Türkiye'nin hava savunma sistemi zayıf mı? Uzmanlar cevapladı: Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez

Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
TT

Türkiye'nin hava savunma sistemi zayıf mı? Uzmanlar cevapladı: Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez

Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com
Türkiye'nin elindeki hava savunma sistemlerinden Hawk'lar balistik füzelere karşı etkili değil / Fotoğraf: savunmasanayist.com

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçen cumartesi akşamı Habertürk TV'de Fatih Altaylı'nın konuğuydu.
Programın bir bölümünde iktidarın dış politikasını ve S-400 alımını eleştiren Kılıçdaroğlu, dikkat çekici bir iddiada bulunarak, "Şu anda hava savunma sistemimiz çok zayıf. Bütün dünya bunu biliyor. Bu bölgede hava savunma sistemi en zayıf olan ülke şu anda Türkiye" dedi.
Altaylı'nın "Daha önce de zayıftı" demesi üzerine Kılıçdaroğlu, cevaben "Hiç değilse diğerlerinin F-35'i yoktu. F-16 bizde de vardı, onlarda da vardı. Şimdi onların hepsinde F-35 var. Bir de F-16'ların yedek parçaları da verilmiyor. F-35 almak için ödediğimiz parayı da alamıyoruz" diyerek iddialarını sürdürdü.

"Hava savunmada için alınan S-400'ler ABD'yle krize neden oldu"
Türkiye'nin uzun süreden beri uzun menzilli hava savunma sistemleri temin etmek için çaba içerisinde olduğu biliniyor.
Özellikle balistik yani karadan karaya atılan füzelere karşı Türkiye'nin orta menzilde hava savunma ihtiyacını karşılayan ve 1960'larda üretilen MIM-23 Hawk füzelerinin etkinliği bulunmuyor.
Türkiye, hem uzun menzilli, hem de balistik füzelere karşı etkili bir sistem almak için önce önce ABD'nin kapısını çalarak Patroit almak istedi.
Bu konuda ilerleme sağlanamayınca Rusya'dan iki adet S-400 uzun menzilli hava savunma füze sistemi aldı.

Türkiye'nin satın aldığı S-400 sistemlerinin bataryaları / Fotoğraf: AA
İki sistem S-400'ün yeterli olup olmayacağı bilinmiyor
2,5 milyar dolara mal olan iki sistemin 36 adet bataryadan ve yedeklerle birlikte toplamda 192 adet füzeden oluştuğu iddia edildi.
Ancak ABD ve NATO'dan S-400 alınmasına gelen tepkiler Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılmasıyla sonuçlanarak bir başka belirsizliğe yol açtı.
Bundan dolayı S-400'lerin olası bir savaşta ne kadar etkinlikle kullanılacağı bilinmiyor.
Çünkü S-400'lerin NATO'nun bir parçası olan Türkiye'nin radar ağına entegre edilmesi pek mümkün görünmemekte.
Ayrıca Türkiye'nin hava sahasının korunması için iki sistemin yeterli olmayacağı ortalama 6-8 sistem olması gerektiğini iddia edenler de mevcut.

Siper füzesi tamamlandığında balistik füzelere karşı hava savunması sağlayacak / Fotoğraf: AA
Türk savunma sanayisi de atakta: Hisar ve Siper füzeleri geliştirildi
Türkiye, bir taraftan da kendi hava savunma sistemlerini geliştirmeye çalışıyor.
Uçaklara karşı geliştirilen Hisar füzelerinin alçak irtifasında (Hisar-A) üretime başlanırken, orta irtifaya da (Hisar-O) ulaşıldı.
Hisar A ve Hisar-O'ların artık eski bir sistem olarak kabul edilen Hawk'ların yerini alması bekleniyor.
Daha yüksek irtifadan gelecek uçaklara karşı kullanılacak olan uzun menzilli Hisar-U ile balistik füzelere karşı da etkili olacağı öne sürülen Siper füzelerinin envantere girmesinin ise birkaç yıllık bir çalışma gerektirebileceği öne sürülüyor.

Gerçekler Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği gibi mi?
Kısaca bugün için Türkiye'nin hava savunmasındaki ihtiyacı henüz giderilmiş görünmüyor.
Peki durum Kılıçdaroğlu'nun dile getirdiği kadar vahim mi?
Türkiye'nin hava savunması gerçekten kötü bir durumda mı?
Kılıçdaroğlu'nun iddialarını emekli hava korgeneraller Erdoğan Karakuş, Orhan Köse, karacı birliklerde görev yapan emekli Tuğgeneral Osman Aydoğan ve savunma sanayi araştırmacısı Burak Yıldırım'a sorduk.

Erdoğan Karakuş / Fotoğraf: Twitter
"İki S-400 sistemi dışında füzelere, yüksekten gelen uçaklara karşı füzemiz yok"
Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş, Kılıçdaroğlu'nun iddiasında haklılık payı olduğunu düşünenlerden.
Balistik füzelere karşı Türkiye'nin hava savunması için alınan iki adet S-400 sisteminin bulunduğunu belirten Karakuş, "Onun dışında balistik füzelere ve çok yüksekten gelen uçaklara karşı savunmamız şu anda yok" dedi.

Yunanistan'da altı adet uzun menzilli Patroit füze bataryası var / Fotoğraf: AA
Yunanistan'da Patroit füzeleri var
Yunanistan'ın elinde altı adet Patroit bataryasının olduğunu kaydeden Karakuş, şöyle konuştu:
"Yakın zamana kadar F-16'larımızla rakip uçakların önlenmesi söz konusuydu. Yunanistan'ın hem F-16'ları, hem Mirage uçakları var. Ayrıca İsrail'den Arrow yani Demir Kubbe füze sistemini de almaya çalışıyor. İran'ın da hava savunması zayıf ama balistik füze açısından güçlendiler. Suriye ve Irak'taki durumu tam bilmiyorum ama Rusya elindeki S-400'lerin bir üst sürümü S-500'leri kullanmaya başlayacak."

Hisar hava savunma füzesi Türkiye tarafından geliştirildi / Fotoğraf: AA
"Hisar ve Siper'in uzun menzillileri devreye girince daha iyi noktada olacağız"
Türkiye'nin hava savunmasını güçlendirmek için Hisar ve Siper sistemleri üzerinde çalıştığını ancak her ikisinde de uzun menzile ulaşılması için biraz daha zamana ihtiyaç olduğunu kaydeden Karakuş, "Hisar ve Siper'in uzun menzillileri devreye girdiğinde hava savunmasında daha iyi noktada olacağız" dedi. 

Orhan Köse / Fotoğraf: Independent Türkçe
"Türkiye'nin şu an hava savunma sorunu yoktur"
Emekli Hava Korgeneral Orhan Köse de hava savunmasında radarların görüş sahasının arazi örtüsüyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, batı bölgelerinde arazinin engebeli olması nedeniyle yer radarlarının alçaktan gelen düşman uçaklarına karşı etkili olamayabileceğini iddia etti.
Ancak Türkiye'nin envanterine Awacs erken uyarı uçaklarının katılmasının bu sorunu çözdüğünü kaydeden Köse, "Awacs, 30 bin fit yüksekliğe çıktığında ordumuz 300 millik bir alanı görme kapasitesine sahip. Böyle bir imkana sahip olan Türkiye'nin eğitimli hava savunma filolarıyla birlikte hava savunma sorunu olmaz ve Türkiye'nin şu an bir hava savunma sorunu yoktur" ifadelerini kullandı. 

Köse, envanterdeki Awacs erken uyarı uçakları (yukarıda) ve savaş uçakları sayesinde hava savunma sorunu olmadığını öne sürdü / Fotoğraf: AA
"Balistik füzelere karşı çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemez"
Köse, buna karşın yerde konuşlu olan ve genelde balistik füzelere karşı etkili olan hava savunma füzeleri noktasında çok güçlü bir hava savunmasından söz edilemeyeceğini de kaydederek, şöyle devam etti:
"Ama bölgemizde bizden daha güçlü hava savunma füzelerine sahip olan ülkenin de var olduğunu zannetmiyorum. Zaten tek başına havaya atılan füzeler ile hava savunma filolarıyla yapılan hava savunmasını ayrı ayrı düşünmemek gerekir. İkisini de birleştirdiğimizde Türkiye'nin hava savunması konusunda herhangi bir problemi yoktur."

Osman Aydoğan / Fotoğraf: Twitter
"S-400'lere radar sisteminden veri aktarılıp aktarılmayacağı belli değil"
Emekli Tümgeneral Osman Aydoğan Türkiye'nin uçaklara karşı kullanılan alçak irtifa sistemlerde sıkıntısının olmadığını, orta ve yüksek irtifa için elinde S-400'lerin olduğunu belirtti ancak bu noktada bir belirsizliğin olduğunu öne sürdü.
Mevcut S-400'lerin Türkiye'nin hava sahasının tamamını kapsamadığını ve gelen hedefi belirlemesi için Türkiye'nin radar sistemine dahil olması gerektiğini söyleyen Aydoğan, ancak bu sistemin NATO'ya dahil olması nedeniyle buradan S-400'lere nasıl bilgi aktarılacağının belirsiz olduğunu kaydetti.

Burak Yıldırım / Fotoğraf: Twitter
"Kılıçdaroğlu'nun ifade ettiği bilginin doğruluk payı yüksek"
Savunma sanayi araştırmacısı Burak Yıldırım'a göre ise Kemal Kılıçdaroğlu'nun canlı yayınında ifade ettiği bilginin doğruluk payı yüksektir. Bunu çeşitli tehdit algılarına göre sınıflandırmak mümkün. 
Bölge ülkeleriyle kıyaslama yaparak doğrudan teyit edilebileceğini ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:
"Öncelikle artık terk edilmiş olsa da 'hava savunmasının en iyi aracının uçaklar olduğu' fikri uzun süre kabul görmüş olması gelişmiş ve katmanlı bir hava savunma sisteminin temin edilmesini geciktirdi. Eski teknoloji tabanlı HAWK dışında bir hava savunma sistemi de bulunmamaktaydı. Ancak son 30 yılda Türkiye'nin etrafındaki silahlı çatışmalar ve ortaya çıkan tehditler itibariyle bir hava savunma sistemi ihtiyacının kritik öneme sahip olduğu devletin ilgili otoritelerince de kabul edildi." 

"ABD'nin Patroit satmadığı iddiası doğru değil"
ABD'nin Patroit satmadığı için S-400 alındığı iddiasının da doğru olmadığını ABD kongresinin iki defa ayrı ayrı satış onayı verdiğini söyleyen Yıldırım, "Fransa-İtalya ortaklığı da SAMP-T sistemiyle teklif vermişti" diyerek "Yani Türkiye'ye hava savunma sistemi satışı yapılmadı demek en kibar ifadeyle gerçeklikten son derece uzak bir iddia" yorumunda bulundu. 

Özellikle İran'ın ciddi bir balistik (karadan karaya) füze gücü bulunuyor / Fotoğraf: AA
"Komşu ve bölge ülkelerde hangi sistemler var?"
Yıldırım, teknik ayrıntılarına girmeden ve uçak güçlerine değinmeden bölge ve komşu ülkelerin sahip olduğu uzun menzilli hava savunma sistemlerine dair şu bilgileri verdi:
"Yunanistan Patriot ve S-300 sistemlerine sahip. Ayrıca donanmaya konuşlu SAMP-T sisteminin Aster füzelerini de satın alma anlaşması imzaladılar.
Mısır da Yunanistan ile aynı platformlara sahip.
Romanya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri de Patroit füzelerine sahip.  Katar'da ayrıca Aster füzeleri de bulunuyor.
Suriye'de ise S-300 ve Rusya'ya ait S-400 sistemleri bulunuyor.
Bulgaristan da Sovyet döneminden kalma S-300'lere sahip olup bu sistemleri NATO muadilleriyle değiştirmeyi planlamakta.
İran, balistik füzelerinin yanı sıra Sovyet hava savunma sistemlerine sahiptir. Ayrıca kendi üretimi füzeler de envanterinde bulunmaktadır.
Rusya ise kendi üretimi S-400 ve S-500 (sınırlı sayıda) sistemlerini envanterinde bulundurmakta.
Bölgedeki en yetkin hava savunma sistemi ise İsrail'e ait. Çok katmanlı ve bileşenli IronDome sistemiyle öne çıkmaktadır. Bu sistemi Yunanistan da satın almak istemektedir. Bu sistem combatproven olup büyük bir başarı yüzdesine sahip."

Hisar füzelerinin daha uzun menzilli olanları geliştirilmeye çalışılıyor / Fotoğraf: AA
"Hisar füzeleri, balistik füzelere karşı etkin koruma sağlamayacak"
Yıldırım, "Peki Türkiye'de durum ne? soruya, "Türkiye ise kendi radar ağına entegre edemediği için yetenekleri kısıtlı S-400 sistemine ek olarak kısa süre önce seri üretime geçtiği Hisar A ve Hisar O sistemlerine sahiptir. Yakın gelecekte Hisar U sistemlerini de üretmeye başlayacaktır. Ancak bu sistemler henüz istenilen seviyede envantere alınmamıştır. Hisar ailesinin İSTİF ve TF2000 platformlarında da kullanılması planlanmaktadır. Özetle Türkiye'nin elinde kullanımı teknik gerekçelerle kısıtlı S-400 ve etkinliği çatışma ortamında test edilmemiş ve balistik füzelere karşı etkin koruma sağlayamayacak Hisar füzeleri vardır" şeklinde konuşarak cevap verdi. 
Independent Türkçe



Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
TT

Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)

İngiliz Prens Harry, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa dikkat çekmek amacıyla Kiev’i ziyaret etti. Alman Haber Ajansı’nın aktardığına göre Harry, “kendi ülkesindeki ve dünyanın dört bir yanındaki insanlara” savaşı hatırlatmak istediğini belirtti.

İngiliz Haber Ajansı ise ITV News’ün, Harry’nin Perşembe sabahı Polonya’dan trenle Kiev’e varışını görüntülediğini bildirdi. Görüntülerde Harry’nin tren istasyonunda perondaki insanları selamladığı görüldü.

drgrftbgr
Prens Harry, Kiev tren istasyonuna varışında bir kadına sarılıyor (Reuters)

Prens Harry, ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Ukrayna’ya geri dönmek güzel” dedi.

Harry ayrıca, “kendi ülkesindeki ve dünya genelindeki insanlara Ukrayna’nın karşı karşıya olduğu durumu hatırlatmak” istediğini vurgulayarak, son derece zor koşullar altında her gün ve her saat olağanüstü çaba gösteren siviller ve ortaklara destek vermek istediğini ifade etti.

Ukrayna’yı “Avrupa’nın doğu kanadını cesaretle ve başarıyla savunan bir ülke” olarak nitelendiren Harry, “Bunun önemini göz ardı etmemek gerekiyor” dedi.


İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
TT

İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)

Ömer Harkus

İran Donanması, ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşta onlarca yıl sonra en ağır darbelerini aldı. Donanmaya ait yaklaşık 150 unsur hizmet dışı kalırken aralarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri ile DMO Deniz Kuvvetleri İstihbarat Şefi Behnam Rızai’nin de bulunduğu yüzlerce denizci hayatını kaybetti. Tengsiri, Hürmüz Boğazı'nı kapatma doktrininin mimarı olarak kabul ediliyordu.

Öte yandan İran donanmasının büyük bölümünü kaybetmek İran'ın denizdeki kapasitesinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Tahran'ın 1980'lerdeki Tanker Savaşı'ndan bu yana inşa ettiği doktrin, büyük gemilerden ziyade hızlı botlar, deniz mayınları ve hayati geçitleri sekteye uğratma kapasitesi gibi erişilebilir engelleme araçlarına dayanıyordu.

İran'ın geleneksel deniz gücü açısından yaşadığı kayıplar, boğazı kapatma ya da düşük maliyetle deniz trafiğini aksatma kapasitesini ortadan kaldırmıyor.

Mart ayındaki saldırıların ardından DMO, ‘sivrisinek filosu’ olarak adlandırılan taktiğe başvurdu. Bu taktik; ağır ateş gücü yerine sayıya, hıza ve dağılmaya dayanan onlarca küçük ve hızlı hafif füze ya da makineli tüfekle donanmış botun eş zamanlı olarak gemilere ve tankerlere saldırması temeline dayanıyor.

Bu taktiğin etkinliği, dar geçitlerde baskı aracı olarak işe yarasa da ABD’nin teknolojik ve hava üstünlüğü karşısında sınırlı kalıyor.

Bu savaşın en çarpıcı saldırıları arasında İran Donanması'nın 4 Mart'ta maruz kaldığı darbe öne çıkıyor. O gün Hint Okyanusu'nda su altında meydana gelen bir patlama, Tahran'ın en büyük deniz yayılma hırslarından biri olan ve İran askeri sanayisinin gururu ile ülkenin uzak denizlere ulaşma kapasitesinin simgesi sayılan IRIS Dena fırkateyninin sonunu getirdi. Bir Amerikan saldırı denizaltısından fırlatılan torpido darbesiyle vurulan fırkateyn, Sri Lanka açıklarında okyanus dibine battı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth bu operasyonu ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirdi. ABD, bu operasyonla İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ilk kez bir savaş gemisini torpidoyla batırdı. IRIS Dena'nın ve ardından gelen diğer İran fırkateynlerinin imha edilmesi, İspanyol Armadası’nın 1588 yılındaki çöküşü ve 1805'teki Trafalgar Muharebesi gibi tarihteki büyük donanmaların sonunu akla getirdi. Modern teknoloji bu kez de sayısal üstünlüğü geride bıraktı.

ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması'nın komuta merkezi de hava ve füze saldırılarında yerle bir edildi.

IRIS Dena fırkateyni, o gün sabaha karşı, Sri Lanka'nın Galle kentinin yaklaşık 40 deniz mili güneyindeki bir konumdan acil yardım çağrısı gönderdi. Hindistan'daki çok uluslu deniz tatbikatı MILAN 2026’ya katıldıktan sonra İran'a dönüş yolunda olan gemi, uluslararası sularda seyrediyordu ve Körfez ile Umman (Arap) Denizi'ndeki çatışma ortamından uzakta güvende olduğunu sanıyordu.

Sri Lanka Donanması'nın görüntüleri ve raporları, geminin doğrudan isabet aldığını ve hızla battığını ortaya koydu. Bu durum mürettebatın büyük çoğunluğunun can sallarına ulaşmasını engelledi ve pek çoğu hayatını kaybetti. Sri Lanka, yardım sinyalini alır almaz bölgeye hava ve deniz kuvvetleri gönderdi; ancak gemi, ekipler ulaşmadan tamamen dalgaların altında kaybolmuştu.

Ancak IRIS Dena'nın batırılması tek başına bir olay değildi. Bu hamle, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) İran'ın askeri kapasitesini tamamen etkisiz hale getirmeye yönelik başlattığı stratejinin bir parçasıydı. Söz konusu strateji, Tahran'ın yirmi yıl boyunca geliştirdiği savaş gemilerini ya da ‘İran Armadasını’ imha etmeye yoğun biçimde odaklanıyordu.

Deniz varlıklarının imhası

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması komuta merkezi hava ve füze saldırılarında yerle bir edilirken ikinci bir denizaltı etkisiz hale getirildi ve ardından Devrim Muhafızları'nın gizli deniz üssü imha edilerek komutanları hayatını kaybetti.

CENTCOM, modern insansız hava aracı taşıyıcısı Şehid Bakıri gemisi, Cemaran fırkateyni ve gelişmiş muharebe gemisi Kasım Süleymani dahil olmak üzere çok sayıda savaş gemisinin ya batırıldığını ya da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in açıklamalarına göre operasyon, bölgedeki İran'ın ana deniz varlığını etkisiz kılmayı başardı; İran gemileri Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi'nden çekildi.

İran’ın denizdeki tacının incisi olan IRIS Dena fırkateyni

IRIS Dena, İran’ın Bender Abbas tersanelerinde yerli olarak inşa edilen füze fırkateynlerinin Mevç sınıfının zirvesini temsil ediyordu. 2015 yılında denize indirilen ve 2021 yılında fiilen hizmete giren gemi, İran askeri sanayisi açısından devrim niteliğinde kabul edilen teknolojilerle donatılmıştı. Toplamda bir buçuk ton deplasmanıyla öne çıkan gemi, maksimum 30 knot hız sağlayan dört motora, 300 kilometre menzilli 360 derece kapsama alanına sahip üç boyutlu radar sistemlerine, gemisavar ve hava savunma füzelerine, dikey fırlatma sistemine ve Amerikan silah sistemlerine benzer ana toplara sahipti.

Bu donanım, geminin 2023'te tarihi bir dünya turu gerçekleştirmesine imkân tanımıştı. Ne var ki savunma sistemleri ve sonarı, onu okyanus derinliklerinden vuran Amerikan torpidosunu tespit edip etkisiz hale getirmeye yetmedi.

“Sessiz ölüm”

ABD Savaş Bakanı Hegseth’nin Irıs Dena'ya yönelik saldırıyı ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirmesi, Mark 48 torpidosunun gemileri imha etme biçimine atıftı. Bu silah yalnızca patlayıcı bir mermi değil; su altında taktik kararlar alabilen özerk bir sistem. Torpido, geminin gövdesine doğrudan çarpmak yerine "omurga altı patlaması" olarak bilinen yıkıcı bir fizik ilkesine dayanıyor. Bu doğrultuda geminin ortasının hesaplanmış bir derinliğinde patlayacak şekilde programlanıyor.

“ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Patlama önce devasa bir gaz balonu oluşturuyor, ardından gemi, balonun basıncıyla yukarı kalkarak aşırı yapısal zorlanmaya maruz kalıyor. Üçüncü aşamada ise balon hızla çöküyor; bu esnada geminin ortası su desteğinden yoksun kalırken baş ve kıç taraflar su tarafından desteklenmeye devam ediyor. Bu durum yerçekiminin etkisiyle geminin ‘omurgasının’ kırılmasına yol açıyor. İşte bu yüzden gemi ikiye bölünüp saniyeler içinde battı.

İspanya Donanması

‘Armada’ kavramı genellikle güç gösterisi ve hakimiyet kurmak amacıyla inşa edilen ancak çoğunlukla beklenmedik gelişmeler karşısında çöküşe geçen büyük filolar için kullanılıyor. İspanya Kralı 2. Felipe, 1588 yılında İngiltere'yi fethetmek için 130 gemiden oluşan ‘Büyük Armada’yı harekete geçirdi. Çünkü gemilerin büyüklüğünün ve sayısal üstünlüğün zaferi garantileyeceğine inanıyordu.

İspanya'nın yenilgisi, İran Donanması'nın maruz kaldığına benzer bir teknolojik uçurumun sonucuydu. İngiliz gemileri, ağır İspanyol kalyonlarına kıyasla çok daha hızlı ve manevra kabiliyeti yüksekti. Benzer biçimde IRIS Dena ve Cemaran gibi İran fırkateynleri, yeni olmalarına karşın yüzey radarlarınca görülemez kılan teknolojik gizlilik kapasitesine sahip Amerikan denizaltıları için kolay hedefler oldu.

vfdf
ABD'nin Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln, Arap Denizi'nden geçerken, 31 Ocak 2026 (AFP)

İngilizlerin Kale açıklarında İspanyol filosunu dağıtmak için ‘ateş gemileri’ (donanmaları yakmak için kullanılan yangın gemileri) kullanması gibi, güdümlü torpidolar da İran mürettebatını uluslararası sularda bile güvensiz hissettiren bir ‘korku silahı’ işlevi gördü.

İngilizler, 1588 yılında daha uzun menzilli toplar sayesinde İspanyolların ateş menzili dışından onları bombalayarak üstünlük sağladı. Günümüzdeki operasyonda ise ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Trafalgar Muharebesi

İspanya'daki Cap Trafalgar açıklarında gerçekleşen Trafalgar Muharebesi anılmadan bu karşılaştırma tamamlanamaz. İsim Arapça ‘Taraf el-Gar’ ya da ‘Taraf el-Garb’ ifadesinden geliyor. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart'ın İngiliz Amiral Horatio Nelson karşısında denizde yenilgiye uğradığı noktayı coğrafi olarak simgeliyor. İngiliz Amiral, ‘Nelson'ın dokunuşu’ adıyla ün salan alışılmışın dışında bir taktik benimsedi. Geleneksel paralel saldırı düzeni yerine düşman gemi hattına dik açıyla saldırarak dönemin hakim askeri kurallarını alt üst etti. Bu taktik, İngiliz mürettebatın beceri üstünlüğünün ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak ‘kaotik bir çatışma’ ortamı yaratmayı hedefliyordu.

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi.

CENTCOM da bu saldırıda, Nelson'ın dokunuşu taktiğini modern bir versiyonuyla uyguladı. İlk 24 saat içinde binden fazla hedefi vuran koordineli ve kapsamlı bir saldırı başlatan CENTCON, bu hamleyle İran komuta yapısını felç etti. Ancak İran, hayatını kaybeden komutanların yerini hızla doldurarak savaşı yönetme yeteneğini yeniden kazandı.

Nelson'ın Fransız komuta gemisi Bucentaure’u hedef alması gibi, ABD de muharebenin ilk anlarında İran’ın Dini Lider, Ali Hamaney'in külliyesini ve DMO komuta merkezini hedef aldı. Nelson, komutanlarına ‘bir komutan gemisini düşman gemisinin yanına koyarsa hata yapamaz’ düsturuyla serbest hareket yetkisi tanımıştı.

2026 yılında ise Amerikan denizaltılarına ve hava birliklerine, tespit edilen her İran hedefini vurmalarına olanak sağlayan cesur kurallar tanındı. Bu durum büyük İran deniz unsurlarının etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlandı.

Bir dönemin sonu ve başka bir dönemin başlangıcı

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi. 1588 ve 1805 yıllarındaki deniz muharebeleri de niteliksel teknolojik üstünlük ve ‘derinlikleri’ kontrol etme kapasitesi olmaksızın yalnızca büyüklük ve sayıya dayanan filolar, büyük çatışmalarda başarısızlığa mahkum olduğunu kanıtlıyor.

fdfdvfd
DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri, İran'ın Arap Körfezi'ndeki bir Devrim Muhafızları üssünde birlikleri teftiş ederken, 2 Kasım 2025 (AP)

Görünen o ki denizlere hakim olmanın yolu İHA’lardan değil, halen su altından geçiyor. ‘Sessiz ölüm’ ise deniz savaşlarının en ölümcül silahı olmayı sürdürüyor. Körfez'de çöken İran'ın deniz varlığı değil, onun geleneksel biçimiydi.

İran'ın gerçek tehdidi ise gölgeye çekildi. Burada güç artık gemi sayısıyla değil, savaşın maliyetini yükseltmek için geçiş yollarını kesme ve sekteye uğratma kapasitesiyle ölçülüyor. Bu durum ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'ı daha kapsamlı bir abluka ile kuşatmaya itti.


ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)

Ortadoğu, son günlerde birbirini takip eden keskin değişim dalgalarına sahne oldu ve bu sahne artık çok tanıdık hale geldi. 17 Nisan'da Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefere açık olduğunu duyurdu ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de bu duyuruyu teyit etti. Ne var ki İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı medya kuruluşları, aynı gün Arakçi'yi boğazın açılması konusunda gereken şartları göz ardı ettiği için eleştirdi. Ertesi gün, bir askeri sözcü boğazın tekrar kapatıldığını ve geçmeye çalışan birkaç gemiye ateş açıldığını söyledi. Trump, boğazı tekrar kapatma hamlesini alaya alarak, bizzat ABD ambargosunun boğazın İran gemilerine kapalı kalması için yeterli olduğunu dünyaya hatırlattı. 20 Nisan'da ise Trump, ABD Donanmasının bir İran kargo gemisine ateş açtığını ve gemiyi ele geçirdiğini söyledi.

Sadece bir gün önce, ABD heyetinin İranlılarla daha fazla görüşme yapmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a döneceğini duyurmuş ve müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'daki sivil altyapıyı bombalama tehdidini yinelemişti.

Trump açısından, tutarsız davranışları artık şaşırtıcı değil. Ancak en dikkat çekici olan, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli güç mücadelesini ortaya koyan İran'dan gelen çelişkili mesajlar. Ülke, 47 yıllık tarihinde ikinci kez, mevcut ve mutlak yetkiye sahip bir Dini Liderden yoksun durumda. Bir gözlemci bu sahneyi, 1979 İran Devrimi'nin çalkantılı ilk aylarını anımsatan karmaşık güç mücadelesine benzetiyor.

fvr
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a karşı gerilimin devamı olarak Doğu Akdeniz'deki askeri operasyonlara katılıyor, 2 Mart 2026 (Reuters)

Resmi medya kuruluşları, İranlı yetkililerin şu anda barış görüşmelerine yeniden başlamaya meyilli görünmediklerini bildiriyor. Ancak bu ruh hali değişirse, İslamabad'a giden Amerikan heyeti çok önemli bir soruyla karşı karşıya kalacak: Tam olarak kiminle görüşecekler?

İran'dan gelen çelişkili mesajlar, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli bir güç mücadelesini ortaya koyuyor

11-12 Nisan'da İslamabad'da yapılan ilk görüşme turu, İran'ın iç gerilimlerine dair aydınlatıcı bir bakış sundu. Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmeye gönderilen İran heyetleri genellikle küçük, disiplinli ve titizlikle hazırlanmış olurdu. İslamabad'a giden heyet ise bunun tam tersiydi. Yaklaşık 80 İranlıdan oluşan heyetin yaklaşık 30'u karar verici olarak tanıtıldı. Bunlar arasında, Obama yönetimiyle imzalanan 2015 nükleer anlaşmasının detaylarını belirlemeye yardımcı olan deneyimli diplomat Mecid Taht Revançi ile ABD'yi “kuduz sarı köpek” olarak nitelendiren ve herhangi bir anlaşmayı teslimiyet olarak görüp alaya alan sertlik yanlısı Mahmud Nabavian da vardı.

Heyet üyeleri arasındaki tartışmalar o kadar kızıştı ki, Pakistanlı arabulucuların Amerikalılar ile olduğu kadar İranlılar arasında da arabuluculuğa zaman ayırdıkları bildirildi. Hatta gerilim yükselince, ev sahipleri ara verilmesini istedi.

Bu gerilimin bir nedeni de zirvede oluşan güç boşluğu. 37 yıldır Dini Lider olan Ali Hamaney'i öldüren ABD-İsrail hava saldırısından yedi hafta sonra, halefleri henüz cenaze töreni için bir tarih bile belirlemedi. Oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor.

dsbgfrbg
İslamabad'da Şahbaz Şerif, Asım Münir ve İshak Dar, J.D. Vance liderliğindeki ABD heyetiyle savaşı sona erdirmek için yapılacak görüşmeler öncesinde Muhammed Bakır Kalibaf ve Abbas Arakçi ile bir araya geldi, 11 Nisan 2026 (AFP)

İsrail'in savaşları ve suikastları da ordunun üst düzey yetkililer arasındaki destek tabanının aşınmasına katkıda bulundu. Onların yerini alanlar, İran'ın ABD ve İsrail'in ortak saldırılarına karşı koymak için komuta ve kontrolü merkezsizleştirme yoluna başvurduğu savaş sırasında kazandıkları özerklik marjından vazgeçmeye daha az istekli görünüyorlar.

Merhum Dini Lider'in oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor

8 Nisan'da ateşkes ilan edildiğinden beri, rejimin savaş zamanındaki birliği aşınmaya başladı. Resmi olarak güç cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve güvenlik teşkilatlarının başkanlarını içeren Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin elinde. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf baş müzakereci olarak atandı ve Abbas Arakçi de yardımcısı oldu. Ancak, müzakere konusunda istekli olmaları, özellikle İslam Cumhuriyeti'ni korumakla görevli 190 bin kişilik güç olan Devrim Muhafızları Ordusu'nun tepkisini çekti. Şarku’l Avsat’ın The Economist’ten aktardığı analize göre dış gözlemciler için bu bölünme, Hürmüz Boğazı'ndaki durumla ilgili son iki günde yapılan çelişkili açıklamalarda açıkça görülüyordu.

İran içinde, militarizmin giderek arttığının bir işareti olarak, Devrim Muhafızları ile bağlantılı ağlar tarafından geceleyin mobilize edilen rejim yanlısı kalabalıklar, Arakçi ve Kalibaf'ı bizzat anarak kınamaya başladı. Görünüşe göre, askeri üniforma giymiş kişiler tarafından okunan askeri bildiriler, dini vaazların yerini alıyor.

Hatta katı tesettür kuralları bile gevşemeye başlıyor. Yakın zamanda düzenlenen bir mitingde, başörtüsü takmayan bir kadın sloganları belirleyerek, kadınların erkekleri yönlendirip tek başına slogan atmasına karşı 40 yıldır süregelen yasağı yıktı. Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi.

bf
İki haftalık ateşkesin ilan edilmesinin ardından, gerilimin akıbeti beklentisiyle Tahran'da düzenlenen bir halk toplantısı, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Bazıları bu gürültüyü temelde taktiksel, sert bir muhalefet sergileyerek taviz koparma aracı olarak görüyor. Zira İran içindeki bölünmeler, devrimin kendisi kadar eski. Başından beri, liderleri ABD ile mücadelenin mi, yoksa onunla ateşkesin mi daha iyi olduğu konusunda bölünmüştü. Ancak bugün savaş, pragmatik siyasi ve ulusal çıkar düşünceleriyle hareket eden milliyetçiler ile devrim ideolojisine bağlı İslamcılar arasında yeni bir ayrılığı derinleştiriyor gibi görünüyor.

Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak, Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi

Maddi çıkarlar durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Yıllar içinde, yaptırımları aşmak için aracı haline gelen bir general sınıfı ortaya çıktı. Bu generallerin, ekonomiye uygulanan ABD yaptırımlarını atlatmaktan önemli kârlar elde ettiklerine inanılıyor. Mücteba Hameney ve Kalibaf'a bağlı ağların dış gayrimenkul portföylerini kontrol ettiğine inanılıyor ki, bu durum medyanın da dikkatini çekti. Baba Hameney'in vefatıyla birlikte, daha önce marjinalleştirilmiş figürler, her biri farklı müttefiklerle, farklı ajandalarla ve talep edecekleri bir güç payıyla yeniden ön plana çıktılar.

Her grubun, müzakerelerin önündeki başlıca engeller konusunda kendi bakış açısı var; bunların başında da nükleer program, Basra Körfezi'nin kontrolü ve İran'ın bölgesel vekillerinin rolü geliyor. Milliyetçiler, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında bu vekil ağlarından vazgeçmekte istekliyken, İslamcılar bunları “direnişin” omurgası olarak görüyor.

Milliyetçiler için nükleer eşiğe yaklaşmak saldırılara açık davetiye iken, Kuzey Kore modelinden ilham alan İslamcılar, caydırıcılık için nükleer silah elde etmeyi hedefliyor. Hürmüz Boğazı'nın kontrolüne gelince, pragmatistler tarafından Körfez Arap devletleriyle daha geniş bir güvenlik anlaşması için kaldıraç olarak görülürken, ideologlar bunu İran hegemonyası altında şantaj için kazançlı bir yol olarak görüyor.

ergrf
İran Devrim Muhafızları, Ermenistan ve Azerbaycan sınırlarına yakın olan kuzeybatı İran'ın Aras bölgesinde tatbikat yapıyor, 20 Ekim 2022 (AFP)

15 Nisan'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, bu farklı taraflar arasında ortak bir zemin bulmak için Tahran'a geldi. Rejimin yaklaşık 270 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaşın verdiği zararı onarma ihtiyacı, daha fazla odaklanma sağlayabilir. Ancak İran'ın müzakere masasına geri dönmesi, eğer gerçekleşirse, heyet içindeki derin bölünmelerin bir anlaşmaya varmayı son derece zorlaştırdığı ve Amerika Birleşik Devletleri ile herhangi bir uzlaşının hızla çökmesine yol açabileceği gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır.