Teksas'taki rehine krizinin çözümünde yerel Müslüman toplum üyeleri destek oldu

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Teksas'taki rehine krizinin çözümünde yerel Müslüman toplum üyeleri destek oldu

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’nin Teksas eyaletinde 15 Ocak’ta bir sinagogda 4 kişinin rehin alınmasıyla ilgili konuşan Teksaslı Haham Nancy Kasten, bu krizin çözülmesi için yerel Müslüman grupların Yahudi toplumu ile yakından çalıştığını söyledi.
"Şimdi Demokrasi" (Democracy Now) programına konuşan Haham Kasten, ana akım medyanın, söz konusu krizi "Müslümanların Yahudilere saldırısı" şeklinde çerçevelemesine rağmen kriz sırasında ve sonrasında Müslüman gruplardan çok destek aldıklarını belirtti.
Kasten, "Yerel Müslüman toplum, bu olay nedeniyle şok geçirdi, bize yapabilecekleri bütün destekleri sağladı" dedi.
Özellikle ABD Müslüman toplumunun önde gelen isimlerinden Yaqeen Enstitüsü Başkanı İmam Ömer Süleyman’ın daha olayın en başında kendisini ve eşini arayarak nasıl yardım edebileceğini sorduğunu aktaran Kasten, şunları söyledi:
"Hatta hayatını riske atarak, güvenlik güçlerine rehine krizini çözmede faydası olur düşüncesi ile Colleyville’ye gitti. Teksas'ta özellikle o bölgede Müslümanlara karşı ön yargı vardır, açıkçası bu sebeple eşim ve ben, Ömer Süleyman’a bir şey olur diye endişelendik."
Kasten, Teksas’ta Yahudi toplumunu korumak için özel kanunlar ve girişimler bulunduğu bilgisini paylaşarak, Müslüman toplumunun ise eyalette çıkarılan "Şeriat karşıtı yasa" gibi yanlış anlaşılabilecek yaklaşımlarla daha korunaksız olduğuna dikkati çekti.

"Bundan sonra ne onlar ne de biz aynı olacağız"
Rehine kriziyle ilgili Dini Haber Servisi’ne bir makale kaleme alan Ömer Süleyman da özellikle "saldırganın Müslüman olduğu" yönündeki tahminler üzerine olası yardımı için Yahudi toplumu ile iletişime geçerek desteğini ilettiğini yazdı.
Süleyman, olayı duyar duymaz vakit kaybetmeden aracını olay yerine sürerek, saldırgan ile devam eden pazarlıkta yardımcı olabilmek amacıyla sinagogun karşısındaki güvenlik güçlerince komuta merkezi olarak kullanılan kiliseye ulaştığını aktardı.
"Cezai soruşturma devam ettiği için detayları yazamam" diyen Süleyman, daha sonra rehinelerin sağ olarak kurtarılmasını, kendisiyle birlikte kilisede bulunan diğer Müslüman toplum üyelerinin de gözyaşları içinde karşıladığını kaydetti.
Süleyman, "Ancak bundan sonra ne onlar ne de biz aynı olacağız. Yahudi toplumu komşularımız sinagoga giderken daha fazla korku içinde olacak. Tepkilerden korkan Müslümanlar da camilerde güvenliklerinden endişe duyacaklar" ifadesini kullandı.

Teksas'taki rehine krizi
Teksas'ın Colleyville kentindeki bir sinagogda, 15 Ocak Cumartesi silahlı bir saldırgan 4 kişiyi rehin almıştı. Rehinelerden biri 7 saatin, 3'ü ise 11 saatin ardından serbest kalmıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), ölü ele geçirilen saldırganın 44 yaşındaki İngiltere vatandaşı Malik Faysal Ekrem olduğunu açıklamıştı.
Ölü ele geçirilen saldırganı kimin öldürdüğüne ilişkin ise detay paylaşılmadı.



İran diplomasisi: Türkiye, Ortadoğu’daki “dörtlü blokta” nasıl bir rol oynuyor?

İslamabad'da düzenlenen dörtlü zirvede bölgedeki çatışmaları durdurma ve diplomatik sürece dönme çağrısı yapıldı (AFP)
İslamabad'da düzenlenen dörtlü zirvede bölgedeki çatışmaları durdurma ve diplomatik sürece dönme çağrısı yapıldı (AFP)
TT

İran diplomasisi: Türkiye, Ortadoğu’daki “dörtlü blokta” nasıl bir rol oynuyor?

İslamabad'da düzenlenen dörtlü zirvede bölgedeki çatışmaları durdurma ve diplomatik sürece dönme çağrısı yapıldı (AFP)
İslamabad'da düzenlenen dörtlü zirvede bölgedeki çatışmaları durdurma ve diplomatik sürece dönme çağrısı yapıldı (AFP)

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır'ın İran savaşında yürüttüğü diplomatik faaliyetler mercek altında.

Guardian'ın analizinde, birçok açıdan farklı bu ülkelerin "Ortadoğu'da yeni bir dörtlü blok" oluşturduğu ifade ediliyor.

Ülkelerin hem ateşkes sağlanması hem de bölgede İran'la İsrail'in nüfuzunun sınırlandırılması için çalıştığı yazılıyor.

Blokun başarısına en fazla yatırım yapan üyenin Türkiye olduğu belirtiliyor. Ankara yönetiminin, İran'ın balistik füze programı ve Ortadoğu'daki Şii örgütlere desteğiyle ilgili görüşmelerin sadece ABD'yle değil tüm bölge ülkeleriyle yürütülmesini istediği hatırlatılıyor.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın, İran rejimini zayıflatmadan savaşı sonlandırmaması için Washington'a baskı yaptığı iddiaları da anımsatılıyor.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan Yasmine Farouk şunları söylüyor:

Körfez ülkeleri için tüm seçenekler maliyetli. İran'ın kendilerine yönelik saldırılarının ve Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının bedelini ödemesini istiyorlar. Öte yandan ABD'nin kaos yaratıp sonra çekilmek yerine 'işi sonuna kadar götürüp götürmeyeceğini' bilemiyorlar; bu da Suudi Arabistan'ın görmek istemediği bir durum.

İsrail gazetesi Jerusalem Post, dörtlü ittifakın İsrail'in bölgedeki nüfuzunu olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle 7 Ekim 2023'teki Gazze savaşının ardından sözkonusu ülkeler arasındaki ilişkilerin güçlenmeye başladığı belirtilirken, hepsinin ABD Başkanı Donald Trump'ın kurduğu Barış Kurulu'na üye olduğu da hatırlatılıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve Mısır'ın yürüttüğü çalışmaların bölgede İran, İsrail ve hatta Hindistan'ın nüfuzunu sınırlamayı hedeflediği öne sürülüyor.

Analize göre 4 ülkenin de elinde önemli stratejik kozlar var. Pakistan nükleer silahlara sahip, Suudi Arabistan da dünyanın en büyük üçüncü petrol tedarikçisi. Türkiye, "gelişmiş bir ekonomiye ve ileri düzey savunma sanayisine sahip bir NATO üyesi" diye nitelenirken, Mısır'ın da Süveyş Kanalı'nı kontrol ettiği vurgulanıyor.

Diğer yandan Suudi Arabistan'ın İran saldırılarına kısıtlı karşılıklar verdiği, Mısır'ın da bölgedeki nüfuzunu yıllar içinde kaybettiği, bu nedenle Türkiye'nin "Müslümanların liderliğini yapmak için başlıca aday haline geldiği" yazılıyor.

Hint medya kuruluşu Times of India'nın analizinde, dörtlü ittifak "İslami NATO" diye niteleniyor.

Suudi Arabistan'la Pakistan, İsrail'in Katar'a saldırmasının ardından Eylül 2025'te savunma paktı imzalamıştı. Haberde, Türkiye'nin de bu anlaşmaya katılabileceğine dair iddiaların ortaya çıktığı anımsatılıyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'nin amacının "daha kapsamlı bir bölgesel güvenlik platformu kurulması" olduğunu söylemiş, bazı görüşmelerin yapıldığını doğrulamıştı.

İngilizce yayın yapan Suudi Arabistan gazetesi Arab News'daki analizde de "Riyad ve İslamabad'ın bölgeye dayatılan savaşa karşı barış getirmeye çalıştığı" yorumu yapılıyor:

Derin bir güvensizliğin damgasını vurduğu bir çatışmada, ortak bir platformun ortaya çıkması stratejik açıdan önemlidir.

"Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Toplantısı", Pakistan'ın başkenti İslamabad'da pazar günü düzenlenmişti. Toplantıda Hakan Fidan, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati bir araya gelmişti.

Indepenent Türkçe, Guardian, Jerusalem Post, Arab News, Times of India


Bilim insanları imkansız sanılan güneş enerjisi verimliliğine ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Bilim insanları imkansız sanılan güneş enerjisi verimliliğine ulaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Japonya'dan araştırmacılar, güneş pillerinin daha önce imkansız sanılan miktarda enerjiyi güneş ışığından elde etmesini sağlayan yeni bir malzeme geliştirdi.

Kyushu Üniversitesi'nden bir ekibin yaptığı bu keşif, normalde ısı olarak kaybolan güneş enerjisini toplayabilen özel bir "spin dönüşlü" yayıcıyı içeriyor.

Geleneksel güneş pillerinin uzun zamandır süregelen sınırını aşarak yüzde 130'luk bir enerji dönüşüm verimliliği elde etmeyi başaran bu atılım, ultra verimli güneş panelleri için yeni olanakların önünü açıyor.

Geleneksel güneş pillerinde foton adı verilen tek bir ışık parçacığı, eksiton diye bilinen bir enerji taşıyıcısı üretebiliyor.

Mavi ışık gibi yüksek enerjili fotonların ısı olarak kaybolması nedeniyle, güneş pili teknolojisinde bugüne kadar mevcut güneş ışığının yalnızca yaklaşık üçte birinden enerji toplanabiliyordu.

Araştırmacılar, tekil fisyon adı verilen bir süreç kullanarak yüksek enerjili fotonların ürettiği eksitonları iki adet düşük enerjili eksitona ayırdı ve böylece teoride enerjiyi iki katına çıkardı.

Kyushu Üniversitesi Mühendislik Fakültesi'nden Doçent Yoichi Sasaki, "Bu sınırı aşmak için iki ana stratejimiz var" diyor.

Bunlardan biri, düşük enerjili kızılötesi fotonları daha yüksek enerjili görünür fotonlara dönüştürmek. Diğeriyse tekil fisyonu kullanarak tek bir fotondan iki eksiton üretmek.

Çalışmanın bulguları Journal of the American Chemical Society'de "Exploring spin-state selective harvesting pathways from singlet fission dimers to a near-infrared-emissive spin-flip emitter" (Tekil fisyon dimerlerinden yakın kızılötesi ışık yayan bir spin dönüşlü yayıcıya uzanan, spin durumuna seçici enerji toplama yollarının incelenmesi) başlığıyla yayımlandı.

Bu keşif, yenilenebilir enerji sektörünü giderek daha verimli ve uygun maliyetli hale getiren, güneş teknolojisindeki son atılımlardan biri.

İsviçre'den bir ekip önceki haftalarda "mucize malzeme" perovskiti kullanarak yeni bir güneş pili türünde yeni bir verimlilik rekoru kırmıştı.

Araştırmacılar perovskiti silikonla birleştirerek, çok daha düşük maliyetle uydu seviyesinde güneş panellerine rakip verimlilik seviyelerine ulaşmayı başarmıştı.

Independent Türkçe


Yeni araştırma: Mikroplastik sayısı sanıldığı kadar çok değil mi?

Mikroplastikler nehirler gibi doğal alanlarda ve insan idrarıyla dışkısında bulundu (AFP)
Mikroplastikler nehirler gibi doğal alanlarda ve insan idrarıyla dışkısında bulundu (AFP)
TT

Yeni araştırma: Mikroplastik sayısı sanıldığı kadar çok değil mi?

Mikroplastikler nehirler gibi doğal alanlarda ve insan idrarıyla dışkısında bulundu (AFP)
Mikroplastikler nehirler gibi doğal alanlarda ve insan idrarıyla dışkısında bulundu (AFP)

Yeni bir araştırmada, doğada ve insan organlarında bulunduğu düşünülen mikroplastik miktarının, bilim insanlarının laboratuvar eldivenlerindeki bir bileşik nedeniyle abartılmış olabileceği iddia edildi.

5 milimetreden daha küçük parçacıklar olan mikroplastiklerin nehirlerde, toprakta, Antarktika buzlarında, kanda, idrarda ve anne sütünde tespit edildiğine dair endişe verici raporlar son yıllarda ortaya çıkıyor.

Bir raporda da insan beyninde bir çay kaşığı kadar plastik bulunduğu ima edilmişti.

Ancak Michigan Üniversitesi'nden bilim insanları, laboratuvar eldivenlerindeki küçük bileşiklerin örneklere bulaşmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Royal Society of Chemistry'nin yayımladığı çalışma, stearat tuzları diye bilinen ve eldivenlerden gelen minik kalıntıların, mikroplastik polietilenle kolayca karıştırılabileceğini gösteriyor.

Laboratuvar eldiveni yüzeye temas ettiğinde, stearat tuzunun mikroskobik izlerini bırakabilir ve kızılötesi gibi yaygın laboratuvar testleri bu farkı ayırt etmekte zorlanabilir.

Araştırmacılar mikroplastikleri saptamak için titreşim spektroskopisini kullanıyor. Bu yöntem, parçacığın ışıkla nasıl etkileşime girdiğini ölçerek bilim insanlarının kimyasal parmak izi dediği şeyi ortaya çıkarıyor.

Polietilen ve stearat tuzları çok benzer yapılara sahip olduğundan ışıkla da benzer şekilde etkileşime giriyor.

Araştırmayı yürüten Profesör Anne McNeil ve Madeline Clough, The Conversation internet sitesinde şöyle yazıyor: 

Ekibimiz, yerleşik protokollere uyulsa bile çevresel mikroplastikleri ölçerken belirli yöntemlerin kullanılması durumunda sonuçların etkilenme potansiyeli taşıdığını tespit etti.

Araştırmacılar "Sonuç olarak bu araştırmaların çoğu, mikroplastik sayısını abartıyor olabilir" diye ekliyor.

Ancak her ikisi de bu çalışmanın plastik kirliliğinin yaygın olmadığı ve mikroplastiklerin zarar vermediği anlamına gelmediğini vurguluyor.

Küçük plastik parçacıkları her yerde olduğundan bunlara maruz kalmak kaçınılmaz.

Bu bulgular bu gerçeği yadsımasa da eldivenlerin büyük ölçüde dikkatlerden kaçtığına ve nesnelerde tespit edilen mikroplastiklerin yüksek oranına katkıda bulunabileceğine işaret ediyor.

Bir deneyde, eldivenlerle basit bir temasın milimetre kare başına 2 bin parçacık oranında "yanlış pozitif" sonuçlar verdiği tespit edildi. Bu da bir yüzeyin, yalnızca temas edilmiş olsa bile plastikle kirlenmiş gibi görünebileceği anlamına geliyor.

Laboratuvarlar bulaşma risklerinin giderek daha fazla farkına varırken, sonuçları çapraz doğrulamak için aynı numuneler üzerinde birden fazla analitik teknik kullanıyor.

Çalışmada, insan dokularında ve diğer biyolojik numunelerde mikroplastikleri analiz etmek için araştırmacıların standart çalışma prosedürleri geliştirmesinin umulduğu belirtiliyor.

Independent Türkçe