönümü vesilesiyle düzenlediği anma töreninden bir kare (Reuters)
Genellikle İran yanlısı olan silahlı birkaç gruptan oluşan Haşdi Şabi’nin, Mühendis ve Süleymani suikastının ikinci yıldönümü vesilesiyle düzenlediği anma töreninden bir kare (Reuters)

Ahmed es-Suheyl
İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) sınır ötesi operasyonlar birimi olan Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi'nin eski Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis'in öldürülmesinin üzerinden iki yıl geçerken Irak’taki İran yanlısı milislerin, son olarak parlamento seçimlerindeki yenilgilerinde görüldüğü üzere halen gerilemeye devam ediyorlar.
Bu milislerin yaşadığı sorunlar, sadece meclisteki sandalyelerini kaybetmekle sınırlı değil. Özellikle ABD’nin muharebe güçlerinin geri çekilmesinden sonra, silahlarını ellerinde tutmak için öne sürdükleri bahanelerde azalmış görünüyor. Bu da milisleri varlıklarını devam ettirmeleri açısından çok büyük bir zorlukla karşı karşıya bırakıyor.
Gözlemciler, İran yanlısı silahlı hareketlerin önümüzdeki dönemde nüfuzlarının azalmasından ve hedef haline gelmekten korktuklarını ve bu durumun onları, ülkedeki güvenlik, ekonomik ve politik alanları üzerindeki kontrol altında tutmalarını sağlayan Haşdi Şabi içindeki nüfuzlarını sürdürmek amacıyla baskı yapmaya iteceğini düşünüyorlar.
İran intikam yeminini yineledi
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Kazım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis’in öldürülmesinin ikinci yıldönümü olan 3 Ocak'ta eski ABD Başkanı Donald Trump’ın Süleymani’nin öldürülmesi ile ilgili yargılanmaması halinde intikamı kendilerinin alacağını söyledi. Reisi, televizyon ekranlarından yayınlanan konuşmasında, “Trump ve eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, General Süleymani'ye suikast suçundan adil bir mahkemede yargılanmaması halinde, İslam ulusunun intikam elinin tüm ABD'li liderlere uzanacağına şüphe olmadığını söylüyorum” ifadelerini kullandı.
İran basını, İran'ın 2 Ocak'ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni (BMGK) yazdığı bir mektupta, Tahran'ın da dahil olduğunu söylediği ABD ve İsrail'den Süleymani suikastıyla ilgili hesap sormaya çağırdığını bildirmişti.

İki SİHA’nın düşürülmesi olayı
Uluslararası Koalisyon tarafından yapılan açıklamaya göre 3 Ocak'ta Bağdat Uluslararası Havalimanı'ndaki diplomatik alana, savunma sisteminin maddi hasara yahut can kaybına yol açmadan düşürmeyi başardığı iki silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile saldırı düzenlendi. İki SİHA’nın kalıntılarını gösteren fotoğraflara iliştirilen açıklamada, Süleymani ve Mühendis'e atıfla ‘liderlerinin intikamı’ yazıldı.
Öte yandan Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Sözcüsü Yahya Resul, Bağdat Uluslararası Havalimanı'nda ABD güçleri tarafından kullanılan Victoria Askeri Üssü’nü hedef alan SİHA’lı saldırı girişimiyle ilgili soruşturma başlatıldığını doğruladı. Resul, yaptığı açıklamada, “Victoria Askeri Üssü’ndeki hava savunma sistemi CRM, üssü hedef almaya çalışan iki SİHA’yı maddi hasara yahut can kaybına yol açmadan vurabildi. İlgili emniyet kurumları, bu tür olayların tekrarlanmasını önlemek için konuyla ilgili soruşturma başlattı” dedi.
Yüzlerce Haşdi Şabi destekçisi, 2 Ocak Pazar günü, Süleymani ve Mühendis'i anmak amacıyla araçlarının saldırıya uğradığı Bağdat Uluslararası Havalimanı yakınındaki noktada oturma eylemi düzenledi. Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri ve Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih el-Feyyad’in de aralarında bulunduğu Irak’taki İran yanlısı akımların önde gelen isimleri de katıldı. Feyyad, Mühendis ve Süleymani'nin hedef alındığı olayın Irak'ta yeni bir gerçeklik yarattığını söylerken Asaib Ehli'l Hak Hareketi lideri Kays el-Hazali, ABD güçlerinin bölgeden çıkarılması ve İsrail'in varlığına son verilmesinin Mühendis ve Süleymani'nin intikamı olacağını belirtti. Iraklılar tarafından 2012 yılında ülkeden çıkarılan ABD güçlerinin daha sonra DEAŞ’ı bahane ederek geri döndüğünü söyleyen Hazali, “ABD sadece İsrail'in güvenliği, Irak'ın zayıflaması ve kontrol altına alınmasıyla ilgileniyorlar” dedi.
Fetih Koalisyonu lideri Hadi el-Amiri göstericilere hitaben yaptığı konuşmada, “(Irak'ın Şii dini lideri) Ayetullah Sistani'nin fetvası, İran'ın rolü ve muzaffer liderlerinin kahramanlıkları Irak'ı DEAŞ tehlikesinden korudu. İşgalci güçlerin Irak'tan tamamen çıkması, muzaffer liderlerin dökülen kanının intikamının alınması olacaktır” ifadelerini kullandı.
Bu mesajlar, Uluslararası Koalisyon’un muharip güçlerini geri çektiğini ve sadece Irak hükümetiyle koordineli olarak Irak ordusunun eğitilmesi ve yeteneklerini geliştirilmesi amacıyla danışman görevindeki askerlerin kaldığını duyurmasından günler sonra verildi.

Milislerin nüfuzunun azalması
Diğer taraftan gözlemcilere göre Irak’taki İran yanlısı akımların, onların devlet içindeki nüfuzunu temsil eden eski Başbakan Adil Abdulmehdi hükümetinin, İran'ın ülkedeki nüfuzunu ve silahlarını reddeden halk ayaklanmasıyla başlayıp bu akımlara yönelik eleştirilerin devam etmesi sonucunda istifa etmesiyle başlayan gerilemeleri devam ediyor. Bu gerilemenin, milislerin özellikle Şii çevrelerinde halkın geniş desteğini kaybetmelerine yol açması dikkat çekti. Bu da Sistani’ye yakın milis gruplarının Haşdi Şabi’den ayrılması ve son seçimlerde meclisteki sandalyelerinin çoğunluğunun kaybetmeleriyle daha da belirgin hale geldi.
Irak’ta Ekim 2019’da düzenlenen halk protestoları, bu milislere yönelik en büyük darbe değildi. Irak'taki silahlı akımların liderlik piramidinin en tepesinde yer alan Süleymani ve Mühendis'in öldürülmesinin de büyük etkisi oldu. İçerideki bazı sorunlar da gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu da sonunda milislerin meclisteki sandalyelerini kaybetmelerine yol açtı.
Arap Avustralya Stratejik Araştırmalar Merkezinin kurucusu ve yöneticisi olan Ahmed el-Yasir, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:
“Irak’taki İran yanlısı akımlar, başta Şiilerin sempatisini yitiren Ekim Devrimi olmak üzere, güçlerini önemli ölçüde sarsan üç büyük darbe aldılar. Ekim 2019’daki olayların yanı sıra Süleymani’nin öldürülmesinin, ülkedeki milislerin nüfuzunu ve gücünü doğrudan etkileyen uzun soluklu birçok değişime kapı araladığı görülüyor.”
Bu olayın, Sistani’ye yakın milis grupların Haşdi Şabi’den geri çekilmesine izin verdiğine ve ardından milislerin meşruiyet kazanmak için kullandıkları ana bahaneyi kaybettiklerine dikkati çeken Yasir, son seçimlerin kaybetmelerinin nedeninin Süleymani ve Muhandis'in öldürülmesinden bu yana milislerin art arda aldıkları siyasi darbeler olduğunu da sözlerine ekledi.

İç çatışmalar
Mühendis’in öldürülmesinin, milislerin liderleri arasında başlayan Mühendis’ten boşalan yeri doldurmaya yönelik çatışmaların fitilini ateşleyen doğrudan bir etkiye sahip olduğunu düşünen Yasir, milislerin siyasi tutum ve adımlarından sorumlu bir ismin olmamasının yarattığı sorunların son seçimlerde açıkça görüldüğünü, milislerin kendi nüfuz alanları üzerinde birbirleriyle rekabet ettiğini ve birbirlerini saf dışı bıraktıklarını söyledi. Milislerin yaşadıkları gerilemeyi geç fark ettiklerini belirten Yasir, bu yüzden Haşdi Şabi’nin yeniden kontrolü eline alması için bir sonraki hükümeti kurma müzakerelerinde taleplerini azaltmaya çalıştıklarını kaydetti. Milislerin var olabilmelerinin devlet içinde yer almalarına bağlı olduğunun farkında olduklarını ve bu bağın onları Tahran’da da popüler yaptığını söyleyen Yasir, özellikle ABD muharip güçlerinin ülkeden çıkışının ardından direnişe ve hayali işgale ilişkin söylemlerin artmasının, devlete şantaj yapmanın ve devlet içindeki durumunu düzeltmeye çalışmanın bir göstergesi olduğunu vurguladı. Yasir, halen milislerle bir anlaşmaya varılabileceğini, ancak özellikle seçimleri kazanan güçlerin milislerle bir takım sorunlar yaşadıkları için aynı etkiye sahip olmayabileceğini belirtti.

Milislerin son sığınağı: Haşdi Şabi
Milislerin suçlandığı, halk protestoları sırasında işlenen cinayetler ve İran nüfuzuna karşı çıkan eylemcileri hedef alan toplu suikastlar, Şii çevrelerinden kendilerine verilen desteğin çoğunu kaybetmelerine neden olurken aldıkları en büyük darbeyi de temsil ediyordu. Milisler, Şii çevrelerinin birçok nedenden ötürü kontrol dışı silahlar dosyasına ve milislerin ülkedeki büyük güvenlik noktaları üzerindeki kontrolüne bir son verilmesi için açıkça çağrıda bulunulan protestolarıyla karşı karşıya kaldılar.
Siyasi ilişkiler analisti Hişam el-Muzani, Irak'ta şuan Velayeti Fakihçilerin (İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney'e bağlılık yemini eden milisler) hegemonyasında önemli bir düşüşe tanık olunduğunu söyledi. Bunun özellikle son seçimlerdeki yenilgilerinin ardından daha hızlı olduğuna dikkati çeken Muzani, asıl meselenin, milislerin etkisinin sona ermesinden ziyade art arda yaşadıkları kayıplardan sonra başka bir bölgeye kaydırılmaları olduğunu belirtti. Süleymani ve Mühendis’in yarattığı boşluğun milis sistemini önemli ölçüde istikrarsızlaştırdığına işaret eden Muzani, bu durumun iç çatışmaları körüklediğini, ancak özellikle silahlarını ve Haşdi Şabi içindeki nüfuzlarını korumalarından ötürü kısa vadede çöküş yaşamalarına yol açmayacağını söyledi.
Haşdi Şabi’nin genel çerçevede bir devlet kurumu olması nedeniyle birçok başlık içerebilecek bir unvanı temsil ettiğini ve bu milislere meşruiyet kazandıran bir platform olduğunu belirten Muzani, milislerin ilerleyen zamanda nüfuzlarını sürdürmelerini sağlayacak bir platform olarak yeniden Haşdi Şabi çatısı altına dönmeye çalışmalarının nedenin de bu olduğunu kaydetti. Irak'taki İran yanlısı milisler dosyasının yarattığı tehlikeyi, doğrudan İran dosyası ve nükleer anlaşma müzakereleriyle ilişkilendiren Muzani, böylece nükleer anlaşmanın canlandırılması veya müzakerelerin başarısız olması durumunda, Tahran tarafından baskı ve nüfuz için kullanılan bir kart olmaya devam edeceklerine dikkati çekti.

Danışmanlık ve eğitim
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Süleymani ve Mühendis'in öldürülmesinden bu yana ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği binasının çevresi de dahil olmak üzere ABD’nin Irak’taki çıkarlarını ve askeri üslerini hedef alan saldırılar devam etti. ABD'nin çıkarlarına yönelik saldırıların sıklığı, geçtiğimiz yıl özellikle eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Bağdat Büyükelçiliği’ni kapatmakla tehdit etmesinin ardından azaldı.
Bir yandan ABD'nin Irak'taki çıkarları hedef alınmaya devam edilirken diğer yandan İran'a yanlısı başlıca milis gruplar, söz konusu saldırılarla ilişkilendirilmelerine karşı çıkıyorlar.
Irak, 9 Aralık’ta, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon güçlerine bağlı muharip kuvvetlerin, misyonlarının sona ermesiyle çekildiklerini ve Irak'taki ABD güçlerinin misyonunun, artık askeri danışmanlık ve eğitmenlik rolüyle sınırlandırılacağını duyurmuştu.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”