Anayasal monarşiye dönülmesi Libya’nın can simidi mi?

Bağımsızlık Anayasası’nın esas alınması ve Prens Muhammed er-Rıda es-Senussi’nin Kral olmasına yönelik talepler gündemde… Gözlemciler bunu hayalperest düşünceler olarak görüyorlar

Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
TT

Anayasal monarşiye dönülmesi Libya’nın can simidi mi?

Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)
Bazıları, Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi başkanlığında bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyor (AFP)

Zayed Hediyye
Genel seçimlerin engellerle karşılaşmasının ardından Libya'da siyasi ufkun kapanması ve krizin yıllar önce sona erdiği noktaya dönüp bir kısır döngüye girmesiyle Libyalılar, yönetim sorununu çözmek için olası alternatifler aramaya başladılar. Bu alternatifler arasında, 1950’lerin başında onaylanan ve Kaddafi'nin monarşiye karşı darbesinden sonra 1960’ların sonunda askıya alınan Bağımsızlık Anayasası’na dönüş çağrıları da yer alıyor.
Libya Krallığı anayasasının tekrar yürürlüğe konması çağrısında bulunan sesler Birleşmiş Milletler (BM) Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) ülkedeki kriz dosyasını yönetmeye başlamasıyla yıllar önce yatışmıştı. Ancak Libya’daki geçiş aşamalarından çıkmaya yönelik uluslararası yol haritasının çıkmaza girmesinin ardından bu talep tekrar gündeme geldi.
Anayasal monarşi destekçilerinin çağrıları, bu yönetim biçiminin etkinleştirilmesini talep etmekle sınırlı kalmıyor. Zira birçok destekçi, geçtiğimiz 10 yılda ülkeyi tüketen iktidar mücadelesini sona erdirmek için Libya Krallığı tahtının hayatta kalan tek meşru varisinin tekrar göreve getirilmesini istiyor.

Anayasal krize çözüm
Libya'da anayasal monarşiye dönülmesini destekleyenler, bu seçeneğin yalnızca iktidar mücadelesini sona erdirmekle kalmayıp, aynı zamanda ülkedeki anayasal boşluğu da dolduracağını savunuyorlar. Özellikle siyasi, kültürel ve bölgesel oluşumların çoğunun 2017 yılında Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet tarafından hazırlanan yeni anayasa taslağını reddetmesiyle birlikte seçim sürecinin başarısız olmasının nedenlerinden biri de anayasal boşluktu.
Bu çağrıları yapanlara göre anayasal monarşinin meşru varisi olan Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi, ülkeyi son yıllarda siyasi ve askeri çatışmalarda oldukça önemli roller üstlenen çekişmeli kişilerin etrafındaki bölünme sarmalından kurtaran birleştirici ve uzlaştırıcı kişi rolünü oynayabilir.
Bu çağrıları yapanlara göre Muhammed er-Rıda es-Senussi geçmiş yıllarda siyasi çekişmelerden uzaktı ve çatışmanın taraflarından hiçbirini kabul etmiyordu. Bu yüzden herkesin kabul edebileceği tek isim Muhammed er-Rıda es-Senussi.

Yıllar önce hareketlenme
Bu öneri yıllar önce, özellikle de 2016 yılında siyasetçilerden ve aşiretlerin ileri gelenlerinden oluşan bir grubun monarşinin tekrar gelmesini destekleyen ‘Anayasal Monarşiye Dönüş Hareketi’ adını verdikleri bir örgüt kurduklarını duyurmasıyla ortaya çıkmıştı. Örgütün kurucuları Trablus, Bingazi, Tobruk ve el-Beyda kentlerinde gösteriler düzenleyerek Libya halkını görüşlerini ve taleplerini desteklemeye çağırmışlardı.
Anayasal Monarşiye Dönüş Hareketi, kuruluş bildirgesinde Libya halkına “Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi'yi Libya kralı olarak tanımaları ve 1951'de çıkarılıp 1963'te değiştirilen Bağımsızlık Anayasası’na geri dönülmesi” çağrısında bulunmuştu.

Bildirgede imzası bulunanlar şu ifadeleri kullanmıştı:
“Kraliyet tahtının meşru hak sahibi Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi’nin geri dönmesini ve atalarımızın ve dedelerimizin modern Libya devletinin kurucusu Kral Muhammed İdris es-Senussi için yaptığı gibi Muhammed er-Rıda es-Senussi’nin ülkenin kralı olarak tekrar tanınmasını istiyoruz. Libya yıllardır çatışmalardan ve iktidar mücadelesinden sıkıntı çekiyor. Bu durum Libya topraklarında terörizm ve radikalizmin yayılmasına, yerleşmesine ve Libya'nın kaderini ve sivil ve askeri kurumlarını kontrol etmesine fırsat verdi.”

Yegâne açıklama
Öte yandan Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi ülkenin kralı olarak atanmasına yönelik çağrılara yalnızca tek bir açıklama ile cevap verdi. Nadir bir şekilde video üzerinden iki yıl önce yaptığı bu yegâne açıklamada Muhammed er-Rıda es-Senussi “Takdir halkındır. Ülke şu anda bağımsızlık kazanılmadan önceki koşulların aynısını yaşıyor. O zamanlar da çatışmalar ve dış müdahaleler vardı ancak Libyalılar bir anayasa altında birleşmiş ve Krallık kurulmuştu” ifadelerini kullanmıştı.
Muhammed er-Rıda es-Senussi şahsi resmi sitesinden yayınladığı video kaydının devamında “Monarşinin geri getirilmesi, dahili veya harici taraflarca manipüle edilecek bir kart değil. Bir kanun devleti ve anayasanın olmamasından ve vatandaşın acısını artıran güç ve para kavgalarından ötürü yaşadıkları elim gerçekliğe son verip devleti inşa etmeleri için Libyalıları hoşgörüye davet ediyorum” demişti.

Geçici bir çözüm
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Libyalı tarafların genel seçimler ve kanunları üzerindeki yasal tartışmayı sona erdirmek için anayasa ile ilgili hususları görüşmek üzere tekrar diyalog masasına dönmesiyle geçtiğimiz günlerde Libya'da anayasal monarşiye dönme çağrıları tekrar yapılmaya başlandı. Geçtiğimiz aralık ayında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılamamasının en bariz sebeplerinden biri seçim kanunlarıydı.
Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ahmed Lanki konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Anayasal anlaşmazlığı sona erdirmenin çözümü, beş yıllığına federal sisteme geçilerek Bağımsızlık Anayasası'nı tekrar yürürlüğe koyup ardından referanduma götürmekten geçiyor. Bu öneri Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK arasında, müzakere komiteleri arasındaki ortak toplantılar kapsamında istişare edilerek uygulanabilir” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet üyesi Salim Keşlaf açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“1951 anayasasına geri dönmekten bahsedilmesi, özellikle El-Beyda Mahkemesi'nin yıllar önce anayasayı geçersiz kılan bir karar vermesiyle tarihe karıştı. Anayasanın Hazırlanmasından Sorumlu Kurucu Heyet’e bağlı İletişim Komitesi sivil toplum kuruluşları (STK) ve insan hakları örgütleriyle anayasal sürecin tamamlanmasına yönelik tartışmalarına devam ediyor. Şu anda bir üçüncüsü olmayan iki seçeneği inceliyor; ya anayasa referandumu ya da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması için geçici bir anayasal temelin kabul edilmesi.”

Hala geçerli olan anayasa
Libyalı yazar ve araştırmacı İbrahim el-Hingari konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Krallık dönemindeki Libya anayasası ve federal sistemin kaldırılmasından sonra üzerinde yapılan değişiklikler hala geçerli. Muammer Kaddafi'nin askeri darbesinden sonra anayasanın askıya alınması veya iptal edilmesi kararının hiçbir hukuki değeri yoktur” dedi.
1951 anayasasının işleyişini durduran rejimin düşürülmesinden sonra anayasanın otomatik olarak tekrar yürürlüğe konmamasına şaşıran Hingari “2011'deki devrimden sonra Ulusal Geçiş Konseyi (UGK), marşı ve ulusal bayrağı tekrar aktifleştirmeye karar verdi. Bunların ikisi de eski anayasada mevcut. UGK’nin Bağımsızlık Anayasası’nın tekrar yürürlüğe konması yönünde bir karar vermek yerine neden bir anayasa bildirgesi çıkardığını kimse bilmiyor” dedi.
Hingari açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu hata, UGK’nin bağımsızlık marşı ve bayrağını tekrar etkinleştirmeye yönelik kararına istinaden, seçilmiş TM ya da Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan ve Bağımsızlık Anayasası’nın tekrar yürürlüğe konup devletin resmi adı olan Libya Krallığı’nın geri verilmesini şart koşan bir kararla UGK tarafından düzeltilebilir. İlk aşamada Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi’nin Veliaht Prens ve Kral Vekili babasının askeri darbenin ardından bıraktığı vasiyeti uygulanarak Muhammed er-Rıda es-Senussi liderliğinde bir naiplik konseyi kurulmasını öneriyorum. Prens ile birlikte Libya’nın üç bölgesini -Trablusgarp, Sirenayka ve Fizan- temsil edecek dürüstlükleri ve tecrübeleriyle tanınan üç kişi seçilmesini öneriyorum.”

Hayalperest düşünceler
Siyaset Bilimi Profesörü Cemal eş-Şatşat, birden fazla karmaşık krize boğulmuş olan ve yerel çatışmaların hummalı uluslararası ve bölgesel rekabetlerle iç içe geçtiği Libya'nın kurtarıcısı olarak monarşiyi pazarlamaya çalışan “hayalperest düşünceler” olarak tanımladığı öneriyi eleştirdi.
Şatşat “Yarım yüzyıldan fazla geriye gitme çağrısı yapanlar, bu uzun zaman zarfında yaşanan ve anayasal monarşiye dönme hayallerini gerçekleştirmelerinin önünde engel teşkil edecek uluslararası ve yerel değişimlerin boyutunun farkında değiller” dedi.
Libya’nın bağımsızlığını kazanmasından ve 1951'de referanduma gitmeden Libya'nın üç bölgesinden oluşan bir komitenin oybirliğiyle oluşturulan anayasanın kabul edilmesinden sonra ülke Kral İdris es-Senussi'nin liderliğinde monarşi ile yönetiliyordu. Ancak o dönem Muammer Kaddafi’nin liderliğinde Libya ordusundaki subaylar iktidardaki rejime darbe yaptıktan sonra 1969 yılında anayasa askıya alınmıştı.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.