Fenerbahçe Teknik Direktörü Kartal: Şampiyonluk iddiamız devam ediyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Fenerbahçe Teknik Direktörü Kartal: Şampiyonluk iddiamız devam ediyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Fenerbahçe Teknik Direktörü Kartal, "Ne kadar kötü olsa da liderin 17 puan gerisindeyiz. Matematiksel olarak her şeye rağmen şampiyonluk iddiamız devam ediyor" dedi.
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, Fenerbahçe için burada olduğunu ve takımı en üst seviyeye çıkarmak için uğraşacağını söyledi.
Ülker Stadı'nda düzenlenen basın toplantısına Fenerbahçe Kulübü Genel Sekreteri Burak Kızılhan, yönetim kurulu üyeleri Selahattin Baki, Mustafa Kemal Danabaş, Ruşen Çetin ve Fethi Pekin katıldı.
Hedefinin Fenerbahçe’nin başarısı olduğunu hatırlatan Kartal, başkanla görüşmesinde sezon sonunu konuşmadığını vurgulayarak, “Ben Fenerbahçeliyim. Bugünden yarına bunları konuşmanın çok doğru olmadığını düşünüyorum. Bugün için en üst seviyeye takımı nasıl çıkartırım onu düşünüyorum. Ben bunun için buradayım. Şu an sezon sonu için bir şeyim yok. Ben Fenerbahçeliyim. Başkanla konuşuruz. Her zaman için güzel ve doğru olanın yolunu buluruz. Fenerbahçe’nin başarısı için.” İfadelerini kullandı.
Fenerbahçe’de büyük mutluluklar yaşadığını ve sarı-lacivertlilerin hayatında büyük bir yere sahip olduğunu anlatan Kartal, şöyle devam etti:
“Fenerbahçeme tekrar, ikinci kez geldim. Bana bu görevi layık gören Ali Koç ve yöneticilerimize çok teşekkür ediyorum. Başkanımızla çok samimi bir görüşme içinde göreve talip oldum. Beni aradığında hiç tereddüt etmeden başkanla buluşmaya gittim. Başkan bana Fenerbahçe futbol aklı olarak yaşananları, giden teknik direktörle ilgili yaşananları takımın durumunu her şeyi net ifade etti. Bu takımın bir parçası olmamı benden istedi. Ben de Fenerbahçe için, her zaman takımın parçası olmam için, bu takımı takip ettiğimi oyuncuların kapasitesini bildiğimi kendisine izah ettim. ‘Sorumluluk alırım, söz konusu Fenerbahçe ise geçmişte olduğu gibi bugün de bu sorumluluğu omzumda taşırım’ dedim. Fenerbahçe çatısı altında bana destek olunduğu sürece gerisi teferruattır. Hayatımın büyük bölümü bu tribünlerden gelen biri olarak hiç bir şey düşünmeden bu camiaya gönül veren kalpten severek her şeyimi vermeye hazır bir insanım. Bunun için bu görevi kabul ettim. Çok kısa bir zaman oldu. Bugün 8’inci gün. Oyuncu kardeşlerimle Samandıra’da vakit geçiriyor, çalışıyoruz. Şu an takımın mental olarak biraz enerjisinin düşük olduğunu gördüm, gözlemledim. Oyuncuların kariyerlerinin yukarıda olduğunu ama mental olarak biraz aşağıda olduğumuzun farkındayım. Şu an mental olarak takımı yükseltmek için bütün çabamla uğraşıyorum. Bir taraftan da oyuncularımızın fiziksel, teknik, taktik olarak ne yapmamız gerektiğini pozitif futbol oynamamız gerektiğinin taraftarlarımızın ne istediğini bilen bir antrenörüm.”

“Şampiyonluk iddiamız devam ediyor”
İsmail Kartal, Fenerbahçe camiasının nasıl bir futbol izlemek istediğinin farkında olduğunu dile getirdi.
Zamanla yarıştığını hatırlatan Kartal, “Oyuncularımla vakit geçirmem, çalışmam, fizik, teknik, taktik ve mental olarak zamanımız olsaydı bunu çok önemli bir fırsata çevirebilirdik ama böyle bir şansımız yok. 3 günde bir maç oynuyoruz. Buna rağmen Samandıra’da geçirdiğim 7 günde oyuncularımla yaptığım grup toplantılarında ve bireysel toplantılarda oyunculardan pozitif elektrik aldım bu da beni çok mutlu etti.” değerlendirmesinde bulundu.
Taraftarların istenmeyen sonuçlarda tepkisinin doğal olduğunu aktaran Kartal, “Taraftarlarımız her zaman haklıdır. Taraftarlar varsa biz varız. Taraftarlarımız sayesinde bu camia ayakta kaldı. Biz birlik olduğumuzda en zor günde birlikte nasıl bir camia olduğumuzu herkese gösterdik. Bu kulüp en büyük sivil toplum gücüdür. 3 Temmuz sürecinde bunu herkese gösterdik. Ben evimde bu göreve gelemeden önce Fenerbahçe’nin maçlarını izlerken bazen çok üzülüyordum. Bu takım bu değil bu oyuncular bu değil. Çok daha iyisini yapabileceklerini görebiliyordum. 3 kulvarda gidiyoruz. Ne kadar kötü olsa da liderin 17 puan gerisindeyiz. Matematiksel olarak her şeye rağmen şampiyonluk iddiamız devam ediyor. Ziraat Türkiye Kupası var, konferans ligi var. Çok koşan disiplinli Prag gibi bir takıma karşı oynayacağız. Hep birlikte bir karar aldık. 3 kulvarda mücadele ediyoruz ve oyuncularımızı burada mücadele edebilecek seviyeye getirmek benim görevim. Bunun için buraya geldim. “ şeklinde görüş belirtti.

Kartal'dan taraftara "destek" çağrısı
İsmail Kartal, taraftarlardan yarınki maçta destek istedi.
Camianın yarınki maçla beraber eski günlerine dönmesi gerektiğini kaydeden Kartal, şöyle konuştu:
“Fenerbahçe ailesi olarak taraftarlarımızın yarınki maçta özellikle bir milat olarak bir başlangıç yapmak istiyorum. Hakemin başlangıç düdüğünden bitiş düdüğüne kadar taraftarların bu takıma, oyunculara güvenmelerini istiyorum. Taraftarlarımıza güveniyorum, onların da beni sevdiğini biliyorum. Benden çok oyuncularıma inanmalarını, destek olmalarını istiyorum. Bugün birlik olma, beraber olma günü. Bunun için buraya geldim. İnşallah hep birlikte bir ekip olarak, başkanımızın yöneticilerimizin bize inanan ve güvenen medya mensuplarımızın vereceği hoşgörüyle biraz zamana ihtiyacımız var. Taraftarlarımızın zamanla düzeltebileceğime inanmalarını istiyorum. Oyuncularımızın her biri bizim için değerlidir. Değerli oldukları için buradalar. Onlara bu formanın değerinin, bunu giymenin sorumluluğunu ne yapmaları gerektiğini anlattım. Bundan sonra bu bilinçle maçlara hazırlanacağımızı bu bilinçle özel yaşantılarında hareket etmelerini onlardan istedim. Bu benim hakkım. Bütün taraftarlarımızın benden beklentisi var, ben hayatımı bu işe verdim. Bu yolda oyuncularımın bana verdikleri enerji pozitif. İnançlıyım, mutluyum, oyuncularıma güveniyorum.”
Kısa zamanda her şeyin değişemeyeceğinin altını çizen Kartal, “Ben içimden geldiği gibi konuşan bir insanım, rol yapmam yapamam zaten. Mesut dünya çapında, çok yetenekli bir oyuncu, düzgün de bir insan. Kendisiyle dün konuştum, görüştük. Ufak tefek problemler olabilir. Samimi bir görüşme geçti. Kendisi de bundan mutlu oldu. Bundan sonra daha iyi olacak diye düşünüyorum. Bugün bu ülkede kaç tane İrfan Can Kahveci gibi oyucu var. Bunlar bizim oyuncularımız, bunlara sahip çıkacağız. 3 kulvarda gidiyoruz hepsi bizim oyuncumuz. El ele vereceğiz ve elimizden gelenin en iyisini yapacağız” şeklinde görüş belirtti.

“Biraz sabır gerekiyor”
İsmail Kartal, pozitif futbolu dörtlü sistemle oynamayı sevdiğini ifade etti.
Taraftarları mutlu edecek pozitif futbolun gereklerini yerine getirmek istediklerini anlatan Kartal, şunları aktardı:
“Biraz sabır gerekiyor. Oyuncular kaliteli oyuncular. Eksikler döndüğünde farklı bir Fenerbahçe oluşturacağımız düşünüyorum. Çalışacağız, elimizden geleni yapacağız. Başkanıma saygım sonsuzdur. Şu 2 maçı oynayalım bu iki maçta sonra başkanımızla oturup bir şeyleri planlayacağız. Başkanımızın enerjisi çok yüksek. Her türlü fedakarlığı yapmaya hazır. Şu anda bugünden yarına şunu alalım diye bir şeyler konuşmadık. Ben, karakter doğuştan derler ama çok inanmıyorum. Karakter hayat içinde yaşadıklarınızla, yoğrulmakla olan bir iradedir. Oyuncularımla yapmış olduğum toplantılarda bire bir görüşmelerde beden dilim, antrenmandaki hırsım birazcık bir yerlerden alacaklardır diye düşünüyorum. Ekibimle yapacağımız çalışmalarla onu biraz adım adım sabır gösterirsek üzerine koyacağımızı düşünüyorum.”
Kalecileri Altay Bayındır, Berke Özer ve Ertuğrul Çetin için ‘evlatlarım’ ifadesini kullanan Kartal, şu değerlendirmede bulundu:
“Altay, Ankaragücü’nden benim talebem onu orada ilk oynatan benim, o benim evladım gibidir. Berke de Ertuğrul da evladım gibidir. Berke’nin durumu iyiye gidiyor. Altay’da 10 gün içinde normal takım antrenmanlarına başlayacağını düşünüyorum. Duruma göre pozisyonumuza göre sayın başkanla 2 maçtan sonra tekrar bir değerlendirme yapacağız. Sezon başından beri Vitor hocanın transferleri kendi sistemine göre yapıldı. Dörtlüye geçtik burada oynayacak oyuncularımızı var ama bu birden kolay olacak işler değil. Adapte olmaları gerekiyor. Zamanla birlikte bu sistemi çalışmamız lazım. Aynı oyuncuların birlikte oynayıp bunu sindirmesi lazım. Bu arada da sonuçların iyi gelmesi gerekiyor, özgüven kazanmaları için. Oyuncuların bundan keyif alması gerekiyor. Ondan sonra zaman içinde üstüne koya koya yoluna devam edeceğiz. Bu sisteme göre transfer konusunda şu anda planlanmış bir şey yok. Elimizdeki oyuncular değerli. Onların değerli olduklarına inanıyoruz.”
Altyapıya önem verdiğini ve oradan oyuncuları da kazanmak istediğini dile getiren deneyimli teknik adam, “Benim gençlere kapım açık. Onların eğitilmesi daha iyi olması için uğraşıyorum. Gençlere şans vermeyi seven bir antrenörüm, bu süreci devam ettireceğim. Altyapının sorumlusu arkadaşlarla Tahir hocamızla sürekli görüşüyoruz. Onları da takıma alarak o havayı solumalarını istiyoruz. Zaman zaman oyuna alarak adapte etmeye çalışacağız” diye konuştu.
Mesut Özil’in kariyerli bir oyuncu olduğunu ve kendisinin de ekibe yardım etmesi gerektiğini vurgulayan Kartal, tesislerin eskisinden daha güzel olduğunu da sözlerine ekledi.

“Pozitif futbolda dörtlü sistemi savunan biriyim”
İsmail Kartal, lige verilecek arada Antalya’da 1 hafta kamp geçireceklerini söyledi.
Orada iyi çalışacaklarını ve kendilerini toparlayacaklarına inandığını aktaran Kartal, sözlerini şöyle tamamladı:
"Kurşunlandığımız sene iyi bir takımımız vardı. O günkü istatistikler son 20 yılın en iyileriydi, kırılamadı o. Takımdan birçok oyuncu gitti ayrıldı sonra tekrar çok büyük transferler yapıldı, olmadı. Ben tüm raporlarımı atletik performansını Pereira, Terrenao ve Aziz Başkan'ımıza sunmuştum o zaman. Bugün Pereira ayrıldı, ben geldim üçlü sistem vardı. Benim kendime göre pozitif futbolda dörtlü sistemi savunan biriyim. Bunu hayata geçirmek için uğraşıyorum. Ben herhangi bir rapor almadım. Ama burada çalışan antrenör arkadaşlarım bana raporları verdiler."



Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)
TT

Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)

Kaderin ilginç cilvesi, Arjantinli sihirbaz Lionel Messi ile İspanya'nın genç yıldızı Lamine Yamal'ı, sinema senaryolarını bile geride bırakacak bir hikâyede bir araya getirdi.

Yaklaşık 19 yıl önce sessiz bir insani yardım etkinliğinde başlayan bu öykü, bugün ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde futbolun zirvesine taşındı. Bir zamanlar mavi plastik bir küvette yıkanan bebek Yamal ile kariyerini unutulmaz bir finalle taçlandırmak isteyen yaşayan efsane Messi, bu kez dünya şampiyonluğu için karşı karşıya geliyor.

Kura tesadüfü ve Camp Nou soyunma odasında başlayan hikâye

2007 sonbaharında Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Katalan spor gazetesi Diario Sport ile birlikte bir yardım takvimi hazırlamak amacıyla özel bir proje başlattı. Proje kapsamında Katalonya'da yaşayan aileler arasında çekiliş düzenlenerek Barcelona futbolcularıyla fotoğraf çekimi yapılacak aileler belirlendi.

cdt5yh5yj
Messi, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından düzenlenen bir etkinlikte bebek Yamal'ı kucağında taşırken (AP)

Şans, Mataró'nun Roca Fonda semtinde yaşayan, Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin henüz beş aylık olan bebekleri Lamine Yamal'ın ailesine güldü.

Camp Nou Stadı'nın deplasman takımı soyunma odasında, o dönem henüz 20 yaşında olan ve Altın Top ödülü bulunmayan Lionel Messi, İspanyol fotoğrafçı Joan Monfort'un yönlendirmesiyle bebeği kucağına aldı ve annesi Sheila Ebana'ya mavi plastik küvette Yamal'ı yıkarken yardımcı oldu.

cdfvgthyju
Messi, Yamal ve annesi (AP)

Yıllarca arşivlerde unutulan bu fotoğraf, Yamal'ın babasının sosyal medyada "İki efsanenin başlangıcı" notuyla paylaşmasının ardından yeniden gündeme geldi.

Messi'nin Katalonya'dan dünya futbolunun zirvesine uzanan yolculuğu

Yamal futbolun ilk adımlarını atarken Messi, Barcelona formasıyla dünya futboluna damga vuruyordu.

Arjantinli yıldız, Barcelona kariyerinde 778 maça çıkıp 672 gol attı ve kulüple 35 kupa kazandı. Bu başarılar arasında 10 La Liga ve 4 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da yer aldı.

fghyju
Lionel Messi (AFP)

Barcelona'dan ayrıldıktan sonra Paris Saint-Germain formasıyla 75 maçta 32 gol kaydeden Messi, iki Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadı. Daha sonra Inter Miami'ye transfer olan yıldız futbolcu, Leagues Cup zaferi yaşarken ABD futbolunda da çok sayıda rekora imza attı.

Milli takım kariyerinde ise Arjantin'i üst üste iki kez Copa America şampiyonluğuna taşıyan Messi, 2022 Katar Dünya Kupası'nı da kazanarak ülkesini dünya şampiyonu yaptı. Milli formayla 100'ün üzerinde gole ulaşan Messi, sekiz Altın Top ödülüyle futbol tarihinin en başarılı oyuncuları arasında yer aldı.

Yamal'ın rekorlarla dolu yükselişi

Hikâyenin diğer tarafında ise Messi'nin yetiştiği La Masia Akademisi'ne giren Lamine Yamal, yıllar önce kendisini kucağına alan futbolcunun izinden yürümeye başladı.

v7k78ıl
Arjantin'i İngiltere karşısında zafere ve finale taşıyan Messi, takım arkadaşlarının omuzlarında (AP)

Nisan 2023'te 15 yıl 290 günlükken La Liga'da forma giyerek Barcelona tarihinin ligde oynayan en genç futbolcusu oldu.

Kısa sürede takımın vazgeçilmez isimlerinden biri haline gelen Yamal, 15'in üzerinde gol atıp çok sayıda gol pası verdi. Barcelona yönetimi de genç yıldızı, 1 milyar dolarlık serbest kalma maddesi içeren uzun vadeli bir sözleşmeyle kulübe bağladı.

fbgnhmu
Lamine Yamal, İspanya Milli Takımı formasıyla (Reuters)

Milli takımda da kısa sürede yükselen Yamal, henüz 16 yaşındayken İspanya'yı EURO 2024 şampiyonluğuna taşıdı ve turnuvanın "En İyi Genç Oyuncu" ödülünü kazandı.

Messi ve Yamal'ı buluşturan dikkat çekici tesadüfler

İki yıldız arasındaki bağ yalnızca yıllar önce çekilen fotoğrafla sınırlı değil.

Her iki futbolcu da La Masia altyapısından yetişti ve Dünya Kupası kariyerlerine 19 numaralı formayla başladı.

sd78kl
Lamine Yamal (AFP)

Dikkat çeken bir başka benzerlik ise ilk Dünya Kupası gollerini 18 yaşında atmaları oldu. Messi 2006 Dünya Kupası'nda ilk golünü 18 yaşında kaydederken, Yamal da 2026 Dünya Kupası'ndaki ilk golünü aynı yaşta attı.

vfghyju
Kosova'nın batısındaki Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun, 2026 Dünya Kupası finalinde karşı karşıya gelmeleri öncesinde Messi ile Yamal'ı tahıl ve tohumlarla tasvir ettiği mozaik çalışma (AFP)

Üstelik Yamal, golünü zayıf ayağı olan sağ ayağıyla ve Messi'nin 20 yıl önce golünü attığı köşeye göndererek kaydetti. Bu benzerlik, iki futbolcu arasındaki kader ortaklığını daha da dikkat çekici hale getirdi.

Dünya Kupası finalinde nesillerin düellosu

Dünya futbolunun gözü şimdi ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak Dünya Kupası finaline çevrilmiş durumda.

xcvfbg
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun fırçasından çıkan, 2026 Dünya Kupası finalindeki kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal portresi (AFP)

Arjantin ile İspanya'yı karşı karşıya getirecek mücadele, daha önce oynanamayan Finalissima'nın adeta gecikmiş buluşması niteliğini taşıyor.

fvgthy
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun tahıl ve tohumlardan oluşturduğu, 2026 Dünya Kupası finalinde yaşanacak kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal mozaiği (AFP)

39 yaşındaki Lionel Messi, kariyerini ikinci Dünya Kupası şampiyonluğuyla taçlandırmayı hedeflerken; 19 yaşındaki Lamine Yamal ise İspanya'yı ikinci dünya şampiyonluğuna taşımak için sahaya çıkacak.

Bir zamanlar plastik bir küvette yıkanan bebek, bugün dünya futbolunun tahtı için çocukluk kahramanıyla aynı sahada mücadele edecek. Bu final, yalnızca bir şampiyonluk mücadelesi değil, aynı zamanda futbolun iki kuşağını buluşturan sıra dışı bir hikâyenin de son perdesi olacak.


Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
TT

Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor

Baha İyali

New Jersey'deki MetLife Stadı'nda maçın 79. dakikasında Erling Haaland, ceza sahasına gönderilen ortayı kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. Ardından ceza sahası dışından yaptığı sert vuruşla Brezilya'nın umutlarını tamamen bitirdi. Neymar'ın uzatma dakikalarında penaltıdan bulduğu gol sonucu değiştirmeye yetmedi ve Sambacılar, 1990'dan bu yana ilk kez Dünya Kupası'na son 16 turunda veda etti.

Brezilya'nın elenişini izlerken aklıma, birkaç hafta önce Fransa-Senegal maçını anlatan Yemenli spiker Hasan el-İdris'in söylediği şu cümle geldi: "Futbol, sekizinci sanattır." Sonucun ağırlığı kadar bu cümle de zihnimde yankılanıp durdu.

İnsan sevdiği şeyi yüceltmek, ona duyduğu tutkuyu meşrulaştırmak için onu sanat mertebesine yükseltmeyi sever. Ancak "sekizinci sanat" ifadesi, üzerinde daha derin düşünmeye değer

İtalyan kuramcı Ricciotto Canudo, sinemayı mekân ve zaman sanatlarını tek bir yapıda buluşturduğu için "yedinci sanat" olarak tanımlamıştı. Futbola da bu açıdan bakıldığında bu unvan yakıştırılabilir. Çünkü futbol; beden, zaman ve dramın canlı bir bileşimidir; müzenin ve tiyatronun alışıldık sınırlarını aşan bir anlatıdır. Fotoğraf, televizyon ve başka birçok alan yıllarca "sekizinci sanat" unvanına aday gösterildi. Ancak bu koltuk, diğer sanatların birbirinden ayırdığı unsurları yeniden bir araya getirebilecek bir sanatı bekliyordu.

Klasik estetik ise bu değerlendirmeye itiraz eder. Immanuel Kant'ın güzellik anlayışı iki temel koşula dayanır: İlki, çıkar gözetmeyen saf bir estetik hazdır. İkincisi ise güzelliğin kendi dışında bir amaca hizmet etmeksizin var olmasıdır. Bir çiçek, yalnızca kendisi olduğu için güzeldir.

Oysa futbol sahasında yaşananlar, bu iki ilke ile çim sahalarda olup bitenler arasındaki uçurumu her maçta biraz daha derinleştirir.

Tribünlerin İntikamı

Pierre Bourdieu, "meşru kültür" dediğimiz olgunun, aslında kültürel iktidarı elinde bulunduran sınıflar tarafından üretildiğini söyler. Egemen sınıf kendi beğenisini evrensel ölçü haline getirirken, halkın zevkini sıradan ya da bayağı olarak damgalar. Yedi güzel sanat da bu anlayışla kurulmuş seçkin bir salona benzer. O salona girmek için bilet, eğitimli bir bakış ve eser karşısında uzun süre sessiz kalabilecek bir sabır gerekir. Oysa Futbol, milyonlarca insanın hiçbir eleştirmenin aracılığına ihtiyaç duymadan sahip olabildiği bir alandır. Onun dili gürültülüdür. Tezahüratlar, bayrak gibi sallanan formalar ve zamanla sözlü şiire dönüşen maç anlatımları bu dilin temelini oluşturur. Hatta öyle ki, futbol anlatıcılığı kendi başına ayrı bir sanat biçimine dönüşmüştür. Bu nedenle futbolu sanat olarak nitelendiren kişinin bir sanat eleştirmeni değil de bir spor spikeri olması şaşırtıcı değildir. Aynı çağrıyı tribündeki herhangi bir taraftarın yapması da öyle.

Stadyumun kutsallığı, bilet alabilenlere ve yüksek sanat zevkine sahip olanlara mahsus değildir; aksine kültürel salonların titizlikle kapattığı kapıları herkese açar.

Salonun güzelliği tek bir eğitimli gözün sessizliğiyle tadılırken, futbolun güzelliği ancak topluluk içinde tamamlanır. Yalnız izlenen bir gol, aslında yarım bir goldür. Kalabalık, güzelliğin tamamlanması için bir şart ve onun en temel direklerinden biridir. Müze sessizlikle ibadet eder, stadyum ise gürültüyle; ikisinin de kendi kutsallığı vardır. Ancak yalnızca stadyum, kültürel seçkinliğin dışında bırakılan insanlara kapısını sonuna kadar açar.

Erling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyorErling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyor

Bu dil kahvehanelerde, kaldırımlarda ve sabaha kadar süren futbol sohbetlerinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir maçı izlemek için sabahın köründe buluşurlar; özetine bakıp geçmek yerine, o anın doğumuna şahitlik etmeyi tercih ederler. Topluluk, Muhammed Salah’a "Firavun", Lionel Messi’ye "Kral" unvanını verir; kendi efsanesini akademilerin onayını beklemeden kendi zevkiyle kurar. Ticari sistem, futbolu bilet ve özel yayın haklarıyla bir meta haline getirmeye çalışsa da insanlar hep bir ağızdan bağırdıkları anda oyunu geri kazanırlar; forma sokakta bayrağa, kahvehaneler ise iki yabancı arasındaki geçici kardeşliğe dönüşür.

Sonuçtan önce gelen bir aidiyet duygusu; yalnızca en büyük sahnede yer alabilmiş olmanın doğurduğu sevinç... Öyle ki, Dünya Kupası'na katılabilmek bile kuşaktan kuşağa anlatılan bir zafere dönüşür.

Zayıfların dramı

Turnuvanın 48 takıma çıkarılması, sadece soğuk bir idari karar değil, daha fazla halkın bu büyük hikâyeye ortak olması için davetiyeydi. Çünkü her yeni katılımla birlikte milyonlarca insan kendini bu büyük anlatının ortağı olarak buluyor, turnuvanın sözlüğüne yeni bir yerel dil, yeni bir ses ekleniyordu. Bu yaz, zayıfların dramı bütün dünya haritasına yayıldı: Norveç tarihte ilk kez çeyrek finale yükseldi; İsviçre 1954’ten beri süren özlemine penaltılarla son verdi; Mısır ilk kez eleme turlarına kaldı. Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) Arjantin’e ter döktürdü. Asya da turnuvanın başlangıcından itibaren dengeleri altüst etti. Güney Kore’nin Çekya’yı devirdi; Avustralya Türkiye’yi eledi; Katar, İsviçre karşısında aldığı beraberlikle tarihinde ilk puanını aldı. Afrika'dan katılan on takımın dokuzu ise son 32 takım arasına kalmayı başardı.

Masa, her misafire hikâyede bir yer vaat eder ve kupayı sona kadar direnene bırakır. Erken elenenler bile evlerine sevgiyle uğurlanır: Yeşil Burun Adaları, elenmesine rağmen kahramanlarını bir fatih gibi karşıladı; Son Heung-min’in halkından özür dilemesi, birçok zaferden daha derin izler bıraktı. Bu küçük takımlar, ticari mantığın satın alamayacağı bir hikâye anlatıyor: Sonuçtan önce gelen aidiyet duygusu ve en büyük sahnede var olmaktan doğan bir sevinç. Oyunun gerçek tadının eleştirmenlerden önce seyirci tarafından yaratıldığını doğrulamak için büyük masaya gelen isimler bunlar.

Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.

Turnuvanın en çarpıcı sahnesi ise üç ev sahibi ülkenin son 16 turunda veda etmesiydi: ABD Belçika’ya, Kanada Fas’a, Meksika ise İngiltere’ye yenildi. 48 takımlı, 16 statla bu devasa organizasyona rağmen, üç ev sahibi ülke ilk sekiz takım arasına giremedi. Sermayenin finanse ettiği stadyum arka kapıdan çıkarken, resmi sahnesi olmayan sanat ayakta kaldı. Çünkü futbol, kendine özgü güzel inadıyla yukarıdan yönetilmeyi reddeder; etrafını saran siyaset ve gösteriş ne kadar büyük olursa olsun, dev makinelerin finali önceden yazmasına izin vermez. Burada gizli bir şiirsel adalet var: Organizatör kendi oyununu evcilleştiremiyor ve oyun, kendisini kuranların masasından daha büyük olduğunu ilan ediyor. Tribünlerin hükmü, salonun hükmüne üstün geliyor.

Güzel kaybeden, bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü onda, en güzelini ortaya koyup yine de kaybeden kendi yansımamızı görürüz.

Faydaya mahkûm güzellik

Futbolda güzellik, "fayda" ile birleşerek sanatın en eski dogmalarını yerle bir eder. Théophile Gautier ve "Sanat Sanat İçindir" savunucuları faydayı çirkinlik, amaçsızlığı ise asalet sayarken; çim sahalardaki bir çalım, savunmacıyı geçtiği için; bir pas, ağlarla buluştuğu için görkem kazanır.

Müzede sergilenen tablo, hiçbir fayda sağlamasa da asaletini korur. Ancak sahada, sonucu değiştiremeyen güzellik -taşı ağlatacak kadar etkileyici olsa bile- elenir ve karşımıza çıplak bir hayal kırıklığı olarak çıkar. Bu durum, eski Makyavelci anlayışı doğrular: Amaç, vasıtayı meşru kılar.

Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.

Tribünler, sonuç getirmeyen çalımı ıslıklanması gereken boş bir şov olarak görürken, salonlar bunu saf bir lüks olarak yüceltir. Müzedeki bir tablo, hiçbir faydası olmasa da asaletiyle korunurken; stadyumda gol atamayan bir sanat, taşları bile ağlatsa elenir. Başarıyı getirmeyen güzellik, Machiavelli'nin o kadim kaidesini doğrular: "Amaç, aracı meşru kılar." Tribünler, Mısır’ın en güzel futbolu oynadığına inansa da kupa, son düdüğe kadar dayananındır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre güzel kaybeden bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü kaybedende biz en güzelini yapıp yenildiğimizde kendimizi buluruz.

Bu tabloda gizli bir şiirsel adalet sezilir: En büyük organizatör, kendi oyununu kontrol etmeyi başaramaz ve futbolun, onu kuranların hazırladığı sofradan çok daha büyük olduğunu ilan eder. Sonunda tribünlerin kararı, seçkin salonların kararının önüne geçer.

Keskin bıçaktaki büyü

Zirveye çıkan oyuncular, güzelliği silaha dönüştürürler. Messi, tüm becerisini tek bir amaca hizmet ettirir; son dakikalarda gol atar veya attırır. Salah, Avustralya karşısında "Panenka" vuruşunu seçtiğinde, bunun sadece bir estetik değil, takımına güven aşılamak için yapılmış hesaplı bir soğukkanlılık olduğunu gösterdi. En cömert görünen anlar, aslında hesabın en soğuk yapıldığı anlardır. Haaland ise "sonuç güzelliği" ile karşımıza çıkar; tüy kadar hafif bir estetik değil, keskin bıçak kadar kesin bir vuruş. Büyük oyuncular, fırça ile bıçağı tek elde birleştirirler; hem çizerler hem de keserler.

Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.

Maç izlemek de zamanla, bir tablonun karşısında durmaya eşdeğer estetik bir deneyime dönüşür. Bir kez yaşanan, sonra akıp giden ama ona tanıklık edenlerin bedenine kazınan bir andır bu. Golden önce tribünlerden yükselen ortak nefes, golden sonra duyulan derin iç çekiş… Geçici bir güzellik, gelip geçmesi sayesinde camın ardında sonsuza dek sergilenen eserlerden bile daha derin iz bırakır.

Dünya Kupası ise müzesini duvarlardan önce insanların yüreğinde kurar. Her dört yılda bir kapılarını açan canlı bir sergi gibi, kolektif hafızaya parlayan, ardından sönen ama unutulmayan yeni bir tablo ekler. Böylece gelecek kuşaklar, bu anları rakamlardan ve istatistiklerden önce hikâyeler olarak miras alır.

Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.

Liste dışı vedalaşma

Cristiano Ronaldo'nun, Portekiz'in İspanya'ya elenmesinin ardından son Dünya Kupası'na gözyaşlarıyla veda etmesi, bütün sınıflandırmaların anlatmakta yetersiz kaldığı gerçeği tek başına özetler. Ronaldo, çalımla geçilemeyen tek rakibi olan zamana yenildi. O gözyaşlarında ne ticari bir ürünün üretebileceği ne de bir yönetmenin yeniden kurgulayabileceği sahici bir duygu saklıydı. Futbol yalnızca bir kez, zamanın akışı içinde oynanır. Kupalar da yıldızlar da sonunda saatin hükmüne boyun eğer. Bu yüzden her final, bir kuşağın vedası ve bayrağı yeni kuşağa devretmesidir. Oyunun asıl sırrı da burada yatar: Futbol, perdesini yalnızca bir kez açan zamanın ve faniliğin sahnesidir. Son perdenin nasıl biteceğini kimse önceden bilemez. Bu belirsizlik, dünyanın dört bir yanındaki milyonları aynı ekranın önünde buluşturur; çünkü herkes, bir daha asla aynı şekilde yaşanmayacak o ana tanıklık etmek ister.

Bu ortak hafızada, büyük bir devletin bayrağı ile küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşır. Çünkü insanlar bir anın kıymetini, onu yaşayanın büyüklüğüne göre değil, taşıdığı güzelliğe göre hatırlar ve değerlendirir.

Bütün bunlardan sonra kimin kaçıncı olduğu sorusu anlamını yitiriyor. Turnuvanın tozu dumanı dağıldığında puan tabloları ve kupayı kaldıran takımın adı zamanla silikleşiyor; hafızada kalan ise güzelliğin başarıyla buluştuğu anlar oluyor. Bu kolektif bellekte büyük bir ülkenin bayrağıyla küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşıyor; çünkü insanlar bir anı, onu yaşayanın büyüklüğüyle değil, taşıdığı güzellikle ölçüyor.

Devlerin tökezlediği o çimlerin üzerinde futbol, kendisinden sonra gelenlere herhangi bir cevaptan daha güzel bir soru bırakıyor: Herkesin aynı anda birlikte ürettiği ama hiçbir rafa sığmayan ve hiçbir sınıflandırmaya hapsolmayan bir sanat olabilir mi?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 


Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Eski İngiltere kaptanı Wayne Rooney, Dünya Kupası yarı finalinde Arjantin'e karşı alınan yenilginin sorumluluğunu tamamen Thomas Tuchel'e yükledi ve İngiltere'nin Arjantin karşısında "dağıldığını" söyledi.

İngiltere, Atlanta'da Anthony Gordon'ın golüyle öne geçtikten sonra Tuchel yaptığı bir dizi savunma ağırlıklı oyuncu değişikliğiyle oyunun inisiyatifini ve kontrolünü Arjantin'e bıraktı.

Arjantin ise bu fırsatı iyi değerlendirdi. Lionel Messi'nin maçın son bölümünde hazırladığı iki gol pozisyonuyla yarı finali lehine çeviren Arjantin, 2-1 kazanarak pazar günü oynanacak finalde İspanya'nın rakibi oldu.

Tuchel, son 16 turunda Meksika karşısında İngiltere 10 kişi kaldığında takımı savunmaya çekerek maçı yönetme biçimi nedeniyle övgü almıştı. Ancak Ezri Konsa, Dan Burn ve Nico O'Reilly'den oluşan savunma ağırlıklı üçlüyü oyuna alması sert eleştirilere neden oldu.

Rooney, İngiltere'nin çöküşünün buradan başladığını ve teknik direktörün cevaplaması gereken sorular olduğunu belirtti.

BBC'de konuşan hayal kırıklığına uğramış Rooney, "Dağıldık" dedi.

Her şey teknik direktörden ve aldığı kararlardan başladı. Çok pasif bir oyun sergiledik. Dünya şampiyonu bu takıma karşı bunu yapıp da cezasız kurtulamazsınız. Bu en büyük sınavdı ve biz başarısız olduk. 1-0 öndeyken yaptığımız değişiklikleri görünce, Arjantin gol atarsa maç uzatmalara gitmeyecek diye düşündüm.

İngiltere, sahada uzun süre altı savunmacıyla oynadıktan sonra eşitlik golünü ararken Tuchel, Ivan Toney ve Marcus Rashford'u ancak son dakikalarda oyuna sürdü.

Rooney "Eğer o sahada hücum oyuncusuysanız ve 1-0 öne geçerseniz ve teknik direktörün yaptığı değişiklikleri görürseniz, inancınızı kaybedersiniz, bu şekilde oynamaya ancak bir yere kadar devam edebilirsiniz" diye açıkladı.

Sonra düşünmeye başlıyorsunuz, 'Ah hayır, bu kadar uzun süre geriye yaslanacaksak bunu nasıl atlatacağız?' Bu tamamen panik, hem de gerçek bir panik. Öne geçtikten sonra topun kontrolünü rakibe bırakamaz, ikinci golü bulma fırsatından da vazgeçemezsiniz. Çünkü yapmanız gereken tam olarak budur. Eğer bu kalitedeki oyuncuların ceza sahası çevresinde topa sahip olmasına izin verirseniz, er ya da geç gol atacaklardır.

Independent Türkçe