Fransa - Cezayir ilişkisi ortak çıkarlar doğrultusunda yeniden kuruluyor

İki ülke arasındaki buzların erimesi ve yanlış anlaşılmaların ortadan kaldırılmasının ardından oluşan sakinlik soru işaretlerine eneden oluyor.

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransa Dışişleri Bakanı Le-Drian ile bir araya geldi. (Radio Algerie)
Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransa Dışişleri Bakanı Le-Drian ile bir araya geldi. (Radio Algerie)
TT

Fransa - Cezayir ilişkisi ortak çıkarlar doğrultusunda yeniden kuruluyor

Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransa Dışişleri Bakanı Le-Drian ile bir araya geldi. (Radio Algerie)
Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun, Fransa Dışişleri Bakanı Le-Drian ile bir araya geldi. (Radio Algerie)

Ali Yahi
Görünüşe göre Cezayir ile Fransa arasındaki gerginlik, Cezayir'in Paris'teki Büyükelçisi Muhammed Anter Davud'un görevine dönmesine karar vermesiyle dağıldı. Bu durum, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un açıklamaları ve Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'ın ziyaretlerinin sonucunda beklenirken Cezayir’in sessizliği ise halen soru işaretlerine neden oluor.

Sükûnet belirtilerinden sonra geri dönüş
Kararın duyurusu, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un yaklaşık üç ay önce istişare amaçlı geri çağrılan Cezayir'in Paris'teki Büyükelçisi Muhammed Anter Davud'u kabul etmesinin ardından geldi. Davud, Fransa’nın, ülkesinin içişlerine kabul edilemez müdahalesinin ardından Cezayir’e çağrılmıştı. Bunu, Fransız askeri uçaklarının kendi hava sahasında uçmasını yasaklayan başka bir karar takip etmişti.
Gerginliğin ardından durumun sertleşmesi ile karşılıklı suçlamalarda bulunuldu. Paris tarafında Macron ve Le Drian’ın açıklamalarıyla durum sakin bir hal aldı. Le Drian, Cezayir’de Cumhurbaşkanı Tebbun tarafından kabul edilmesinin ardından Fransa’nın buzları eritmek ve iki ülke arasındaki yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için çalışmaya istekli olduğunu ifade etti. Fransız Bakan da gelecek yıl içinde normal ilişkilerin yeniden başlamasını umduğunu söyledi. Le Drian açıklamasında “Cezayir ve Fransa, Sahel'deki terörizm ve yasa dışı göç konusunda bölgesel ve uluslararası düzeyde büyük zorluklarla karşı karşıya” dedi.

Şartlar
Cezayir, Büyükelçi’yi geri göndermek için Cezayir devletine tam saygı duyulmaması ve tarihin saptırılmamasına şart koştu. Ayrıca Fransa’nın Cezayir’in eski bir sömürge olduğunu da unutması gerektiği vurgulandı.
Fransa ile gerilimi azaltmak için ilk adımı atmayacağını, aksi takdirde bütün Cezayirlileri kaybedeceğini vurgulayan Tebbun sözleirni şöyle sürdürdü:
“Bu benle değil tüm ulusla alakalı. Cezayirliler bizi aşağılayanlarla iletişim kurmamı kabul etmez. Pişman değilim. Macron eski bir anlaşmazlığı yararsız bir şekilde yeniden açtı. Aşırı sağcı Eric Zemmour böyle bir şey söylese kimsenin umurunda olmaz ama bir devlet başkanının Cezayir'in kendi başına bir millet olmadığını söylemesi çok tehlikeli.”

Uluslararası ilişkiler çıkarlar tarafından yönetilir
Şarku’l Avsat’ın Indeperndent Arabia’dan aktardığı haberde değerlendirmelerde bulunan Hukuk ve Afrika Araştırmaları Uzmanı Muhammed Adem Makrani’ye göre Cezayir Büyükelçisi’nin Paris'e dönüşü, Fransa ile Cezayir arasındaki diplomatik gerilimde yeni bir sayfa açtı. Bu adım, Cezayir'in Paris'te düzenlenen Libya konulu uluslararası bir konferansa katılma daveti öncesinde Macron'un danışmanlarından birinin resmi olmayan bir özür dilemesinden sonrasında atıldı. Bu, Le Drian tarafından gerçekleştirilen son ziyaretten sonra beklenen bir adımdı. Uluslararası ilişkilerin ortak çıkarlar tarafından yönetilmesi nedeniyle bu krizin şartlar ve sebepler ne olursa olsun devam edemeyeceğine işaret eden Makrani’ye göre Cezayir, Avrupa Birliği (AB) ile ortaklık çerçevesinde Fransa'nın öneminin yanı sıra yurt dışındaki en büyük Cezayir topluluğunun Fransız topraklarında bulunması sebebiyle de Paris yönetimini görmezden gelemez. Makrani’ye göre diğer yandan Paris de Afrika Sahel bölgesindeki etkisinin azalması, ayrıca Ruslar ve Çinlilerle rekabetin yoğunlaşması ışığında Cezayir'in rolünden vazgeçemez. Bu nedenle de Cezayir ile sürekli temasa ihtiyaç duyar. Bu da Cezayir’in bölgesel rolünün önemini gösteriyor.
Makrani değerlendirmelerinin devamında şunları söyledi:
“Fransa'daki meseleleri takip eden herkes, Macron'un Fransız sömürgeciliğini öven aşırı sağın yoğun rekabetiyle karşı karşıya kalacağı bir seçim yılında özür dilemesinin neredeyse imkansız olduğunu biliyor. Cezayir'in bunu anlaması ve konuyu gerçekçi bir şekilde ele alması muhtemeldir.”
Makrani ayrıca Fransa'nın Cezayir'e büyükelçinin Paris'e dönüşü karşılığında verdiği sözlerin içeriğinin açıklanmadığı ve bunun önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağına dikkat çekti.

Zouaves Paris örgütünün feshi
Cezayir büyükelçisini Paris'teki görevlerini yerine getirmek üzere geri dönme kararı, Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin'in ırkçı ‘Zouaves Paris’ örgütünün feshedildiğini açıklamasıyla aynı zamana denk geldi. Bu durum, gözlemcilerin, ikili ilişkilerin canlandırılması bağlamında iki taraf arasında anlaşmalar olduğunu düşünmelerine neden oldu.
Darmanin, resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada ‘Zouaves Paris’ örgütünün Cumhurbaşkanı'nın talimatına göre Bakanlar Kurulu'nda fiilen feshedildiğini bildirdi. Paylaştığı kararnamede grubun ‘nefreti ve şiddeti’ savunduğunu vurguladı.
Cumhurbaşkanı adayı Eric Zemmour’u destekleyen ‘Zouaves Paris’ örgütü, geçtiğimiz aralık ayında Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen Arap Kupası'nda ülkesinin zaferini kutlayan Cezayirli bir azınlığa karşı tehditler savurmuştu.
Aşırılık yanlısı bir örgütün adı olan Zouaves, Osmanlı Devleti’nin Cezayir'deki varlığı dönemine kadar uzanan bir Berberi askeri geleneğinden türetildi. Dayılar*, yeniçeriler ve denizcilerin yanı sıra  Berberi aşiretlerinin de yer aldığı bir askeri teşkilat kuruldu. Ancak Cezayir’in Fransızların eline düşmesinden sonra ‘Zouaves’ten bir azınlık ‘sömürge ordusunda’ çalışma kararı aldı.
‘Zouave’ terimi, Cezayirlilerin zihninde, söz konusu grupların Fransız işgalcinin hizmetinde, Cezayirli sivillere karşı işledikleri vahşet ile ilişkilendiriliyor.

İlk buluşma noktası
Uluslararası İlişkiler Araştırmacısı Şuruk Mestur, Cezayir'in, özellikle taraflar arasındaki güvenin, her iki ülkenin tam egemenliği altında artırmayı amaçladıklarını doğrulayan Le Drian'ın ziyaretinden sonra, Fransa ile ilk buluşma noktasına ulaştığını düşünüyor. Bunun gizli bir özür ve krizi her iki tarafa da hizmet edecek şekilde çözme girişimini ifade ettiğini söyleyen Mestur, iki ülke arasındaki çözülmemiş sorunların bir dereceye kadar daha fazla tartışılması gerektiğini vurguladı. Mestur değerlendirmesine şöyle devam etti:
“İlişkileri yeniden başlatma kararı, Cezayir'in rasyonalitesini ortadan kaldırmaz. Şimdiye kadar birkaç kez değişmeyen sabit pozisyonları vurgulamaya özen gösterdi. Bu sabit pozisyonlar arasında, 1960 ve 1966 yılları arasında Cezayir çölünde nükleer testler, kaybolanlar dosyası, kurtuluş ayaklanmasından önce halk direnişinin kemikleri ve 1516-1830 yılları arasındaki Osmanlı dönemine ait olanlar da dahil olmak üzere tüm arşivin iade edilmesi yer alıyor. Özellikle de Cumhurbaşkanı Tebbun'un ilişkileri denge ve denklik aşamasına taşıma konusunda istikrara ve keskinliğe tanık olan açıklamalarından sonra Cezayir-Fransız ilişkilerinin eskiye dönüşünden söz edemeyiz. Bu yüzden emin olamayız. Resmi açıklamaları beklemek durumundayız.”

Yeni bir aşama
Cezayir, eski Hükümet Sözcüsü Ammar Belhimer aracılığıyla Fransız tarihçi Benjamin Stora'nın iki ülke arasındaki acılı geçmişin sayfalarını çevirmeyi ve yeni bir aşamaya geçmeyi amaçlayan ‘hafızaların uzlaştırılması’ raporunu sert bir şekilde eleştirmişti. Söz konusu raporun ‘kurbanı cellatla eşitlediği için objektif olmadığı’ ve ‘beklentilerin altında olduğu’ ifade edilmişti.
Belhimer açıklamasında “Fransa’nın Cezayir'de 132 yıllık  işgali sırasındaki savaş ve insanlığa karşı suçları resmen tanıması olmak üzere Cezayir'in meşru talepleri görmezden gelindi” ifadelerini kullandı.
Macron tarafından sömürgecilik ve Cezayir Savaşı ile ilgili doğru ve adil bir rapor hazırlamakla görevlendirilen tarihçi Benjamin Stora ise Cezayirlilerin kendisine yönelttiği suçlamaları reddetti. Stora, “Fransa'nın Cezayir'e yaptığı katliamlardan dolayı özür dilemesine bir engel görmediğimi söyledim. Bunu da raporuma yazdım” dedi.

*Ç.N: Dayı: 16’ıncı yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu idaresi altına giren Tunus’ta, Trablusgarp ve Cezayir eyaletlerinde yönetimi ele geçiren kimselere verilen unvan. Dayı unvanı Daha çok denizcilikle uğraşan Kuzey Afrika halkından Akdeniz’de korsanlık yaparak meşhur olmuş denizcilere verilirdi.



İsrail, Amerika'nın Hamas'a karşı sergilediği "esneklikten" rahatsız

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
TT

İsrail, Amerika'nın Hamas'a karşı sergilediği "esneklikten" rahatsız

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'te düzenledikleri ortak basın toplantısında (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Barış Konseyi'nin kurulması törenini küresel ve tarihi bir festivale dönüştürürken, özellikle "müttefiki" Binyamin Netanyahu tarafından Gazze planının önüne engeller çıkarılarak taciz ediliyordu.

İsrail kaynakları, ABD yönetiminin bu engelleri kaldırmak için ince bir baskı uyguladığını, aynı zamanda Hamas'a hem aşamalı silahsızlanma hem de teknokrat komitenin kurulması konusunda esnek bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor.

Dün ortaya çıkan bilgilere göre, Amerikalılar, İsrail'in kendisinin ve komitenin diğer üyelerinin Gazze Şeridi'ne girişini engellemesine karşılık olarak, teknokrat komitenin başkanı Dr. Ali Şaas'ı birkaç gün içinde Refah sınır kapısının açılacağını duyurmakla görevlendirmişti.

Bu arada İsrail, Gazze Şeridi'nde mümkün olduğunca uzun süre kalabilmek için "sarı hat" boyunca askeri varlığını kurarak yeni bir gerçeklik yaratıyor.


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.


BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
TT

BM Kürtlerin çekilmesinin ardından Suriye'deki DEAŞ kamplarının kontrolünü devralıyor

Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM) dün yaptığı açıklamada, Suriye’de on binlerce kadın ve çocuğun barındığı, DEAŞ ile bağlantılı geniş çaplı kampların yönetimini devralacağını duyurdu. Açıklama, bu kampları yıllardır koruyan Kürt güçlerinin hızlı şekilde dağılmasının ardından geldi.

Iraklı yetkililer ise Kürt güçlerinin çekilmesinden sonra Suriye’deki cezaevlerinden nakledilen tutukluları kabul etmeye başladı. Yetkililer, bu kişilerin yargılamalarının Irak ceza yargı sistemi kapsamında yapılacağını belirtirken, ülkeleri vatandaşlarını geri almaya destek vermeye çağırdı. Kuzeydoğu Suriye’de, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) koruması altında bulunan yaklaşık 12 cezaevi ve gözaltı kampında, on binden fazla örgüt mensubu ile onlarla bağlantılı on binlerce kadın ve çocuk yıllardır tutuluyor.

SDG, bu hafta içinde Suriye hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından hızla geri çekildi. Bu durum, cezaevlerindeki güvenlik ile kamplardaki insani koşullara ilişkin endişeleri artırdı.

BM, SDG’nin salı günü el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Roj Kampı ile birlikte yaklaşık 28 bin sivilin barındığı kamplarda, kadın ve çocukların çoğunlukta olduğu siviller bulunuyor. Bu kişiler, örgütün eski kontrol bölgelerinden kaçarak kamplara sığınmıştı. Kamplarda Suriyeli ve Iraklıların yanı sıra, 8 bin 500’ü farklı ülke vatandaşlarından oluşan kişiler de yer alıyor.

Yetkililer, Suriye hükümet güçlerinin kamp çevresinde güvenlik çemberi oluşturduğunu, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ekiplerinin ise çarşamba günü kampa ulaştığını bildirdi.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi Operasyonlar ve Savunma Birimi Direktörü Edem Wosornu, BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada, kampın yönetimini devralan UNHCR’nin, acil insani yardımların hızlı ve güvenli şekilde yeniden ulaştırılması için Suriye hükümetiyle etkin bir koordinasyon yürüttüğünü söyledi.

BM Sözcüsü Stephane Dujarric, gazetecilere yaptığı açıklamada, durumun hâlâ gergin ve değişken olması nedeniyle BM yetkililerinin henüz kampa giremediğini belirtti. Dujarric, yağmalama ve kundaklama olaylarına dair haberler alındığını ifade ederken, Suriye hükümetinin UNHCR ve yardım kuruluşlarına güvenlik ve destek sağlamaya hazır olduğunu aktardığını kaydetti.ABD ordusu salı günü yaptığı açıklamada, örgüt mensubu 150 tutuklunun Suriye’den Irak’a nakledildiğini, operasyonun ilerleyen aşamalarında toplam 7 bin tutuklunun Suriye’den çıkarılmasının gündemde olduğunu duyurdu.

Bir ABD’li yetkili salı günü Reuters’a yaptığı açıklamada, örgütün alt kademelerinde yer alan yaklaşık 200 militanın Suriye’deki Şeddadi Hapishanesi’nden kaçtığını, ancak Suriye hükümet güçlerinin bunlardan bir kısmını yeniden yakaladığını söyledi.

Irak’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Muhammed Sahib Mecid dün BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada, Irak’ın bölgesel ve uluslararası güvenliği korumak amacıyla tutukluları kabul ettiğini, ancak diğer ülkelerin de yardım sağlaması gerektiğini belirtti.

Mecid, “Bu meselenin yalnızca Irak’ın omuzlarına yüklenen uzun vadeli bir stratejik yüke dönüşmesine izin verilmemeli. Bazı ülkelerin, vatandaşları olan teröristleri kendi ulusal güvenlikleri için tehdit olarak görmelerine rağmen onları geri almayı reddetmeleri kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Iraklı yetkililer, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile yaptığı telefon görüşmesinde örgüt mahkûmlarının Irak’a nakledilmesi konusuna değindiğini belirtti. Yetkililer, bu nakillerin Irak hükümetinin Suriye makamlarına yaptığı resmî talep sonrasında gerçekleştirildiğini ifade etti.

scd
Haseke'deki el-Hol Kampı’nın girişlerinden birinde bulunan Suriye güvenlik güçleri (AFP)

Terör örgütü DEAŞ, Irak ve Suriye’de ortaya çıkmış, gücünün zirvesinde olduğu 2014-2017 yılları arasında iki ülkede geniş toprakları kontrol altına alarak milyonlarca insanı yönetmişti. Örgütün ilan ettiği hilafet, ABD öncülüğündeki koalisyonun yürüttüğü askerî operasyon sonucunda çökmüştü.

Iraklı bir askerî sözcü, Irak’ın örgüte mensup 150 tutukludan oluşan ilk grubu kabul ettiğini, bunlar arasında Iraklıların yanı sıra yabancı uyrukluların da bulunduğunu açıkladı. Sözcü, sonraki nakillerin sayısının güvenlik durumu ve sahadaki değerlendirmelere bağlı olacağını belirterek, tutukluları örgütün üst düzey yöneticileri olarak nitelendirdi.

Irak Yüksek Yargı Konseyi ise yaptığı açıklamada, Irak Anayasası ve yürürlükteki ceza yasalarına dayanarak, teslim alınacak ve ilgili ıslah kurumlarına yerleştirilecek sanıklar hakkında usulüne uygun yargı süreçlerinin başlatılacağını duyurdu.

Açıklamada, “Tüm sanıklar, uyrukları ya da terör örgütü içindeki konumları ne olursa olsun, münhasıran Irak yargısının yetkisine tabidir. Haklarında, mağdurların haklarını koruyacak ve Irak’ta hukukun üstünlüğü ilkesini pekiştirecek şekilde, istisnasız olarak yasal işlemler uygulanacaktır” ifadelerine yer verildi.

Iraklı yetkililer, yasal prosedürler kapsamında örgüt mensubu tutukluların ayrıştırılacağını, aralarında yabancıların da bulunduğu üst düzey isimlerin, daha önce ABD askerleri tarafından kullanılan ve Bağdat Havalimanı yakınında bulunan yüksek güvenlikli bir gözaltı merkezine konulacağını bildirdi.

Bu nakiller, Avrupa’da, tutuklu örgüt mensuplarının bazı yakınlarında endişeye yol açtı. Yakını örgüte katılan ve Suriye’de yakalanan Avrupalı bir kadın, Irak’a mahkûm nakledildiğine dair haberlerin ailesini kaygılandırdığını söyledi.

Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan kadın, ailesinin başlangıçta Suriye’deki güvenlik gelişmelerinin, yakınının akıbetine ilişkin bilgi sağlayacağını umduğunu ifade etti.

Kadın, “Mahkûmların Irak’a götürüldüğünü gördüğümüzde korktuk” dedi ve Irak’ta idam cezasının uygulandığına dikkat çekti.

İki Iraklı hukuk kaynağı, Suriye’den Irak’a nakledilen örgüt mensubu tutukluların farklı uyruklardan oluştuğunu belirtti. Kaynaklara göre, Iraklılar çoğunluğu oluştururken, diğer Arap ülkelerinden militanların yanı sıra Batılı ülke vatandaşları da bulunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tutuklular arasında Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Belçika, İsveç ve diğer Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden vatandaşların yer aldığını, bu kişilerin Irak yargı makamlarınca yargılanacağını aktardı.