Suriye’nin kuzeyinde Rusya’nın düzenlediği hava saldırıları nedeniyle endişe hakim

Hmeymim Hava Üssü’ndan havalanan savaş uçakları beş gündür İdlib’i bombalıyor

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında yer alan Kefer Taharim beldesine Rus savaş uçaklarının Pazar günü düzenlediği hava saldırıları sırasında hedef alınan bir bina (AFP)
Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında yer alan Kefer Taharim beldesine Rus savaş uçaklarının Pazar günü düzenlediği hava saldırıları sırasında hedef alınan bir bina (AFP)
TT

Suriye’nin kuzeyinde Rusya’nın düzenlediği hava saldırıları nedeniyle endişe hakim

Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında yer alan Kefer Taharim beldesine Rus savaş uçaklarının Pazar günü düzenlediği hava saldırıları sırasında hedef alınan bir bina (AFP)
Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında yer alan Kefer Taharim beldesine Rus savaş uçaklarının Pazar günü düzenlediği hava saldırıları sırasında hedef alınan bir bina (AFP)

Rus savaş uçakları, Rusya'nın gerginliği tırmandıran askeri operasyonu çerçevesinde Suriye'nin kuzeybatısındaki İdlib Gerilimi Azaltma Bölgesi (İGAB) ile Hama ve Halep kırsallarına beş gündür hava saldırıları düzenliyor. Bombardımanlar sonucunda Halep kırsalındaki temas hatlarında bir sivil öldü, altı sivil yaralandı. Hava saldırıları, söz konusu bölgelerin sakinleri arasında endişe ve paniğe neden oldu. Öte yandan Suriyeli silahlı muhalif gruplar, Suriye rejimi güçlerinin mevzilerine karadan bombardımanlar düzenledi.  Bombardımanlar sonucunda rejim güçlerinden iki unsur öldü.
İdlib’deki saha aktivistleri, Rus savaş uçaklarının yeni yılda Suriye'nin kuzeybatısında yer alan İdlib ve Hama kırsallarındaki ayrı bölgelere, yüksek tahrikli basınç füzeleriyle beş gündür hava saldırıları düzenlediklerini ve patlama seslerinin Suriye-Türkiye sınır bölgelerinde dahi duyulduğunu söylediler. Aktivistlerin aktardıkları bilgilere göre dün sabah İdlib’in güneyindeki Cebel ez-Zaviye’ye bağlı el-Bera ve Deyr Sunbul beldelerini hedef alan bombardımanlarda bir sivil hayatını kaybederken, yaralanan altı sivil hastanede tedavi altına alındı.
Akvisitlerden biri, Rus savaş uçaklarının yoğun hava saldırıları ve uçuşlarının ardından siviller arasında  bir korku ve panik halinin ortaya çıktığını söyledi. Aktivistler, İdlib ve Halep kırsalında kümes hayvanları ve büyük baş hayvan çiftliklerini hedef alan çok sayıda hava saldırısının ardından, büyükbaş ve kümes hayvanları çiftlikleri ve yerinden edilmiş insanların yoğun olduğu bölgelerde korkunun daha fazla hakim olduğunu aktardılar.
İdlib'in kuzeyindeki Armanaz beldesinde Pazartesi günü düzenlenen hava saldırılarında, altı kümes hayvanı ve bir büyükbaş hayvan çiftliğinin hedef alınması sonucunda çok sayıda hayvan telef olurken bir işçinin ölümüne ve ailesinden biri ağır beş kişinin yaralanmasına neden oldu.
İdlib kırsalında insani yardım gönüllüsü olan Adnan el-Ömer adlı aktivist, dün yaptığı açıklamada, Rus savaş uçaklarının Pazartesi günü, İdlib ve Hama kırsalına 13'ten fazla hava saldırısı düzenlediği ve bunlardan beşinin İdlib'in güneyindeki Cebel ez-Zaviye’deki el-Bera beldesi ve çevresini, ikisinin İdlib'in doğusundaki Sarmin beldesi çevresini ve üçünün İdlib'in kuzeyindeki Armanaz beldesi yakınlarındaki bir kümes hayvanı çiftliğini hedef aldığının belgelendiğini söyledi. Rusya'nın Suriye'nin kuzeybatısındaki İGAB'a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybeden sivillerin sayısının 2022 yılı başından itibaren biri kadın olmak üzere altıya yükseldiğini belirten Ömer, dokuzu çocuk 17 sivilin de ağır yaralandığını sözlerine ekledi.
Rusya'nın sivilleri, ekonomik tesisleri ve hayati noktaları hedef alarak gerilimi tırmandırması ve hava saldırıları, muhalif gruplar ile Suriye rejimi güçleri ve rejimi destekleyen milisler arasında askeri gerilime neden oldu. Çatışan taraflar, top ve füzelerle bir birlerine ait noktaları hedef alırken her iki tarafın da kayıplar verdiği bildirildi.
Muhalif gruplardan Yüzbaşı Ebu el-Beraa, Feth'ul Mubin Operasyon Odası’na bağlı Suriyeli muhalif grupların, rejimin Hama'nın batısındaki Gab Ovası'ndaki Curin ve el-Basa köylerindeki askeri bölgelerini roketatarlar ve toplarla bombaladığını söyledi. Halep'in batı kırsalında İran destekli milislerin konuşlandığı 46. Alay Kışlası’nın bombalandığını belirten Beraa, İdlib'in güneyindeki Kefer Nebil, Hantutin ve Maaret en-Numan ilçeleri yakınlarında rejim güçlerinin mevzilerinin de hedef alındığını kaydetti. Tüm bombardımanlar ve saldırılar sonucunda rejim güçleri ve İran destekli milislerden 4 unsurun öldüğünü aktaran Beraa, Halep'in batı kırsalındaki Bala nahiyesindeki muhalif grupların keskin nişancıları tarafından iki unsurun daha öldürüldüğünü de sözlerine ekledi. Beraa, muhalif grupların Suriye rejiminin askeri bölgelerini, Rus savaş uçaklarının muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerde hayati noktaları, ekonomik tesisleri, geçim kaynaklarını, içme suları kaynaklarını ve sivilleri hedef alan hava saldırılarına karşılık verilmesi çerçevesinde hedef alındığına dikkati çekti.
Rusya'nın İdlib'de gerilimi tırmandırdığını söyleyen Beraa, “Bu durum, Türkiye ve Rusya arasında iki ülkenin başta Suriye’nin kuzeydoğusu ve Fırat’ın doğusu olarak bölgeler olmak üzere Suriye'deki çıkarlarına göre bir dizi siyasi ve saha dosyasında anlaşmazlıkları olduğunu ortaya koyuyor. Gerilim tırmandırılarak Türkiye'ye karşı İdlib’in güneyinden geçen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun aşağısındaki bölgeleri terk etmesi ve muhalif grupları da Cebel ez-Zaviye'den ve yolun aşağısındaki ve güneyindeki bölgelerden çekilmesi için bir baskı kartı oluşturulmaya çalışılıyor” değerlendirmesinde bulundu.



ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

TT

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD’nin DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) liderlik eden güçlerinin, DEAŞ’a karşı yürütülen operasyon kapsamında Suriye’den tamamen çekilmeyi planladığı bildirildi. Konuya ilişkin bilgi veren bir Suriye hükümet yetkilisi, bir Kürt kaynağı ve bir diplomatik kaynak, çekilmenin bir ay içinde tamamlanacağını belirtti. Bu açıklama, ülkenin kuzeydoğusundaki bir üssün boşaltılmaya başlanmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Adı açıklanmayan Suriye hükümet yetkilisi, “Bir ay içinde Suriye’den çekilecekler ve sahadaki hiçbir üslerinde askeri varlık bırakmayacaklar” dedi.

Kürt kaynak da aynı zaman çizelgesini doğrularken, diplomatik kaynak ise çekilmenin 20 gün içinde tamamlanabileceğini belirtti ve Washington’ın Suriye’de hiçbir askeri üs bırakmayacağını vurguladı.

ABD, 2014 yılında DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta geniş topraklar ele geçirmesinin ardından bu örgüte karşı kurulan DMUK çerçevesinde her iki ülkede de asker bulundurmuştu. Örgüt, 2019’a kadar kademeli olarak bu bölgelerden çıkarılmıştı.

Kürt kaynak, ABD’nin bugün Suriye’nin kuzeydoğusundaki ana üsten çekilmeye başladığını ve önceki iki üssü de iki hafta içinde boşalttığını belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilmesi süreci devam ediyor. ABD’nin Suriye’den çekilmesi bir ay içinde tamamlanacak” dedi.

dcfvgthy
Suriye’nin Kamışlı kentinde ABD ordusu devriyesi (Arşiv – Reuters)

ABD ordusu, bu ayın ortasında Suriye’deki stratejik bir üsten tamamen çekildiğini ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini açıkladı. Bu gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesine işaret eden en son adım olarak değerlendiriliyor ve daha geniş çaplı bir Amerikan çekilmesine zemin hazırlayabilir. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ABD güçleri, Suriye’deki kalan tüm üslerden önümüzdeki iki ay içinde çekilmiş olacak.

Haseke yolunda

Fransız muhabirlerinin aktardığına göre, Kürt güçlerinin son kalesi olan Haseke ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni bağlayan uluslararası yolda bugün onlarca ağır kamyon görüldü. Kamyonlar, zırhlı araçlar ve önceden inşa edilmiş barınaklarla doluydu ve ABD askerî araçları ve helikopterler eşlik ediyordu.

Kürt kaynak, Amerikan hareketleri, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilme süreci devam ediyor” cümlesiyle aktardı.

fgthy
ABD, Suriye’deki Kasrak Üssü’nden çekilmeye başladı. (AFP)

Kaynağa göre önümüzdeki günlerde, kuzey ve doğu Suriye’deki iki kalan üsten askeri ve lojistik malzeme, radar sistemleri ve füzelerden oluşan ardışık konvoylar taşınacak. DMUK güçleri, askerlerin çoğunu hava yoluyla çekerken, kara birlikleri konvoylara eşlik edecek.

Hava müdahalesi

Son iki hafta içinde ABD, Tanf Üssü’den ve kuzeydoğudaki eş-Şeddadi yakınlarındaki bir diğer üsten ardışık olarak çekildi. Bu ikinci üs, Kürt güçlerinin DEAŞ mensuplarını tuttuğu bir cezaevine ev sahipliği yapıyordu; geçen ay bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti.

DMUK, bu üsleri DEAŞ’a karşı savaşmak ve son yıllarda örgüte yönelik ağır hava saldırıları düzenlemek için kullanmıştı.

ABD, zaman zaman Suriye’de örgüte ait hedefleri vurduğunu açıklarken, Suriye makamları da aralıklı olarak örgüte bağlı hücrelere karşı güvenlik operasyonları yürütüyor.

Diplomatik kaynak, hem Şam hem Washington’la yakın ilişkisi bulunan ülkesinin bilgisine dayanarak, ABD’nin bölgedeki üslerinden havadan Suriye’ye müdahale edebileceğini, yani DEAŞ’a karşı potansiyel operasyonlar gerçekleştirebileceğini belirtti. Bu açıklama, örgütün iki yıl aradan sonra cumartesi günü yayımladığı ses kaydında hükümet güçleriyle çatışmaya çağrılmasıyla bağlantılı görülüyor.

DEAŞ halen uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ediyor ve ara sıra saldırılar düzenliyor; son olarak hükümet güçlerine karşı bir saldırı gerçekleştirdi.

Ocak ayında ise Suriye ordusu, uzun yıllar örgüte karşı sert mücadele veren ve on binlerce militan ile ailelerini kamplar ve gözaltı merkezlerinde tutan Kürt güçlerinin kontrolündeki bölgelere ilerledi.

erg
Bir Amerikan kamyonu, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde ilerliyor. (AFP)

Bu ay içinde Washington, örgüte bağlı olduğu şüphesi bulunan 5 bin 700’den fazla tutukluyu kara yoluyla Irak’a naklettiğini açıkladı.

Aynı dönemde, el-Hol Kampı’nda bulunan ve örgüt üyelerinin ailelerini barındıran kamp, neredeyse tamamen boşaltıldı. Çoğu sakin bilinmeyen bir yere gitmişken, geride kalanlar Suriye’nin kuzeyindeki Halep kontrolündeki başka bir kampa nakledildi.

ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını güçlendirdi ve artan İran gerilimi nedeniyle bölgede iki uçak gemisi ve eşlik eden savaş gemilerini konuşlandırdı. Tahran ise olası herhangi bir saldırıya, bölgede Amerikan askeri hedeflerini vurarak yanıt vereceğini açıkladı.


Savaşın üzerinden dört yıl geçti... Ukrayna ve Rusya haritaları nasıl değişti?

Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
TT

Savaşın üzerinden dört yıl geçti... Ukrayna ve Rusya haritaları nasıl değişti?

Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)
Rus bombardımanının Kiev’in geniş bölgelerinde elektrik kesintisine yol açmasının ardından sıcak yemek almak için sıraya giren Ukraynalılar, 30 Ocak 2026 (AP)

Rusya ile Ukrayna arasında kapsamlı savaşın başlamasının dördüncü yılına girilirken, ortaya çıkan bilanço her açıdan yıkıcı görünüyor. Bu ağır tablo yalnızca çatışmanın iki doğrudan tarafını değil, çevre bölgeyi ve hatta İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana açık bir askeri çatışmanın en ağır sonuçlarına maruz kalan tüm dünyayı etkiledi.

24 Şubat 2022 sabahının erken saatlerinde Rus tanklarının sınırı geçerek yoğun hava desteği eşliğinde Kiev ve diğer büyük şehirlere doğru ilerlemesiyle birlikte, Kremlin’in kararını netleştirdiği anlaşıldı. Savaşın, resmi adıyla ‘özel askeri operasyonun’ kısa sürecek bir harekât olacağı, Rus bayraklarının kısa sürede Kiev’deki parlamento binası ve Başkanlık Sarayı üzerinde dalgalanacağı varsayılıyordu. O dönemde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e sunulan raporlarda, Ukraynalıların Rus ordusunu çiçeklerle karşılayacağı ve Vladimir Zelenskiy liderliğindeki ‘Nazi hükümetinin’ hızla devrileceği, Avrupa ile dünyanın yeni bir fiili durumla karşı karşıya kalacağı öngörülmüştü.

Ancak çok cepheli ve geniş çaplı sürpriz saldırı, kısa sürede Kremlin’in aceleci hedeflerinin tersine döndü. Ukrayna’nın hızla toparlandığı ve ‘yıldırım harekâtı’ olarak planlanan operasyonu, Avrupa’nın son on yıllarda gördüğü en uzun ve en yıkıcı savaşa dönüştüren güçlü bir direniş başlattığı görüldü.

Diplomatik tıkanıklığın sürdüğü ve mekik diplomasisine rağmen sonuç alınamadığı bir ortamda çatışma beşinci yılına girerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın tarafları zorlu ve karmaşık bir barış sürecine zorlamak için tüm ağırlığını koymasına rağmen kalıcı bir çözüm sağlanamadı. Taraflar için ağır şartlara bağlı bu süreçte savaşın yüksek bedeli yeni dengeler yarattı, birçok aktörün önceliklerini değiştirdi. En büyük kaybı yaşayan Ukrayna’nın yanı sıra derin biçimde bölünmüş ve ABD’nin güvenlik şemsiyesini kaybetme korkusunu güçlü şekilde hisseden Avrupa da bu yeni tablonun başlıca tarafları arasında yer alıyor.

Ağır bedel

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) tarafından yayımlanan güncel bir araştırmaya göre, Ukrayna’daki savaş Rus ve Ukraynalı askerler arasında ölü, yaralı ve kayıp olmak üzere yaklaşık iki milyon askeri kayba yol açtı. Moskova kayıplarını açıklamaktan kaçınsa da CSIS Rusya’nın savaşın başlangıcından bu yana 325 bin asker kaybettiğini, toplam kayıplarının ise ölü, yaralı ve kayıplar dahil 1 milyon 200 bine ulaştığını bildirdi. Moskova ise söz konusu rakamların gerçeği yansıtmadığını ve abartılı olduğunu savundu. Araştırmada, ‘İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiçbir büyük gücün herhangi bir savaşta bu ölçekte ölü ve yaralı vermediği’ vurgulanırken, Rus kuvvetlerinin sahada yavaş fakat istikrarlı bir ilerleme kaydettiği ifade edildi.

Kiev de ağır bir bedel ödedi. Araştırmaya göre Şubat 2022 ile Aralık 2025 arasında Ukrayna’nın toplam askeri kayıpları 500 bin ile 600 bin arasında gerçekleşti; bunların 100 bin ila 140 bini hayatını kaybetti.

Ancak Ukrayna’nın kayıpları yalnızca insan gücüyle sınırlı değil. Kiev, nüfus büyüklüğü, seferberlik kapasitesi ve cepheye yeni asker sevkiyatı açısından Rusya ile arasındaki belirgin fark nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya. Taraflar arasındaki insan kaynağı oranının yaklaşık üçe bir olduğu belirtiliyor. Savaşın doğrudan sonuçları arasında Rusya’nın Ukrayna topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini kontrol altına alması ve milyonlarca Ukraynalının yerinden edilmesi yer alıyor. Çatışma aynı zamanda küresel gıda krizlerine, Rusya’ya yönelik benzeri görülmemiş Batı yaptırımlarına, geniş çaplı altyapı yıkımına ve Avrupa’da köklü bir jeopolitik dönüşüme yol açtı.

fvrgthy
Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için Washington öncülüğünde Cenevre’de Ukrayna ve Rusya arasında yapılan görüşmelerden, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Sahadaki askeri tabloya gelince; Rusya, Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki geniş bölgelerde fiili kontrol sağlamış durumda. Kırım Yarımadası ve 2014’ten bu yana Rusya’nın denetimine geçen alanlar da hesaba katıldığında, Moskova’nın kontrolündeki toprakların Ukrayna yüzölçümünün yaklaşık yüzde 27’sine ulaştığı belirtiliyor. Savaş, 15 ila 30 milyon Ukraynalının ülke içinde ve dışında yerinden edilmesine yol açarak büyük bir mülteci dalgası yarattı.

Ekonomik ve altyapısal yıkım da ağır oldu. Yıllar süren çatışmalar, Mariupol gibi şehirlerde neredeyse tam bir yıkıma neden olurken, enerji santralleri ve elektrik altyapısı geniş çapta hedef alındı.

Küresel düzeyde ise savaş; enerji ve gıda krizlerini tetikledi, yakıt fiyatlarını yükseltti ve Rusya ile Belarus’a yönelik ağır uluslararası yaptırımların devreye sokulmasına yol açtı.

Hukuki cephede, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savaş suçlarına ilişkin soruşturmalar başlattı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dahil bazı Rus yetkililer hakkında tutuklama kararları çıkardı.

Jeopolitik dengeler de köklü biçimde değişti. NATO, Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla genişlerken, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı askeri desteğe bağımlılığı arttı. Moskova ise Çin ve Kuzey Kore gibi ülkelerle ittifaklarını güçlendirme yönünde adımlar attı.

Avrupa kaybediyor

Bu askeri karşılaşmanın birincil kaybedeninin Ukrayna olduğu konusunda kuşku yok. Kiev yönetimi, savaşı durdurabilmek için egemenliğe ilişkin tavizler vermek zorunda kalabileceği bir tabloyla karşı karşıya. İkinci büyük kaybeden ise Avrupa olarak öne çıkıyor. Kıta, güç dengelerinin sınandığı bir sahaya dönüşürken, ülkeleri ya mali destekle ayakta tutulması gereken geleneksel bir ittifaka bağlı kalmak ya da kapsamlı saldırısını durdurması için geleneksel rakibine bir tür ‘teselli ödülü’ sunmak arasında zor bir tercihle karşı karşıya.

Bu gerilimli denklemde Avrupa son derece hassas bir konumda bulunuyor. Güvenliğini sağlamak için Washington’a ihtiyaç duyan kıta, savaşın maliyetini tek başına üstlenebilecek kapasiteye de sahip değil. Bu nedenle Avrupa ülkeleri, Rusya’yı doğrudan provoke etmeden savunma şemsiyesine öncelik veren yeni bir öncelikler hiyerarşisi oluşturmak ve dış ilişkiler ağını yeniden yapılandırmak zorunda kalıyor.

Ekonomist ve siyaset analisti Wolfgang Münchau ise Avrupa liderlerinin jeopolitik kırılganlıklarını kavrayamamakla ağır bir hata yaptıklarını savunuyor. Münchau’ya göre bu durum nihayetinde Moskova’nın işine yaradı; zira beklenenin aksine Rusya zayıflamak yerine konumunu güçlendirdi, Batı ise modası geçmiş bir bakış açısına saplanıp kaldı.

gthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Haziran 2019 tarihinde Japonya’nın Osaka kentinde düzenlenen G20 liderler zirvesi kapsamında düzenlenen ikili görüşmede konuşuyorlar. (Reuters)

Münchau’ya göre Avrupa’daki yönetici siyasi elitler hesaplamalarında ciddi bir yanılgıya düştü. Kıtanın jeopolitik güç merkezinin uzun süredir Avrupa dışına kaydığı yönündeki açık gerçeği kabul etmeyi reddettiler.

Münchau, mevcut tablo ile Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı arasında benzerlik kuruyor. O dönemde de savaşın birkaç ay içinde sona ereceği yönünde yaygın bir yanılsama bulunduğunu hatırlatıyor. Münchau’ya göre bugün Batı’daki beklentiler de gerçeklikten uzak. Münchau, Rusya’nın kesin yenilgiye uğratılması ve Ukrayna’daki savaşın süresiz biçimde sürdürülebileceği yönündeki yaklaşımı gerçekçi bulmuyor.

Kremlin, güçlü bir konumdan müzakere ediyor

Öte yandan Kremlin, savaşın beklentilerin ötesinde uzamasına ve Rusya’nın kapasitesinin ciddi biçimde tüketilmesine rağmen, müzakere masasında şartlarında ısrar eden daha rahat bir konumda görünüyor. Moskova, kaybederse bunun Başkan Vladimir Putin’in itibarına, liderliğine ve tek taraflı olarak ilhak ettiği Ukrayna topraklarının ‘sonsuz Rus toprağı’ olarak kalacağı vaadine zarar vereceğinin farkında. Kremlin ayrıca, Rusya’ya ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatıp yeniden geri çekilmeye zorlamak girişiminin başarısız olduğunu düşünerek özgüvenini artırmış durumda.

dcfrgt
13 Şubat’ta Münih Güvenlik Konferansı’nın oturum aralarında Almanya Savunma Bakanı ile bir araya gelen Vladimir Zelenskiy (AFP)

Kremlin’in, ikili kutuplu dünya düzeninin çöküşü, tek kutupluluğun kırılması ve güç kaynaklarının çok merkezli bir coğrafi dağılımla yeniden şekillenmeye başlaması nedeniyle, Batı’nın uyguladığı ‘izolasyon’ politikalarının başarısızlığı konusunda da güven kazandığı görülüyor.

Araştırmalar, Moskova’nın ekonomik ambargoların artık geçmişin bir kalıntısı olduğuna ikna olduğunu gösteriyor. Uluslararası piyasalarda yaşanan dönüşümler ve ideolojik farklılıkların azalması, Batı’nın koşullarını dayatma ve tercihlerini zorla kabul ettirme gerekçelerini zayıflatmış durumda.

gthy
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Kiev’de çekilmiş arşiv fotoğrafı, 3 Şubat (AFP)

Analistler, Batı’nın en büyük hatalarından birinin Rusya’yı tamamen izole edebileceğine inanması olduğunu vurguluyor. 19 yaptırım paketi uygulanmasına ve Rusya’nın iflas edebileceği beklentilerine rağmen, Moskova’nın ekonomisi yalnızca ayakta kalmakla kalmadı, aynı zamanda kayda değer bir büyüme gösterdi.

Uzmanlara göre Rusya’nın direncinin nedenlerinden biri, Batı’nın ekonomik gücünü dolar cinsinden yanlış değerlendirmesi. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında, Rusya fiilen Almanya’yı silah üretme kapasitesi açısından geride bırakıyor.

rfegvtrg
ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 15 Ağustos 2025 tarihinde gerçekleşen Alaska Zirvesi sırasında (AFP)

Araştırmalar, ‘Rusya’nın tank ve füzeleri üretmek için dolar veya euroya ihtiyaç duymadığını’ ortaya koyuyor. Uygulanan kısıtlamalara ve karşılaşılan ciddi zorluklara rağmen Moskova, askeri sanayi sisteminin kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı başardı; bazı silah ve teknoloji modellerinde bu oran 10 katı aşıyor. Ayrıca Rusya, genel olarak modern silahlar ve çok amaçlı insansız hava araçları (İHA) gibi akıllı teknolojilerde Ukrayna ve Batı’nın üstünlüğünü kapatmayı da başardı.

Her durumda, tahminler Kremlin’in savaşın beşinci yılına girerken müzakere masasında, Ukrayna ve Avrupa’nın durumunun aksine, yıpratıcı bir savaşta daha kararlı bir şekilde yer almaya hazır olduğunu gösteriyor.

Yeni haritalar

Rusya’nın baskı kozlarındaki en belirgin unsur, savaşın dördüncü yılına girilirken sahadaki gerçeklikteki köklü değişim oldu. Bu değişim, özellikle ABD Başkanı’nın yeni dönemde Beyaz Saray’a gelmesi ve ‘savaşı 24 saatte bitirme’ sloganını öne çıkarmasıyla dikkat çekti. Moskova, sahada tamamen yeni bir durumu kalıcı hale getirerek, müzakere için çok daha geniş manevra alanları ve Kremlin açısından oldukça kazançlı pazarlık imkânları yaratmayı başardı.

Bu bağlamda, Alaska’da Başkan Vladimir Putin ile Donald Trump arasında yapılan zirvede gündeme gelen ‘toprak değişimi’ teklifi, baştan itibaren Rusya tarafından onaylandı. Söz konusu kavram başta belirsiz ve riskli bir içerik taşısa da Moskova tarafından kabul gördü.

Teklifin dili, Kiev ve Avrupa başkentleriyle yapılan müzakere turlarında biraz değişime uğrasa da özünde aynı kaldı: Washington, Ukrayna’nın büyük bir kısmından taviz vermesi karşılığında barış sağlanması gerektiğini kabul ediyordu.

derfgt
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ocak’ta ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ı kabul etti. (EPA)

Moskova, kontrolündeki bazı Ukrayna topraklarından çekilmeyi öngören bir ‘takas’ stratejisine hazır görünüyor; karşılığında, Ukrayna’nın Moskova tarafından 2014 ve 2023 yıllarında tek taraflı olarak ilhak edilen topraklardan tamamen çekilmesi talep ediliyor.

Anlam açık: Ukrayna, coğrafyasının geri kalanını korurken, Moskova’nın Harkiv ve Sumi çevresi ile Donetsk ve Luhansk civarındaki kendi toprakları olarak görmediği bölgelerden çekilmesini sağlamalı; karşılığında ise ilhak edilen bölgelerle ilgili geride kalan meseleler tamamen kapatılacak.

Mart 2024’ten yaz sonuna kadar süren ABD arabuluculuğu döneminde dünya bu ‘arabuluculukla’ meşgulken, Rus kuvvetleri sahada yavaş ama istikrarlı ilerleme kaydetti; adeta önündeki her şeyi dümdüz eden bir silindir gibi hareket etti. Rusya, zamanı etkili biçimde kullanarak stratejisini tamamen düşmanı yok etmeye değil, uzun vadede zayıflatmaya ve yıpratmaya dayandırdı. Zira Ukrayna’yı tamamen yenmek, yüz binlerce hatta bir milyon yeni asker seferberliği ve sanayinin tamamen savaş moduna geçirilmesini gerektiriyordu. Buna karşılık Moskova, Ukrayna’yı kademeli olarak yıpratma ve sahadaki kontrol alanını aşamalı olarak genişletme yolunu seçti. Bu süreç, Rus ekonomisi ve toplumu üzerinde ciddi içsel yansımalar yaratmadı. Bu strateji doğrultusunda, Mart-Ağustos 2024 arasında Rusya, 149 yerleşim birimi ve kasaba dahil olmak üzere 3 bin 500 kilometrekareden fazla alan üzerinde tam kontrol sağladı.

dfvgth
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin Devrimi’nin zaferinin 80. yıldönümünde Pekin’de Putin ile bir araya geldi, 3 Eylül 2025. (EPA)

Şu anda Rus ordusu, Luhansk’ın yüzde 99,7’si, Donetsk’in yüzde 79’u, Zaporijya’nın yüzde 74’ü ve Herson’in yüzde 76’sı üzerinde kontrol sağladı.

Bu dört bölge, Moskova tarafından daha önce ilhak edilmiş ve herhangi bir barış anlaşmasında bırakılmaları düşünülmüyor. Ancak burada, Moskova’nın önemli bazı ‘tavizler’ verebileceği de belirtiliyor. Bu kapsamda, Ukrayna’nın hâlâ kontrolünde olduğu Herson ve Zaporijya bölgelerinden çekilme fikrinden kısmen vazgeçilmesi karşılığında, bu iki bölgede mevcut temas hatlarının korunması söz konusu olabiliyor. Son Cenevre müzakere turunda, Zaporijya Nükleer Santrali’nin durumu gündeme gelerek bu alandaki ilerlemeye işaret etti.

Her durumda, Rusya’nın askeri genişlemesinin önemi, olası bir barış görüşmesinin mevcut sınırda kalıcı bir ateşkesi varsaymasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum, Vladimir Putin’e, yeni kazanımlarını maksimum düzeyde genişletme ve söz konusu bölgelerden vazgeçmeme imkânı sağladı.

tgrh56
Kiev’de, Rusya ile savaşta ölen askerlerin anıtının önünden geçen iki kişi, 2 Şubat (AFP)

Buna ek olarak Moskova bu dönemde iki tampon bölge oluşturdu: biri güneyde Dnipropetrovsk’ta, diğeri ise doğuda Sumi ve Harkiv sınırı boyunca. Böylece Moskova, kontrolündeki bölgelerden onlarca kilometre uzaklıkta olası ateş kaynaklarını uzaklaştırmış oldu. Bu durum, Ukrayna’nın derinlikteki Rus hedeflerini İHA’larla vurma ihtiyacını artırsa da, şu ana kadar temas hatlarını önemli ölçüde etkilemiş değil.

Bu nedenle, toprak müzakereleri konusunda Ukrayna önünde ek zorluklar ortaya çıktı. Rusya’nın yorumuna göre artık pazarlık yapılacak bir alan kalmadı. Ancak, Ukrayna’nın tarafsızlığı, ordusunun güçsüzleştirilmesi ve olası müzakerelerde arabulucu olarak görev alabilecek yabancı güçlerin ülkeye girişinin engellenmesi hâlâ gündemdeki kritik konular arasında yer alıyor.


Çatışan çıkarlar: Somali bölgesel bir çatışma sahasına mı dönüşüyor?

Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
TT

Çatışan çıkarlar: Somali bölgesel bir çatışma sahasına mı dönüşüyor?

Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)
Sık sık yapılan yabancı müdahaleler, Somali'yi sadece ‘isyanlara’ karşı iç savaş veren bir ülke olmaktan çıkarıp, ‘güç dengesinin yeniden düzenlendiği için bir savaş alanı’ haline getirdi (AFP)

Ahmed Abdulhakim

Bölgesel ittifakların değişkenliği nedeniyle, jeopolitik açıdan son derece önemli Afrika Boynuzu üzerindeki şiddetli rekabet yaşanıyor. Bu durum Somali’yi, Aden Körfezi'ne bakan stratejik konumu ve dünyanın en önemli ticaret ve enerji arterlerinden biri olan Bab el-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle, artan dış müdahalelerle birlikte bölgesel güvenlik denklemlerinde hızla odak noktası haline getirmektedir.

On yıllardır iç savaşların yaşandığı ve kurumları kronik kırılganlıkla boğuşan Somali, coğrafi konumu ve karmaşık durumu nedeniyle, nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir rekabet arenasına dönüştü. Somali'nin askerileşmesi artık ‘milli ordunun kapasitesinin geliştirilmesi’ veya silahlı gruplara karşı operasyonların yoğunlaştırılmasıyla sınırlı kalmayıp, savunma anlaşmaları, eğitim ve silahlanma programlarına da uzanmıştır. Bu hareket, komşu ülkelerin hesaplamalarının, Afrika Boynuzu'nda kalıcı bir yer edinmek isteyen daha geniş bölgesel güçlerin bahisleriyle kesiştiği gergin bir bölgesel ortamda gerçekleşiyor.

Gözlemcilerin Mogadişu'nun ‘iç isyanla mücadele eden bir Afrika başkenti’ olmaktan ziyade ‘güç dengesinin yeniden yapılandırılması için savaş alanına dönüştüğünü’ ifade ettikleri bir ortamda, her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması artık caydırıcılık dengesinin değişmesi veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor. Bu da caydırıcılık dengesinde bir kayma veya belirli taraflara yönelik konumlandırma olarak görülüyor ve iç ve dış güçler arasındaki sorunların karmaşıklığı ve iç içe geçmesi nedeniyle çatışmalara veya ‘vekalet savaşına’ kayma olasılığını artırıyor.

Kahire ve “bölgesel varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı”

Mısır'ın Somali'deki Afrika Birliği (AfB) Barış Gücü Misyonu’na (AUSSOM) katılmak üzere planlanan ve ülkenin üst düzey askeri liderleri ile Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un katıldığı son askeri geçit töreni, Kahire'nin Mogadişu'nun dış varlık denklemindeki konumuna ilişkin geçici bir mesaj değildi.

Somali ile karşılıklı savunma anlaşması imzalayan Mısır, stratejik öneminden ötürü Afrika Boynuzu bölgesindeki ‘tehdit altında olan’ çıkarlarına yıllardır hassas davranıyor. Uluslararası deniz ticaret yollarına doğrudan bağlantısı nedeniyle, bu bölgedeki güç dengesinin değişmesinin küresel ticareti ve Süveyş Kanalı'nın güvenliğini etkileyebileceğini değerlendiriyor. Süveyş Kanalı, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'sinin geçtiği ve Kahire'nin en önemli döviz kaynaklarından biri olan, Mısır ekonomisi için hayati öneme sahip bir arter olarak kabul ediliyor.

fefevf
İsrail Somaliland'ı tanıdıktan sonra Somalililer İsrail'e karşı protesto gösterisi düzenledi (Reuters)

Mısır'ın hesaplarına göre İsrail'in ‘Somaliland’ olarak bilinen bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıma kararı almasıyla Somali'deki varlığının artması, Mısır için bir ‘tehdit’ oluşturuyor. Zira bu adım, Mısır'ın hayati deniz koridorlarının yakınlarına ona düşman olan yeni ittifakların kurulmasına veya daha fazla askeri üssün kurulmasına zemin hazırlıyor. Bununla birlikte Mısır, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı konusunda Mısır ile gergin ilişkiler içinde olan Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabalarını da kendi çıkarlarına yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyordu.

Mısır'ın eski Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni, Mısır'ın Somali krizi ve Afrika Boynuzu'ndaki zorluklara yaklaşımının ‘bu karmaşık durumların, Afrika Boynuzu bölgesiyle yakından bağlantılı olan bölgesel güvenlik veya ulusal güvenliği etkilememesini sağlama konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığını’ değerlendiriyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Hafeni açıklamasında, Mısır'ın çıkarlarının ‘Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'nda deniz taşımacılığı üzerindeki etkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölgeyi bir bütün olarak olumsuz etkileyen geçmişte biriken sorunların üstesinden gelmek için sosyal ve ekonomik kalkınma çabalarını teşvik etme yönünde de ilerlediğini’ belirtti.

Hafeni'ye göre Kahire, bölgedeki ulusal kurumların istikrarını ve kaosun yayılmasının önlenmesini daha çok önemsiyor. Bu kaos, bölgelerdeki gerginliğin artmasını durdurmak için ciddi uluslararası ve bölgesel çabalar gösterilmediği için bu ülkelerin kaynaklarını ve kapasitelerini büyük ölçüde etkiledi. Hafeni, genel olarak Afrika Boynuzu'nun özelde ise Somali'nin ‘birçok uluslararası ve bölgesel güç için hassas ve son derece önemli bir bölge olmaya devam ettiğini belirterek, bu yüzden Mısır'ın bölgedeki ülkelerle ikili eylemler yoluyla veya Afrika Birliği (AfB), Arap ve uluslararası kuruluşlar gibi ilgili kuruluşlar aracılığıyla ve bölgede bulunan güçlerle birlikte çalışarak üstlendiği rol, bu vizyonu gerçekleştirmeye yönelik adımların önem taşıdığını vurguladı.

Hafeni, sözlerini şöyle sürdürdü:

Mısır, Mogadişu'nun devlet kurumlarını korumak, kalkınmayı sağlamak, kaybedilen istikrarı yeniden tesis etmek ve özellikle kalkınmaya odaklanmak için gösterdiği çabaları desteklemeyi amaçlıyor.”

Özelde Somali, genel olarak ise Afrika Boynuzu bölgesindeki durumun ‘tüm olasılıklara açık’ olduğunu düşündüğünü belirten Hafeni, ‘yabancı müdahale ve bazı iç tarafların bu müdahaleyi bölgesel güvenliği tehlikeye atarak kendi dar çıkarlarına hizmet edecek şekilde istismar etmelerinin, Mısır da dahil olmak üzere bir dizi ülkenin ulusal güvenliğine zarar verdiğini’ söyledi.

Öte yandan Mısır'ın Afrika İşlerinden Sorumlu Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muna Amr, ülkesinin Afrika Boynuzu ve Somali'deki ‘varlığını güçlendirmenin kaçınılmazlığı’ konusundaki hesaplarına ‘uluslararası taraflar arasındaki çatışma ve çıkar farklılıklarının ardından, Mısır için hayati önem taşıyan bu bölgede vekalet savaşlarının yayılması’ gibi bir boyut daha ekliyor. Amr, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sudan'daki iç savaşın şiddetlenmesi ve dış tarafların artan müdahalesi, dış güçlerin devletin ulusal kurumlarını feda ederek bir tarafı desteklemesi ve bu tarafın hayatta kalmasını sağlayan sürekli siyasi, güvenlik ve askeri destek almasıyla, durumun tırmanmaya ve alevlenmeye devam etmesinin en güçlü örneğidir” değerlendirmesinde bulundu.

fddf
Somaliland ile Mogadişu'daki merkezi hükümet arasındaki kriz 1990'lı yıllara kadar uzanıyor, ancak bu konudaki çatışma ister doğrudan ister dolaylı olsun, son yıllarda daha belirgin hale geldi (AFP)

Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana da bu değerlendirmeye katılıyor. Şabana yaptığı değerlendirmede, Mısır'ın çıkarlarına yönelik en büyük tehdidin, İsrail'in Somaliland'ı ilk kez tanıması ışığında, devletlerin, özellikle Somali'nin bölünmesi ve parçalanması olduğunu düşünüyor. Mısır'ın çeşitli yollarla gerçekleştirdiği eylem ve müdahalelerin, ulusal güvenliği için hayati önem taşıyan bölgedeki çıkarlarını güvence altına almayı amaçladığını belirten Şabana, özellikle de Kahire için hayati öneme sahip iki konuyu, Kızıldeniz ve Nil sularında seyrüsefer özgürlüğünü içerdiğini belirtiyor.

Şabana, Mısır'ın çıkarlarını korumaya istekli olduğunu ve aslında Somali'ye güç gönderme sürecinde olduğunu, bunun amacının çatışmayı kışkırtmak veya mevcut sorunları karmaşıklaştırmak değil, Somali'nin egemenliğini ve istikrarını ve resmi kurumlarını korumak için çözümün bir parçası olmak olduğunu ifade etti.

Öte yandan, Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre Mısır'ın Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan faaliyetleri, öncelikle Etiyopya'yı izole etmeyi amaçlamaktadır ve bu yeni bir şey değil. Etiyopya’nın bunun farkında olduğunu ve bu yüzden Mısır'ın hamlelerine karşı koymak için ters yönde hareket ettiğini söyleyen İbrahim, “Bölgedeki herhangi bir yabancı ülkenin hareketi, kendi çıkarlarını korumak ve etkisini güçlendirmek içindir ve mevcut çatışma ışığında, Sudan'da olduğu gibi vekalet savaşlarının artmasına tanık olabiliriz” yorumunda bulundu.

Son yıllarda Kahire, Afrika Boynuzu'ndaki varlığını önemli ölçüde güçlendirdi. Bu gelişme, Somali, Cibuti ve Eritre ile ekonomik, siyasi, güvenlik ve hatta askeri ilişkilerinin güçlenmesinin ardından gerçekleşti. Addis Ababa, bu adımları uzun süredir “kendisini doğrudan hedef alan” adımlar olarak nitelendiriyor, ancak Kahire bunu reddediyor.

Somali ile ilgili olarak Mısır, Somali'nin birliğini korumak ve çıkarlarını tehdit eden herhangi bir yabancı genişlemeye karşı denge oluşturmak amacıyla, güvenlik ve askeri iş birliği ile eğitim ve ekipman desteği sağlayarak federal hükümetle ilişkilerini güçlendirdi. Mogadişu ise dış güçlerin emellerine karşı koymak için Mısır ve Türkiye'nin desteğine güveniyor.

5hj
Kahire, yıllardır stratejik öneme sahip Afrika Boynuzu bölgesinde ‘tehdit altındaki’ çıkarlarını korumak için çabalarını yoğunlaştırmaya çalışıyor (Mısır Cumhuriyeti Başkanlığı)

Kahire'nin son hamlesi, Mısır ordusunun 11 Şubat Çarşamba günü Somali Cumhurbaşkanı’nın AUSSOM’a katılan güçlerin düzenlenmesine tanık olduğunu duyurmasının ardından gerçekleşti. Bu, Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve bir dizi silahlı kuvvetler komutanının huzurunda gerçekleşti. Bu önlemler, ‘tüm silahların ve uzmanlık alanlarının hazırlık ve savaşa hazır olma durumunu yansıtıyor’ olarak değerlendirildi ve ardından eğitim faaliyetleri ve misyona katılan araçların modelleri sergilendi.

Mısır Ordu Sözcüsü Albay Garib Abdulhafız, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Somali'li mevkidaşı ile gerçekleştirdiği son görüşmede yaptığı açıklamaları aktararak, “Mısır, Afrika kıtasına olan bağlılığı ve Somali'nin tamamında güvenlik ve istikrarı sağlama konusundaki kararlılığı doğrultusunda, misyon kapsamında kuvvetlerini konuşlandırmaya devam edecek” dedi.

Çelişkili ittifaklar ve çelişkili çıkarlar

Afrika Boynuzu'nda, özellikle Somali'de artan yabancı müdahale, bölgeyi nüfuz, limanlar ve askeri üsler için rekabet eden bölgesel güçler arasında açık bir çatışma alanına dönüştürdü. Kızıldeniz'in güney girişinde, bu güçler arasındaki rekabet artık gizli veya örtülü değil, daha açık ve çatışmacı hale geldi.

Son zamanlarda ilgi gören Somali'deki sıcak noktalardan biri, Somaliland bölgesi ve Somali merkezi hükümeti ile yaşadığı karmaşık kriz olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorun 1990'lı yıllara kadar uzanmasına rağmen, coğrafi konumu nedeniyle doğrudan veya dolaylı olarak yaşanan rekabet çatışması, bölgeye uluslararası müdahalenin artmasına neden olan en önemli faktör haline geldi ve yeni boyut ve biçimler aldı.

Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim'e göre genel olarak Afrika Boynuzu bölgesi (Somali, Etiyopya, Cibuti, Eritre ve Kenya dahil), özelde ise Somali, birbirinden farklı birçok ittifak arasındaki vekalet savaşlarının sahnesine dönüştü. İbrahim yaptığı değerlendirmede, rekabetin boyutu ve projeler ile çıkarların çatışması, ilgili aktörlerin hızlanan dinamikleri ile birleştiğinde, mevcut ittifakların yapısında bir değişikliğe yol açabileceğini ve gelecekte yeni ittifakların ortaya çıkabileceğini belirtti.

vfgrthy
Somali Ulusal Ordusu bir şehri terörist gruplardan korurken (AFP)

Bu coğrafi bölgedeki mevcut akımların veya ittifakların temel olarak çıkarlar, güvenlik ve askeri hegemonyanın peşinde olma ve nüfuzun güçlendirilmesi tarafından yönetildiğini ifade eden İbrahim, bu müdahalelerin genel olarak zaten kırılgan olan Afrika Boynuzu bölgesi ve bu bölgedeki ülkeler için zararlı olduğunu ve herhangi bir çatışmanın olumsuz etkisini daha da artırabileceğini düşündüğünü belirtti. İbrahim, jeopolitik gerçekliğin zaman zaman önemli değişikliklere uğradığı göz önüne alındığında, bu özellikle doğru olsa da Etiyopya ile Somali arasında Somaliland bölgesi üzerindeki ilişkileri yöneten anlaşmazlıklara ve hem Addis Ababa ile Asmara arasındaki hem de Hartum ve Kahire arasındaki ilişkilerde yaşanan gerilimlere işaret etti. Bu gerilimin, bölgedeki ülkeleri bir ittifaka yaklaşmaya veya uzaklaşmaya ittiğini ve bunun da nihayetinde Afrika Boynuzu'ndaki hükümetlerin çıkarlarını tehdit ettiğini, bölgede binlerce yıldır var olan siyasi, sosyal ve tarihi sabitleri ve bağları aştığını düşünüyor.

Kahire Üniversitesi Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde siyaset bilimi profesörü olan Eymen Şabana ise Afrika Boynuzu'nun stratejik öneminin uluslararası deniz ticaret yolunu kontrol etmesinden kaynaklandığını ve bu nedenle bu bölge için rekabetin muhtemel ve devamlı olduğunu söylüyor. Her ülkenin kendi görüşüne göre çıkarlarını elde etmeye çalıştığını belirten Şabana, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlamak ve bölgedeki güç olarak niteliksel üstünlüğünü korumak istediğini örnek olarak gösteriyor. Şabana’ya göre diğer ülkelerin çıkarları ise mineral ve enerji ithalatını güvence altına almak isteyenler, bu stratejik koridorda seyrüseferi güvence altına almak isteyenler ve ekonomik ve ticari nedenlerle bölgede istikrarı güvence altına almak isteyenler arasında değişiklik gösteriyor.

Şabana, Afrika Boynuzu'nun son zamanlarda önemli gelişmelere tanık olduğunu, bunların başında İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ve bundan önce Etiyopya ile Somaliland arasında Addis Ababa'nın 2024 yılında denize erişimini garanti eden bir mutabakat zaptının imzalanmasının geldiğini belirtti. Tüm bu gelişmelerin, diğer tarafları da bölgedeki varlıklarını, etkilerini ve çıkarlarını korumak için çabalarını hızlandırmaya ittiğine dikkat çeken Şabana, bölgedeki nüfuzunu güvence altına almak ve çıkarlarını en üst düzeye çıkarmak için bölgesel ve uluslararası güçler arasında rekabetin şiddetli olduğunu ve bunun etkisinin bölgenin coğrafyasının ötesinde bölgesel ve uluslararası düzeylere uzandığını ifade etti.

Somaliland, merkezi devletin çöküşünün ardından 1991 yılında Somali'den ayrıldığını ilan etmesine rağmen, uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Bölgesel istikrarın garantisi ve kırılgan devletlerin parçalanmasını önlemenin bir yolu olarak Somali'nin birliğini temel alan bu yaklaşım, Etiyopya ve İsrail bu ilkeyi açıkça çiğnemeye çalışana kadar sürdürüldü. Addis Ababa'nın iki yıl önceki hamlesi sonuçsuz kalırken, Tel Aviv'in hamlesi nihayet çıkmaza son verdi ve bölgeyi bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu.

Şabana, Somali'deki durum ve bölgeler arasındaki bölünmeye atıfta bulunarak konuşmasına devam etti. Örneğin, dünyanın Somaliland'ı fiili bir otorite olarak kabul ettiğini ve bazı ülkelerin kendi çıkarları için bu durumu pekiştirmeye çalıştığını görüyoruz. Ancak aynı zamanda, Afrika'da ve uluslararası alanda reddedilen bir devleti parçalamak ve egemenliğine müdahale etmek gibi ağır siyasi sorumluluğu üstlenmemek için ayrılıkçı bölgeyi tanımak istemiyorlar. Afrika Boynuzu'nda hızlı gelişmeler olduğunu, ancak her tarafın bunları kendi çıkarlarına göre çerçevelemeye çalıştığı değerlendirmesinde bulundu.

Öte yandan, Sudanlı araştırmacı ve yazar Kaddafi Menhal Cuma, Somali ve Afrika Boynuzu bölgesinde artan gerginliği, Etiyopya'nın bu bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolüne, özellikle de komşu ülkelerin egemenliği ve istikrarını hiçe sayarak Kızıldeniz'e erişim sağlamaya yönelik kesintisiz çabalarına bağladı. Cuma yaptığı açıklamada, “Afrika ülkesi olmasına rağmen Etiyopya, bir süredir Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Bölgedeki etkili ülkelere, özellikle İsrail'e açıkça düşman olan ülkelerle artan iş birliği, jeopolitik hamlelerini daha da karmaşık hale getiriyor” dedi.

Cuma, Etiyopya ile İsrail arasındaki iş birliğinin Afrika Boynuzu ülkelerini istikrarsızlaştırmayı ve Mısır gibi bazı ülkeleri zayıflatıp izole etmeyi amaçladığından şüphe olmadığını ve bunun da Afrika Boynuzu bölgesindeki durumu daha da karmaşık hale getirdiğini belirtti.

Peki, hangi olası senaryolar var?

Afrika Boynuzu'ndaki rekabetin artık küresel güçlerle sınırlı olmadığı bir dönemde, Kızıldeniz'in güney girişinde etki alanlarını genişletmeye çalışan bölgesel aktörlerin sayısı giderek artıyor. Tüm gözler, bu şiddetli rekabetin yansımaları ve sonuçlarına çevrilmişken özellikle de bu aktörlerin çoğu birbirleriyle çatışma halinde olduğundan, bölgeyi siyasi ve ekonomik dengeleri yeniden şekillendirmek için ‘nüfuz alanlarının askerileştirilmesi’ aşamasına itiyor.

Eymen Şabana, gerginliğin tırmanması ve çok sayıda çatışmalı projenin geleceği ile ilgili olarak şunları söyledi:

“Öncelikle, bu bölgedeki rakip bölgesel güçlerin bir tür koordinasyonla birleşip birleşmediklerini sormalıyız. Buna cevap vermek gerekirse, bence öyle değil. Aslında, her ülkenin hareketleri kısıtlanmış olsa da aralarında şiddetli bir rekabet söz konusu. Örneğin, Etiyopya, Mısır ve Sudan ile tartışmalı Rönesans (Hedasi) Barajı sorunu nedeniyle kısıtlanmış durumda. Türkiye de Etiyopya, Mısır, Körfez ülkeleri ve diğerleri gibi bölgedeki ülkelerle olan çıkarları nedeniyle kısıtlı hareket edebiliyor. Öte yandan ABD, bu konuyu İsrail ve bölgedeki müttefiklerinin lehine kullanmaya çalışıyor. Bu da mevcut karmaşık durum göz önüne alındığında, Afrika Boynuzu'nun daha da kötüleşmesi ve gerginliklerin artmasının muhtemel olduğu anlamına geliyor.”

Somali'de yabancı müdahalenin yaygınlaşması ve birbirine zıt ittifakların ortaya çıkmasına da değinen Şabana, “Bunları Somali'deki dış müdahalelere karşı kurulan ittifaklar olarak tanımlayamayız, daha çok iki ana müdahale akımı olarak tanımlayabiliriz. İlki Somali topraklarının birliğini ve devletin bölünmemesi gerektiğini vurgularken, diğeri diğer sabiteleri gözetmeksizin kendi çıkarlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışıyor” dedi. Şabana ayrıca, bu iki akımın çatışması veya ‘tüm taraflar için zararlı’ olarak nitelendirdiği uzun soluklu silahlı çatışmaya dönüşmesi ihtimalinin ortadan kaldırılabileceğine inandığını ifade etti.

cdvfg
Somali'de kurulan her yeni askeri ittifak veya genişletilmiş savunma anlaşması, caydırıcılık dengesindeki bir değişiklik veya belirli taraflara karşı bir pozisyon alma olarak yorumlanıyor (AFP)

Şabana, Somali'de yaşananların, Sudan'daki iç savaş veya Nil suyu ve Büyük Etiyopya Rönesans Barajı sorunu gibi bölgedeki diğer sorunları ve zorlukları da etkilediğini, bölgedeki kutuplaşma ve istikrarsızlığı artırdığını ve iş birliği olanaklarını olumsuz etkilediğini düşündüğünü belirtti.

Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ali el-Hafeni ise, Somali'deki durumun 30 yılı aşkın bir süre önce Siad Barre rejiminin düşüşünden bu yana kaos ve istikrarsızlıkla karakterize olduğunu söyledi. Hafeni, Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, ‘o anın bölgede sayısız yabancı müdahalenin başlangıcı olduğunu ve daha sonra projeler arasında çatışma ve rekabetin başladığını’ belirtti.

Hafeni, değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Son yıllarda Somali ve Afrika Boynuzu'ndaki kriz, Ortadoğu'daki gerilimler, özellikle İran'ın bölgedeki artan etkisi ve Kızıldeniz'in diğer tarafındaki Yemen'e varışıyla iç içe geçerek daha karmaşık hale geldi. Bu bağlamda, durum her geçen yıl daha da karmaşık hale geldi ve karmaşıklaştıkça, bölgedeki yabancı müdahale ve müdahil olma düzeyleri de arttı.”

Birçok ülkenin çıkarları açısından Babu’l-Mendeb ve Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğinin hayati önem taşıdığını belirten Hafeni, bunu korumak için birçok bölgesel ve yabancı gücün, Afrika Boynuzu'ndaki bölgesel ve ulusal güvenliği tehlikeye atsa bile, kendi vizyonlarını ve projelerini gerçekleştirmeye çalıştığına işaret etti.

Büyükelçi Muna Ömer ise Somali'nin Babu’l-Mendeb Boğazı, Aden Körfezi ve Kızıldeniz'in güneyinde yer alması, Husilerin varlığı ve Sudan ile Gazze'deki olaylar göz önüne alındığında, Ortadoğu'daki koşullar nedeniyle mevcut uluslararası rekabetin yeni bir boyut kazandığını düşünüyor. Tüm bu koşullar, birçok yabancı filonun bu bölgedeki uluslararası sularda yoğunlaşmasına yol açtığını belirten Ömer’e göre çok sayıda ve çelişkili müdahalelerin ve çatışmaların olması, askeri gerilimden ziyade caydırıcılık dengesine yol açabilir.

Somali'nin stratejik konumu ve hükümetinin ve kurumlarının zayıflığı nedeniyle uluslararası güçlerin Somali'ye olan ilgisinin Mogadişu'yu terörist hareketlerin hedefi haline getirdiğini belirten Muna Ömer, stratejik konumu ve zayıf hükümeti nedeniyle Somali'nin bir rekabet sahası haline geldiğini ve son on yıllarda birçok yabancı gücün Somali'de varlık gösterdiğini söyledi. Ömer, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'de en fazla askeri üssün bulunduğu bölge haline gelen Cibuti örneğine işaret etti.

Büyükelçi Ömer, şunları söyledi:

“On yıllardır Afrika Boynuzu'nda, özellikle de Somali'de birçok yabancı müdahaleye tanık olduk. Güvenlik ve ekonomi alanında Rusya'nın, ekonomi, kalkınma ve ticaret alanında Türkiye'nin varlığını gördük. Ayrıca Kenya ve Etiyopya gibi komşu ülkeler de askeri, ekonomik ve diğer alanlarda varlık gösteriyor. Son olarak, Somaliland'da İsrail var ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğerleri gibi Körfez ülkeleri de bu rekabet halindeki güçlere ekleniyor.”

Öte yandan Afrika Boynuzu'nun uluslararası güçlerin şiddetli rekabetine sahne olmasının ardından, dünyanın herhangi bir bölgesine yönelik yabancı müdahalenin olumsuz niteliğini ve bunun kısa ve uzun vadede çatışma olasılığını artırıcı etkisini vurgulayan Etiyopyalı yazar ve araştırmacı Enver İbrahim, “Yabancı müdahale ve yabancı ülkelerin Afrika Boynuzu'na, özellikle de Somali'ye müdahil olması, bölgeyi daha fazla çatışmaya ve gerilime sürükledi. Bu durum İsrail'in bölgeye girmesi ve Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanıması ve ondan önce Rusya, Çin ve ABD arasında devam eden rekabet gibi bölgenin çıkarlarına aykırı büyük hedefleri ve amaçları olan projelerin müdahalesine kapı açtı. Bu da nihayetinde daha fazla bölünmeye ve AfB, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve diğerleri gibi anlaşmazlıkları çözmede başarısız olduğunu gördüğümüz bölgesel kuruluşların rolünün azalmasına sebep oluyor” ifadelerini kullandı.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.