Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
TT

Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 

İnci Mecdi
Kazakistan, uluslararası haber manşetlerinde kendinden nadiren söz edilen bir ülke olarak biliniyor. 
Arap ve İslam dünyasında ise, sadece Horasan bölgesindeki Farab şehrinde dünyaya gelen Müslüman filozof Ebu en-Nasr Muhammed el-Farabi'nin biyografisi dolayısıyla tanınıyor. Ancak bir süredir bu eski Sovyetler Birliği ülkesi, sokaklarında protestocular ve güvenlik görevlileri arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle dünya kamuoyunun ilgisini çekmeye başladı. 
Önceki pazar günü, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle batı Kazakistan'da gösteriler patlak verdi. Kısa sürede protestolar hızla genişleyerek ülkeyi neredeyse otuz yıldır yönettikten sonra 2019'da istifa etmesine rağmen hala geniş yetkileri elinde tutan Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e karşı sert bir muhalefete dönüştü.  Binlerce muhalif, devlet binalarını, televizyon istasyonlarını, havaalanını ve işyerlerini işgal ederek tahrip etti. Dört gün boyunca süren şiddetli gösterilerde protestocuların öfkesi, otoriter ve yozlaşmış olarak görülen Kazak seçkinlerine de yöneldi. 
81 yaşındaki Nazarbayev ve yakınları, adını kendisinden alan başkent Nur-Sultan'ın tartışmasız ana siyasi gücü olarak görülüyor. Nazarbayev’in ailesinin, Orta Asya'nın en büyüğü olan ülke ekonomisinin çoğunu kontrol ettiğine inanılıyor.
Bir polis sözcüsü perşembe günü yaptığı açıklamada, yetkililerin bölgedeki hükümet binalarını, polis merkezlerini ve idari ofisleri basmaya çalışan düzinelerce insanı öldürdüğünü ve gösterilerin başlamasından bu yana protestocular arasında ilk büyük çaplı ölümlerin gerçekleştiğini söyledi. Duyuru, yerel medyada polisin petrol kenti Atyrau'da protestoculara ateş açarak en az bir kişiyi öldürdüğü yönündeki haberlerin ardından geldi.
Rus haber ajanslarının perşembe günü Kazak İçişleri Bakanlığı'ndan aktardığına göre, Kazakistan'ı günlerdir sarsan isyan ve gösterilerde en az 18 güvenlik görevlisi öldü ve 748'den fazla güvenlik görevlisi yaralandı. Daha önceki bir raporda 13 güvenlik gücünün öldürüldüğü ve 353 kişinin yaralandığı belirtilmişti. Aynı kaynağa göre, ayaklanmalarla bağlantılı olarak tutuklananların sayısı şu ana kadar 2 bin 298'e ulaştı.

Sosyal adaletsizlik
Kişi başına 27.000 dolar gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) ile Orta Asya'nın en zengin ülkesi olan Kazakistan’da, sosyal sınıflar arasındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik dikkati çekiyor. Ülkenin eski Sovyetler Birliği’nde yer alan, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan çizgisinde bir ‘Renkli Devrime’  tanık olup olmayacağı ciddi bir soru olarak gündemdeki yerini koruyor.  Devrimler yoluyla demokratik reformlara girişen bu ülkelerde, otoriter rejimlerin çöküşüne şahit olunmuştu. Kazakistan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanmasından bu yana çeyrek asır geçmesine ve zaman zaman protesto gösterilerine rağmen bu tür bir değişimin dışında kalmayı başardı.
Mevcut protestolar, artan yakıt fiyatlarına duyulan öfkenin ötesine geçiyor. Kazakistan'daki sosyalist hareketin liderlerinden biri olan Aynur Kurmanov'a göre, ‘Mevcut sosyal patlama, son 30 yılda uygulanan tüm kapitalist reform politikalarına ve bunların yıkıcı etkilerine yöneliktir.’ Kurmanov, Rus Zanovo Media web sitesine verdiği röportajda, ‘’Yıllardır biriken sosyal problemler bir sorun dağı oluşturdu, ülkede orta sınıf parçalanmış durumda, neoliberal politikalar ve özelleştirme sebebiyle birçok şirket kapatıldı ve işçiler çıkarıldı. Petrol sektörü adeta çalışan tek sektör olarak kaldı, bu sektörde de yabancı sermayenin payı arttı, buna ek olarak son yıllarda artan enflasyon gıda fiyatlarının yükselmesine ve halkın alım gücünün düşmesine neden oldu.’’ ifadelerini kullandı. 
Ekonomik koşullara karşı yapılan protestolar yayıldıkça, protestocuların talepleri daha geniş siyasi özgürlük taleplerini de içine alacak şekilde büyüdü. Göstericilerin talepleri arasında, mevcut cumhurbaşkanlığı atama sistemi yerine il başkanlarının halk tarafından doğrudan seçilmesi de yer alıyor. Aktau'daki protestolara katılan insan hakları aktivisti Muhtar Umbitov, The New York Times’a yaptığı açıklamada; ‘’Görünürdeki mevcut huzursuzluk Korona salgının etkisiyle derinleşen ekonomik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır, ancak bunun ardındaki başlıca temel nedenlerden biri demokratik süreçlerin yokluğudur. Kazak hükümeti halkın siyasete katılımını mümkün kılan tüm yasal yolları tıkamış durumdadır. Kazakistan zengin bir ülke olmasına rağmen, doğal kaynakları herkesin yararına değil, küçük bir zümrenin menfaati için sömürülüyor” diye konuştu. 

Renkli Devrimler 
21. yüzyılın ilk on yılında Ukrayna Turuncu Devrim’e, Gürcistan Çiçek Devrimi’ne, Kırgızistan Lale Devrimi’ne ve ikinci on yılda Ermenistan Kadife Devrimi’ne, yani ‘Renkli Devrimlere’ tanık oldu. Bu devrimler, Batı'ya yakın muhalif güçlerin iktidara gelmesine yol açtı, bu da Moskova'yı tedirgin ederek harekete geçirdi. Rusya ve müttefikleri, Batılı ülkeleri bu devrimleri bölgedeki Rus etkisini ve nüfuzunu kırmak için düzenlemekle suçluyor. 
Bölgedeki gözlemciler ve uzmanlar, Kazakistan'daki mevcut durumu yorumlarken, ‘renkli devrimlerin’ bu ülkede yaşanma ihtimalini yadsımıyor. Çoğu uzman, protestoların, ABD ile Ukrayna konusunda üst düzey güvenlik görüşmeleri öncesinde Rusya'nın dikkatini dağıtmak için bir dış güç tarafından düzenlendiğine inanırken, diğerleri meseleyi tamamen iç saiklerle gerçekleşmiş olarak görüyor. Bu ikinci görüşü savunanlar, tıpkı 2008’de yaşanan grevler, 2016 ve 2019’daki protesto gösterileri gibi, bu gösterilerin de biteceğini ve tekrar istikrarın sağlanacağını öngörüyor. Her ne kadar mevcut protestolar, benzeri görülmemiş bir düzeyde olsa da.  
Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, göstericileri yurt dışı bağlantılı teröristler olarak niteledi. Güvenlik yetkilileri, aşırılık yanlısı göstericilerin idari binaları ele geçirme girişimlerini ve özellikle Kazakistan’ın ekonomik başkenti Almatı’daki yağmalama eylemlerine dikkat çekti.  Rusya, güney komşusu ve bölgedeki en yakın müttefiklerinden biri olan Kazakistan'da yaşananları, Batı'nın bölgedeki ‘renkli devrimleri’ yeniden alevlendirme planının bir parçası olarak değerlendirdi. 
Geçen perşembe günü, Belarus Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Alexander Volfovich, "Minsk, Kazakistan'daki durumu ülkenin meşru hükümetini yok etmeyi amaçlayan bir dış tehdit olarak görüyor" dedi. Belta haber ajansına açıklamada bulunan Volfovich, "Kazakistan’daki gelişmeler, bilindik ‘renkli devrim’ girişimi senaryosuna benziyor. Dış güçlerle bağlantılı olan iç mihraklar, meşru hükümeti anayasaya aykırı yöntemlerle yok etmeye çalışıyor." ifadelerini kullandı. 
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ülkedeki iç karışıklığa karşı Rusya’nın başını çektiği,  Beyaz Rusya, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan'ı içeren Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nü (KGAÖ) davet etti. Bunun üzerine KGAÖ Barış Gücü, mevcut durumu kontrol altına almak için Kazakistan’a konuşlandı. 
Rus liderliğindeki örgütün sekreterliğinden yapılan açıklamada, "Kazakistan'a gönderilecek kuvvetler, ülkede birkaç gün veya hafta boyunca kalacak, yaklaşık 2500 kişi olacak ve silahlı çeteler tarafından saldırıya uğraması halinde silah kullanma hakkına sahip olacak" ifadesi kullanıldı.  Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, cuma günü yaptığı açıklamada, Almatı havaalanı ve diğer tesislerin, Kazak güvenlik güçleriyle iş birliği içinde tam kontrol altına alındığını duyurdu. 
Öte yandan Kazak muhalefeti, ülkedeki protestoların bir komplo sonucu olduğu yorumunu reddediyor. Bu bağlamda Sosyalist aktivist Kormanov, şu ifadeleri kullandı ‘’Bu gösteriler işçilerin geleneksel yaklaşımını yansıtıyor, Mangistau bölgesinde 2008’den beri yoğun grevler yapılıyordu. Komünist parti ya da sosyalistlerin dahli olmamasına rağmen işçiler özelleştirme karşıtı eylemlerini sürdürüyordu. Yabancı kapitalistlerin şirketleri ele geçirmesi ve özelleştirme politikalarına karşı büyük bir hınç var. Muhaliflerin meydanlarda kurdukları çadırlar bir Avrupa deneyimini yansıtmıyor, tamamen bizim geleneğimizde olan protesto biçimini gösteriyor.’’ 
Carnegie Moskova Merkezi'nde araştırma danışmanı olan Timur Umarov, "Şu ana kadar durum kritik değil" dedi. "Bana öyle geliyor ki, yaşananlar mevcut siyasi sistemin sonu olmayacaktır. Protestocularla yetkililer arasında devam eden pazarlığı izleyeceğiz. Muhtemelen yetkililer taviz verecektir ve protestocular bu tavizlerin yeterli olup olmadığına karar verecektir.’’ yorumunda bulundu. Umarov ayrıca, "Son birkaç yıldır zaten ciddi reformların gerçekleştirilmesi bekleniyordu. Bu protestolar planlanan reformların yapılmasını hızlandıracaktır. Ancak devletin kırmızı çizgilerine hassasiyet gösterilmesi gerekiyor, aksi takdirde işler sarpa sarabilir ve bir çıkmaz sokağa girilebilir’’ değerlendirmesinde bulundu. 

ABD’nin etkisi 
Öte yandan Washington, Kazakistan'da yaşanan olaylarla ilgili ABD'ye yönelik suçlamaları reddediyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın sözcüsü Jen Psaki ayaklanmaların arkasında Washington’un olduğu iddiasını yalanladı. Psaki, iddiaları ‘çılgınca ve yalan’ olarak niteledi ve “Rus dezenformasyonu” ifadesini kullanarak Moskova’yı hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamanın tarafsız tonu dikkat çekti, yapılan açıklamada, şiddet eylemleri ve mülkiyete verilen zararlar kınandı. Hem yetkililer hem de göstericiler sükunete davet edildi. ‘’Tüm Kazakistan halkının anayasal kurumlara, insan haklarına, basın özgürlüğüne saygı duymasını ve bunları savunmasını istiyoruz. Ayrıca tüm taraflara olağanüstü hale barışçıl bir çözüm bulmaları çağrısında bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı. İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerinden de taraflara itidal çağrısı yapıldı. ABD basınında da mevcut olaylar ‘devrim’ olarak değil, halkın hayat pahalılığına karşı protestoları olarak ele alındı. Washington'daki gözlemciler, ABD'nin durumu izlemesini, internetin geri dönmesini savunmasını ve uzun vadede Beyaz Saray'ın özgür ve adil seçimler için Kazakistan’a baskı yapması gerektiği konusunda hemfikir. 
Atlantik Konseyi'nin Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi araştırmacılarından Emma Ashford, “ABD hükümetinin bu krize müdahale etme yeteneği sınırlı” diyor ve ekliyor: “ABD'nin Kazakistan'da çok az etkisi var ve şu anda orada bir büyükelçisi dahi yok. Ayrıca, ABD'nin bu tür durumlarda genellikle kullandığı araçlardan biri (yani yaptırımlar) Kazakistan için uygun değildir."

ABD yatırımları
Emma Ashford, şöyle devam ediyor;  "ABD'nin önde gelen enerji şirketleri, Kazak ekonomisine derinden entegre durumda, bu nedenle bu endüstrilere yaptırım uygulamak, üretim kesintisi riskini doğuracaktır. Bu da Amerika'nın Avrupalı müttefiklerini olumsuz etkileyecektir. ABD'nin Kazak protestocuları doğrudan desteklemesi, her fırsatta ABD’nin ‘renkli devrimlerin’ ardında olduğunu dile getiren Moskova ile tansiyonun artmasına neden olacaktır.  Bu nedenle, ABD hükümetinin şu anki en doğru yaklaşımı eylemsizlik olmalıdır, en azından durumun gelişimi hakkında daha fazla bilgi sahibi olana kadar." 
Kazakistan, son otuz yılda onu karakterize eden siyasi istikrar sayesinde, büyük bir petrol, doğal gaz ve kömür ihracatçısı olmayı başardı. Dolayısıyla, Avrupa ve daha az ölçüde Asya'daki ülkelerin ekonomileri için özel bir öneme sahip ülke konumunda olmayı sürdürüyor. Kazakistan aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahip komşu Orta Asya ülkeleri için önemli bir enerji geçiş rotasını barındırıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü, ülkede yaşanan protestolar, olası enerji üretim kesintilerine neden olma ihtimali çerçevesinde Avrupa ve birçok Asya ülkesini endişelendiriyor. 
Atlantik Konseyi'nin Avrasya Merkezi çalışanlarından Ariel Cohen, "Kazakistan, ciddi petrol, doğalgaz, uranyum rezervlerine, buğday ve diğer birçok önemli emtia kaynaklarına sahip büyük bir ülke ve aynı zamanda eğitimli ve hoşgörülü bir halkı var. ABD’nin tüm taraflarla iletişim halinde kalarak, oradaki önemli Amerikan yatırımlarını koruması, Kazakistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve laik yapısını desteklemesi gerekir." ifadelerini kullanıyor. 

Rusya iki cepheyle karşı karşıya
Son birkaç aydır Rusya, Avrupa ve ABD yönetimlerini, Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgal etme olasılığı nedeniyle endişelendiriyor. İki ülke arasındaki sınırda büyük bir askeri yığınak yapan Rusya bu niyetini gizlemiyor. Ancak Kazakistan'da huzursuzluğun patlak vermesi, yeni bir cephe açmak istemeyen Moskova’yı tedirgin edecek cinsten. Muhtemelen Kremlin'in en son istediği şey, ek askeri kaynaklar gerektirecek başka bir çatışma cephesi açmaktır. Eğer Rusya, hamlelerinin gösterdiği gibi, gerçekten Ukrayna'nın bir bölümünü ilhak etmek için bir kara işgali başlatmayı planlıyorsa, kesinlikle diğer nüfuz bölgelerinde sakinliğin korunmasını isteyecektir. 
Virginia merkezli CNA Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün Rusya Çalışmaları Direktörü Michael Kaufman, "Kazakistan, ani bir krizle başa çıkma ihtiyacı göz önüne alındığında Kremlin için büyük bir dikkat dağıtıcı" diyor. Rus ve Amerikalı yetkililerin bu hafta Ukrayna krizini görüşmek üzere Cenevre'de bir araya gelmelerinin planlandığını hatırlatan Kaufman, "Rusya'nın yeni bir müdahaleye hazırlanırken Kazakistan'daki durumu kontrol altına alma ihtiyacı, Moskova'nın elindeki kozları ve pozisyonunu zayıflattığını’’ iddia ediyor. 
ABD'nin Ukrayna ve Özbekistan eski büyükelçisi John Edward Herbst, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) Kazakistan'da düzeni sağlamak için devreye girmesiyle birlikte, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki kuvvetlerini azaltmaksızın Kazakistan meselesini çözüme kavuşturabileceğini savunuyor. Kremlin’in tercihinin ve beklentisinin de bu yönde olacağına şüphe yok. Eski diplomat Herbst, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığmasının, ABD, NATO ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ile Cenevre görüşmelerinin yolunu açtığını hatırlatarak, ‘Rusya bu sayede, NATO'nun bölgedeki genişlemesini sınırlandırması gibi bazı konularda tavizler elde etmeyi umuyor’ değerlendirmesinde bulundu. 
Kazakistan Devlet Başkanlığı'ndan cuma akşamı yapılan açıklamada, "Yaşanan kargaşadan sonra ülkenin çoğu yerinde anayasal düzen yeniden sağlandı." denildi. Bu açıklamaya göre, KGAÖ güçlerinin misyonunun başarılı olduğuna dair işaretler var. Ordu, göstericilerin daha önce ele geçirdiği havaalanında yeniden güvenliği sağlamayı başardı. Bununla birlikte, Kazakistan’daki durumun kontrol altına alınamaması halinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in karşı karşıya olduğu riskler önemini koruyor.  



YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
TT

YouTube'tan canlı yayında reklama kısıtlama

YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)
YouTube'un bir dizi yenilikle canlı yayın yapan kullanıcıları desteklemeyi amaçladığı anlaşılıyor (Reuters)

YouTube, canlı yayınlarda sohbet etkileşimi arttığı zaman bütün izleyiciler için reklamları durduracağını açıkladı.

Google'a ait video platformunda reklamlardan tamamen kaçınmanın yolu ücretli abonelikten geçiyor. Ayrıca bazı kullanıcılar reklam engelleyici eklentilerle de kesintisiz video izleme deneyimi yaşamaya çalışıyor.

YouTube, 13 Nisan Pazartesi günü yayımladığı blog yazısında canlı yayınlarda reklam gösterimine getireceği istisnaları paylaştı.

Blog yazısında "Tüm sohbetin enerjiyle dolup taştığı anlar var. Bu kolektif enerjiyi korumak için sistemimiz artık Canlı Sohbet etkileşiminin en yüksek olduğu anları algılayarak reklamları herkes için otomatik olarak engelliyor" ifadelerine yer verildi.

Bu sayede içerik üreticilerinin, reklam kesintisi olmadan yayındaki ivmeyi koruması amaçlanıyor.

Bunun yanı sıra Süper Chat, Süper Etiketler ve hediyeler gibi yollarla yayıncıya destek olan izleyiciler, satın alma işleminden hemen sonra kendilerine özel reklamsız bir pencereyle ödüllendirilecek.

Süper Chat ve Süper Etiketler, kullanıcıların sohbetteki mesajlarının öne çıkması için satın aldığı özellikler.

Şirket artık daha fazla ülkedeki içerik üreticisinin canlı yayınlarda hediye alabileceğini belirtirken, listeye Kanada, Güney Kore, Endonezya, Tayland, Avustralya ve Yeni Zelanda eklendi. Bu uygulama Türkiye'de henüz mevcut değil.

Canlı yayınları öne çıkarmayı amaçladığı anlaşılan YouTube'un bir diğer yeniliği de içerik üreticilerinin, artık aynı anda hem dikey hem de yatay formatlarda yayın yapma imkanı olması.

Platform, 2025'te ABD'deki canlı yayın izleme süresinin yüzde 30'undan fazlasının televizyonlardan geldiğini ve bu nedenle yayıncılara içeriklerini her türlü ekrana göre ayarlama imkanı vermek istediğini belirtiyor.

YouTube içerik üreticilerine daha fazla yaratıcı kontrol kazandıracak canlı yayın özelliklerini gelecek aylarda çıkarmayı planladığını ifade ediyor.

Independent Türkçe, TechCrunch, Gizmodo, YouTube


Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan ABD’siz Hürmüz Boğazı planı: Neler hedefleniyor?

Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)
Trump'ın Hürmüz'ü ablukaya alma talimatıyla petrol fiyatları yeniden fırlamıştı (Reuters)

Birleşik Krallık (BK) ve Fransa önderliğinde Avrupa ülkeleri, savaş sonrası dönemde ABD olmadan Hürmüz Boğazı'nı açmak için plan yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, planda ABD, İsrail ve İran'ın yer almayacağını söylüyor.

Hürmüz'ün açılmasına yönelik plana BK'nin yanı sıra Almanya'nın da katılabileceğini ifade ediyorlar.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve BK Başbakanı Keir Starmer, savaş sonrası dönemde Hürmüz Boğazı'nın güvenliğinin sağlanmasına ilişkin planları Paris'te cuma günü düzenleyecekleri toplantıda görüşecek. Diğer ülkelerin de videokonferans yoluyla katılacağı etkinlik için Çin ve Hindistan'a da davet gönderildiği fakat bu ülkelerin katılımının henüz kesinleşmediği aktarılıyor.

Kaynaklara göre Fransa yönetimi, Tahran'ın plana yanaşmamasına yol açacağı için ABD'nin sürece dahil edilmesini istemiyor. BK yönetimiyse Washington'ın planda yer almamasının operasyonun kapsamını sınırlandırabileceğini savunuyor.

Avrupa'nın üzerinde çalıştığı planın üç genel hedefi var. Birincisi, halihazırda Hürmüz'de mahsur kalmış yüzlerce geminin bölgeden ayrılmasını sağlamak için gerekli lojistik altyapıyı oluşturmak. Ardından gemilerin boğazın daha geniş bir bölümünü kullanabilmesi için mayın temizleme çalışması yürütülmesi öngörülüyor. Devrim Muhafızları, ABD-İsrail saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Hürmüz'ün bazı bölgelerine mayın döşemişti.

Analistlere göre Avrupa, mayın temizleme operasyonları için ABD'den çok daha fazla kaynağa sahip. ABD mayın temizleme filosunu büyük ölçüde hizmet dışı bırakmışken, Avrupa güçlerinin 150'den fazla gemisi var.

Planın nihai amacıysa nakliye şirketlerine Hürmüz'den geçmenin güvenli olduğuna dair teminat vermek. Bunun için fırkateyn ve muhripler aracılığıyla düzenli askeri eskort ve gözetim sağlanması öngörülüyor.

Washington ve Tahran heyetleri arasında 11-12 Nisan'da yapılan görüşmelerde sonuç elde edilememesi üzerine ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınması talimatını vermişti.

Trump, dünkü açıklamasında İran'la müzakerelerin iki güne tekrar başlayabileceğini öne sürerken, Beyaz Saray ablukayı daha da sıkılaştırıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ablukayla İran'ın ekonomik faaliyetlerinin yüzde 90'ının durdurulduğunu savundu.

Trump, Amerikan donanmasının Hürmüz Boğazı'nı bloke etmesine NATO ve Körfez ülkelerinin de destek vereceğini iddia etmişti.

Ancak başta BK ve Fransa olmak üzere NATO müttefikleri, ablukaya destek vererek çatışmalara dahil olmayacaklarını bildirmişti.

Starmer, "Ablukayı desteklemiyoruz" derken, Macron Hürmüz'deki durumun normale dönmesini sağlamak amacıyla "çok uluslu bir misyon" kurulacağını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, DW


Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
TT

Trump’ın Hürmüz ablukası, ABD-Çin ilişkilerini nasıl etkileyecek?

ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)
ABD ve Çin arasında geçen yıl patlak veren ticaret savaşı da piyasaları sarsmıştı (AFP)

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka, Çin'le gerginliği düşürme stratejisinde sorun yaratabilir.

ABD'nin Hürmüz Boğazı'nda pazartesi günü uygulamaya başladığı abluka, savaş öncesi dönemde İran petrolünün yüzde 80'inden fazlasını satın alan Çin'le ilişkilerde gerginliğe yol açabilir.

Donald Trump, nisanda yapmayı planladığı Çin ziyaretini İran savaşı nedeniyle mayısa ertelemişti. New York Times'a (NYT) konuşan kaynaklar, Hürmüz Boğazı'ndaki abluka sürse bile Trump'ın Pekin'de Çin lideri Şi Cinping'le görüşmeyi tekrar ertelemeyeceğini savunuyor.

Diğer yandan Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan pazartesi günü yapılan açıklamada, Beyaz Saray'ın abluka kararı "sorumsuzca ve tehlikeli" diye nitelenmişti.

Şi de salı günkü İspanya ziyaretinde, Pekin ve Madrid yönetimlerinin "dünyanın orman kanunlarına geri dönmesini engellemek için birlikte çalışacağını" söyledi.

ABD'nin ablukasına rağmen yaptırımlara tabi Çin menşeli "Rich Starry" gemisinin boğazdan geçmesi de dikkat çekmişti.

NYT'ye göre Trump, Şi yönetimine karşı tavrını yumuşak tutmaya çalışırken, İran savaşı Pekin'le ilişkilerinde elini zora sokuyor.

Joe Biden döneminde görev yapmış ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, şunları söylüyor:

Başkan Trump, en önemli iki hedefinin birbiriyle doğrudan çeliştiği bir durum yarattı. Bunlardan biri, Çin'inkiler de dahil Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm yük gemilerinin takibe alınması ve kontrol edilmesi. Diğeriyse Pekin'e yapacağı ziyaretin açıkça olumlu geçmesi yönündeki isteği.

Analize göre, yaklaşık bir ay sonra gerçekleşecek toplantı öncesinde ABD'nin ocak ayında Venezuela'ya baskın düzenleyip Nicolas Maduro'yu kaçırması ve Hürmüz Boğazı'nda uyguladığı abluka gibi kritik konuların nasıl bir çerçevede tartışılacağı henüz belirlenmedi.

Ayrıca iki liderin görüşmesinde büyük ihtimalle Tayvan meselesi, Çin'in nükleer silah cephaneliği ve Pekin'İn Güney Çin Denizi'ndeki askeri faaliyetleri gibi başlıklar da gündeme gelecek.

Georgetown Üniversitesi'nden Rush Doshi de "İran'daki durum, ABD ve Çin arasındaki gerginliği azaltma ortamını bozabilir" diyor.

Diğer yandan ABD merkezli Pew Araştırma Merkezi'nin salı günü yayımladığı anket sonuçlarına göre 2023 itibarıyla Amerikalıların yalnızca yüzde 14'ü Çin'e olumlu bakıyordu.

Ancak bu oranın son çalışmada yüzde 27'ye çıktığı görülüyor. Özellikle Demokratlar ve gençler arasında Çin'e yönelik tutumun değiştiğine dikkat çekiliyor.

Amerikalıların yüzde 17'si, Şi'nin dünyadaki sorunlarla ilgili doğru adımlar atacağına güven duyduğunu belirtiyor. Bu oran da 2023'tekine kıyasla iki kat arttı.

Öte yandan, halkın Trump'ın Çin hakkında doğru politika kararları alacağına duyduğu inanç azalıyor. Trump'a duyulan güven oranı yüzde 39'a gerileyerek geçen yıla göre 6 puan düştü.

Independent Türkçe, CNN, New York Times, Global Times, BBC