Irak’ta ilk meclis oturumu şokunun ardından Şii cephenin dağılmaması amacıyla arabuluculuk girişimleri başlayacak

Kürt ve Sünni partiler Federal Mahkeme’nin ‘en büyük meclis bloğu’ meselesiyle ilgili vereceği kararı beklemek üzere geriye çekildi.

Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi, pazar günü seçilen iki yardımcısı Hakim ez-Zamili ve Şahevan Abdullah’ın arasında oturuyor. (Reuters)
Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi, pazar günü seçilen iki yardımcısı Hakim ez-Zamili ve Şahevan Abdullah’ın arasında oturuyor. (Reuters)
TT

Irak’ta ilk meclis oturumu şokunun ardından Şii cephenin dağılmaması amacıyla arabuluculuk girişimleri başlayacak

Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi, pazar günü seçilen iki yardımcısı Hakim ez-Zamili ve Şahevan Abdullah’ın arasında oturuyor. (Reuters)
Irak Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi, pazar günü seçilen iki yardımcısı Hakim ez-Zamili ve Şahevan Abdullah’ın arasında oturuyor. (Reuters)

Irak’ta Sünni Araplar, Takaddum (İlerleyiş) Partisi lideri Muhammed el-Halbusi’yi yeniden Meclis Başkanı seçerek ‘meclis başkanlığı savaşını’ kendi lehine çözerken, Şiilerin ‘en büyük meclis bloğu savaşı’ ile Kürtlerin ‘cumhurbaşkanı adayı savaşı’ her türlü olasılığa açık bir şekilde sürüyor. Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) son dönemde ‘cumhurbaşkanı adayı savaşında’ yönetim ortağı Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lehine verdiği tavizin şartlı olduğu ortaya çıktı. 
KDP iki gün öncesine kadar cumhurbaşkanı adayının kendi saflarından seçilmesinde ısrar ederek, adaylık için eski Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, mevcut Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve önde gelen yöneticilerinden Fadıl Mirani isimlerini adaylık için dillendiriyordu. Ancak Mirani, önceki gün partisi adına yaptığı açıklamada, Meclis Başkanı İkinci Yardımcısının KDP saflarından seçilmesinden dolayı cumhurbaşkanlığı koltuğu hakkından feragat ettiklerini zımnen ilan etti. Bunun üzerine KYB önceki gün, kendi cumhurbaşkanı adayının, partinin önde gelen yöneticisi ve mevcut Cumhurbaşkanı Berhem Salih olduğunu duyurdu. KYB Salih’in ikinci dönem cumhurbaşkanı adaylığına oy birliği ile seçildiğini belirtti.
Pazar günü yapılan ilk meclis oturumunda Kürt ve Sünni partiler Meclis’teki Şii milletvekillerinin çoğunluğunu oluşturan Sadr Hareketi ile birlikte hareket ederek Meclis Başkanlığı’nı (Sünni Başkan Muhammed el-Halbusi, Birinci Yardımcısı Sadr Hareketi üyesi Şii Hakim ez-Zamili, İkinci Yardımcısı KDP üyesi Kürt Şahevan Abdullah) seçti. Kürt ve Sünni partiler bu seçimden sonra ‘en büyük meclis bloğu’ meselesinde Şii taraflardan birinin aleyhine olacak şekilde diğer bir Şii tarafla ittifak kurmama kararı aldılar.
En büyük meclis bloğu tartışması yerinde saymaya devam ediyor. Zira yaptığı ittifak ve koalisyonlarla Meclis’te 88 milletvekiline ulaştığını söyleyen Koordinasyon Grubu en büyük meclis bloğunu oluşturmayı beklerken, 75 milletvekili bulunan Sadr Hareketi ise Koordinasyon Grubu vekillerinin davranışları sebebiyle meşruiyeti tartışmalı hale gelen ilk meclis oturumunun seyriyle ilgili Federal Mahkeme’ye itiraz başvurusunda bulundu.
Kürt ve Sünni partiler en büyük meclis bloğu savaşın dahil olmak istemiyor
Kürt ve Sünni partilerin ‘en büyük meclis bloğu savaşına’ dahil olmak istememesi, olarak Koordinasyon Grubu ve Sadr Hareketi arasında bir orta yol bulunmasını kolaylaştırıyor. Ancak KDP ve KYB’nin girdiği ‘cumhurbaşkanı adayı savaşının’ sonuçlanması için Şiilerin gösterilecek adayı bir an önce onaylaması gerekiyor.
Federal Mahkeme iki gün içinde ilk meclis oturumunun meşruiyeti meselesini çözüme kavuşturursa, KDP ve KYB, Cumhurbaşkanı Salih’in ikinci dönem adaylığıyla ilgili lehte ve aleyhteki kampanyalarına kaldıkları yerden devam edecek. KYB, Salih’i yeniden seçtirebilmek için 220 milletvekilinin oyunu almalı. Zira cumhurbaşkanı adayının sunulacağı oylamada Meclis’in üçte ikisinin evet oyu vermesi gerekiyor. Salih’in yeniden seçilmesini reddeden KDP ise onun aleyhinde bir kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. KDP, Meclis Başkanı İkinci Yardımcısı’nın kendi saflarından seçilmesinin ardından cumhurbaşkanı adayı çıkarma hakkından vazgeçse de KYB’den Salih’in yerine başka bir aday göstermesini talep ediyor. Bağdat’ta KDP’nin baskı ve dayatmalarına boyun eğmek istemeyen KYB ise bu talebi reddediyor.
Şii cephede Sadr Hareketi ile Koordinasyon Grubu arasındaki anlaşmazlıklar devam ederken, kulislerden sızdırılan bilgilere göre, özellikle Kürt ve Sünni ortakların çıkarlarını en büyük ortakları olan Şiilerden üstün tutmaya başlaması sebebiyle bir kısmı Irak dışından (İran ve Lübnan) etkili bazı Şii isimler iki taraf arasındaki buzları eritmek için arabuluculuk girişimlerinde bulunacak. Son seçim sonuçları Şiileri iki rakip grup haline getirdi. Bir tarafta seçimin galibi ve ulusal çoğunluk hükümeti kurmak isteyen Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi, diğer tarafta ise bazı Şii siyasi liderlerin öncülüğünde Koordinasyon Grubu çatısı altında toplanan diğer Şii parti ve gruplar bulunuyor. Bu parti ve grupların amacı, İran’ın bile kontrol edemediği Sadr’a karşı ortak pozisyon almak.
Mecliste en fazla milletvekilinin bulunduğu partiye liderlik eden ve kendisine sadık bir tabanı bulunan Sadr’ın Koordinasyon Grubu çatısı altındaki rakipleri, kesin olmayan seçim sonuçlarının ardından 3 ay süren gösteri ve oturma eylemlerinden sonra etkilerini kaybetti. Nitekim Federal Mahkeme en nihayetinde seçim sonuçlarını onayladı. Koordinasyon Grubu, Sadr’ın çoğunluk hükümeti kurma talebiyle kendilerini yeni dönemde siyaset sahnesinin dışına itmeye çalıştığı görüşünde.
Halihazırda önümüzdeki dönemle ilgili iki ihtimal bulunuyor: Ya Şii partiler 2018 seçiminden sonra olduğu gibi en büyük meclis bloğunun seçilememesi sebebiyle uzlaşacak ve ‘en büyük meclis bloğunu’ kuracak -ki o dönem denklemin en zayıf halkaları olan Sünniler ve Kürtlerin de katılımıyla kırılgan bir Şii uzlaşısı kurulmuştu- ya da Şiiler arasında sokağa taşması muhtemel çatışmalarla sonuçlanacak bir bölünme meydana gelecek. Çok sayıda silahlı grubun lideri, Şii cephenin parçalanmasından Sünnileri ve Kürtleri sorumlu tutuyor. Bu parçalanmışlık itirafıyla birlikte Şiiler arasında bir anlaşmaya varılamaması halinde Koordinasyon Grubu mensupları ile ilk meclis oturumuna kefenle katılan Sadr Hareketi mensupları arasında sokağa taşması muhtemel çatışmalar çıkabilir.



İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.