Mısır’dan yoksul ülkelere yardım çağırısı

Sisi, Milli Eğitim Akademisi mezuniyet törenine katıldı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Milli Eğitim Akademisi mezuniyet törenine katıldı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır’dan yoksul ülkelere yardım çağırısı

Sisi, Milli Eğitim Akademisi mezuniyet törenine katıldı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Milli Eğitim Akademisi mezuniyet törenine katıldı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Sina bölgesinin güneyinde yer alan Şarm eş-Şeyh şehrinde düzenlenen Dördüncü Mısır Dünya Gençlik Forumu (WYF) dün sona ererken, yoksul topluluklara yardım etmenin en iyi yollarını ve mekanizmalarını tartışmak, gençleri iklim değişikliği sorunlarına dahil etmek, iklim hedeflerini bölgesel ve uluslararası düzeylere yaymak için uluslararası finans kurumları ve bağışçı ülkelere küresel çapta bir zirve düzenlemesi çağrısında bulunuldu. 10-13 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilen, genç girişimcileri ve iş insanlarını bir araya getiren forumda, gençlerin fikirlerini ve ortaya koydukları yenilikleri finansman fırsatlarıyla birleştirmek amacıyla ‘Afrika Kurumsal İş Konseyi’nin’ kurulması tavsiye edildi. Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) aşıların karşılıklı olarak tanınması için bir girişim başlatması çağrısında bulunularak su kıtlığı çeken ülkelerde, suyu daha düşük maliyetle çıkarmak ve bundan maksimum fayda sağlamak için suyu tuzdan arındırma teknolojisinin yerelleştirilmesi istendi.
WYF, sınır aşan su kaynaklarının kullanımının düzenlenmesi konularında, istikrarlı ve sürdürülebilir uluslararası hukuk kurallarına dayalı olarak paylaşılan su kaynaklarının yönetimi için küresel bir yönetim modelini ortaya koyarak bunları küresel gündemin en üst sıralarına alma çağrısı yaptı.
Forumda, diyalogu teşvik etmek ve kalkınma konularını tartışmak amacıyla ‘yeniden inşa süreci için gerekli finansmanı sağlamak ve tüm taraflar arasında birden fazla politikayı tek bir çatı altında koordine etmekle’ ilgilenen bir Birleşmiş Milletler (BM) platformu oluşturmak için uluslararası çabaları birleştirmenin önemi ele alındı. Ayrıca pandemi sonrası insani ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmenin yanı sıra uluslararası barışı ve güvenliği desteklemek için daha fazla alan yaratmayı amaçlayan uluslararası bir stratejinin başlatılması çağrısında bulunuldu.
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, "Birlikte Tekrar" sloganıyla düzenlenen forumun dördüncü ve son gününde Ulusal Eğitim Akademisi’nin mezuniyet törenine katıldı. Ulusal Eğitim Akademisi, Sisi’nin 2017 yılında, Cumhurbaşkanlığı, Bakanlar Kurulu ve bir grup gençle koordineli olarak ulusal bir eğitim merkezinin açılışı için siyasi bir vizyon geliştirdiğini açıklamasının ardından nitelikli genç kadrolarıyla faaliyete geçmişti. ABD Sürekli Eğitim ve Öğretim Akreditasyon Konseyi (ACCET) Üyesi Ras Helfer yaptığı konuşmada, çok başarı kaydedildiğini belirterek akademinin mesleki ilişkiler, eğitim hedefleri, programlar, öğretim materyalleri ve tesisleri, öğretmen nitelikleri ve öğrenci memnuniyeti açısından tüm standartları karşıladığını vurguladı.
Aralık 2021’de Mısır Ulusal Akademi’nin, akreditasyon talebinin değerlendirildiğini ve uzun müzakerelerin ardından öngörülen en uzun zaman olan 5 yıllık bir süre için akreditasyon verildiğine işaret eden Helfer, bunun herhangi bir eksiklik olmadan, ilk başvuruda 5 yıl akreditasyon almak için istisnai bir başarı olduğunu kaydetti.
Ulusal Eğitim ve Rehabilitasyon Akademisi İcra Direktörü Dr. Rasha Ragheb de “Akademi, benzersiz bir tarza sahip bir devlet adamını rehabilite etme yeteneğine sahip bir oluşum” diyerek Mısır ve Afrika’dan gelen kursiyer sayısının şimdiye dek 28 bine ulaştığı bilgisini verdi.
Akademi tarafından sunulan programlar da şöyle sıralandı:
-Liderlik okulu
-Gençlik liderliği programı
-Liderlik gelişim programı
-Afrikalı gençlerin liderlik gelişimi için gençlik programı
- Liderlik için Gençleri Nitelendirmeye Yönelik Başkanlık Programı
- Liderlik için Araştırmacıları Nitelendirmeye Yönelik Başkanlık Programı
-Liderlik için Arap Gençliğini Nitelendirmeye Yönelik Başkanlık Programı
Dördüncü Dünya Gençlik Forumu, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Ürdün Veliaht Prensi Hüseyin bin Abdullah’ın yanı sıra çok sayıda ülke başkanlarının video konferansa katılıma sahne oldu. Ayrıca çok sayıda politikacı, bakan ve büyükelçinin yanı sıra başta Afrika olmak üzere Avrupa, Asya, Kuzey Amerika ve Güney Amerika kıtalarından 196 ülkeden binlerce genç de foruma katıldı. Dünkü kapanış oturumuna video konferans yoluyla katılan Togo Başbakanı Victorie Tomegah Dogbe yaptığı açıklamada “Afrika nüfusunun yüzde 70'inden fazlası, gençlerden oluşuyor. Kıta ülkelerinin ekonomik dönüşümünde rolünü oynaması gereken bir gücü temsil ediyorlar” ifadelerini kullandı. Ülkesinin, teknolojik dönüşüme ve ciddi sağlık tehditleriyle mücadeleye ayak uydurmak için 2025 stratejisini başlattığını belirten Dogbe, sağlık ve insan sermayesine yatırımı teşvik ederek, doğal kaynaklara yatırım yaparak ve iş fırsatları sağlayarak sosyalleşme sürecini ilerletmek için bir yol haritası belirlediğini bildirdi. Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü UNIDO Genel Direktörü Dr. Gerd Müller de çevrimiçi olarak katıldığı oturumda,  Afrika'daki aşılama oranının sadece yüzde 8 civarında olduğunu belirtti. Bazı ülkelerin aşı stoku yapmasına tepki gösterdi.



Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
TT

Guterres’tan BMGK’nın rolüne vurgu: Hukukun üstünlüğü yerini orman kanunlarına bıraktı

BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)
BM Genel Sekreteri António Guterres (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres, pazartesi günü, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürdüğü bir dünyada barışa ilişkin kararları uygulamaya yetkili ‘tek’ organ olarak BMGK’nin rolünü savundu.

Guterres, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğü, orman kanunuyla yer değiştiriyor. Uluslararası hukukun açıkça ihlal edildiğine ve BM Şartı'nın alenen hiçe sayıldığına tanık oluyoruz” dedi.

BMGK’da konuşan Guterres, “Gazze'den Ukrayna'ya ve dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğü isteğe bağlı bir şey gibi ele alınıyor” diye ekledi.

BM Şartı'nın ‘güç kullanma veya güçle tehdit etmeyi’ yasakladığını ve ‘büyük küçük tüm devletlere aynı kuralları uyguladığını’ belirtti.

BM Genel Sekreteri, ABD Başkanı Donald Trump tarafından kurulan ve BM’ye rakip olarak görülen yeni Barış Konseyi’nden açıkça bahsetmedi, ancak BMGK’nın ‘münhasır’ sorumluluğunu vurguladı.

asdfrgt
BM Genel Sekreteri António Guterres, New York'taki BM genel merkezinde düzenlenen BM Genel Kurulu'nun 80. oturumunda bir konuşma yaparken, 23 Eylül 2025 (Reuters)

BMGK’nın barış ve güvenlik konularında, bu tür girişimlerin arttığı bir dönemde tüm üye devletler adına hareket etmeye yetkili tek organ olduğuna işaret eden Guterres, “Başka hiçbir organ veya geçici koalisyon, tüm üye devletleri barış ve güvenlikle ilgili kararlara uymaya yasal olarak zorlayamaz” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri BMGK’nın ‘güç kullanımına izin verme’ yetkisine sahip tek organ olduğunun da altını çizdi.

Guterres, bu açıklamaları, Trump'ın dünya genelindeki çatışmaları çözmeyi amaçlayan ve başkanlığını üstleneceği bir Barış Konseyi kurulacağını duyurmasından birkaç gün yaptı. Barış Konseyi ve rolü birçok ülkede şüphe uyandırdı.

Guterres, ‘tüm devletlerin uluslararası hukuka tam olarak saygı gösterme ve BM Şartı'nda belirtilen vaat ve yükümlülükleri yerine getirme taahhütlerini yenileme zamanının geldiğini’ de vurguladı.


Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
TT

Suriye'de SDG ile yaşanan çatışmalarla Türkiye'deki Kürt müzakereleri arasında nasıl bir ilişki var?

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) savaşçılarının, Türkiye’de tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın posterini taşıdığı bir toplantı (Arşiv_Reuters)

Ömer Önhon

Ocak ayının ilk haftasında Suriye ordusunun Halep'te Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) karşı başlattığı askeri operasyon, Suriye'deki siyasi ve güvenlik sahnesini değiştirdi ve ülkenin haritasını yeniden çizdi. SDG, Halep, Deyrizor ve Rakka'dan çıkarıldı ve Haseke şehrinin bir bölümünde sıkışarak kuşatıldı. Suriye ordusu çok az istisna dışında, Tişrin ve Tabka barajlarını, sınır kapılarını ve petrol sahalarını ele geçirdi.

Bir yıl önce 10 Mart mutabakatını imzalayan ancak uygulamayı reddeden SDG, 18 Ocak'ta “ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını” imzalamaya zorlandı. 20 Ocak'ta Şam'da Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Mazlum Abdi arasında yapılan görüşmenin ardından dört günlük ateşkes ilan edildi. Ateşkes büyük ölçüde devam ediyor, ancak Suriye ordusu ile SDG arasında bazı bölgelerde çatışmalar sürüyor.

SDG şu anda bu görüşmede sunulan önerileri değerlendiriyor ve iki gün içinde yanıtını açıklayacak. Eğer SDG anlaşmanın tüm şartlarını reddederse, çatışmalar yeniden başlayacak ve bu da hükümet güçleri arasında ağır kayıplara neden olacak ve Kürtlerin yaşadığı komşu ülkeler için sonuçları olacak. Ancak nihayetinde SDG yenilgiye uğrayacak.

Süregelen şüphelere rağmen, SDG büyük olasılıkla olumlu bir yanıt verecek. Kalıcı barışın sağlanması, anlaşmanın ne ölçüde uygulanacağına bağlı olacak.

Suriye'deki gelişmeleri, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesi bağlamında da ele almalıyız. Başta Türkiye, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleri olmak üzere dış aktörlerin etkisi, ABD'nin kilit rolüyle birlikte, Suriye'nin geleceğini belirlemede iç dinamikler kadar önemli.

Nitekim İsrail, işgalini tüm Golan Tepeleri'ni kapsayacak şekilde genişleterek, Suriye'nin güneyinde fiilen silahsızlandırılmış bir bölge ilan etti ve Dürziler üzerindeki etkisiyle bu bölgedeki gelişmeleri yönetiyor. Son çatışmalar sırasında sessiz kaldı ve en azından şimdilik Suriye'deki askeri operasyonlarını durdurdu.

İsrail'in sessizliği, Paris'te ABD himayesindeki Suriye görüşmeleriyle ilişkilendirilebilir, nitekim iki ülke ortak bir koordinasyon ve iletişim mekanizması kurma konusunda anlaşmaya vardı ve bu anlaşmanın meyve vermeye başladığı açıkça görülüyor. Bu İsrail tutumu, Şara hükümeti ve Türkiye'nin Suriye'deki varlığına ilişkin endişelerinin giderildiği şeklinde de yorumlanabilir.

Ancak en önemli değişim, ABD'nin Suriye'deki güvenlik ortaklarına yönelik tercihlerinde yaşanan değişimdir. ABD, SDG yerine Suriye ordusu ve Türkiye ile ittifak kurdu. Birkaç gün önce, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, sosyal medyada ABD’nin halihazırda SDG’ye nasıl baktığını açıklayan, bir yol haritası ve Suriyeli Kürtlere yönelik çağrı içeren bir açıklama yayınladı.

ABD Merkez Komutanlığı'nın Suriye hükümetiyle koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından çok taraflı diplomatik çabalar yürütüldüğünü gösteriyor

Büyükelçi Barrack, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı kurulan uluslararası koalisyona katılmasıyla durumun temelden değiştiğini belirtti. Sonuç olarak, “SDG'nin sahada birincil DEAŞ karşıtı güç olarak asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir” dedi.

Tom Barrack şunu da söyledi: “Yeni Suriye devletine entegrasyon, Kürtlere tam vatandaşlık hakları, Suriye'nin ayrılmaz bir parçası olarak tanınma, Kürt dili ve kültürünün anayasa ile korunması ve yönetime katılım imkânı sağladığı için şimdi Kürtlerin önünde eşsiz bir fırsat bulunmaktadır.” Bunu, “SDG'nin iç savaşın kaosu içinde sahip olduğu kısmi özerklikten çok daha fazlası” olarak da tanımladı.

Başkan Donald Trump da kendine özgü üslubuyla yeni ABD politikasına doğrudan değinerek, Kürtleri sevdiğini ve koruduğunu ve şimdi Suriye hükümetiyle güvenlik konularında birlikte çalıştığını söyledi.

ABD Merkez Komutanlığı'nın, Şara ile koordineli olarak 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a nakledildiğini duyurması, ABD tarafından son derece etkili çok taraflı diplomatik çabaların yürütüldüğünü gösteriyor.

dsvfgbhy
: 10 Mart'ta Şam'da mutabakatı imzalayan Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

SDG’nin birçok yanlış hesap yaptığına; en önemlisi kendi gücünü abarttığına ve Suriye ordusunun gücünü hafife aldığına şüphe yok. 10 Mart mutabakatının uygulanması konusunda Şam ile yapılan müzakerelerdeki sert tutumları ve sahadaki pervasız eylemleri, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere herkesi hayal kırıklığına uğrattı. Belki en ciddi hatalarından biri de Türkiye'nin endişelerini ve taleplerini görmezden gelmesiydi.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Halk Koruma Birlikleri (YPG) ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) saflarında görüş ayrılıkları da ortaya çıktı; Mazlum Abdi daha pragmatik, uzlaşmaya açık ve ABD'yi dinlemeye daha meyilli gibi görünüyor.

Bu arada, Kandil Dağı'ndaki PKK kadrolarının etkisi altındaki gruplar ise mücadeleye devam etme yönünde sert bir tutum benimsedi. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan, Suriye'deki olayları Türkiye'deki barış sürecini baltalama girişimi olarak nitelendirerek, Kandil'in talimatlarını görmezden geldiğini söyledi.

SDG’nin, özellikle kendi gücünü abartarak ve Suriye ordusunun gücünü hafife alarak birçok yanlış hesap yaptığına kuşku yok

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin haftalık toplantısında yaptığı konuşmada, mücadelenin Kürtlere karşı değil, PKK'ya karşı olduğunu vurguladı.

Kürt dünyasının en saygın lideri Mesud Barzani'nin şu sözleri ise en şaşırtıcı açıklama oldu: “PKK, Kürtler için bir yük haline geldi.”

Türkiye'nin öncelikli amacı, PKK'yı kendi sınırları içinde, Suriye'de ve her yerde ortadan kaldırmaktır. Türkiye'deki Kürtlerle devam eden müzakerelerde bulunan Türkler, Suriye'deki gelişmelerin bu süreci rayından çıkarmasından veya olumsuz bir emsal teşkil etmesinden endişe duyuyorlar.

Son iki veya üç haftada üzerinde anlaşmaya varılan veya tek taraflı olarak yayınlanan belgelerin çoğu, uygulama sırasında yoruma açık olabilecek son derece hassas maddeler ve konular içeriyor. Örneğin, entegrasyon anlaşmasının 4. maddesi “Kürt bölgelerinin özel statüsünün dikkate alınması”ndan bahsediyor.

cdfrgt
SDG’nin kadın savaşçıları, Suriye'nin doğusundaki Deyrizor şehrinde bulunan el-Ömer petrol sahasında düzenlenen askerî geçit töreninde, 23 Mart 2021 (AFP)

Bu sebeple, Suriye hükümetinin, geçen hafta Suriye Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 13 numaralı Kararnamede belirtildiği gibi, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını kullanmalarına olanak tanıyan bir düzenleme oluşturması gerekecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre mevcut koşullar altında nasıl bir formüle ulaşılabileceği henüz belli değil. Zira en büyük Kürt nüfusuna sahip Haseke şehrinde bile Kürtler toplam nüfusun sadece yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor.

Bir diğer önemli sınav ise Dürzi ve Alevilerin Kürtlerle yapılan anlaşmaya vereceği tepkidir. Kürtlere tanınan ayrıcalıkların kendilerine de tanınmasını talep etmeleri muhtemel görünüyor. Ayrıca, bu ayrıcalıkların yeni anayasaya nasıl dahil edileceği de ele alınması gereken kritik bir konu.

Önemli gerilemelere ve yenilgilere rağmen, SDG'nin hâlâ var olduğunu ve tamamen ortadan kaybolmadığını belirtmekte fayda var.

Washington, bu aşamada DEAŞ'a karşı mücadelede müttefik olarak Suriye’nin ve Erdoğan ile ortaklığın yanında yer alsa da SDG'yi gelecekte olası kullanımlar için yedek bir güç olarak muhafaza etmeye istekli olmaya devam edecektir.

Suriye Kürtlerine özel haklar tanıyan ve SDG birliklerini -entegrasyonun bireysel bazda olacağı belirtilse de- Suriye ordusuna entegre eden bir anlaşmanın imzalanmasına arabuluculuk yapmak, mevcut yapıyı meşrulaştırmak ve geliştirmek, dolayısıyla onu korumak olarak görülebilir.

İşler sorunsuz ilerlerse, barış hâkim olacak ve Suriye hükümeti dikkatini ülkeyi yeniden inşa etmeye, geçiş döneminde ilerlemesini sağlayacak bir siyasi sistem kurmaya ve çok ihtiyaç duyulan yabancı yatırımı çekmeye odaklayabilecektir.

Bunun alternatifi ise karanlık gölgesi tüm tarafların üzerine düşecek daha fazla acı ve yıkımdır.


Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
TT

Irak parlamentosu cumhurbaşkanı seçimi oturumunu erteledi

Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)
Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi (INA)

Irak parlamentosu, cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılması planlanan oturumu erteledi. Bu karar, Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet el-Halbusi’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) gelen ‘oturumun ertelenmesine’ yönelik talebi almasının ardından alındı.

Temsilciler Meclisi Başkanlığı Basın Ofisi, Irak resmi haber ajansı INA’ya yaptığı açıklamada, Halbusi’nin 27 Ocak Salı günü gerçekleşmesi planlanan ve cumhurbaşkanının seçilmesi için düzenlenen oturumun ertelenmesi talebini aldığını bildirdi. Açıklamada, erteleme talebinin iki parti arasında daha fazla görüşme ve anlaşma sağlanması amacıyla yapıldığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanlığı için aday olan 19 kişi, Irak Anayasası’na uygun şekilde adaylık şartlarını yerine getirdikten sonra hem Irak Temsilciler Meclisi hem de Federal Yüksek Mahkeme’den onay aldı.

Adaylar arasındaki yarış, özellikle iki isim üzerinde yoğunlaşıyor: KDP adayı Fuad Hüseyin ve KYB adayı Nizar Amidi.

Diğer yandan Şii Koordinasyon Çerçevesi dün KDP ve KYB heyetlerini ayrı ayrı toplantıya çağırdı. Toplantının amacı, heyetlerin görüşlerini tartışmak ve cumhurbaşkanlığı seçimini anayasal süresi içinde gerçekleştirecek bir anlaşmaya varılmasını sağlamaktı; böylece anayasal takvim ve ulusal yükümlülükler de korunacaktı.

Iraklı siyasi kaynaklara göre, KDP lideri Mesud Barzani ve KYB lideri Bafel Talabani’nin, Kürt bileşeni için yüksek makamların dağıtımı mekanizmasına uygun olarak tek bir uzlaşı adayı belirleme konusunda anlaşamadıkları bildirildi. Bu nedenle her iki partinin adayı, doğrudan oylama yoluyla parlamentoda birbirleriyle yarışacak.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, tüm Kürt partileri ve parlamentodaki bloklar arasında bir uzlaşı sağlanamaması nedeniyle cumhurbaşkanlığı adayının seçimi sürecinin birçok engelle karşılaşacağını belirtti. Diğer bir zorluk ise parlamentodaki diğer blokların hangi adayı destekleyecekleri konusunda kararsız olması. Bu durum, özellikle toplam 329 milletvekilinin üçte ikisinin sağlanması gereken parlamentoda oturum açılması gerektiğinden, seçim sürecinin uzamasına yol açabilir.