Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  
TT

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Adonis Şarku’l Avsat için yazdı: Öznellik ve öteki arasında rehin kalan Arap kültürü  

Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber, (D. 1930) olan ve Adonis adıyla tanınan dünyaca ünlü Suriye-Lübnanlı şair ve denemeci Şarku’l Avsat okurları için “2022’de Dünya: Zorluklar ve Dönüşümler” dizisi kapsamında kaleme aldığı makalesini sizlerle paylaşıyoruz.  

  • 1- Yaygın Arap kültürünü nasıl tanımlayabiliriz? Bu kültürü öteki kültürlerden ayıran ve belirgin kılan özellikleri nelerdir?  

Arap kültürü örneğin, entelektüel ağırlıklı bir kültür mü, bilgiye yeni ufuklar açan yenilikçi ve yaratıcı bir kültür müdür?  
Yoksa aktarım ve dönüştürme aracı mı? Ya da çeviri ve etkileşim kültürü mü?   
Karmaşık bir araştırma kültürü mü, yoksa genel ve kolay yapıda bir kültür mü?  
Bilimin bu kültür içindeki yeri nedir?  Doğanın sırlarının araştırılması ve bilinmeyenlerinin keşfine aracılık etmekte midir? 
Bu kültür içinde felsefenin yeri nedir? insan varoluşunu, yaşamını ve akıbetini anlamaya yönelik konumu nedir?
Bu kültür, en son Osmanlı’da temsil edilen hilafetin kaldırılmasından bu yana, küresel anlamda ‘bilgi dünyasının’ inşasına ne tür katkılarda bulunmuş, nasıl yenilikler getirebilmiştir?  Günümüz bilgi üretiminde Arap dilinin konumu nedir? 
Bugün sıradan bir Arap, ataları gibi yaratıcı kültürel faaliyetlerde bulunabilecek kadar Arapçanın inceliklerine vakıf mıdır?
Arap İslam kamuoyu neden hala cinler ve büyü dünyasını, İbn Rüşd, İbn Arabi, Ebu’l-Alâ el-Maarrî veya Râzi'nin dünyasından daha fazla kabullenmektedir?
Bunlarla sınırlı olmamak üzere örnek olarak verdim. Bunun yerine, Descartes, Freud, Marx ve Einstein'ı da örnek olarak verebilirdim.  
Arap bireyler niçin doğdukları ülkelerde değil de başka ülkelerde yaratıcı kültürel alanlarda öne çıkabiliyor?
Eksikliğin ya da yetersizliğin Arap bireylerde olmadığını, iktidar ve kurumlarının sorumluluğunu hatırlatmak için bu kritik soruyu sormamız gereklidir.  Araplar niçin, çeşitli tezahürleriyle kültürü, idari ve siyasi olarak kendi hizmetlerindeki araçlar olarak gören kurumları inşa etmeyi sürdürüyor?  
O halde Arap devletlerinin bakış açısına boyun eğmeli ve söylediklerini tekrarlamalı mıyız?  Kültür, doğanın sırlarını çözmek için değil de iktidara hizmet eden araçlar anlamına mı gelir?  

  • 2- Bu soruları ve benzerlerini sormadan, Arap kültürü hakkında konuşmamız nasıl doğru olabilir? 

İlgili okuyucular bu soruların cevaplarının, geniş tartışmalara yol açacağını tahmin edebilirler. İşte bu muhtemel tartışmalar, Arap aydınları arasındaki anlaşmazlığın daha çok kimlik düzeyinde derin bir anlaşmazlık olduğuna işaret ediyor. Ortak Arap kültürünün kimliği, belirsiz, bulanık ve neredeyse kaybolmuş durumdadır. Bu kültür derinlemesine incelendiğinde, içinde karşıt çelişkili fenomenler barındırdığı ve üreticilerinin kabilecilik anlayışından sıyrılamadığı görülecektir. Oysa Arap kültürü olarak tanımlarken, aynı evde yaşandığına vurgu yapılmaktadır. Arap kültürü otoriter bir kültür olduğundan, kültür üreticileri genelde bireysel çıkarlarını önceler.  Bu durum çeşitli çağrışımlarıyla ancak daha fazla sefalete yol açabilir. 

  • 3-Arap kültürünün hareket alanı, İslâm Vahyinin zuhurundan itibaren dini bir çevre tarafından kuşatılmıştır. Bu çevrede, vahye ve dine bakış açısında farklı siyasal yaklaşımlar oldu. Zamanla iktidar ve din arasında organik bir bağ olduğu görüşü öteki görüşlere baskın hale geldi. Bu süreçlerde iktidar ve kültür üreticileri arasında nasıl çatışmalar yaşandığı erbabının malumudur. Bu kültürel içeriklerin başında ise, Arapçanın en önemli kültürel ürünü olan şiir gelmekteydi. Bu çatışma halen bir şekilde form değiştirerek devam etmektedir. Bu olgunun nedenleri ve sonuçları ile ilgili daha fazla yorumda bulunmama gerek yok, özellikle ilgililerinin bunu gayet iyi bildiği düşünülürse.

Ancak vurgulanması gereken, bu yaklaşımın üç ana konuyu ifsat ettiğidir:  
a-Kültür ya da bilginin yaratıcı üretimi, öyle ki kültür bir araştırma ve yaratıcı olmaktan çıkıp birikim haline gelmiştir. 
b-Din siyasi bir araca dönüştürülmüştür. İktidar, amaç ve tek referans kaynağı olmuştur. Oysa olması gereken, özgür irade, hukuk ve özgürlüğü çerçeveleyen bir üst konumda olmasıdır.
c-Din, bireysel bir özgürlük alanı olmaktan çıkmış, otorite tarafından kapalı tek boyutlu bir sisteme dönüştürülmüştür.  

  • 4-Bugün Arap kültüründe, evrensel düzeyde ‘Arap yaratıcılığı’ olarak gösterilebilecek hususlar edebi alanlardadır. Bu alanlar, şiir, roman, müzik ve resim sanatlarıdır. Bu alanlar da etkileşim ve yaratıcılık arasındaki ayrım itibariyle tartışmaya açıktır.

Felsefe ve bilime gelince, özellikle modern branşlar (atom, teknoloji ve uzay bilimleri) başta olmak üzere, tüm çeşitleriyle, ilkesel olarak felsefe dini görüşle çelişki içindedir. Şöyle ki felsefe özü itibariyle soru iken, din cevaptır. Felsefeciler dini metinlere doğrudan soru yöneltemezler. Şimdiye kadar olduğu gibi, dinin kaynaklarının şerhlerine ve yorumlarına dair sorular sorabilirler. Bu da yeni bir bilginin ve yaratıcı felsefi düşüncenin üretilmesine mâni olur. Bir tür yeniden yazma veya restorasyona yol açar. Böylelikle kişi dini siyasi sistemin mekanizmasında tutsak olur. 
İmam Şafii: “Kim ki Kur'an hakkında kendine ait görüşünü (rey) söylerse, haklı da olsa haksızdır” demiştir. Bu söz, bireyin din hakkında bir özgün bir fikri olamayacağını, siyasi otorite tarafından temsil edilen ‘cemaatin - toplumun’ dini görüşünün olabileceği anlamına gelir.
Bu sözün işaret ettiklerinden, bir kısmı doğrudan vahye dayalı olmak üzere başka bir şekilde yorumlayarak kurtulabiliriz. Örneğin şu ayetler: “Dinde zorlama yoktur.”, “Sizin dininiz size, benim dinim banadır”. Özellikle Allah’ın peygamberine hitaben buyurduğu şu ayet ile: “Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir”.  

  • 5-İslam hilafetinin kuruluşunun başlangıcından itibaren, Arap dili dünyasında kültür, iki temel üzerinde yükselmeye başladı:

Birincisi; vahyin nazil olmasından sonra sınırları ve yapısı belirginleşen, şiirin ve hukukun dili olan Arapçadır.
İkincisi ise vahiyden önce süregelen Arapçadır.  Arap dilinin kendi bünyesinde, ilahi yaratıcılık ile dilin dini olarak aktardıkları ile kültür dilinin, özellikle şiir dilinin taşıdığı ve taşımaya devam ettiği beşeri yenilikler arasındaki her düzeydeki derin bölünmenin sırrı burada yatmaktadır. Bu bölünmenin gelişim ve ufukları itibariyle yaratıcılık tarihinde ender bir anı temsil ettiğini düşünüyorum.  
Arap kültürünün menşei, gelişimi ve geleceği konusunda burada kapsamlı bir araştırma yapma imkanımız bulunmuyor. Bununla birlikte, ilahi dil ile beşeri dil arasındaki bölünmenin ortaya çıkardığı yaratıcı iklim üzerine odaklanılması gerekir. Eğer ilerleme kaydetmek istiyorsak, er ya da geç bu araştırmayı yapmak zorundayız. Burada sadece değinmekle yetiniyoruz.   
Hilafet ya da saltanat, dini ve kültürel otoritesini, katı ve nihai bir din yorumuyla güçlendirdi. Buna mukabil düşünceler, görüşler ve duruşlar kapalı ideolojiler haline geldi. Böylelikle, aynı ülke ve tek tip bir siyasi sistem içinde karşıt kardeşler aynı kültür dünyasını paylaşmış oldu. Bu da kendi içinde bölünmeler anlamına gelir.  “O'nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz” ayetinin işaret ettiği Tevhid peygamberlerine iman ediyoruz. Öte yandan, sadece Arap dilinde nazil olan olan vahye itaat ediyoruz. Bunu da otoritenin içtihadı uyarınca, içtihat otoritelerinin de desteğiyle yorumlanmış haliyle gerçekleştiriyoruz.
Bu üç boyutlu bir ikilemdir, entelektüel, tarihi ve yaşamsal: Arap kültürü özgürleşemiyor.  Özgürleşemediğinde de geçmişteki bir ufka ve derinliğe işaret etmekle yetiniyor. Bu durumdaki Arap kültürü, sivil, yaratıcı ve insani olamaz. Çünkü bu kültür, hayata ve evrene dair özgür bir vizyona ve geleceği şekillendirecek yaratıcı bir dinamizme dayanmıyor.   
Belki de burada, ‘imamet ve siyaset’ etrafındaki çatışmaların psikolojik boyutlarına değinmeliyiz. Birey psikolojisi değil, toplumsal bilinçaltı açısından değerlendirdiğimizde, sözcüğün özel anlamıyla dini olmayı da aşarak kültürel bir olguya dönüştüğünü görüyoruz. Bu kültürü de eğitim yöntemleri ve kurumlar kökleştiriyor. Bu çatışmada Müslüman sadece Müslüman olarak kalamıyor. “Şöyle bir Müslüman”, “şöyle bir düşünür” veya “şöyle bir şair” olması dayatılıyor. Bir Müslüman düşünür, şair ya da sanatçının doğru bir İslami çizgide olup olmadığı sınanıyor. O Ehl-i Sünnet mi yoksa Şii mi, Vahhabi mi yoksa İhvan’dan mı? Selefi mi yoksa Rafizi mi? Yani objektif bir değerlendirme imkanı ortadan kalkıyor, aydınlar, otoritenin ‘çıkar’ ya da ‘istihdam’ amaçlı değerlendirmesine tabi oluyor. Arapça metinler de kendi içeriklerine göre değil, siyasi ve dini önyargılarla okunmuş oluyor. Bize siyasi ve dini duruş olarak muhalif olanların herhangi bir alanda yazdıklarını önemsemiyoruz. Bu yazar ya da sanatçı ne denli önemli şeyler üretmişse de önemli olan bizim tarafımızda mı yoksa karşımızda mı olduğudur. Bu anlayış, ideolojik kabileci yaklaşımın kökleşmesinin ve Arap kültürü altında sivil bir toplum oluşturulamamasının nedenlerinden biridir. Oysa toplumdaki bireylerin ilişkisi, medeni ilkeler, özgürlükler, hukuk ve sorumluluklar çerçevesinde belirlenmelidir. Şu haliyle daha çok; farklı coğrafyalarda bir arada olan, aynı haklara sahip olmadan aynı görevleri yerine getirmek zorunda olan bireylerin oluşturduğu topluluklar görüntüsü veriyoruz.  
 Geçmişte okullarda dini mezhepler/ekoller dersi olurdu, bugün buna ‘şiir mezhepleri/ekolleri’, ‘sanat mezhepleri/ekolleri’ ve ‘düşünsel mezhepler/ekoller’ ekledik.  Herkes kendinden emin bir şekilde şöyle söylüyor: “En çok ben etkiliyim, en büyük benim.” 
Böylece, günümüzdeki ya da geçmişteki önemli temel metinlere olan ilgi azalıyor, bunların yerini, siyasi kullanıma elverişli ikincil metinler alıyor.   

  • 6-Arap dili dünyası bugün Avrupa ve ABD’nin, yani Batı'nın kültürel, bilimsel ve teknik başarılarının etkisi altında yaşıyor: Kuantum Devrimi, Dijital Devrim, Moleküler Biyoteknoloji Devrimi. Bu devrimler, tüm algıları altüst etti. Bilimi ekonomi ve politikanın gereksinimleriyle bütünleştirdi.  Batı’da yaşayan bazı Arap bireyler bu devrimlere katkı sunmuş olsa da Araplar, yönetim ve kurumsal olarak bu devrimlerin hiçbirinin içinde yer almadı. Bu durum, gelişimin önünde bireylerin değil, iktidarların ve kurumların engel teşkil ettiğini gösteriyor. Nitekim Araplar arasında bireysel olarak her alanda yaratıcı zihinlere rastlamak mümkündür. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden itibaren, Arapların, büyük bilişsel devrimler ve evrensel düzeyde insanlığın kaydettiği ilerlemeler ışığında yeni bir yaşam ve yeni bir kültür kurmak için çalışma iradesi göstermeleri beklenirdi. Ancak bu varsayımın yersiz olduğu görüldü. Son yıllarda, Arap kültür dünyasında yaşananlar, bize miras kalan aktif kültürel kodların sorunlarını yansıtmaktadır. Öyle örnekler vardır ki, Arap siyasi hayatının, kültürünün ve ahlakının düşkünlüğüne işaret ederek insanı utanç içinde bırakır.  

Aynı zamanda bu örnekler insanda, hayatın, vatanın, demokrasinin ve özgürlüğün anlamları hakkında şüphe uyandırıyor.  
İnsanların hayatlarıyla bu denli kolay oynanması, hilafetin birkaç ülkenin topraklarında, ilkel bir formda yeniden canlandırılması başlıca örneklerdir. İnsanın bu denli önemsizleştirilmesi, en temel insani değerlerin her düzeyde ayak altına alınması, Arap dünyasının ve Arap kültürünün tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir yıkımla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.  
Arap kültür dünyasında, fikri sanatsal edebi ürün verenler, eserlerini dinin farklı yorumlarının egemen olduğu bir sosyo-politik ortamda ortaya çıkarıyorlar. Bu durumda bahsi geçen içeriklerin, şu veya bu şekilde bu ortamın hükümlerine tabi olacağını daha önce de ifade etmiştik. Bu hükümlerde tarihsel boyut, değişim ve gelişim asla dikkate alınmıyor. Fıkıhta ve şeri yaklaşımda, zaman ve mekan ne kadar değişse de aynı kalmış gibi değerlendiriliyor. 21. Yüzyıl ile birinci yüzyıl arasında bir fark görülmüyor. Bu hükümleri yorumlayanlar, zamanın ve mekanın da bu hükümlere tabi olması beklentisi içindeler. Aslen insana hizmet etmesi için konulmuş yasaların, insandan daha büyük ve önemli olduğu algısı oluşturuluyor. İnsanın varlığı, hak ve özgürlükleri bu hükümlere tabi oluyor. O halde kesin hükümler ışığında, kültürün özü olan özgürlük ve yaratıcılık üzerine konuşmamız beyhude olacaktır.  
Arap kültürü, bir yönüyle geçmişi yaşayıp yaşatırken, diğer yönüyle yabancı kültürleri benimsiyor. Yani ötekinin kültürel yaratımlarını kendi diline aktarıyor. Bu haliyle Arap kültürü, biri öznel  (geçmişten), diğeri ötekiden kendi dışından (gelecekten) olmak üzere iki efsanenin esiri olmuş durumdadır. Bu durum, Arapça yazarken, doğa ve metafizik konularda büyük maceralara girişilememesini açıklıyor.   

  • 7-Kültür aynı zamanda, eşyaların birbiri ile ilintisi, insanın eşya ile ilişkisi, dil ve evren arasındaki ilişkiye dair araştırmalar gerektirir. Bu bağlamda şu soruyu sorduğumuzda: Arap kültürü, 20. Yüzyılda ve 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde bu hususlarda ne tür ilerlemeler kaydedebilmiş ya da neleri başarabilmiştir? Diğer kültürlerin üretimleriyle ve insanlığa olan katkılarıyla kıyaslarsak, bu soruya nasıl bir yanıt verebiliriz?  

Bu sorunun nesnel yanıtı, Arap kültürünün ilerleme kaydetmek bir yana gerilediği yönünde olacaktır. Araplar, hem nicelik hem nitelik açısından Arapçanın cahili olmaya başladı. Arap dünyasında Yabancı dillerin hakimiyeti artmıştır.  Ayrıca, bu dillerden Arapçaya yapılan çevirilerin çoğu, Arap dilini zenginleştirmek yerine sığlaştırmıştır. Bu çevirilerde dilbilgisi hatalarına ve yanlış kullanımlara sıklıkla rastlanır.  
Kültür, hak ve özgürlüklerin dikkate alındığı bir sivil toplum dışında yaşayamaz ve yenilenemez. Arap ülkelerinde olduğu gibi, aynı haklara sahip olmadan aynı görevleri yapmak zorunda olan bireyler sağlıklı bir kültürel üretim gerçekleştiremez. Sivil yurttaşlığın olmadığı yerde sivil kültür oluşamaz. Kültür otoritenin gözetlediği bir toplumsal olguya dönüşür. Görüşlerine katılmadığı yazarları, reddetmek, baskı kurmak ve itibarlarını sarsmak bu minvalde tutumlardır.
Arap kültür dünyasında, yazınsal faaliyetler bahsi geçen sorunlardan azade değildir.  Metinlerin, yazarın etnik, mezhepsel veya ideolojik bağlantılarından bağımsız olarak nesnel bir şekilde okunduğuna nadiren rastlanır. Bu da yaygın okuma kültürünün yazılanı anlamaya çabalamak yerine, önyargılı bir şekilde, hatta bazen yazarın söylemediklerini ona isnat ederek, niyet okumaları içerdiğini gösteriyor. Örneğin sol eğilimli kişiler ya da sağ eğilimli kişiler, kendilerine düşman olarak gördüklerini okumayı keskin bir biçimde reddediyorlar. Kendilerine şu basit soruyu sormuyorlar: Bir düşünüre ya da yazara karşıysak, onu okumadan onunla nasıl tartışabiliriz ya da onunla nasıl savaşabiliriz? Bazıları böylesi bir soruyu; ‘kılıçla ya da tamamen dışlayarak’ diye yanıtlayabilir.  
İnsan üreten bir varlık olarak doğdu.  İnsanın hayatı yükselen ve düşen, her yönü aydınlatan bir ateş misalidir. Soru sormanın yasaklanması, düşüncenin yasaklanması anlamına gelir.
Düşünce yasaklanırsa insan yasaklanmış olur. Ne anlamı vardır insan olmanın, altından da olsa bir zincire bağlı olarak yaşıyorsa. Yaratıcı her eser, insanın evrenin merkezinde olduğu inancına dayanır.  

* Adonis Kimdir?
Arap şairi, Asıl adı Ali Ahmed Said Eşber’dir. 1930 yılında Suriye'de Lazkiye'nin Kassabin köyünde doğdu. 14 yaşına kadar burada yaşadıktan sonra Tartus'ta bir Fransız lisesinde okudu. Dah sonra Lazkiye'deki devlet okulunu bitirerek 1950 yılında Şam Üniversitesi'ne girdi. Ülkenin bağımsızlığa kavuşması sürecini yaşadı. Suriye'de bulunan Fransız kuvvetlerine karşı gösteriler örgütledi.
İlk şiirlerini bu sırada yayınladı. Şam Üniversitesi'nde Edebiyat öğrenimi gördü. Beyrut Saint Joseph Üniversitesi'nde doktorasını yaptı. Burada Baudelaire ve Rilke'nin şiiriyle tanışan Adonis, 1954'te edebiyat ve felsefe lisansı aldı. “Şiir” dergisini çıkarttı. Bu dergi tüm Arap dünyasını etkiledi. 1961 yılından bu yana Lübnan vatandaşlığına geçti ve Adonis ismini aldı.
Ortadoğu'dan Fas'a kadar tüm Arap şiirini etkileyen Adonis, Arap şiir geleneğinden koparak şiiri özgünleştirdi. Arap şiirinin kendi kimliğini yitirmeksizin dünya şiiriyle ilişki kurmasına çalıştı. Beyrut iç savaşından sonra Paris'e yerleşti. Mistisizme ilgilendi.
1971 yılında Suriye -Lübnan En İyi Şair Ödülü'nü, 1986'da Brüksel'de Uluslararası Şiir Bienali Büyük Ödülü'nü kazandı. 1983 yılında Paris'te Stephen Mallarme Akademisi Üyesi seçildi. 1986 yılında da şiir dünyasının en önemli ödüllerinden olan “Le Grand Prix des Biennales de Poéise” (Brüksel) ödülünü aldı. şiirleri 10 ayrı ülkede -belki de daha fazla- yayımlandı Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülü'nün ilkini kazanan şair Adonis (Ali Eşber) halen Paris’te yaşamaktadır.
Başlıca Eserleri
Şamlı Mihyar'ın Şarkıları (1961)
New York'a Mezar (1989)
Arap Şiirine (poetikasına) Giriş



The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
TT

The Big Bang Theory'nin yıldızı, rasgele insanların hastane borçlarını ödüyormuş

Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)
Kunal Nayyar (sağda) paranın kendisine "başkalaına yardım etme" özgürlüğü verdiğini söylüyor (CBS)

The Big Bang Theory'nin eski oyuncusu Kunal Nayyar, finansal başarısından dolayı duyduğu minnettarlığı dile getirerek yabancıların GoFundMe sayfalarına bağış yapmaktan ve onların hayatlarını değiştirmeye katkı sağlamaktan keyif aldığını söyledi.

The i Paper'a verdiği röportajda 44 yaşındaki aktör, CBS'in popüler komedi dizisinin 12 sezonunun tamamında astrofizikçi Rajesh Koothrappali'yi canlandırdıktan sonra finansal istikrara ulaştığını açıkladı.

Yayın kuruluşuna konuşan aktör "Para bana daha fazla özgürlük verdi ve en büyük hediye, başkalarına yardım etme, insanların hayatlarını değiştirme imkanı" dedi.

Ayrıca kendisi ve moda tasarımcısı eşi Neha Kapur'un, dezavantajlı kesimdeki gençler için üniversite bursları fonlamak gibi, başkalarına yardım ettikleri bazı nazik davranışları da paylaştı.

Oyuncu "Köpekleri sevdiğimiz için hayvanlara yönelik hayır kurumlarını da destekliyoruz. Ama asıl sevdiğim şey, geceleri GoFundMe'ye girip rasgele ailelerin sağlık masraflarını ödemek" diye ekledi. 

Bu benim maskeli adalet savaşçısı tarafım.

Servetinin kendisine "ağır gelmediğini" ve "yük gibi hissettirmediğini" belirten Nayyar, bunun "evrenin bir lütfu" olduğunu vurguladı. Ayrıca herkes GoFundMe sayfalarına kendisi gibi katkı sunamasa da başkalarını desteklemenin bir yolunu bulmanın mümkün olduğunu savundu.

Aktör "Şu anda insanlar mutlu değil çünkü hepimiz başkalarının düşünceli davranmasını bekliyoruz. Bir başkanın, bir politikacının, bir liderin gelip bize dünya barışını getirmesini bekliyoruz" dedikten sonra başını iki yana salladı. 

Ama komşunuz çayına şeker istemek için kapınıza geldiğinde kapıyı kilitleyip 'Git buradan' derseniz dünya barışı olmaz.

Nayyar 26 yaşındayken Jim Parsons, Kaley Cuoco, Simon Helberg ve Johnny Galecki'yle birlikte The Big Bang Theory'nin kadrosuna alındığında üne kavuştu. Dizinin muazzam bir başarıya ulaşmasıyla Nayyar, sonraki sezonlarda bölüm başına 1 milyon dolar kazanmaya başladı.

Nayyar'ın servet hakkındaki yorumlarının yayımlanmasından sadece bir ay önce Fortune, aktörün net değerinin 45 milyon dolar olduğunu bildirmişti. Yine de Nayyar, yaşam tarzının çoğu insandan epey farklı olduğunu kabul ediyor.

Ocak ayında dergiye verdiği röportajda Nayyar "Benim düzenli bir 9-5 işim yok, bu yüzden durum farklı. Çekim yaparken, programımın kölesi oluyorum" demişti. 

O günler, 6 saatlik molalarla 16 saatlik günlere dönüşebiliyor.

Bu stresli günlerde sakinleşmek için kendi kendine tek bir sözü tekrarlıyormuş:

Teslim ol.

Oyuncu "Bazen kendimi gerçekten bir şeye kafamı vururken bulursam ve her şeyin ters gittiği günlerden biriyse, kendime teslim olmam gerektiğini söylüyorum" diye açıklamıştı. 

Nefes al. Bir ara ver. Ne olacağını görelim.

Independent Türkçe


Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
TT

Camda veri depolama icat edildi: İnsanlık için dönüm noktası mı?

Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)
Üzerinde Microsoft Flight Simulator harita verilerinin kopyası bulunan, yazılı bir cam parçası (Microsoft Research)

Yeni bir depolama türü icat eden bilim insanları, bunun insanlık tarihinin seyrini değiştirebileceğini öne sürüyor.

Bu sistem, bilgiyi kodlamak için lazerle modifiye edilmiş cam kullanıyor. Bilim insanları bu bilginin 10 bin yıldan fazla süreyle saklanabileceğini söylüyor.

Dünya, hiç olmadığı kadar çok bilgi üretiyor. Ancak bu bilgiyi depolamak zor: Örneğin, bilgisayarlarımızın içindeki sabit diskler nispeten hızlı bir şekilde bozuluyor ve bu da ürettiğimiz çok büyük miktardaki bilginin yakında kaybolabileceği korkusuna yol açıyor.

Araştırmacılar geçmişte, bu bilgiyi camda depolamanın gelecekteki medeniyet için onu korumanın faydalı bir yolu olabileceğini öne sürmüştü. Ancak şimdiye kadar bu verileri gerçekten yazmak veya geri getirmek imkansızdı.

Şimdiyse Microsoft'tan Project Silica adlı ekipte çalışan bilim insanları, özel bir lazer kullanarak bunu yapmanın yolunu bulduklarını söylüyor. Lazer, voksel adı verilen üç boyutlu pikselleri cama kodlayabiliyor ve bunu bilgiyi depolamak için kullanabiliyor.

12 santimetre karelik, 2 milimetre derinliğindeki tek bir cam parçasında 4,84 terabayt veri depolanabiliyor. Bu, yaklaşık iki milyon kitaba veya 4K çözünürlükte 5 bin filme eşdeğer.

Deneyler, 290 derece Celsius'ta saklandığında 10 bin yıla kadar dayanabileceğini gösteriyor. Bilim insanları bunun oda sıcaklığında daha da uzun süre dayanabileceği anlamına geldiğini söylüyor.

Ancak mekanik stres veya kimyasallarla aşındırılma nedeniyle hasar görebileceğini, bunun da malzemeyi ve üzerinde depolanan verileri bozacağını belirtiyorlar.

Araştırmaya dahil olmayan bilim insanları bu keşfin, önceki depolama tekniklerine benzer şekilde insanlığın gidişatını değiştirebileceğini öne sürdü.

Araştırmacılar Feng Chen ve Bo Wu, çalışmaya eşlik eden bir makalede, "[Silika] büyük ölçekte uygulandığında, kehanet kemikleri, ortaçağ parşömenleri veya modern sabit disk gibi bilgi depolama tarihinde dönüm noktası olabilir" diye yazdı.

Bir gün tek bir cam parçası, insan kültürünün ve bilgisinin meşalesini binlerce yıl boyunca taşıyabilir.

Bu çalışma, Nature adlı akademik dergide yayımlanan "Laser writing in glass for dense, fast and efficient archival data storage" (Yoğun, hızlı ve verimli arşiv verisi depolama için cama lazerle yazma) başlıklı makalede anlatıldı.

Independent Türkçe


39 yıllık serinin yıldızı: 5 günde izlenme listelerini salladı

Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
TT

39 yıllık serinin yıldızı: 5 günde izlenme listelerini salladı

Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)
Predator: Vahşi Topraklar'da android Thia'yı canlandıran 27 yaşındaki Amerikalı yıldız Elle Fanning, The Great'teki performansıyla Emmy adaylığı elde etmişti (20th Century Studios)

Dan Trachtenberg'in yönettiği Predator: Vahşi Topraklar (Predator: Badlands), Hulu'da yönetmenin 2022'de çektiği Prey'den bu yana en büyük film prömiyerine imza atarak platformun yeni bir numarası oldu. Geçen yılın çok konuşulan filmlerinden Vahşi Topraklar, platformdaki ilk 5 gününde dünya genelinde yaklaşık 9 milyon izlenmeye ulaştı.

Geçen sonbaharda vizyona giren film, Kuzey Amerika'da 40 milyon dolar, küreselde ise 80 milyon dolar açılış hasılatıyla serinin rekorunu kırmıştı. 

20th Century ve Disney ortak yapımı bilimkurgu, gişe yolculuğunu da 39 yıllık seri için yine rekor sayılan 184,5 milyon dolarlık küresel hasılatla tamamlamıştı. Predator serisi, toplamda dünya genelinde 925 milyon doların üzerinde gişe geliri elde etti.

Trachtenberg'ün Prey senaristi Patrick Aison'la birlikte geliştirdiği Vahşi Topraklar, 1987'de John McTiernan imzalı Av'la (Predator) başlayan 9 filmlik ikonik seriye yeni bir sayfa açıyor.

Predator: Vahşi Topraklar'da, Dimitrius Schuster-Koloamatangi tarafından canlandırılan yırtıcı Predator Dek, başrolde yer alıyor ve Elle Fanning'in hayat verdiği android Thia'yla bir araya geliyor. 

Hem eleştirmenlerden hem de sinemaseverlerden övgü alan film, klanı tarafından dışlanan Dek'in, Thia'yla beklenmedik bir ittifak kurarak en büyük rakibinin karşısına çıkmasını konu alıyor.

Hulu'nun paylaştığı verilere göre izleyiciler, Disney+ ve Hulu üzerinden Predator serisini dünya genelinde 300 milyon saatin üzerinde izledi. Platform, Disney+ ve Hulu'daki "Predator Creators Collection" seçkisine de 15 yeni video ekledi.

5 Ağustos 2022'de yayına giren Prey, Hulu'ya göre platformun bugüne kadarki "en çok izlenen film prömiyeri" unvanını koruyor. Hulu, filmin ilk hafta sonu performansına ilişkin izlenme verilerini ise açıklamamıştı.

Predator serisi, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor. 

Independent Türkçe, Deadline, The Walt Disney Company