Ofislerde çalışmak artık imkansız mı?

İşyerinde maske takan bir kişi (AFP-Arşiv)
İşyerinde maske takan bir kişi (AFP-Arşiv)
TT

Ofislerde çalışmak artık imkansız mı?

İşyerinde maske takan bir kişi (AFP-Arşiv)
İşyerinde maske takan bir kişi (AFP-Arşiv)

2020 başlarında beklentimiz, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sona erdikten sonra yeniden ofislerde çalışmaya devam etmekti.
Ancak işler böyle gelişmedi. Salgının patlak vermesinden iki yıl sonra, dünyanın dört bir yanındaki çalışanlar işyerlerine ne zaman dönecekleri konusunda süregelen bir belirsizlikle karşı karşıya kaldı.
BBC’nin haberine göre, koronavirüsün mutasyona uğrayan varyantlarının ortaya çıkması durumu daha da kötüleştirdi.
Özellikler Omikron varyantı, küresel olarak rekor vakaları kaydedilmesine neden olurken, yavaş yavaş ofise geri dönme planlarını suya düşürerek, birçok ülkede tekrar uzaktan çalışmaya zorladı.   
BBC’nin haberinde, “Bugün hep birlikte tekrar ofislere döneceğimiz fikri çok gerçekçi görünmüyor. Bazı şirketler zaten kalıcı olarak uzaktan çalışma veya hibrit modellere geçti. Diğerleri personelin ofislere dönmesini beklerken, her gecikme esnek çalışma modellerini daha da sağlamlaştırıyor ve tam kadro olarak ofise dönüş daha imkansız hale geliyor” denildi.
ABD’de bulunan Stanford Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Nicholas Bloom konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı;
“Ofise dönme zamanı bitti. Bitmek bilmeyen virüs dalgaları, çoğu üst düzey yöneticiyi pes etmeye ve bunun yerine ofise ne zaman ve nasıl döneceklerine dair acil durum politikalarını uygulamaya koymaya sevk etti.”

Peki, hepimizin kalıcı olarak ofislere dönme fikrinden vazgeçersek, bunun yerine ne beklemeliyiz?
Salgın ilk ortaya çıktığında ve ölçeği henüz belirlenmemişken, 2020’de ofislere yaygın bir şekilde dönüş olası görünüyordu.
Bununla birlikte, salgın uzadıkça şirketler, kısmen birçok ülkede devam eden sağlık endişeleri ve aynı zamanda evden çalışanların rahat etmesi nedeniyle bu planlarında geri adım attı.
Şimdi, salgınının üçüncü yılına yaklaşırken, ofislere dönüş tarihi sürekli tarihi değişen bir hedef olmaya devam ediyor.
Dünya çapında ofislere geri dönüş beklemek giderek daha imkansız görünüyor.
Esneklik ve uzaktan çalışma o kadar derinden kökleşti ki, salgın öncesi iş modellerini yeniden uygulamak artık imkansız gibi görünüyor.
Londra’daki Birkbeck Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Almuth McDowall, “Alışkanlıkları kırmak zordur. Hepimiz işimizi yapmanın daha yenilikçi ve verimli yollarını kullandık” dedi.
Sağlık kriziyle ilgili belirsizlik devam ediyor. Salgının ne zaman sona ereceğini, koronavirüsün endemik olup olmayacağını veya başka bir varyantın ortaya çıkıp çıkmayacağını bilmiyoruz.
Çalışanlar farklı seviyelerde risk toleransına sahip olmaya devam ediyor. Örneğin, sağlıklı ve bekar bir kişi, bağışıklığı baskılanmış veya aşı olamayacak kadar küçük çocukları olan bir çalışana kıyasla ofise geri dönmeye daha istekli olabilir.
McDowell, “Omikron’un ortaya çıkmasıyla birlikte çok fazla endişe var ve pek çok insan ofise geri dönmek istemiyor” ifadelerini kullandı.
Tüm bu faktörler göz önüne alındığında, tüm çalışanların ofise dönüş tarihini belirlemek bir fantezi gibi görünüyor.
Sonuç olarak, ofise dönüş sektörler ve şirketler arasında farklılık gösterecek ve herkese uyan tek bir ‘ofise dönüş’ tarihi olmayacak.
McDowall, “Pek çok patron henüz kesin bir karar veremedi çünkü tam olarak ne olacağını bilmiyoruz. Bir şeyler büyük ölçüde değişmedikçe, ofise tam dönüş muhtemelen bir efsane olarak kalacak” diye ekledi.



Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
TT

Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)

Yeni bir araştırmada, yapay zeka botları tarafından internette gerçekleştirilen siber saldırıların sayısının son bir yılda 10 kattan fazla arttığı bulundu.

Thales'in siber güvenlik araştırmacılarının hazırladığı 2026 Kötü Niyetli Bot Raporu'na göre, yapay zeka destekli botların günlük saldırı sayısı sadece bir yıl içinde 2 milyondan 25 milyona çıktı.

Raporda, "Yapay zeka destekli saldırılardaki bu artış önemli olsa da 2025'teki daha büyük değişim, internet altyapısında yapay zeka ve otomasyonun normalleşmesiydi" ifadelerine yer verildi.

Yapay zeka tabanlı saldırıların çok çeşitli sektörlerde ve coğrafyalarda gözlemlenmesi, yapay zeka destekli otomasyonun küresel ölçeğini ve erişimini vurguluyor.

Yapay zeka botlarının hedef aldığı sektörler, perakende ve iş dünyasından eğitim ve kamu sektörüne kadar uzanıyor.

Aynı raporda geçen yıl, 2024'teki tüm internet trafiğinin yarısından fazlasının botlardan oluştuğu ve bu eğilimin 2025'te de süreceği tespit edilmişti.

Botlar artık tüm internet trafiğinin yüzde 53'ünden fazlasını oluştururken, bu oran bir önceki yıl belirlenen yüzde 51'den daha yüksek.

İnternet trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ı artık kötü niyetli bot denen yazılımlardan meydana geliyor. Bunlar, veri çalmak için tasarlanmış otomatik sistemlerden, internet sitelerini çökertmek amacıyla yoğun trafik gönderen botnetlere kadar uzanabiliyor.

2025'te bot saldırılarının en çok hedef aldığı ülke ABD olurken onu Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa izledi.

Kötü niyetli yapay zeka botlarının yükselişi, sürekli evrim geçiren bu tehdide karşı interneti korumakla görevli siber güvenlik uzmanları için yeni zorluklar yaratıyor.

Thales'in uygulama ve güvenlikten sorumlu genel müdürü Tim Chang, "Yapay zeka, otomasyonu kuruluşların engellemeye çalıştığı bir şeyden, aynı zamanda yönetmek zorunda oldukları bir şeye dönüştürüyor" diyor.

Artık işin zor kısmı botları tespit etmek değil. Botun, ajanın veya otomasyonun ne yaptığını, bunun iş amaçlarıyla uyumlu olup olmadığını ve kritik sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak.

Independent Türkçe

 


Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
TT

Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)

Bilim insanları, akreplerin iğne ve kıskaçlarını çinko ve demir gibi metallerle güçlendirdiğini tespit etti.

8 bacaklı araknidler olan akrepler, böcekleri kıskaçlarıyla yakalayıp zehirli iğnelerini saplayarak avlanıyor.

Avlarını etkisiz hale getirmek için bazı türler büyük kıskaçlarına, diğerleriyse iğnelerine daha çok bel bağlıyor.

Bilim insanları bazı akrep türlerinin vücudunda metaller bulunduğunu biliyordu ancak bunların avlanma biçimlerini nasıl etkilediği belirsizliğini koruyordu. Farklı türlerin avlanırken farklı vücut bölümlerini öne çıkarması, bu tercihlerle metal dağılımı arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Smithsonian Enstitüsü Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden araştırmacılar, akreplerin "silah" gibi kullandığı uzuvlardaki metal içeriğinin avlanma biçimleriyle ilişkisini inceledi.

Ekip müzedeki koleksiyonlardan yararlanarak 18 akrep türünü X ışınları, elektron mikroskopları ve son derece ince lazerlerle analiz etti.

Bulguları hakemli dergi Journal of the Royal Society Interface'te bugün (29 Nisan) yayımlanan çalışmada çinko, manganez ve demir gibi metallerin belirli bölgelerde yoğunlaştığı görüldü.

Örneğin iğnelerin ucunda bir çinko tabakası, hemen arkasında ise manganez bulundu. Kıskaçların ise özellikle kesici kenarlarında çinko ve demir saptandı.

Araştırmacılar, eğer iğne veya kıskaçta yüksek oranda çinko varsa diğer uzuvda daha az çinko bulunduğunu tespit etti. Bu durum, bazı türlerin avlanırken iğneyi, bazılarınınsa kıskaçları daha çok kullanmasıyla örtüşüyor.

Bilim insanları ayrıca kıskaçları daha küçük ve zayıf olan türlerin bu vücut kısımlarında, diğerine göre daha fazla çinko ve demir olduğunu gözlemledi. Bu metaller, kıskaçları daha dayanıklı  hale getirmeye yarıyor olabilir. 

Araştırmacılar ince kıskaçların daha hızlı hareket ederek avı yakalamayı kolaylaştıracağını ancak kalın olanara kıyasla daha çabuk kırılacağını söylüyor. Bulgular, çinko ve demirin bu kırılganlığı azaltabileceğine işaret ediyor.

Yeni çalışma, bir türün avlanma davranışıyla kendine özgü metal bileşimi arasında açık bir evrimsel bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bilim insanları çalışmadaki yöntemin, karıncalar, yaban arıları ve kırkayaklar gibi çeşitli vücut parçalarında metal bulunan türleri daha iyi anlamaya yaramasını umuyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Smithsonian Magazine, Journal of the Royal Society Interface


Şempanzeler hava durumunu öngörebiliyor mu?

Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
TT

Şempanzeler hava durumunu öngörebiliyor mu?

Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)
Şempaneler genellikle daha sıcak, daha nemli ve rüzgara daha az maruz kalan yerlere yuva yapmayı tercih ediyor (Unsplash)

Şempanzelerin yaklaşan hava koşullarını sezerek yuvalarını buna göre hazırlıyor olabileceği tespit edildi.

Şempanzeler ormanda geçirdikleri her günün sonunda kendilerine bir yuva hazırlayıp burada uyuyor. Genellikle ağaçlara yaptıkları bu yuvalar rüzgar ve yağmurdan korunmalarını sağlıyor.

Bugüne kadar şempanzelerin yuva yapma davranışıyla ilgili çalışmalar büyük ölçüde sıcak ortamlara odaklanıyordu.

Batı Avustralya Üniversitesi'nden doktora öğrencisi Hassan Al-Razi ve ekibi, bu davranışı daha soğuk ortamlarda incelemek için Ruanda'daki Nyungwe Ulusal Parkı'ndaki şempanzeleri bir yıl boyunca gözlemledi.

67 şempanzeyi takip eden araştırmacılar, bu primatların yuvalarını her zaman çevresel koşullara göre hazırladığını belirledi. Soğuk ve yağışlı havalarda yapılan sığınaklar daha kalın ve derindi; ayrıca daha iyi bir yalıtıma sahipti.

Bilim insanları daha sonra yuvaların özelliklerini, inşa edildikleri sıradaki ve sonraki gecenin hava durumuyla karşılaştırdı.

Bulguları hakemli dergi Current Biology'de dün (28 Nisan) yayımlanan çalışmaya göre yuvalar, yapıldıkları zamandaki hava koşullarından ziyade yaklaşan gecenin koşullarına daha çok uyumluydu.

Bu durum, şempanzelerin hava durumunu tahmin etme ve kararlarını yalnızca o anki koşullara göre değil, geleceğe dönük bir öngörüyle de verebiliyor olabileceğine işaret ediyor.

Çalışmanın yazarları örneğin kuşların barometrik basınç değişikliklerini algılayıp yaklaşan fırtınalardan kaçtığına değiniyor.

Şempanzeler de sıcaklık, nem veya atmosfer basıncındaki değişimler gibi çevresel ipuçlarını yakalıyor olabilir.

Araştırmacılar, şempanzelerin her gece yuva yapmaya sadece birkaç dakika ayırdığını ve neden her gün dayanaklı sığınaklar yapmadıklarını bilmediklerini söylüyor. Bunun basitçe enerji tasarrufundan kaynaklanması da mümkün.

Yeni çalışma şempanzelerin özel bir beceriye sahip olabileceğine işaret etse de bilim insanları, mevcut bulguların kesin bir yargıya varmak için yeterli olmadığını belirtiyor.

Al-Razi, Conversation için kaleme aldığı yazıda "Bu durum, şempanze davranışlarının, daha sonraki koşullarla ilişkili çevresel sinyallere tepki vermeyle tutarlı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor: 

Her halükarda şempanzeler çevrelerine karşı olağanüstü bir duyarlılık sergiliyor ve içinde nasıl yaşayacaklarını iyi biliyorlar.

Independent Türkçe, IFLScience, Conversation, Current Biology