Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
TT

Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 

İnci Mecdi
Kazakistan, uluslararası haber manşetlerinde kendinden nadiren söz edilen bir ülke olarak biliniyor. 
Arap ve İslam dünyasında ise, sadece Horasan bölgesindeki Farab şehrinde dünyaya gelen Müslüman filozof Ebu en-Nasr Muhammed el-Farabi'nin biyografisi dolayısıyla tanınıyor. Ancak bir süredir bu eski Sovyetler Birliği ülkesi, sokaklarında protestocular ve güvenlik görevlileri arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle dünya kamuoyunun ilgisini çekmeye başladı. 
Önceki pazar günü, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle batı Kazakistan'da gösteriler patlak verdi. Kısa sürede protestolar hızla genişleyerek ülkeyi neredeyse otuz yıldır yönettikten sonra 2019'da istifa etmesine rağmen hala geniş yetkileri elinde tutan Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e karşı sert bir muhalefete dönüştü.  Binlerce muhalif, devlet binalarını, televizyon istasyonlarını, havaalanını ve işyerlerini işgal ederek tahrip etti. Dört gün boyunca süren şiddetli gösterilerde protestocuların öfkesi, otoriter ve yozlaşmış olarak görülen Kazak seçkinlerine de yöneldi. 
81 yaşındaki Nazarbayev ve yakınları, adını kendisinden alan başkent Nur-Sultan'ın tartışmasız ana siyasi gücü olarak görülüyor. Nazarbayev’in ailesinin, Orta Asya'nın en büyüğü olan ülke ekonomisinin çoğunu kontrol ettiğine inanılıyor.
Bir polis sözcüsü perşembe günü yaptığı açıklamada, yetkililerin bölgedeki hükümet binalarını, polis merkezlerini ve idari ofisleri basmaya çalışan düzinelerce insanı öldürdüğünü ve gösterilerin başlamasından bu yana protestocular arasında ilk büyük çaplı ölümlerin gerçekleştiğini söyledi. Duyuru, yerel medyada polisin petrol kenti Atyrau'da protestoculara ateş açarak en az bir kişiyi öldürdüğü yönündeki haberlerin ardından geldi.
Rus haber ajanslarının perşembe günü Kazak İçişleri Bakanlığı'ndan aktardığına göre, Kazakistan'ı günlerdir sarsan isyan ve gösterilerde en az 18 güvenlik görevlisi öldü ve 748'den fazla güvenlik görevlisi yaralandı. Daha önceki bir raporda 13 güvenlik gücünün öldürüldüğü ve 353 kişinin yaralandığı belirtilmişti. Aynı kaynağa göre, ayaklanmalarla bağlantılı olarak tutuklananların sayısı şu ana kadar 2 bin 298'e ulaştı.

Sosyal adaletsizlik
Kişi başına 27.000 dolar gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) ile Orta Asya'nın en zengin ülkesi olan Kazakistan’da, sosyal sınıflar arasındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik dikkati çekiyor. Ülkenin eski Sovyetler Birliği’nde yer alan, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan çizgisinde bir ‘Renkli Devrime’  tanık olup olmayacağı ciddi bir soru olarak gündemdeki yerini koruyor.  Devrimler yoluyla demokratik reformlara girişen bu ülkelerde, otoriter rejimlerin çöküşüne şahit olunmuştu. Kazakistan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanmasından bu yana çeyrek asır geçmesine ve zaman zaman protesto gösterilerine rağmen bu tür bir değişimin dışında kalmayı başardı.
Mevcut protestolar, artan yakıt fiyatlarına duyulan öfkenin ötesine geçiyor. Kazakistan'daki sosyalist hareketin liderlerinden biri olan Aynur Kurmanov'a göre, ‘Mevcut sosyal patlama, son 30 yılda uygulanan tüm kapitalist reform politikalarına ve bunların yıkıcı etkilerine yöneliktir.’ Kurmanov, Rus Zanovo Media web sitesine verdiği röportajda, ‘’Yıllardır biriken sosyal problemler bir sorun dağı oluşturdu, ülkede orta sınıf parçalanmış durumda, neoliberal politikalar ve özelleştirme sebebiyle birçok şirket kapatıldı ve işçiler çıkarıldı. Petrol sektörü adeta çalışan tek sektör olarak kaldı, bu sektörde de yabancı sermayenin payı arttı, buna ek olarak son yıllarda artan enflasyon gıda fiyatlarının yükselmesine ve halkın alım gücünün düşmesine neden oldu.’’ ifadelerini kullandı. 
Ekonomik koşullara karşı yapılan protestolar yayıldıkça, protestocuların talepleri daha geniş siyasi özgürlük taleplerini de içine alacak şekilde büyüdü. Göstericilerin talepleri arasında, mevcut cumhurbaşkanlığı atama sistemi yerine il başkanlarının halk tarafından doğrudan seçilmesi de yer alıyor. Aktau'daki protestolara katılan insan hakları aktivisti Muhtar Umbitov, The New York Times’a yaptığı açıklamada; ‘’Görünürdeki mevcut huzursuzluk Korona salgının etkisiyle derinleşen ekonomik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır, ancak bunun ardındaki başlıca temel nedenlerden biri demokratik süreçlerin yokluğudur. Kazak hükümeti halkın siyasete katılımını mümkün kılan tüm yasal yolları tıkamış durumdadır. Kazakistan zengin bir ülke olmasına rağmen, doğal kaynakları herkesin yararına değil, küçük bir zümrenin menfaati için sömürülüyor” diye konuştu. 

Renkli Devrimler 
21. yüzyılın ilk on yılında Ukrayna Turuncu Devrim’e, Gürcistan Çiçek Devrimi’ne, Kırgızistan Lale Devrimi’ne ve ikinci on yılda Ermenistan Kadife Devrimi’ne, yani ‘Renkli Devrimlere’ tanık oldu. Bu devrimler, Batı'ya yakın muhalif güçlerin iktidara gelmesine yol açtı, bu da Moskova'yı tedirgin ederek harekete geçirdi. Rusya ve müttefikleri, Batılı ülkeleri bu devrimleri bölgedeki Rus etkisini ve nüfuzunu kırmak için düzenlemekle suçluyor. 
Bölgedeki gözlemciler ve uzmanlar, Kazakistan'daki mevcut durumu yorumlarken, ‘renkli devrimlerin’ bu ülkede yaşanma ihtimalini yadsımıyor. Çoğu uzman, protestoların, ABD ile Ukrayna konusunda üst düzey güvenlik görüşmeleri öncesinde Rusya'nın dikkatini dağıtmak için bir dış güç tarafından düzenlendiğine inanırken, diğerleri meseleyi tamamen iç saiklerle gerçekleşmiş olarak görüyor. Bu ikinci görüşü savunanlar, tıpkı 2008’de yaşanan grevler, 2016 ve 2019’daki protesto gösterileri gibi, bu gösterilerin de biteceğini ve tekrar istikrarın sağlanacağını öngörüyor. Her ne kadar mevcut protestolar, benzeri görülmemiş bir düzeyde olsa da.  
Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, göstericileri yurt dışı bağlantılı teröristler olarak niteledi. Güvenlik yetkilileri, aşırılık yanlısı göstericilerin idari binaları ele geçirme girişimlerini ve özellikle Kazakistan’ın ekonomik başkenti Almatı’daki yağmalama eylemlerine dikkat çekti.  Rusya, güney komşusu ve bölgedeki en yakın müttefiklerinden biri olan Kazakistan'da yaşananları, Batı'nın bölgedeki ‘renkli devrimleri’ yeniden alevlendirme planının bir parçası olarak değerlendirdi. 
Geçen perşembe günü, Belarus Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Alexander Volfovich, "Minsk, Kazakistan'daki durumu ülkenin meşru hükümetini yok etmeyi amaçlayan bir dış tehdit olarak görüyor" dedi. Belta haber ajansına açıklamada bulunan Volfovich, "Kazakistan’daki gelişmeler, bilindik ‘renkli devrim’ girişimi senaryosuna benziyor. Dış güçlerle bağlantılı olan iç mihraklar, meşru hükümeti anayasaya aykırı yöntemlerle yok etmeye çalışıyor." ifadelerini kullandı. 
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ülkedeki iç karışıklığa karşı Rusya’nın başını çektiği,  Beyaz Rusya, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan'ı içeren Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nü (KGAÖ) davet etti. Bunun üzerine KGAÖ Barış Gücü, mevcut durumu kontrol altına almak için Kazakistan’a konuşlandı. 
Rus liderliğindeki örgütün sekreterliğinden yapılan açıklamada, "Kazakistan'a gönderilecek kuvvetler, ülkede birkaç gün veya hafta boyunca kalacak, yaklaşık 2500 kişi olacak ve silahlı çeteler tarafından saldırıya uğraması halinde silah kullanma hakkına sahip olacak" ifadesi kullanıldı.  Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, cuma günü yaptığı açıklamada, Almatı havaalanı ve diğer tesislerin, Kazak güvenlik güçleriyle iş birliği içinde tam kontrol altına alındığını duyurdu. 
Öte yandan Kazak muhalefeti, ülkedeki protestoların bir komplo sonucu olduğu yorumunu reddediyor. Bu bağlamda Sosyalist aktivist Kormanov, şu ifadeleri kullandı ‘’Bu gösteriler işçilerin geleneksel yaklaşımını yansıtıyor, Mangistau bölgesinde 2008’den beri yoğun grevler yapılıyordu. Komünist parti ya da sosyalistlerin dahli olmamasına rağmen işçiler özelleştirme karşıtı eylemlerini sürdürüyordu. Yabancı kapitalistlerin şirketleri ele geçirmesi ve özelleştirme politikalarına karşı büyük bir hınç var. Muhaliflerin meydanlarda kurdukları çadırlar bir Avrupa deneyimini yansıtmıyor, tamamen bizim geleneğimizde olan protesto biçimini gösteriyor.’’ 
Carnegie Moskova Merkezi'nde araştırma danışmanı olan Timur Umarov, "Şu ana kadar durum kritik değil" dedi. "Bana öyle geliyor ki, yaşananlar mevcut siyasi sistemin sonu olmayacaktır. Protestocularla yetkililer arasında devam eden pazarlığı izleyeceğiz. Muhtemelen yetkililer taviz verecektir ve protestocular bu tavizlerin yeterli olup olmadığına karar verecektir.’’ yorumunda bulundu. Umarov ayrıca, "Son birkaç yıldır zaten ciddi reformların gerçekleştirilmesi bekleniyordu. Bu protestolar planlanan reformların yapılmasını hızlandıracaktır. Ancak devletin kırmızı çizgilerine hassasiyet gösterilmesi gerekiyor, aksi takdirde işler sarpa sarabilir ve bir çıkmaz sokağa girilebilir’’ değerlendirmesinde bulundu. 

ABD’nin etkisi 
Öte yandan Washington, Kazakistan'da yaşanan olaylarla ilgili ABD'ye yönelik suçlamaları reddediyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın sözcüsü Jen Psaki ayaklanmaların arkasında Washington’un olduğu iddiasını yalanladı. Psaki, iddiaları ‘çılgınca ve yalan’ olarak niteledi ve “Rus dezenformasyonu” ifadesini kullanarak Moskova’yı hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamanın tarafsız tonu dikkat çekti, yapılan açıklamada, şiddet eylemleri ve mülkiyete verilen zararlar kınandı. Hem yetkililer hem de göstericiler sükunete davet edildi. ‘’Tüm Kazakistan halkının anayasal kurumlara, insan haklarına, basın özgürlüğüne saygı duymasını ve bunları savunmasını istiyoruz. Ayrıca tüm taraflara olağanüstü hale barışçıl bir çözüm bulmaları çağrısında bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı. İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerinden de taraflara itidal çağrısı yapıldı. ABD basınında da mevcut olaylar ‘devrim’ olarak değil, halkın hayat pahalılığına karşı protestoları olarak ele alındı. Washington'daki gözlemciler, ABD'nin durumu izlemesini, internetin geri dönmesini savunmasını ve uzun vadede Beyaz Saray'ın özgür ve adil seçimler için Kazakistan’a baskı yapması gerektiği konusunda hemfikir. 
Atlantik Konseyi'nin Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi araştırmacılarından Emma Ashford, “ABD hükümetinin bu krize müdahale etme yeteneği sınırlı” diyor ve ekliyor: “ABD'nin Kazakistan'da çok az etkisi var ve şu anda orada bir büyükelçisi dahi yok. Ayrıca, ABD'nin bu tür durumlarda genellikle kullandığı araçlardan biri (yani yaptırımlar) Kazakistan için uygun değildir."

ABD yatırımları
Emma Ashford, şöyle devam ediyor;  "ABD'nin önde gelen enerji şirketleri, Kazak ekonomisine derinden entegre durumda, bu nedenle bu endüstrilere yaptırım uygulamak, üretim kesintisi riskini doğuracaktır. Bu da Amerika'nın Avrupalı müttefiklerini olumsuz etkileyecektir. ABD'nin Kazak protestocuları doğrudan desteklemesi, her fırsatta ABD’nin ‘renkli devrimlerin’ ardında olduğunu dile getiren Moskova ile tansiyonun artmasına neden olacaktır.  Bu nedenle, ABD hükümetinin şu anki en doğru yaklaşımı eylemsizlik olmalıdır, en azından durumun gelişimi hakkında daha fazla bilgi sahibi olana kadar." 
Kazakistan, son otuz yılda onu karakterize eden siyasi istikrar sayesinde, büyük bir petrol, doğal gaz ve kömür ihracatçısı olmayı başardı. Dolayısıyla, Avrupa ve daha az ölçüde Asya'daki ülkelerin ekonomileri için özel bir öneme sahip ülke konumunda olmayı sürdürüyor. Kazakistan aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahip komşu Orta Asya ülkeleri için önemli bir enerji geçiş rotasını barındırıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü, ülkede yaşanan protestolar, olası enerji üretim kesintilerine neden olma ihtimali çerçevesinde Avrupa ve birçok Asya ülkesini endişelendiriyor. 
Atlantik Konseyi'nin Avrasya Merkezi çalışanlarından Ariel Cohen, "Kazakistan, ciddi petrol, doğalgaz, uranyum rezervlerine, buğday ve diğer birçok önemli emtia kaynaklarına sahip büyük bir ülke ve aynı zamanda eğitimli ve hoşgörülü bir halkı var. ABD’nin tüm taraflarla iletişim halinde kalarak, oradaki önemli Amerikan yatırımlarını koruması, Kazakistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve laik yapısını desteklemesi gerekir." ifadelerini kullanıyor. 

Rusya iki cepheyle karşı karşıya
Son birkaç aydır Rusya, Avrupa ve ABD yönetimlerini, Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgal etme olasılığı nedeniyle endişelendiriyor. İki ülke arasındaki sınırda büyük bir askeri yığınak yapan Rusya bu niyetini gizlemiyor. Ancak Kazakistan'da huzursuzluğun patlak vermesi, yeni bir cephe açmak istemeyen Moskova’yı tedirgin edecek cinsten. Muhtemelen Kremlin'in en son istediği şey, ek askeri kaynaklar gerektirecek başka bir çatışma cephesi açmaktır. Eğer Rusya, hamlelerinin gösterdiği gibi, gerçekten Ukrayna'nın bir bölümünü ilhak etmek için bir kara işgali başlatmayı planlıyorsa, kesinlikle diğer nüfuz bölgelerinde sakinliğin korunmasını isteyecektir. 
Virginia merkezli CNA Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün Rusya Çalışmaları Direktörü Michael Kaufman, "Kazakistan, ani bir krizle başa çıkma ihtiyacı göz önüne alındığında Kremlin için büyük bir dikkat dağıtıcı" diyor. Rus ve Amerikalı yetkililerin bu hafta Ukrayna krizini görüşmek üzere Cenevre'de bir araya gelmelerinin planlandığını hatırlatan Kaufman, "Rusya'nın yeni bir müdahaleye hazırlanırken Kazakistan'daki durumu kontrol altına alma ihtiyacı, Moskova'nın elindeki kozları ve pozisyonunu zayıflattığını’’ iddia ediyor. 
ABD'nin Ukrayna ve Özbekistan eski büyükelçisi John Edward Herbst, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) Kazakistan'da düzeni sağlamak için devreye girmesiyle birlikte, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki kuvvetlerini azaltmaksızın Kazakistan meselesini çözüme kavuşturabileceğini savunuyor. Kremlin’in tercihinin ve beklentisinin de bu yönde olacağına şüphe yok. Eski diplomat Herbst, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığmasının, ABD, NATO ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ile Cenevre görüşmelerinin yolunu açtığını hatırlatarak, ‘Rusya bu sayede, NATO'nun bölgedeki genişlemesini sınırlandırması gibi bazı konularda tavizler elde etmeyi umuyor’ değerlendirmesinde bulundu. 
Kazakistan Devlet Başkanlığı'ndan cuma akşamı yapılan açıklamada, "Yaşanan kargaşadan sonra ülkenin çoğu yerinde anayasal düzen yeniden sağlandı." denildi. Bu açıklamaya göre, KGAÖ güçlerinin misyonunun başarılı olduğuna dair işaretler var. Ordu, göstericilerin daha önce ele geçirdiği havaalanında yeniden güvenliği sağlamayı başardı. Bununla birlikte, Kazakistan’daki durumun kontrol altına alınamaması halinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in karşı karşıya olduğu riskler önemini koruyor.  



Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
TT

Karşılıklı tehditler “savaş hayaletini” yeniden gündeme getirdi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), İran’a yönelik deniz ablukası kapsamında yürüttüğü operasyonlara ilişkin yayımladığı videodan.

Washington ile Tahran arasında dün karşılıklı olarak sert tehditler dile getirildi. Bu açıklamalar, yedinci ayına giren savaşta gerilimin yeniden artabileceği endişelerini doğurdu.

ABD Başkanı Donald Trump, Camp David’deki hafta sonu tatilini yarıda keserek aniden Washington’a döndü ve “İran konusunda çok yakında büyük bir şey olabilir” açıklamasında bulundu.

Trump, “önemli bir karar” almak üzere olduğunu belirtti. Önündeki seçenekleri ise “İran’ı tamamen ortadan kaldırmak, ekonomik olarak çöküşe sürüklenmesine izin vermek ya da İran’la bir anlaşmaya varmak” şeklinde sıraladı.

İran ise ABD’nin kendisine yönelik büyük çaplı bir saldırı hazırlığında olduğuna dair istihbarata sahip olduğunu açıkladı ve Washington’u bu tehlikeli adımı atmaması konusunda uyardı.

Gerilimi düşürmek ve arabuluculuk sürecine yeniden dönmek amacıyla yürütülen yeni girişimler kapsamında Pakistan ve Türkiye, bölgedeki durumun daha fazla tırmanmasını önlemek için diplomatik temaslarda bulunduklarını açıkladı.


Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
TT

Rus belgesi, İran’la yaptırımları aşmaya yönelik iş birliğini ortaya koydu

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS Zirvesi kapsamında düzenlenen bir oturumda. (EPA)

Rusya’ya ait resmî bir belge, Moskova’nın İran’la enerji, nükleer program, havacılık, ulaştırma ve finans gibi kritik sektörlerde iş birliğini derinleştirmek amacıyla hazırladığı kapsamlı bir planı ortaya koydu. Planda alternatif finans kanallarının oluşturulması ve işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanılması da yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Fox News’ten aktardığı habere göre söz konusu adımların amaçlarından biri, iki ülkeye uygulanan ABD yaptırımlarını aşmak.

Belgeye göre Eylül 2024’te hazırlanan ve 2024-2026 dönemini kapsayan plan, Tahran’la nükleer iş birliğinin geliştirilmesine yönelik projelerin yanı sıra Rus uçaklarına ait bileşen ve yedek parçaların İran’da üretilmesi ihtimalinin araştırılmasını ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde ortak projelerin hayata geçirilmesini içeriyor.

Belgede, Moskova ve Tahran’ın finans, nükleer enerji, enerji, havacılık ve ulaştırma alanlarında iş birliğini derinleştirmeye yönelik geniş kapsamlı bir program oluşturduğu belirtiliyor. Program kapsamında alternatif finans kanallarının kurulması, ticari işlemlerde ulusal para birimlerinin kullanımının artırılması ve nükleer alandaki iş birliğinin güçlendirilmesi öngörülüyor. Planda ayrıca Rusya’nın Rosatom şirketinin İran’daki Buşehr Nükleer Santrali’ni işletmeye devam etmesi ve petrol ile doğal gaz sektörlerinde projeler geliştirilmesi yer alıyor.

Havacılık alanında ise Rus uçaklarına yönelik yedek parça ve bileşenlerin İran’da üretilmesi ihtimali ele alınıyor. Bunun, iki ülke arasındaki sanayi iş birliğinin kapsamını genişletmesi bekleniyor.

Önerilen iş birliği enerji ve sanayiyle sınırlı kalmıyor. Belgede ulaştırma ve altyapı alanında da planlar bulunduğu görülüyor. Bunlar arasında İran’ın Azerbaycan’la sınırından başlayarak Basra Körfezi limanlarına uzanacak bir demir yolu hattının inşa edilmesi önerisi de bulunuyor. Ancak bu projelerden hangilerinin hâlen hayata geçirilmekte olduğu veya mevcut savaş ile bölgesel ve uluslararası gelişmelerin Moskova ve Tahran’ın belgede yer alan planlarında değişikliğe yol açıp açmadığı henüz netlik kazanmış değil.

Rusya uzun yıllardır İran’la yakın ilişkilere sahip olsa da iki ülke arasındaki iş birliği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasının ardından belirgin biçimde arttı. ABD basınında yer alan haberlerde İran’ın Rusya’ya insansız hava araçları (İHA) sağlayarak destek verdiği öne sürülmüş, İran makamları ise bu iddiaları kesin bir dille reddetmişti. ABD’nin Tahran üzerindeki baskısını sürdürdüğü bir dönemde Moskova ile İran arasındaki temaslar yoğunlaşırken, bazı haberlerde Rusya’nın İran’a seyir füzelerinin üretimi konusunda yardım sağladığı ileri sürüldü.

Bu gelişmeler, Washington’un İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Bu nedenle Moskova ile Tahran arasındaki finansal ve ticari iş birliği, özellikle ABD yaptırımlarına tabi kanalların dışında işlem yapmaya yönelik mekanizmaların aranması açısından giderek daha fazla önem taşıyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi kapsamında Rusya ve İran, geçen yıl 20 yıl süreli ve otomatik olarak uzatılabilme imkânı bulunan “Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması”nı imzaladı.

47 maddeden oluşan anlaşma; diplomatik, askerî ve güvenlik iş birliği, terörle mücadele, teknoloji ve siber güvenliğin yanı sıra çevre gibi çok çeşitli alanları kapsıyor.

Anlaşma ayrıca tarafların birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesini ve iki ülkeden herhangi birinin topraklarının diğer tarafa zarar verecek faaliyetlerde kullanılmamasını öngörüyor. Bu hükümler, Moskova ve Tahran’ın giderek gelişen ilişkilerine uzun vadeli ve kurumsal bir çerçeve kazandırma iradesini yansıtıyor.


Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
TT

Almanya için Alternatif (AfD) seçimlerde öne çıktı... Merz sonucu “felaket” olarak nitelendirdi

Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)
Alman Şansölyesi Friedrich Merz (AP)

Oy verme sonuçlarına ilişkin tahminler, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin dün Almanya’nın kuzeydoğusundaki eyalet seçimlerinde birinci sırada yer aldığını gösterdi. Sonuç, Başbakan Friedrich Merz’in liderliğindeki ana muhafazakâr parti açısından 1949’dan bu yana kaydedilen en kötü sonuç oldu.

Merz, sandık çıkış anketlerinin açıklanmasının ardından sonucu “felaket” olarak nitelendirdi. Ancak başbakan olarak mücadelesini sürdüreceğini ve reform programını uygulamaya devam edeceğini söyledi. Açıklama, kötü sonucun Merz’i istifaya zorlayabileceği yönündeki spekülasyonların ardından geldi.

Alman kamu yayıncısı ARD’nin tahminlerine göre AfD’nin Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde oyların yüzde 38,3’ünü alması bekleniyor. Parti, yüzde 35,4 oy alması beklenen merkez sol çizgideki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önünde bulunuyor. Merz’in muhafazakârları ise son sayımlarda yüzde 4,9’a geriledi. Bu oran, eyalet parlamentosuna girmek için gereken yüzde 5’lik barajın altında kaldığından, partinin parlamentonun tamamen dışında kalabileceğine işaret ediyor.

Bugünkü sonuç, AfD’nin bir ay içinde ikinci kez bir eyalet seçiminde birinci sırada yer almasını sağlayacak gibi görünüyor. Parti ulusal kamuoyu yoklamalarında da ilk sırada bulunuyor. Ancak diğer büyük partiler AfD ile iş birliğini reddederek partinin iktidara gelmesini engelliyor.

Dün başkent Berlin’de yapılan diğer seçimde ise Sol Parti yüzde 25,3 oy aldı. Merz liderliğindeki ve halen Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon halinde eyaleti yöneten muhafazakârların oy oranı yüzde 19’a geriledi. AfD de liberal olarak bilinen kentte oylarını artırarak yüzde 16,3’e ulaştı. Sol Parti ilk kez eyalet kamuoyu yoklamalarında birinci sıraya yükselirken, parti gayrimenkul şirketlerine ait konutların kamulaştırılmasını ve kira fiyatlarına tavan getirilmesini savunuyor.

Merz reformları sürdürme sözü verdi

Bugünkü sonuçlar Merz için doğrudan bir siyasi yenilgi anlamına gelmeyebilir. Ancak düşük destek oranları, kamuoyunda tepki gören reformlar ve AfD’nin daha önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği başarı, Merz’in siyasi geleceğine ilişkin tartışmaları artırdı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Berlin merkezli DIW Ekonomi Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Marcel Fratzscher yaptığı açıklamada, federal hükümetin kapsamlı bir reform programı için kamuoyu ve siyasi destek oluşturmasının artık daha zor hale geleceğini belirtti.

Fratzscher, iktidar koalisyonundaki partilerin kırmızı çizgilerinde ısrar etmesi halinde “siyasi tıkanıklığın yerleşeceğini, ekonomik zayıflığın süreceğini ve AfD’nin 2029 seçimlerini kazanma ihtimalinin daha da artacağı” değerlendirmesinde bulundu.

Mecklenburg-Vorpommern Başbakanı ve SPD’li Manuela Schwesig’in kamuoyu desteği, dünkü seçimler öncesinde arttı. Schwesig, hem aşırı sağcı AfD’yi hem de Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki federal hükümetin uyguladığı reformları açıkça eleştirdi.

Schwesig ayrıca AfD’nin Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği desteği eleştirerek oy kazandığını söyledi. Daha önce, kendi eyaletinden Rus gazını Almanya’ya taşıyan Kuzey Akım boru hatlarını desteklemiş, ancak 2022’deki patlamaların ardından tutumunu değiştirmişti.

Schwesig, “Öncelikle eyaletimde birçok kişi Ukrayna’ya hem mali hem de askeri desteğe karşı. İkinci olarak da birçok kişi Kuzey Akım üzerinden enerji akışının yeniden başlamasını istiyor” dedi.

Almanya Başbakan Yardımcısı ve SPD yöneticisi Lars Klingbeil ise emeklilik reformları konusunda seçmenlerin yaşadığı kaygılara işaret ederek, politika değişikliği istediğini belirtti.

Merz ise bunun yerine, Avrupa’nın en büyük ekonomisindeki yavaş büyümeyi canlandıracağını savunduğu reform programına bağlı kaldı.

Merz, “Şimdi yapılması gerekenler cesaret, kararlılık ve sabır gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Reformların, toplumda giderek daha fazla etkisini gösterdiğini söylediği otoriter eğilimlere karşı çözüm olduğunu savundu.

Mecklenburg-Vorpommern’daki seçimler, büyük ölçüde kırsal ve eski Doğu Almanya topraklarında bulunan bu eyalette ve başkent Berlin’de gerçekleşirken, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta yapılan seçimin ardından geldi. Saksonya-Anhalt’ta aşırı sağcı AfD, nadir görülen bir başarıyla mutlak çoğunluğa yaklaşmıştı.

Yaklaşık on yıldan biraz fazla süre içinde AfD; Almanya’da kalma hakkı bulunmayan yabancıların sınır dışı edilmesine yönelik daha sert önlemler alınmasını, Rusya ile enerji ilişkilerinin yeniden kurulmasını ve avrodan vazgeçilmesini savunan, AB şüphecisi marjinal bir hareketten ülkenin en popüler partisi konumuna yükseldi.

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2029’da yapılması planlanan federal seçimlerde iktidara gelme yolunda ilk adım olarak görülürken, Avrupa genelinde de yankı uyandırdı.

Dün alınan sonuçlar, AfD’nin son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyarken, diğer büyük partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddettiği “güvenlik duvarı” stratejisine ilişkin yeni soruları da gündeme getirdi.

Merz zorluklarla karşı karşıya

Merz, geçen yıl Almanya ekonomisini durgunluktan çıkararak yeniden büyüme yoluna sokacak iddialı reformlar vaadiyle başbakan seçildi. Ancak iletişim alanındaki  hatalar, emeklilik, vergi ve sağlık alanlarında kamuoyunda tepki gören reformlara yönelik hoşnutsuzluğu artırırken, Merz’in seçmenlerin güvenini kazanmasını zorlaştırdı.

Bununla birlikte hükümetine yönelik hayal kırıklığı, iki eyaletteki seçim kampanyalarına da damgasını vurdu. Seçmenler özellikle enerji ve konut maliyetlerindeki sert artış gibi konulara odaklandı. Merz, cuma günü tüketicilerin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla gaz ve motorin vergilerinde indirim de içeren bir tedbir paketi açıkladı.

Mecklenburg-Vorpommern’da oy kullanan birçok kişi, yaşam maliyetlerinin temel endişe kaynağı olduğunu belirtti.

Eyalet başkenti Schwerin’de oy kullanan Carlotta Haik, “Burada, bu ücretlerle artık neredeyse hiçbir şeyi karşılayamıyorsunuz” dedi.

Yaşlı bir seçmen ise dış yardımların finansmanını eleştirdi. Adının açıklanmasını istemeyen seçmen, “Paraya burada, ülkemizde, çocuklar ve emekliler için ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.