Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
TT

Petrol yatırımları ve düşük etki alanı, Batı’nın Kazakistan'a karşı tutumunu belirliyor 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kazak mevkidaşı Kasım Cömert Tokayev. (AFP) 

İnci Mecdi
Kazakistan, uluslararası haber manşetlerinde kendinden nadiren söz edilen bir ülke olarak biliniyor. 
Arap ve İslam dünyasında ise, sadece Horasan bölgesindeki Farab şehrinde dünyaya gelen Müslüman filozof Ebu en-Nasr Muhammed el-Farabi'nin biyografisi dolayısıyla tanınıyor. Ancak bir süredir bu eski Sovyetler Birliği ülkesi, sokaklarında protestocular ve güvenlik görevlileri arasında yaşanan çatışmalar nedeniyle dünya kamuoyunun ilgisini çekmeye başladı. 
Önceki pazar günü, artan akaryakıt fiyatları nedeniyle batı Kazakistan'da gösteriler patlak verdi. Kısa sürede protestolar hızla genişleyerek ülkeyi neredeyse otuz yıldır yönettikten sonra 2019'da istifa etmesine rağmen hala geniş yetkileri elinde tutan Kurucu Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'e karşı sert bir muhalefete dönüştü.  Binlerce muhalif, devlet binalarını, televizyon istasyonlarını, havaalanını ve işyerlerini işgal ederek tahrip etti. Dört gün boyunca süren şiddetli gösterilerde protestocuların öfkesi, otoriter ve yozlaşmış olarak görülen Kazak seçkinlerine de yöneldi. 
81 yaşındaki Nazarbayev ve yakınları, adını kendisinden alan başkent Nur-Sultan'ın tartışmasız ana siyasi gücü olarak görülüyor. Nazarbayev’in ailesinin, Orta Asya'nın en büyüğü olan ülke ekonomisinin çoğunu kontrol ettiğine inanılıyor.
Bir polis sözcüsü perşembe günü yaptığı açıklamada, yetkililerin bölgedeki hükümet binalarını, polis merkezlerini ve idari ofisleri basmaya çalışan düzinelerce insanı öldürdüğünü ve gösterilerin başlamasından bu yana protestocular arasında ilk büyük çaplı ölümlerin gerçekleştiğini söyledi. Duyuru, yerel medyada polisin petrol kenti Atyrau'da protestoculara ateş açarak en az bir kişiyi öldürdüğü yönündeki haberlerin ardından geldi.
Rus haber ajanslarının perşembe günü Kazak İçişleri Bakanlığı'ndan aktardığına göre, Kazakistan'ı günlerdir sarsan isyan ve gösterilerde en az 18 güvenlik görevlisi öldü ve 748'den fazla güvenlik görevlisi yaralandı. Daha önceki bir raporda 13 güvenlik gücünün öldürüldüğü ve 353 kişinin yaralandığı belirtilmişti. Aynı kaynağa göre, ayaklanmalarla bağlantılı olarak tutuklananların sayısı şu ana kadar 2 bin 298'e ulaştı.

Sosyal adaletsizlik
Kişi başına 27.000 dolar gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) ile Orta Asya'nın en zengin ülkesi olan Kazakistan’da, sosyal sınıflar arasındaki gelir dağılımındaki adaletsizlik dikkati çekiyor. Ülkenin eski Sovyetler Birliği’nde yer alan, Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan çizgisinde bir ‘Renkli Devrime’  tanık olup olmayacağı ciddi bir soru olarak gündemdeki yerini koruyor.  Devrimler yoluyla demokratik reformlara girişen bu ülkelerde, otoriter rejimlerin çöküşüne şahit olunmuştu. Kazakistan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanmasından bu yana çeyrek asır geçmesine ve zaman zaman protesto gösterilerine rağmen bu tür bir değişimin dışında kalmayı başardı.
Mevcut protestolar, artan yakıt fiyatlarına duyulan öfkenin ötesine geçiyor. Kazakistan'daki sosyalist hareketin liderlerinden biri olan Aynur Kurmanov'a göre, ‘Mevcut sosyal patlama, son 30 yılda uygulanan tüm kapitalist reform politikalarına ve bunların yıkıcı etkilerine yöneliktir.’ Kurmanov, Rus Zanovo Media web sitesine verdiği röportajda, ‘’Yıllardır biriken sosyal problemler bir sorun dağı oluşturdu, ülkede orta sınıf parçalanmış durumda, neoliberal politikalar ve özelleştirme sebebiyle birçok şirket kapatıldı ve işçiler çıkarıldı. Petrol sektörü adeta çalışan tek sektör olarak kaldı, bu sektörde de yabancı sermayenin payı arttı, buna ek olarak son yıllarda artan enflasyon gıda fiyatlarının yükselmesine ve halkın alım gücünün düşmesine neden oldu.’’ ifadelerini kullandı. 
Ekonomik koşullara karşı yapılan protestolar yayıldıkça, protestocuların talepleri daha geniş siyasi özgürlük taleplerini de içine alacak şekilde büyüdü. Göstericilerin talepleri arasında, mevcut cumhurbaşkanlığı atama sistemi yerine il başkanlarının halk tarafından doğrudan seçilmesi de yer alıyor. Aktau'daki protestolara katılan insan hakları aktivisti Muhtar Umbitov, The New York Times’a yaptığı açıklamada; ‘’Görünürdeki mevcut huzursuzluk Korona salgının etkisiyle derinleşen ekonomik sıkıntılardan kaynaklanmaktadır, ancak bunun ardındaki başlıca temel nedenlerden biri demokratik süreçlerin yokluğudur. Kazak hükümeti halkın siyasete katılımını mümkün kılan tüm yasal yolları tıkamış durumdadır. Kazakistan zengin bir ülke olmasına rağmen, doğal kaynakları herkesin yararına değil, küçük bir zümrenin menfaati için sömürülüyor” diye konuştu. 

Renkli Devrimler 
21. yüzyılın ilk on yılında Ukrayna Turuncu Devrim’e, Gürcistan Çiçek Devrimi’ne, Kırgızistan Lale Devrimi’ne ve ikinci on yılda Ermenistan Kadife Devrimi’ne, yani ‘Renkli Devrimlere’ tanık oldu. Bu devrimler, Batı'ya yakın muhalif güçlerin iktidara gelmesine yol açtı, bu da Moskova'yı tedirgin ederek harekete geçirdi. Rusya ve müttefikleri, Batılı ülkeleri bu devrimleri bölgedeki Rus etkisini ve nüfuzunu kırmak için düzenlemekle suçluyor. 
Bölgedeki gözlemciler ve uzmanlar, Kazakistan'daki mevcut durumu yorumlarken, ‘renkli devrimlerin’ bu ülkede yaşanma ihtimalini yadsımıyor. Çoğu uzman, protestoların, ABD ile Ukrayna konusunda üst düzey güvenlik görüşmeleri öncesinde Rusya'nın dikkatini dağıtmak için bir dış güç tarafından düzenlendiğine inanırken, diğerleri meseleyi tamamen iç saiklerle gerçekleşmiş olarak görüyor. Bu ikinci görüşü savunanlar, tıpkı 2008’de yaşanan grevler, 2016 ve 2019’daki protesto gösterileri gibi, bu gösterilerin de biteceğini ve tekrar istikrarın sağlanacağını öngörüyor. Her ne kadar mevcut protestolar, benzeri görülmemiş bir düzeyde olsa da.  
Kazakistan Devlet Başkanı Kasım Cömert Tokayev, göstericileri yurt dışı bağlantılı teröristler olarak niteledi. Güvenlik yetkilileri, aşırılık yanlısı göstericilerin idari binaları ele geçirme girişimlerini ve özellikle Kazakistan’ın ekonomik başkenti Almatı’daki yağmalama eylemlerine dikkat çekti.  Rusya, güney komşusu ve bölgedeki en yakın müttefiklerinden biri olan Kazakistan'da yaşananları, Batı'nın bölgedeki ‘renkli devrimleri’ yeniden alevlendirme planının bir parçası olarak değerlendirdi. 
Geçen perşembe günü, Belarus Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Alexander Volfovich, "Minsk, Kazakistan'daki durumu ülkenin meşru hükümetini yok etmeyi amaçlayan bir dış tehdit olarak görüyor" dedi. Belta haber ajansına açıklamada bulunan Volfovich, "Kazakistan’daki gelişmeler, bilindik ‘renkli devrim’ girişimi senaryosuna benziyor. Dış güçlerle bağlantılı olan iç mihraklar, meşru hükümeti anayasaya aykırı yöntemlerle yok etmeye çalışıyor." ifadelerini kullandı. 
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, ülkedeki iç karışıklığa karşı Rusya’nın başını çektiği,  Beyaz Rusya, Ermenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan'ı içeren Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nü (KGAÖ) davet etti. Bunun üzerine KGAÖ Barış Gücü, mevcut durumu kontrol altına almak için Kazakistan’a konuşlandı. 
Rus liderliğindeki örgütün sekreterliğinden yapılan açıklamada, "Kazakistan'a gönderilecek kuvvetler, ülkede birkaç gün veya hafta boyunca kalacak, yaklaşık 2500 kişi olacak ve silahlı çeteler tarafından saldırıya uğraması halinde silah kullanma hakkına sahip olacak" ifadesi kullanıldı.  Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, cuma günü yaptığı açıklamada, Almatı havaalanı ve diğer tesislerin, Kazak güvenlik güçleriyle iş birliği içinde tam kontrol altına alındığını duyurdu. 
Öte yandan Kazak muhalefeti, ülkedeki protestoların bir komplo sonucu olduğu yorumunu reddediyor. Bu bağlamda Sosyalist aktivist Kormanov, şu ifadeleri kullandı ‘’Bu gösteriler işçilerin geleneksel yaklaşımını yansıtıyor, Mangistau bölgesinde 2008’den beri yoğun grevler yapılıyordu. Komünist parti ya da sosyalistlerin dahli olmamasına rağmen işçiler özelleştirme karşıtı eylemlerini sürdürüyordu. Yabancı kapitalistlerin şirketleri ele geçirmesi ve özelleştirme politikalarına karşı büyük bir hınç var. Muhaliflerin meydanlarda kurdukları çadırlar bir Avrupa deneyimini yansıtmıyor, tamamen bizim geleneğimizde olan protesto biçimini gösteriyor.’’ 
Carnegie Moskova Merkezi'nde araştırma danışmanı olan Timur Umarov, "Şu ana kadar durum kritik değil" dedi. "Bana öyle geliyor ki, yaşananlar mevcut siyasi sistemin sonu olmayacaktır. Protestocularla yetkililer arasında devam eden pazarlığı izleyeceğiz. Muhtemelen yetkililer taviz verecektir ve protestocular bu tavizlerin yeterli olup olmadığına karar verecektir.’’ yorumunda bulundu. Umarov ayrıca, "Son birkaç yıldır zaten ciddi reformların gerçekleştirilmesi bekleniyordu. Bu protestolar planlanan reformların yapılmasını hızlandıracaktır. Ancak devletin kırmızı çizgilerine hassasiyet gösterilmesi gerekiyor, aksi takdirde işler sarpa sarabilir ve bir çıkmaz sokağa girilebilir’’ değerlendirmesinde bulundu. 

ABD’nin etkisi 
Öte yandan Washington, Kazakistan'da yaşanan olaylarla ilgili ABD'ye yönelik suçlamaları reddediyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın sözcüsü Jen Psaki ayaklanmaların arkasında Washington’un olduğu iddiasını yalanladı. Psaki, iddiaları ‘çılgınca ve yalan’ olarak niteledi ve “Rus dezenformasyonu” ifadesini kullanarak Moskova’yı hedef aldı. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamanın tarafsız tonu dikkat çekti, yapılan açıklamada, şiddet eylemleri ve mülkiyete verilen zararlar kınandı. Hem yetkililer hem de göstericiler sükunete davet edildi. ‘’Tüm Kazakistan halkının anayasal kurumlara, insan haklarına, basın özgürlüğüne saygı duymasını ve bunları savunmasını istiyoruz. Ayrıca tüm taraflara olağanüstü hale barışçıl bir çözüm bulmaları çağrısında bulunuyoruz." ifadeleri kullanıldı. İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerinden de taraflara itidal çağrısı yapıldı. ABD basınında da mevcut olaylar ‘devrim’ olarak değil, halkın hayat pahalılığına karşı protestoları olarak ele alındı. Washington'daki gözlemciler, ABD'nin durumu izlemesini, internetin geri dönmesini savunmasını ve uzun vadede Beyaz Saray'ın özgür ve adil seçimler için Kazakistan’a baskı yapması gerektiği konusunda hemfikir. 
Atlantik Konseyi'nin Scowcroft Strateji ve Güvenlik Merkezi araştırmacılarından Emma Ashford, “ABD hükümetinin bu krize müdahale etme yeteneği sınırlı” diyor ve ekliyor: “ABD'nin Kazakistan'da çok az etkisi var ve şu anda orada bir büyükelçisi dahi yok. Ayrıca, ABD'nin bu tür durumlarda genellikle kullandığı araçlardan biri (yani yaptırımlar) Kazakistan için uygun değildir."

ABD yatırımları
Emma Ashford, şöyle devam ediyor;  "ABD'nin önde gelen enerji şirketleri, Kazak ekonomisine derinden entegre durumda, bu nedenle bu endüstrilere yaptırım uygulamak, üretim kesintisi riskini doğuracaktır. Bu da Amerika'nın Avrupalı müttefiklerini olumsuz etkileyecektir. ABD'nin Kazak protestocuları doğrudan desteklemesi, her fırsatta ABD’nin ‘renkli devrimlerin’ ardında olduğunu dile getiren Moskova ile tansiyonun artmasına neden olacaktır.  Bu nedenle, ABD hükümetinin şu anki en doğru yaklaşımı eylemsizlik olmalıdır, en azından durumun gelişimi hakkında daha fazla bilgi sahibi olana kadar." 
Kazakistan, son otuz yılda onu karakterize eden siyasi istikrar sayesinde, büyük bir petrol, doğal gaz ve kömür ihracatçısı olmayı başardı. Dolayısıyla, Avrupa ve daha az ölçüde Asya'daki ülkelerin ekonomileri için özel bir öneme sahip ülke konumunda olmayı sürdürüyor. Kazakistan aynı zamanda zengin yeraltı kaynaklarına sahip komşu Orta Asya ülkeleri için önemli bir enerji geçiş rotasını barındırıyor. Tüm bu sebeplerden ötürü, ülkede yaşanan protestolar, olası enerji üretim kesintilerine neden olma ihtimali çerçevesinde Avrupa ve birçok Asya ülkesini endişelendiriyor. 
Atlantik Konseyi'nin Avrasya Merkezi çalışanlarından Ariel Cohen, "Kazakistan, ciddi petrol, doğalgaz, uranyum rezervlerine, buğday ve diğer birçok önemli emtia kaynaklarına sahip büyük bir ülke ve aynı zamanda eğitimli ve hoşgörülü bir halkı var. ABD’nin tüm taraflarla iletişim halinde kalarak, oradaki önemli Amerikan yatırımlarını koruması, Kazakistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve laik yapısını desteklemesi gerekir." ifadelerini kullanıyor. 

Rusya iki cepheyle karşı karşıya
Son birkaç aydır Rusya, Avrupa ve ABD yönetimlerini, Ukrayna’nın bazı bölgelerini işgal etme olasılığı nedeniyle endişelendiriyor. İki ülke arasındaki sınırda büyük bir askeri yığınak yapan Rusya bu niyetini gizlemiyor. Ancak Kazakistan'da huzursuzluğun patlak vermesi, yeni bir cephe açmak istemeyen Moskova’yı tedirgin edecek cinsten. Muhtemelen Kremlin'in en son istediği şey, ek askeri kaynaklar gerektirecek başka bir çatışma cephesi açmaktır. Eğer Rusya, hamlelerinin gösterdiği gibi, gerçekten Ukrayna'nın bir bölümünü ilhak etmek için bir kara işgali başlatmayı planlıyorsa, kesinlikle diğer nüfuz bölgelerinde sakinliğin korunmasını isteyecektir. 
Virginia merkezli CNA Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün Rusya Çalışmaları Direktörü Michael Kaufman, "Kazakistan, ani bir krizle başa çıkma ihtiyacı göz önüne alındığında Kremlin için büyük bir dikkat dağıtıcı" diyor. Rus ve Amerikalı yetkililerin bu hafta Ukrayna krizini görüşmek üzere Cenevre'de bir araya gelmelerinin planlandığını hatırlatan Kaufman, "Rusya'nın yeni bir müdahaleye hazırlanırken Kazakistan'daki durumu kontrol altına alma ihtiyacı, Moskova'nın elindeki kozları ve pozisyonunu zayıflattığını’’ iddia ediyor. 
ABD'nin Ukrayna ve Özbekistan eski büyükelçisi John Edward Herbst, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (KGAÖ) Kazakistan'da düzeni sağlamak için devreye girmesiyle birlikte, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki kuvvetlerini azaltmaksızın Kazakistan meselesini çözüme kavuşturabileceğini savunuyor. Kremlin’in tercihinin ve beklentisinin de bu yönde olacağına şüphe yok. Eski diplomat Herbst, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığmasının, ABD, NATO ve Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) ile Cenevre görüşmelerinin yolunu açtığını hatırlatarak, ‘Rusya bu sayede, NATO'nun bölgedeki genişlemesini sınırlandırması gibi bazı konularda tavizler elde etmeyi umuyor’ değerlendirmesinde bulundu. 
Kazakistan Devlet Başkanlığı'ndan cuma akşamı yapılan açıklamada, "Yaşanan kargaşadan sonra ülkenin çoğu yerinde anayasal düzen yeniden sağlandı." denildi. Bu açıklamaya göre, KGAÖ güçlerinin misyonunun başarılı olduğuna dair işaretler var. Ordu, göstericilerin daha önce ele geçirdiği havaalanında yeniden güvenliği sağlamayı başardı. Bununla birlikte, Kazakistan’daki durumun kontrol altına alınamaması halinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in karşı karşıya olduğu riskler önemini koruyor.  



Tennessee'de haziran tartışması: LGBTQ Onur Ayı mı? Çekirdek aile ayı mı?

Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
TT

Tennessee'de haziran tartışması: LGBTQ Onur Ayı mı? Çekirdek aile ayı mı?

Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)
Tennessee Valisi Bill Lee, haziranı "Çekirdek Aile Ayı" ilan eden kararı imzalarken metinde "çekirdek aile", bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar olarak tanımlanıyor. Hamleyi eleştirenler bunun, Cumhuriyetçilerin LGBTQ bireylerin Onur Ayı'nı göz ardı etme girişimi olduğunu savunuyor (Rick Bowmer/AP)

ABD'nin Tennessee eyaleti haziranı artık "Çekirdek Aile Ayı" olarak kabul ederken durumu eleştiren bazı kişiler, bu adımın aileden ziyade Onur Ayı'nda LGBTQ topluluğunun etkisini azaltmaya yönelik olduğunu öne sürüyor.

Eyaletin Cumhuriyetçilerin kontrolündeki yasama organının düzenlemeyi eyalet meclisinden geçirmesinden sadece iki gün sonra Vali Bill Lee, 9 Nisan'da yeni bayramı ilan eden kararı imzaladı. Haziranda aynı zamanda LGBTQ kimliğini benimseyen bireylerin Onur Ayı da kutlanıyor.

The Advocate'a göre karar metninde çekirdek aile, "bir karı-koca ve biyolojik, evlatlık veya himayeye alınan çocuklar" diye tanımlanıyor ve bunun "Tanrı'nın aile yapısı tasarımı" ve "Tanrı'nın insanlık için mükemmel tasarımı" olduğu iddia ediliyor.

Metin, "babasız evler"le ilgili sorunlara dikkat çeken çeşitli istatistikler de içeriyor. Ayrıca "Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler ve nüfus kontrolü için mücadele eden benzer görüşteki kuruluşların hümanist, küreselci ideolojileri" kınanıyor.

Vali, kararı imzalarken herhangi bir açıklama yapmadı.

The Independent cevap hakkı için valiyle temasa geçti.

Lee ve eyaletin Cumhuriyetçileri geçen yıl da Onur Ayı'nı kaldırmak istemişti ancak tasarının eyalet meclisinden geçmesi bir yıl sürdü.

GLAAD, eyaletin Onur Ayı'nı tanımama kararını eleştiriyor.

GLAAD, The Advocate'a yaptığı açıklamada, "Bu tür kararlar, kendilerinin ve seçmenlerinin ailelerinde çeşitli dinamikler ve yapılar bulunan seçilmiş yetkililerin bilgisizliğini daha çok ortaya koyuyor" diye yazdı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi: 

En güçlü aileler sevgiyle kurulur. Bazı aileleri dışlamaya ve onlara kasten zarar vermeye çalışan parlamenterlerin, herkesin hoş karşılandığı ve başarılı olabileceği kapsayıcı bir Tennessee için çalışmaya zaman ayırmayarak herkese aktif zarar verdiği görülmeli.

Kararın herhangi bir yaptırım gücü yok, yani Tennessee sakinleri isterlerse Onur Ayı'nı kutlama veya "Çekirdek Aile Ayı"nı kutlamama seçeneğine sahip.

Nashville Scene'in haberine göre daha önce Cumhuriyetçi Parti'nin öncülüğünde hazırlanan "Onur Bayrağı'na ve Ayı'na Hayır Yasası" adlı tasarı, eyalet senatosunun komite toplantısında martta reddedilmişti.

Bu tasarı kabul edilseydi, devlet binalarında gökkuşağı bayraklarının veya diğer LGBT sembollerinin sergilenmesi yasaklanacaktı.

Görüşmeler sırasında Demokrat Partili Eyalet Senatörü Jeff Yarbro, yasa tasarısının tüm Amerikalılara tanınan ifade özgürlüğünü ihlal etmeye yönelik bariz bir girişim olduğunu söylemişti.

Yarbro geçen ay "İfade özgürlüğünü çiğneyip geçmeden bunu yapmanın bir yolu yok" demişti. 

Bu grubu hedef almanın yanlış ve uygunsuz olduğunu düşünüyorum ancak herhangi bir grubu bu şekilde hedef almak da yanlış ve uygunsuz.

Komite yasa tasarısına 3-3 oy verdi, ki bu da tasarının bir sonraki aşamaya geçmesine yetmedi.

Eyaletin Temsilciler Meclisi'nden Cumhuriyetçi Gino Bulso, kendisiyle konuşan ebeveynlerin, çocuklarının öğretmenlerinin sınıflarda gökkuşağı bayrakları ve diğer LGBTQ sembollerini sergilemesinden şikayet etmesinin ardından Onur Bayrağı'na ve Ayı'na Hayır Yasası'nı sunduğunu iddia ediyor.

Bulso, 2024'te de benzer bir tasarıyı geçirmeyi denemiş ancak bu da eyalet senatosunda reddedilmişti.

Independent Türkçe


Dünyanın tamamen bataryayla çalışan ilk kruvaziyeri tanıtıldı

Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
TT

Dünyanın tamamen bataryayla çalışan ilk kruvaziyeri tanıtıldı

Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)
Meyer Werft'in bataryayla çalışan kruvaziyer konsepti (Meyer Werft)

Dünyanın yüzde 100 bataryayla çalışan ilk kruvaziyerini 2031'de inşa etmek için gereken teknoloji ve tasarımlar mevcut ve bu da yolculara güneşlenme güvertesinde daha fazla alan açılması anlamına gelebilir.

Anthem of the Seas ve Disney Destiny gibi gemilerin arkasındaki Alman tersanesi Meyer Werft, sektörün Seatrade Cruise Global fuarında "Project Vision" diye bilinen ve tamamen bataryayla çalışan kruvaziyerin konsept tasarımlarını sundu.

Planlanan gemi 275 metre uzunluğa, 1856 yolcu kapasitesine ve yaklaşık 82 bin brüt tonaj kapasitesine sahip.

Norveç'teki Corvus Energy'nin tedarik ettiği batarya sistemi, gemiden kaynaklanan sera gazı salımlarını yüzde 95'e kadar azaltabiliyor.

Project Vision, egzoz arıtımı için geminin içinden geçen geleneksel dikey şaftın veya bacanın bulunmadığı yeni tasarımlar içeriyor.

Bu, yolcuların manzarasını engellemeyen yepyeni bir güneşlenme güvertesi tasarımı yaratabilir.

Meyer Werft'in satış müdürü Thomas Weigend, "Bu yıl sipariş verilirse, tersane tamamen bataryayla çalışan ilk gemiyi 2031'de teslim edebilir" diyor.

dfvfd
Bataryayla çalışan kruvaziyerin üst güvertesinde daha fazla alan olabilir (Meyer Werft)

Yeni kruvaziyer gemileri daha sürdürülebilir olma yolunda adımlar atıyor. P&O Cruises Arvia, MSC World Europa ve Star Princess gibi gemiler sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) kullanıyor.

Kasım 2026'da hizmete girecek Viking Libra, yolculuğun bir kısmında hidrojen enerjisiyle çalışabilecek.

Hurtigruten ve Havila Voyages gibi Norveç kıyılarına odaklanan kruvaziyer şirketleri, hidrojen enerjisine geçme yolunda ilerlerken biyoyakıtlarla da yolculuklar gerçekleştirdi.

Havila Voyages gemileri, batarya enerjisiyle 4 saate kadar çalışabiliyor.

Bazı kruvaziyer limanları, yanaşan gemiler dizel motorlarını kapatabilsin diye karadan elektrik sağlıyor.

Dover, bu hafta Birleşik Krallık'ın ilk net sıfır limanı seçildi. Bu başarıyı, tesiste güneş enerjisi kullanımı ve makineleri çalıştırmak için sürdürülebilir kaynaklardan elde edilen, hidrojenle işlenmiş bitkisel yağ satın alınması gibi girişimlerle kazandılar.

Independent Türkçe


İran’ın Hürmüz önerisi küresel enerji piyasasına umut verdi

Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
TT

İran’ın Hürmüz önerisi küresel enerji piyasasına umut verdi

Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)
Hürmüz Boğazı'yla ilgili anlaşmazlığın çözülememesi, küresel piyasaları belirsizliğe sürüklüyor (Reuters)

ABD ve İran, 22 Nisan'da sona ermesi öngörülen ateşkesi uzatmak için dolaylı görüşmeler yapıyor.

Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir, çarşamba müzakerelerin bir sonraki turuna yönelik temaslar için İran'ın başkenti Tahran'a dün gitti.

Guardian'ın aktardığına göre Munir, bir sonraki görüşmelerin yeniden İslamabad'da yapılması için çabalıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de ikinci tur müzakerelerin "büyük olasılıkla" İslamabad'da yapılacağını belirterek, "anlaşma ihtimalinden umutlu olduklarını" ekledi.

Gazeteye konuşan İranlı yetkililer, ikinci tur müzakerelerin ön şartı olarak İsrail'in Lübnan'a saldırıları durdurmasını istediğini söylüyor.

Lübnanlı yetkililer, İsrail'le "yakında ateşkes anlaması yapılabileceğini" savunuyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, dünkü açıklamasında ateşkes yapmayı düşünmediklerini ve Lübnan'daki Tahran destekli Hizbullah'a yönelik saldırıları sürdüreceklerini bildirdi.

Tel Aviv ve Beyrut heyetleri, pazartesi günü Washington'da bir araya gelerek 30 yıl sonra ilk kez doğrudan temas kurdu.

Analize göre İsrail, Lübnan hükümetiyle görüşmeleri Washington'da "İran'ın müttefiki Hizbullah'ın Lübnan üzerindeki hakimiyetine son vermek için tarihi bir fırsat" diye niteliyor.  

ABD Başkanı Donald Trump da dün Fox'a verdiği röportajda, İran'la savaşın "çok kısa süre içinde" biteceğini ve petrol fiyatlarının düşeceğini öne sürdü.

Trump, Lübnan'a saldırıları "azaltması" için Netanyahu'yla konuştuğunu da söylemişti.

Diğer yandan İran, şartlarının Washington tarafından kabul edilmesi halinde Hürmüz Boğazı'nın Umman tarafından gemi geçişlerine izin verebilir.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan yetkililer, İran'ın bölgeye döşediği mayınları temizleyip temizlemeyeceğinin henüz netlik kazanmadığını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta İran Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirmişti.

Washington ve Tahran arasında 11-12 Nisan'da İslamabad'da yapılan görüşmelerde, yüzlerce tanker ve geminin mahsur kaldığı Hürmüz'ün durumuyla ilgili anlaşma sağlanamamıştı.

Trump bunun üzerine boğazın abluka altına alınması talimatı vermişti.

Independent Türkçe, Guardian, Times of Israel, Reuters