Yemen’de 'Mutlu Yemen'in Özgürlüğü Operasyonu' memnuniyet yarattı

Husi karşıtı güçler, milislerin Bayhan’daki yenilgisinin ardından ilerleyişine devam ediyor. (AFP)
Husi karşıtı güçler, milislerin Bayhan’daki yenilgisinin ardından ilerleyişine devam ediyor. (AFP)
TT

Yemen’de 'Mutlu Yemen'in Özgürlüğü Operasyonu' memnuniyet yarattı

Husi karşıtı güçler, milislerin Bayhan’daki yenilgisinin ardından ilerleyişine devam ediyor. (AFP)
Husi karşıtı güçler, milislerin Bayhan’daki yenilgisinin ardından ilerleyişine devam ediyor. (AFP)

Amalika Tugayları, Yemen'in Ma'rib vilayetine bağlı Harib bölgesini Husi milislerinin elinden kurtarmak için harekete geçti. Saha kaynaklarının Şarku'l Avsat'a aktardığına göre tugaylar, Marib'in güneyinde, Harib ve Cuba'ya doğru ilerleyen Ulusal Ordu güçleriyle birleşti. Yemen Dışişleri Bakanı Ahmed Avad bin Mübarek'in BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg ile yaptığı görüşmedeki açıklamalarına göre söz konusu gelişme Yemen hükümetinin, Husi milislerin barış çabalarına ve sivillere karşı şiddete devam etmekle suçladığı bir zamanda geldi.
Mutlu Yemen'in Özgürlüğü Operasyonu kapsamında tüm Yemen birlikleri tarafından katılım gösterilen çatışmalara dün Arap Koalisyonu uçaklarının yoğun hava saldırıları eşlik etti. Koalisyon tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda 330 Husi milisi öldü, onlarca askeri araç imha edildi.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA tarafından Twitter’dan paylaşılan bilgilere göre Koalisyon, Marib'de 24 saat içinde milislere yönelik 36 operasyon gerçekleştirdi. Söz konusu operasyonlarda 250'den fazla terörist öldürülürken 22 askeri araç da imha edildi.
Arap Koalisyonu El-Beyda vilayetinde de24 saat içinde 12 operasyon düzenledi. 80’den fazla teröristin öldürüldüğü operasyonlarda 7 askeri aracın imha edildiği bilgisi verildi.
Yapılan açıklamalarda Amalika Tugayları’nın el-Bayda'nın doğu eteklerine ulaştığı kaydedildi.
Koalisyon Marib'de milislere yönelik 31 operasyon düzenlediğini bildirdiği açıklamasında 220’nin üzerinde teröristin öldürüldüğünü, 18 askeri aracın da imha edildiğini duyurdu. Komşu el-Bayda vilayetinde de aynı gün gerçekleştirilen 22 operasyonda 120'den fazla terörist milisin öldürüldüğü, 13 askeri aracın da imha edildiği kaydedildi.
Amalika Tugayları Cuma günü Harib'de Husi milislerinin üç liderinin öldürüldüğünü duyurdu. Söz konusu liderlerin isimlerinin Abdulfettah el-Bahri, Ahmed Salim el-Heddar ve Talib Muhsin eş-Şerif olduğu bilgisi paylaşıldı.

Avad-Grundberg görüşmesi
Resmi kaynakların aktardığına göre Yemen Dışişleri Bakanı Ahmed Avad bin Mübarek, BM Yemen Özel Elçisi Hans Grundberg ile cuma günü yaptığı telefon görüşmesinde Yemen sahasındaki son gelişmeleri tartıştı.
Saba haber ajansının bildirdiğine göre Yemen Dışişleri Bakanı, yerinden edilmiş 2 milyonun üzerinde insan da dahil olmak üzere Husi milislerin iki yıldan daha uzun süre boyunca sürekli devam ettiği barbarca saldırılarla karşı karşıya kalan Marib kentindeki insani durum hakkında Grundberg’e bilgi verdi.
Bakan ayrıca isyancı milislerin elinden kurtarılan Şebve vilayetinin ilçelerindeki durumu normalleştirme çabalarına da değindi. Ajansın aktardığına göre Avad bin Mübarek şu ifadeleri kullandı:
“Husi milisleri çok ileri gitti ve halen tüm barış çağrılarını reddediyorlar. Savaşı sona erdirmeyi ve barış yoluna geri dönmeyi amaçlayan tüm uluslararası ve bölgesel girişimleri engelliyorlar.”
Yemenli Bakan, Yemen hükümetinin barış çabalarını destekleme, savaşı sona erdirme ve Yemenlilerin acılarına son verme konusundaki isteğini ve adımların onaylanmış üç referans doğrultusunda atıldığını yineledi.
Yemenli kaynakların aktardığına göre Grundberg de açıkamasında “Diyaloga dayalı siyasi çözüm adil ve sürdürülebilir bir barışın inşasının garantisi ve bu çabaların başarısında tüm tarafların iş birliği önemli” diye konuştu.
Yemenli taraflar, Husi milislerine karşı ardı ardına elde edilen zaferler ve bunun sonucunda resmi ve halk düzeyinde oluşan memnuniyetin yanı sıra Suudi Arabistan ve BAE liderliğindeki meşruiyeti destekleyen Arap Koalisyonu'nun oynadığı role övgüde bulundular.
Meşruiyet şemsiyesine bağlı taraflar, Mutlu Yemen'in Özgürlüğü Operasyonu’nu memnuniyetle karşıladılar ve bölgedeki İran yayılmacı projesine karşı büyük Arap savaşında birlik olmanın önemini vurguladılar. Taraflar ayrıca devleti yeniden inşa etme ve darbeyi sona erdirmek konularındaki ulusal hedefte oluşan birliğe dikkat çektiler.
Meşruiyet şemsiyesine bağlı taraflar, Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi'ye, meşru hükümete ve sorumlu makamlara ‘savaşın başarısı için orduya tüm lojistik gereksinimlerini sağlama, kazanılan zaferlerin akabinde, özellikle başta ordu ve güvenlik kurumları olmak üzere çeşitli merkezi ve yerel kurumlarda derin ve kapsamlı reformlar gerçekleştirme’ çağrısı yaptılar. Ayrıca ‘sorunları ortadan kaldırılma, eksiklikleri giderme, ortak çalışma ve mutabakatı yeniden sağlama, içerinin güvenini ve dışarının saygısını kazanacak şekilde meşruiyeti yeniden tesis etme’ yönündeki taleplerini aktardılar.
Meşru yönetime bağlı tarafların açıklamasında ‘parti farklılıklarını ve rekabetlerini bir kenara bırakma ve küçük bölgesel ve mezhepçi projelerden vazgeçme’ çağrısı da yinelendi.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.