Kendine "dünyanın en havalı diktatörü" diyen El Salvador lideri Nayib Bukele kimdir?

Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
TT

Kendine "dünyanın en havalı diktatörü" diyen El Salvador lideri Nayib Bukele kimdir?

Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)
Nayib Bukele, belediye başkanlığından El Salvador liderliğine uzanan yolda hem övgüler hem de eleştiriler aldı (Reuters)

38 yaşında El Salvador Devlet Başkanı olan Nayib Bukele kot pantolonları, spor şapkaları ve deri ceketleriyle siyasiler arasında pek rastlanmayan tarzının yanı sıra ilk defa Bitcoin'i resmi para birimi ilan eden ve jeotermal enerjiyle kripto para madenciliği yapan sıradışı bir lider olarak sık sık dünya gündeminde yer alıyor.
TIME dergisinin "2021'in en etkili 100 kişisi" arasında gösterdiği Bukele, kimilerine göre Orta Amerika'da yeni bir tarih yazarken, kimileriyse El Salvador'un giderek otoriterleştiğini ve genç liderin yozlaşarak tüm siyasi gücü elinde toplamaya çalıştığını düşünüyor.
Independent Türkçe, kendini "dünyanın en havalı diktatörü" olarak niteleyen Bukele'nin belediye başkanlığından El Salvador liderliğine yolculuğunu, kariyerindeki önemli noktaları, tepki toplayan açıklamalarını ve geniş yankı uyandıran projelerini sizin için derledi.

Filistin kökenli, Osmanlı pasaportlu
1981'de El Salvador'da doğan Bukele, farklı ülke ve dini inanışların yer aldığı bir soydan geliyor. Genç devlet başkanının baba tarafından dedesi ve babaannesi, Osmanlı pasaportuyla Kudüs ve Beytüllahim'den El Salvador'a göçen Hıristiyan Filistinliler. Anne tarafından dedesiyse Ortodoks Hıristiyanlık mezhebinden bir Yunan iken, anneannesi de Katolik inancına mensuptu. 
40 yaşındaki Bukele'nin babası Armando Bukele Kattán ise tekstil, eczacılık ve medya alanında önemli yatırımlar yapan, üniversitede doktora derecesine sahip bir iş insanıydı. Sonradan İslam dinine geçip imam olan Armando, 1992'de El Salvador'daki ilk camiyi kurmuştu. 2015'te vefat eden Bukele'nin babası, ülkedeki Müslüman toplumda tanınan figürlerden biri olmuştu.
El Salvador'da Cizvitler tarafından yönetilen Orta Amerika Üniversitesi'nde hukuk eğitimi gören Bukele, üniversiteyi bitirmeden 18 yaşında iş hayatına atıldı, otomotiv sektöründe çalıştı ve Yamaha gibi ünlü markaların ülkedeki bayiliğini üstlendi.
Bukele, El Salvador'daki iç savaşta ABD destekli askeri yönetime karşı mücadele eden 5 solcu gerilla organizasyonunun oluşturduğu Farabundo Marti Farabundo Ulusal Özgürlük Cephesi'nin (Frente Farabundo Martí para la Liberación Nacional -FMLN) eski liderlerinden Facunda Guardado'nun, 1999'da düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerindeki adaylığına destek vererek siyasete atıldı.
11 Mart 2012'deki yerel seçimlere FMLN'den katılan Bukele, ülkenin güneyindeki Nuevo Cuscatlán'da belediye başkanlığını kazandı. 1 Mayıs'ta göreve başlayan Bukele, not ortalaması 4 üzerinden 3,5 olan gençlerin ülkedeki istediği üniversiteye gidebilmesini sağlayan bir burs programı başlattı. Ayrıca Bukele'nin üç yıllık belediye başkanlığı döneminde yılda 12 cinayet yaşanan Nuevo Cuscatlán'da bu oran bire indi.

Başkente 65,5 milyon TL'lik yatırım
Genç siyasetçi, 2015'te düzenlenen yerel seçimlere de yine FMLN'den katıldı ve bu sefer de ülkenin başkenti San Salvador'un belediye başkanı seçildi. Bukele, 2017'de Tayvan'ın başkenti Taipei'ye ziyarette bulundu ve San Salvador'la Taipei'nin kardeş şehir bağlantılarını güçlendirdi.

Nayib Bukele, genelde ters taktığı spor şapkası ve baskılı tişörtleriyle oluşturduğu kendine has tarzıyla biliniyor (Reuters)
Bukele bir yıl sonra da Kudüs'teki bir konferansa katıldı, burada Yahudiler için kutsal olan Ağlama Duvarı'nı ziyaret etti ve dönemin Kudüs Valisi Nir Barkat'a eşi Gabriela Rodríguez de Bukele'nin dedesinin Sefarad Yahudisi olduğunu söyledi. San Salvador Belediye Başkanı olarak görevinin son döneminde de başkentin tarihi bölgelerinde yenileme çalışmaları için toplamda yaklaşık 5,7 milyon dolarlık (yaklaşık 65,5 milyon TL) yatırım yaptı.
Ancak Bukele, parti üyesi Xóchitl Marchelli'ye sözlü ve fiziksel olarak saldırdığı, parti içinde bölünme yaratmaya çalıştığı ve 2014-2019 arasında FMLN'den seçilerek El Salvador Devlet Başkanı olan Salvador Sánchez Cerén'e ağır eleştirilerde bulunduğu gerekçesiyle 10 Ekim 2017'de partiden ihraç edildi. Bundan bir yıl sonra düzenlenen yerel seçimlerdeyse FMLN, San Salvador dahil 20 belediyenin kontrolünü, Meclis'te de 8 koltuğu kaybetti.

FMLN'den ihraç ve Yeni Fikirler'in kuruluşu
FMLN'den ihraç edilmesiyle Bukele, 2019'da aday olmayı hedeflediği devlet başkanlığı seçimlerine katılmak için önce bir yurttaş hareketi olarak başlattığı Yeni Fikirler'i (Nuevas Ideas) duyurdu. Bukele, Yeni Fikirler'i 2017'de bir siyasi partiye dönüştürmeyi amaçlasa ilk etapta bunu başaramadı.
Siyasetçi, 2018'de yasal olarak gereken 50 bin imzayı büyük farkla geçip üç günde 200 bin imza toplayarak partinin kurulması için Yüksek Seçim Kurulu'na resmi başvuru yaptı fakat partinin resmiyet kazanması ve Bukele'nin buradan aday olabilmesi için işlemler gerekli sürede tamamlanamadı.

Bukele seçimleri rakiplerine fark atarak kazanmıştı (Reuters)
Muhalif FMLN ve sağcı Ulusal Cumhuriyetçi İttifakı'nın (Alianza Republicana Nacionalista -ARENA) atadığı kişilerden oluşan kurulun, Bukele'yi engellemek için süreci geciktirmiş olabileceği de savunulmuştu.
Bunun üzerine Bukele, 2019 başkanlık seçimlerine merkez sağ Ulusal Birlik İçin Büyük İttifak (Gran Alianza por la Unidad Nacional -GANA) partisinden girdi.

FMLN-ARENA tekeli kırıldı
Seçim kampanyalarında ülkeyi son 20 yıldır yöneten iki merkez parti FMLN ve ARENA'nın icraatlarını sert dille eleştiren Bukele, organize suç ve yolsuzlukla mücadele ve yoksullukla gelir adaletsizliğini önleme vaatleriyle ön plana çıktı. 
Kot pantolon ve deri ceket gibi siyasi arenada alışılmadık kıyafetlerle kendine has bir tarz oluşturan Bukele, kampanyasında özellikle sosyal medyayı çok iyi kullandı ve Z kuşağına (1997-2012 arası doğanlar) ulaşmayı başardı. 
"Kimse çalmazsa hepimize yetecek kadar para var" gibi sloganlarla özellikle gençler arasında büyük sempati kazanan siyasetçinin seçim kampanyası stratejisi olumlu yanıt verdi. Bukele, seçimin ilk turunda oyların yüzde 54'ünü kazanarak, ülkede 1984'ten bu yana ARENA ve FMLN dışında bir partiden devlet başkanı seçilen ilk isim oldu.
Bukele'nin galibiyeti, ülkeyi son 25 yıldır yöneten iki merkez partinin hakimiyetini kaybettiğinin bir göstergesi olarak yorumlandı. Zafer konuşmasında genç siyasetçi "Onlar (ARENA ve FMLN), her zamanki gibi halkımızın asla uyanmayacağını düşündüler, yorulmak bilmeden bizim iyi şeyler yapmamızın imkansız olduğunu söylediler" ifadelerini kullandı.

Parlamentoda tepki çeken tasfiyeler
Şubat 2021'de düzenlenen parlamento seçimlerindeyse Yeni Fikirler, 84 kişilik mecliste koltukların 56'sına sahip oldu. Ülkedeki 262 belediyenin 137'si de Bukele'nin partisinin kontrolünde.
Parlamento seçimlerinin ardından düzenlenen ilk oturumda Yüksek Mahkeme üyesi 5 hakimin ve Başsavcı Raul Melara'nın mayısta düzenlenen seçimle görevden alınmasıysa büyük tepki topladı. Yüksek Mahkeme, Bukele'nin Haziran 2020'de Kovid-19 tedbirleri kapsamında uyguladığı sokağa çıkma yasaklarının anayasaya aykırı olduğuna karar vermişti. Bukele'nin bu hamlesinin de bir misilleme olarak görüldüğü bildirilmişti.
ABD merkezli İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (Human Rights Watch –HRW) verilerine göre Bukele yönetiminin açıkladığı tecrit kurallarını ihlal eden 4 bin 236 kişi polis tarafından gözaltına alındı ve kötü muamele gördü.

Meclis'te Bukele'nin partisi Yeni Fikirler'in çoğunluğu kazanmasıyla ilk oturumda gerçekleşen görevden almalar, ABD ve El Salvador arasında gerginliğin artmasına yol açmıştı (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Bukele'yi arayarak hakimlerin görevden alınmasından "ciddi şekilde endişe duyduklarını" belirtti. Bukele'yse oturumda 64 "Evet" oyuna karşı 19 "Hayır" oyu ve 1 çekimser oyla alınan karardan memnun olduğunu ifade etti.

"Tüm gücü elinde toplamaya çalışıyor"
ABD'nin önde gelen gazetelerinden Washington Post'ta HRW yetkililerinin kaleme aldığı bir yazıda, söz konusu gelişmeler hakkında yapılan değerlendirmelerde, Bukele yönetiminin başa geldiğinden beri "tüm siyasi gücü eline geçirmeye çalıştığı" savunulurken, ülkenin gün geçtikçe daha da otoriter bir çizgiye doğru kaydığı yorumu yapıldı.

Trump'la kurduğu yakınlığı Biden'la kuramadı
Eski ABD Başkanı Donald Trump'la iyi geçinen, onun göçe karşı katı politikalarına destek vererek kendine ABD'de de destekçiler edinen Bukele, Trump'tan daha farklı bir Orta Amerika siyaseti izleyen ABD Başkanı Joe Biden'la aynı ritmi henüz tutturamadı.
Biden yönetimi, El Salvador liderini insan haklarını ihlal etmek ve otoriter uygulamalara başvurmakla suçlarken, Yüksek Mahkeme tasfiyesinin ardından Bukele'nin parti özel kalemi Carolina Recinos da dahil bazı isimleri yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle yaptırım listesine aldı.
Öte yandan Şubat 2021'de Bukele'nin haber vermeden Washington DC'ye düzenlediği bir ziyarette ABD Başkanı'yla görüşme talep ettiği fakat Biden'ın bunu reddettiği iddia edildi.
Bukele'yse gezinin resmi olmadığını, eşi ve çocuğuyla ABD'ye vakit geçirmek için gittiğini ve Biden'la görüşme talebinde de bulunmadığını savundu.

2024'te yeniden seçim yolu göründü
Yüksek Mahkeme'nin Eylül 2021'de Bukele'nin yeniden seçilmesine onay veren kararı da halkın bir kesimi tarafından tepkiyle karşılandı. Eski uygulamaya göre devlet başkanı seçilen kişinin yeniden seçime girmesi için 10 yıl beklemesi gerekiyordu. Bu kararın değiştirilmesiyle Bukele için 2024'te ikinci kez seçime girme yolu açılmış oldu.

Kararın ardından binlerce kişi başkent San Salvador'da sokağa dökülmüş ve Bukele karşıtı sloganlar atarak protesto düzenledi.

Protestocular, "Diktatör Bukele" sloganlarıyla El Salvador Devlet Başkanı'nın istifasını istemişti (Reuters)
San Salvador'daki ABD Maslahatgüzarlığı'ndan yapılan açıklamadaysa "ABD, El Salvador Yüksek Mahkemesi Anayasa Kurulu tarafından 3 Eylül'de alınan kararı kınıyor" ifadelerine yer verildi.

Polis ve askeriyenin yenilenmesi
Yüksek suç oranı, suç örgütleri ve çetelerle mücadele vaadiyle göreve gelen Bukele, 20 Haziran 2019'da "Bölge Denetim Planı"nı duyurdu. Plan, ülkedeki belirli bölgelerde güvenlik güçlerinin sayısıyla etkisini artırmayı ve suç oranlarını düşürmeyi öngörüyordu. Plan dahilinde hem Ulusal Polis (Policía Nacional Civil de El Salvador) hem de El Salvador Silahlı Kuvvetleri (Fuerza Armada de El Salvador) birliklerine daha iyi ateşli silahlar, mühimmat, teçhizat, helikopter ve devriye araçları sağlanması hedefleniyordu.

"Düğmeye basmak istersek basarız"
Fakat Şubat 2020'de ARENA ve FMLN, plan için ABD'den alınması öngörülen 109 milyon dolarlık (yaklaşık 1,2 milyar TL) krediyi oylamak için söz konusu çalışmaya dair kendilerine yeteri kadar bilgi verilmediğini savunarak, bütçe görüşmelerinde oy vermeyeceklerini açıkladı. Bunun üzerine silahlı asker ve polisler Meclis'i baskın düzenledi ve ülkede tansiyon yükseldi.

Polis ve ordunun Meclis'e baskın düzenlemesi uluslararası basında da büyük yankı uyandırdı (El Faro / Víctor Peña)
Muhalefetin süreci tıkamaya çalıştığını savunan Bukele'yse olayın ardından yaptığı konuşmada muhalefete gözdağı vererek "Düğmeye basmak istersek basarız" dedi.
HRW, Bukele'nin "kaba kuvvet kullandığını" söyleyerek ABD merkezli Amerikan Devletleri Örgütü'ne (Organization of American States –OAS) çağrıda bulundu.

Suç oranında ciddi düşüş
Özellikle Latin Amerika ve Karayipler'deki organize suç örgütlerine odaklanan, bağımsız ve kâr amacı gütmeyen araştırma kuruluşu InSight Crime'ın verilerine göre, Bukele'nin Bölge Denetim Planı'nın hayata geçirilmesiyle, 100 bin kişi başına işlenen cinayet oranı 2018'de yüzde 51 iken, 2019'da yüzde 36'ya indi. Aynı oran 2016'da yüzde 81 civarındaydı.
Bukele, 20 Temmuz 2021'de attığı bir tweette silahlı kuvvetlerdeki asker sayısını 5 yıl içinde iki katına çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Buna göre her 15 haftada bir yeni bir grup askerin birliğe ekleneceğini ve 20 bin kişilik ordunun 40 bin askere sahip olacağını ifade etti.

"Bukele suç örgütleriyle gizli anlaşma yaptı"
Öte yandan Bukele yönetiminin suç örgütleriyle anlaşma yaptığı ve suç oranlarındaki ciddi düşüşün bundan kaynaklandığı iddiaları da gündeme geldi.
Muhalif haber sitesi El Faro'da yayımlanan ve hapishane kayıtlarından yola çıkılarak hazırlanan haberde, 2019'da iktidara geldiğinden beri Bukele yönetiminin, ülkenin en ünlü suç örgütlerinden Mara Salvatrucha 13'ün (MS-13) ve rakibi Barrio 18'in hapishanedeki üyeleriyle gizli görüşmeler yaptığı öne sürüldü.

Vücutlarına yaptırdıkları dövmelerle tanınan, uyuşturucu kaçakçılığından cinayete kadar birçok suça karışmış olan MS-13, ülkenin en ünlü çetelerinden (El Faro / Víctor Peña)
Haberde çetelerle, cinayet oranlarını azaltmaları ve Bukele'nin yeniden seçilmesine destek vermeleri için anlaşma sağlamak amacıyla görüşmeler düzenlendiği iddia edildi. Fakat Bukele iddiaları yalanlarken, daha sonra da kara para akladığı gerekçesiyle El Faro hakkında soruşturma başlatıldı.
Aralık 2021'de ABD de Bukele yönetimini bu çetelerle gizlice müzakere etmekle suçladı. ABD Hazine Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada El Salvador yönetiminin şiddet olaylarının azaltılması ve cinayet sayısının düşürülmesi için çetelere para aktardığı iddia edildi. Açıklamada çetelerle temasa geçtiği gerekçesiyle Adalet Bakan Yardımcısı Osiris Luna Meza ve Social Fabric Reconstruction Unit (Sosyal Dokuyu Yeniden Yapılandırma Birimi) adlı yardım kuruluşunun başkanı Carlos Amílcar Marroquín Chica'nın yaptırım listesine alındığını duyuruldu.

Barrio 18'in yaklaşık 30 bin ila 50 bin üyesi olduğu düşünülüyor (Reuters)
Bukele ise resmi Twitter hesabından yaptığı açıklamada iddiaların yalan olduğunu savundu.

Bitcoin'i resmen tedavüle sokan ilk ülke
Bukele'nin dünya gündemine oturan bir icraatı da Bitcoin'i resmi olarak tedavüle sokmasıydı. El Salvador liderinin Haziran 2021'de Bitcoin'in yasal bir para birimi olarak tanınmasına ilişkin yasa teklifi kongreden geçti ve eylülde de kripto para resmi olarak dünyada ilk defa bir ülke tarafından kullanılmaya başlandı.

Dijital cüzdan "Chivo"yla işlem yapılabilmesi için başkent San Salvador'un farklı noktalarına ATM'ler yerleştirilmişti (Reuters)
Bukele'nin Twitter hesabından eylülde yaptığı açıklamada, 200 yeni Bitcoin daha alındığı ve ülkenin toplamda piyasa değeri 21 milyon dolar (yaklaşık 241,7 milyon TL) olan 400 Bitcoin'i bulunduğu bildirildi.
Uygulama kapsamında yurttaşlar kimlik numaralarıyla yönetimin sağladığı dijital Bitcoin cüzdanı Chivo'ya erişebilme hakkı kazanırken, vergi ödemelerinin bile kripto parayla yapılması sağlandı. Bukele, ayrıca Chivo'da hesap açtıran herkese 30 dolar (yaklaşık 345 TL) değerinde Bitcoin verileceğini de duyurdu.

Kripto para kararına karşı protestolar
Ancak Bitcoin'i resmen tedavüle sokan ilk ülke olan El Salvador'da bu karar halkın bazı kesimleri tarafından tepkiyle karşılandı.
Eylülde kararın açıklanmasının ardından binlerce kişi sokaklara dükldü ve yönetim karşıtı sloganlar attı. Bazı protestocular ATM benzeri Bitcoin otomatlarını yakarken, bazıları da ellerinde "Diktatör Bukele" yazılı pankartlar taşıdı.

Bitcoin'in resmi para birimi olarak kabul edilmesine tepki gösteren halk, Chivo ATM'lerini ateşe vermişti (AP)
Bitcoin'in yasal para birimi olarak kullanılmasına karşı gelenler, kripto paranın değerinin öngörülemez şekilde değişmesinin, halihazırda yoksul haldeki Orta Amerika ülkesini daha da istikrarsızlaştıracağını ve enflasyonu yükselteceği eleştirisinde bulundu.
Bukele'yse resmi Twitter hesabında yapığı açıklamada yurttaşlardan sabırlı olmalarını dileyerek "Tüm yenilikler gibi, El Salvador'un Bitcoin sürecinin de bir öğrenme eğrisi olacak. İleriye yönelik tüm yollar böyledir. Hiçbir şey bir günde ya da bir ayda başarılmayacak" dedi.
Öte yandan ülkenin ulusal gazetesi La Prensa Grafica'nın anketinde, Bitcoin kararının ardından gelen tepkilere rağmen Bukele'nin kamuoyu güveni oranının yüzde 85,1'le yine yüksek kaldığı bildirildi.

Yanardağ eteğinde "Bitcoin şehri"
Protestolara rağmen Bitcoin'le ilgili projelere devam eden Bukele, kasımda dünyanın ilk "Bitcoin şehri" projesini de duyurdu.

Bukele, Bitcoin'e desteğini göstermek için Twitter hesabından paylaştığı fotoğrafla, Tesla CEO'su Elon Musk'ın da yer aldığı lazer göz akımına katıldı (Twitter / @nayibbukele)
Bukele, düzenlediği basın toplantısında şehrin Conchagua Yanardağı'nın etrafında kurulacağını, kripto para madenciliğinin buradan elde edilen jeotermal enerjiyle yapılacağını ve yaklaşık 300 bin Bitcoin'e mal olacağını söyledi.

Bukele, "Bitcoin şehri" projesini tanıtırken "Bu sadece iyi bir fikir değil. İnsanlığın evrimi" ifadelerini kullandı (Reuters)
Devlet başkanı, yeni şehirde "yerleşim alanlarının, ticari alanların, hizmetlerin, müzelerin, eğlence merkezlerinin, barların, restoranların, havalimanlarının, gemi limanlarının, demiryollarının, yani her şeyin Bitcoin'le çalışacağını" ifade etti. 
Duyuruda ayrıca şehirde gelir vergisi alınmayacağı ve sadece katma değer vergisinin uygulanacağı, toplanan vergilerin yarısının şehrin inşası için diğer yarısının da bakım ve temizlik çalışmaları için harcanacağı bildirildi. 

"Kürtaj soykırımdır"
Bukele yönetimi, ilk defa 1998'de yürürlüğe konan ve üç kez oylama yapılmasına rağmen iptal edilmeyen kürtaj yasağına desteğiyle de gündem oldu.
Nikaragua, Honduras ve Dominik Cumhuriyeti'yle birlikte en katı kürtaj yasaklarından birini uygulayan Orta Amerika ülkesinde hayati tehlike teşkil eden sakatlıklar, annenin can sağlığına tehdit oluşturabilecek durumlar ya da tecavüz vakalarında bile kürtaj yasadışı kabul ediliyor. Buna uymayan kadınlarsa cinayet suçundan yargılanabiliyor ve 50 yıla kadar hapis cezası alabiliyor.
Ekim 2021'de, kadın hakları gruplarının taleplerine rağmen Meclis'te yapılan görüşmelerde 73'e 11 oyla kürtaj yasağının yürürlükte kalmasına karar verildi.
Kasımdaysa Amerikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi (The Inter-American Court of Human Rights), Bukele yönetiminin, adı Manuela olarak açıklanan, kürtaj yaptırmaya çalıştığı gerekçesiyle 2008'de tutuklanan ve 2010'da hapishanede hayatını kaybeden iki çocuk annesi kadının hakkını ihlal ettiğini duyurdu. 
Geçen hafta da kürtaj yasağından dolayı 30'ar yıl hapis cezası alan ve kimlikleri Karen, Kathy ve Evelyn olarak açıklanan üç kadın serbest bırakıldı. 

Katı kürtaj yasaklarının uygulandığı El Salvador'da kadın hakları aktivistleri, Devlet Başkanı Nayib Bukele yönetimine karşı protestolar düzenlemişti (AP)
Kürtajın Suç Olmaktan Çıkarılması İçin Yurttaş Grubu (Citizen's Group for the Depenalization of Abortion), salıverilmeden önce Karen'in 6, Kathy'nin 8, Evelyn'in de 13 yıldır hapis yattığını ve kürtaj yasaklarından ötürü 14 kadının daha hapiste olduğunu bildirdi.
Bukele, Puerto Rikolu rapçi Residente'yle geçen yıl yaptığı bir söyleşide, "Bence, nihayetinde gelecekte kürtajın gerçekleştirdiğimiz büyük bir soykırım olduğunu fark edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Eşcinsel evliliğe de karşı
El Salvador lideri aynı zamanda eşcinsel evliliğe karşı duruşuyla da biliniyor. Residente'yle söyleşisinde Bukele, "evliliğin geleneksel olarak bir erkekle kadın arasında yapıldığını" düşündüğünü belirtti.
Ayrıca Eylül 2021'de anayasal reform çalışmalarına dair yaptığı açıklamada da Bukele, kürtaj yasağının yanı sıra eşcinsel evliliğe dair yasakla ilgili de herhangi bir değişikliğe gidilmeyeceğini duyurdu.
Bukele'nin gelecekte El Salvador'u hangi yöne götüreceği tartışmalı. Henüz adaylığını resmen açıklamamış olsa bile genç liderin ve ülkesinin kaderini önemli ölçüde belirleyecek köşe taşlarından biri 2024'teki seçimler olacak.
Öte yandan tepki çeken kararları, ses getiren hamleleri, siyasi duruşu ve sıradışı projeleriyle Bukele ileride de gündemden düşmeyecek gibi görünüyor.
Independent Türkçe



İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

TT

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran, İsrail ve ABD liderleri, Ortadoğu’daki savaşın bugün (Cuma) ikinci haftasını tamamlarken meydan okuyan açıklamalar yaparak, çatışmaların devam edeceği mesajını verdi. Savaş yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açarken milyonlarca insanın günlük yaşamını altüst etti ve finans piyasalarında da dalgalanmalara neden oldu.

Dün (Perşembe) devlet televizyonunda bir spiker tarafından okunan ilk açıklamasında İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulacağını belirtti. İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen ve sertlik yanlısı çizgide olduğu ifade edilen Hamaney, “Hepinize şunu teyit ediyorum: Şehitlerimizin kanının intikamını almayı asla unutmayacağız” dedi. Hamaney’in açıklamayı neden bizzat yapmadığı ise netlik kazanmadı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başlamasından bu yana ilk basın toplantısını düzenledi. Netanyahu, soruları video bağlantısıyla yanıtladı; Hamaney’i öldürmeye yönelik örtülü bir tehditte bulundu ve saldırılar devam edeceğini belirtti.

Netanyahu, “Aldığımız önlemlerin ayrıntılarını açıklamayacağım. Rejimi devirmek için en uygun koşulları hazırlıyoruz. Ancak İran halkının rejimi devireceğini kesin olarak söyleyemem; çünkü rejimler içeriden yıkılır. Ama kesin olan şu ki biz buna yardımcı olabiliriz ve zaten yardımcı oluyoruz” ifadelerini kullandı.


Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
TT

Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper dün akşam Riyad’dan yaptığı açıklamada, ülkesi adına Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik İran kaynaklı tehlikeli saldırıları kınadığını belirtti.

Cooper, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından 13 gün sonra bölgeye gerçekleştirdiği ilk bakanlık düzeyindeki ziyarette, ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki ortaklarını İran’ın tehlikeli saldırganlığına karşı destekleme çerçevesinde’ Riyad’da bulunduğunu açıkladı.

Cooper, Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmede, ülkesi adına İran saldırılarından etkilenen devletlerle dayanışma içinde olduklarını vurguladı ve bölgeyi istikrar ve barışa yönlendirmek için tüm çabaların bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etti.

rb
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İran saldırılarından etkilenen ülkelerle ülkesinin dayanışma içinde olduğunu yineledi. (SPA)

Prens Faysal bin Ferhan, Bakan Yvette Cooper ile bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik ortak çabaları görüştü; ayrıca iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliği alanları ele alındı.

Öte yandan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Riyad’da Cooper’ı kabul ederek, özellikle enerji alanında ikili iş birliği fırsatlarını ve gelecekteki sektör projelerini değerlendirdi; bu görüşmeler, iki hükümet arasında imzalanan iş birliği mutabakatı çerçevesinde gerçekleştirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Cooper’ın ziyaretinin ‘bölgede iş birliği yapılan ülkelerle iş birliği yollarını ele alarak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan saldırılar ışığında petrol arzının devamlılığını sağlama’ amacını taşıdığı ifade edildi.

gtbngt
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman dün Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Cooper ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasında güvenlik alanındaki koordinasyon ve iş birliğini ele aldı. Taraflar ayrıca, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve bölgeyi hedef alan İran’ın ağır saldırılarını ortak bir şekilde kınadıklarını bildirdi.

Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, resmi X hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, Suudi hükümetinin, ülkedeki güvenlik ve istikrar ortamında farklı uyruklardan vatandaş ve yabancıların güvenliğinin sağlanmasına özel önem verdiğini vurguladı.

Cooper da Körfez ülkelerine yönelik İran saldırılarını sert şekilde kınayarak, bu ülkelerin ‘İran rejiminin tehlikeli saldırılarına maruz kaldığını’ belirtti.

thtyh
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ile görüştü. (Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı)

Cooper, “Ortadoğu’daki durumun hâlâ son derece kırılgan olduğunu, herkesin bölgeye güvenlik ve istikrarı geri getirecek, İran’ın komşularına yönelik tehditlerini durduracak hızlı bir çözüm beklediğini” söyledi.

Cooper, Suudi Arabistan’ı ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki temel ortağı’ olarak nitelendirerek, ‘mevcut savaş ortamında petrol arzını ve enerji güvenliğini sağlamak için yakın iş birliğini’ vurguladı.

Birleşik Krallık ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin ve Suudi Arabistan’ın hava savunma kapasitelerinin gücünü vurgulayan Cooper ayrıca, Suudi Arabistan’a, Birleşik Krallık vatandaşlarının tahliyesine sağladığı destek için teşekkürlerini iletti.

fvfv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (DPA)

Diğer yandan Cooper, Riyad’a yaptığı ziyaret kapsamında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile de bir görüşme gerçekleştirdi.

Cooper, söz konusu görüşmede, İran’ın Körfez ülkelerine ve bölgeye yönelik devam eden saldırılarını ele aldı. Görüşmede, bu saldırılara karşı alınacak önlemler, bölgedeki güvenlik ve yabancıların emniyetinin sağlanması ile gerilim süreci ve bu kapsamda yürütülen çabalar değerlendirildi.


Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
TT

Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)

Hüda Rauf

Yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, İran halkına, bölgeye ve Amerika Birleşik Devletleri'ne seslendiği ilk mesajını verdi. Ülkenin üçüncü Dini Lideri olarak atanmasından bu yana ilk mesajı olmasına rağmen, İran politikasının temel yönlerini, sadece İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı mevcut savaş bağlamında değil, aynı zamanda gelecekteki yönüyle de açıklığa kavuşturdu. Bu, İran'ın vizyonunu bölgeye dayatmak için savaşı nasıl kullandığını açıklıyor.

 

Yeni Dini Liderin konuşması, İran halkına, bölge ülkelerine, “direniş ekseni”ne ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik mesajlar içeriyordu. Uzmanlar Meclisi'nin oylama sonuçlarını “devlet televizyonu aracılığıyla sizin de öğrendiğiniz anda” öğrendiğini vurguladı. İran rejimi, savaş zamanında İran'ın üçüncü Dini Lideri'nin seçimi sürecini tamamlayabilme gücünü, direncini ve bütünlüğünü göstermek istediği için elbette onun seçilmesi bekleniyordu.

Mücteba'nın seçilmesinin birkaç nedeni var. Siyasi olarak babası tarafından yetiştirildi ve resmi bir pozisyonda olmasa da gölge bir figür olarak babasının danışmanı kabul ediliyordu. Ayrıca rejimin güvenlik, siyasi, askeri ve dini çevreleriyle güçlü bağları var; bu da onun, on yıllardır var olan ve sistem içindeki etkilerini korumakta çıkarı olan etki ağlarının bir parçası olduğu anlamına geliyor. Savaş koşulları nedeniyle, seçimi, İranlı siyasi gruplar ve akımlar arasında Velayet-i Fakih’e inansalar da var olan rekabet düşüncesini geri plana itti. Dış baskılar ve Kürtler ile Beluçlar gibi bazı azınlıkların ayrılıkçı girişimlerine dair korkular, bu gruplar arasında halef seçimi sürecini kontrol etme rekabetinin öne çıkmasını engelledi. Buna ilave olarak, ABD-İsrail savaşının, Velayet-i Fakih üzerine kurulu ve monarşiye karşı olan devrimci bir sistemle bağdaşmayan miras alma sürecini kolaylaştırdığı ileri sürülebilir.

Öte yandan, Mücteba Hamaney, “direniş ekseni”ne mensup olanlara minnettarlığını ifade etmeye önem verdi ve Husileri, Iraklıları ve Hizbullah'ı övdü. Bu, İran'ın Trump'ın Özel Temsilcisi ile müzakere etmeyi reddettiği İran stratejisinin bir parçası olarak bölgedeki silahlı grupların önemini destekliyor. İran, 40 yıldır iç krizlerden muzdarip kırılgan Arap devletleri içinde milis gruplar kurmaya yatırım yaptı. Ayrıca mevcut gruplarla ilişkiler kurdu ve bu grupları ulusal hükümetlerinden daha güçlü hale getiren bağımlılık ilişkileri yaratarak barış zamanında başarıyla kullandı. Savaş zamanlarındaysa İran, “arenalar birliği” stratejisini devreye sokarak, Lübnan, Yemen ve Irak'ta olduğu gibi, bölge ülkelerini İsrail'in misillemelerine karşı savunmasız hale getiren çeşitli saldırılar düzenliyor.

Ancak Mücteba'nın konuşmasının en önemli yönü, İranlı karar vericilerin hem askeri hem de siyasi, hem şimdi hem de gelecekte nasıl düşündüklerini ortaya koymasıdır. Körfez ülkeleriyle ilişkilere değinirken, İran'ın “her zaman bu ülkelerin tümüyle dostane ve yapıcı ilişkiler kurmaya istekli olduğunu ve olmaya devam ettiğini, fakat düşmanın, yıllardır bölge üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek amacıyla bu ülkelerin bazılarında askeri ve mali üsler kurmuş olduğunu” vurguladı. Bu mantığa dayanarak, İran Amerikan varlığına karşı çıkarken, aynı zamanda bölgesel vekiller aracılığıyla bölge ülkeleri içinde kendi askeri ve mali varlığını kurmuştur. İran'ın, iç savaş sırasında verdiği desteğin bedelini ödemesi için Beşşar Esed'e önemli ölçüde baskı uyguladığı, bu sayede askeri varlığını sağlamlaştırdığı ve kendisine ekonomik ayrıcalıklar tanıyan anlaşmalar imzalaması için baskı yaptığı göz ardı edilemez.

Konuşmasında en önemli nokta, İran'ın ABD-İsrail saldırılarına ilk yanıtının Körfez ülkelerine yönelik saldırıları başlatmak ve bugüne kadar sivil ve ekonomik hedefleri vurmak olmasına rağmen, ülkesinin yalnızca Amerikan askeri üslerini hedef aldığı konusunda ısrar etmesiydi. Sivil ve ekonomik hedeflere saldırı, ülkesinin enerji fiyatlarını ve küresel ekonomiyi etkilemek ve herkes için savaşın maliyetini yükseltmek istediğine dair açık bir mesaj veriyor.

İran, son dört yılda Körfez ülkeleriyle kurmaya çalıştığı dostane ilişkileri kaybetti. Oysa Körfez ile iyileşen ilişkileri, bir yandan İran'ı bölgesel izolasyonundan kurtarırken, diğer yandan Körfez ülkelerini askeri müdahaleyi önlemek için ABD yönetimi ile arabuluculuk rolü oynamaya teşvik etmişti. Arap devletlerinin Donald Trump'ın ilk döneminde önerdiği “Arap NATO”su projesini reddetmiş olduğu da göz ardı edilemez. Bu nedenle, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, Tahran'ın onarmak için önemli çaba sarf etmesi gereken ilişkilerde bir çatlağa ve güvensizliğe neden oldu. Ancak burada en önemli nokta, Mücteba'nın tavsiye olarak değerlendirdiği ve bölge ülkelerine yapılan ABD üslerinin kapatılması çağrısıdır; çünkü dediğine göre İran, bu üsleri hedef alma politikasını sürdürecektir. İran bu saldırılar ile bir emsal oluşturdu ve bunu bölgesel politikasının ayırt edici özelliği haline getirmek istiyor. Yani Körfez ülkelerine ve sivil, ekonomik ve petrol hedeflerine, ayrıca Ortadoğu'daki herhangi bir ABD varlığına saldırılar düzenleyerek, Körfez'in jandarması gibi davranıyor, ancak bunu zorla ve sert bir şekilde yapıyor.

İran'ın Körfez ülkelerini hedef almaya devam ederek, savaşı Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatmak için kullandığı kesindir. Bu nedenle, sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşılık verip savaşı durdurmak için Körfez ülkelerine saldırmakla kalmıyor, aynı zamanda Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatıyor. İran açısından, Körfez bölgesindeki birincil tehdit kaynağı, bölgede ve İran'ın Afganistan, Irak ve Ortadoğu'daki sınırları boyunca yayılmış Amerikan varlığıdır. İran'ın kendisinin de bu Amerikan varlığından faydalanmış olduğuysa inkar edilemez, nitekim olmasaydı Kuveyt kolay kolay kurtarılamaz ve Irak oradan çıkarılamaz veya Irak'taki Saddam Hüseyin rejimi devrilmezdi.

Buna rağmen İran, bölgedeki Amerikan varlığını bir tehdit kaynağı olarak görüyor ve bölgesel güvenlikte kendisinin temel bir rol oynaması gerektiğine inanıyor. Ancak bu tutum, yalnızca bölgedeki Amerikan varlığı için geçerli değil. İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimine de karşı çıkıyor; bunun en açık örneği ise 1994 Şam Deklarasyonu'na karşı çıkmasıdır. Bu deklarasyona muhalefeti, İran'ın sadece Amerikan ve Batılı askeri güçlere değil, tüm yabancı güçlere, hatta Körfez ülkeleri dışındaki Arap devletleri de dahil olmak üzere herhangi bir gücün varlığına karşı çıkan tutumunun en önemli örneklerinden biriydi. 1991’deki Körfez Savaşı'ndan sonra Mısır ve Suriye, o dönemde savaştan kaynaklanan zorluklar ve tehditlerle başa çıkmak ve ekonomik iş birliğini geliştirmek için Arap devletleri arasında siyasi ve güvenlik alanlarında iş birliği ve koordinasyon sağlamak amacıyla Şam Deklarasyonu'nu önermişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, Tahran'ın, Arap veya Batılı olsun yabancı güçlerin varlığını reddetmesi, tek taraflı olarak baskın bir rol üstlenme arzusunu yansıtıyor.

İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimini reddediyor. O halde şu soru öne çıkıyor: İran, herhangi bir Amerikan veya İsrail tehdidiyle karşılaştığında komşuları için birincil tehdit kaynağı haline gelirken, bölgesel ve kolektif güvenliğin nasıl bir parçası olabilir? Dahası, jeopolitik konumunu küresel ekonomiye tehdit oluşturmak için kullanıyor. Bu nedenle, İran zihniyeti gerçek bir ikilemle karşı karşıya bulunuyor.

Hamaney'in oğlu ayrıca Hürmüz Boğazı'nın pazarlık kozu olarak kullanılmaya devam edileceğini de vurguladı. Washington'un yeterli deneyime sahip olmadığı ve son derece kırılgan olacağı başka cephelerin açılmasıyla ilgili çalışmalar yapıldığını da belirtti. Bu cephelerin, savaşın devam etmesi halinde ve İran'ın çıkarlarına hizmet edecek şekilde aktif hale getirileceğini söyledi. Burada kastedilen Hürmüz Boğazı ve Babül Mendeb’tir. Şimdiye kadar, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin seçici bir biçimde engellenmesi, küresel petrol fiyatlarında artışa neden oldu ve küresel ekonomiyi etkiledi. İran, henüz kullanmadığı kartlara sahip olmakla tehdit ediyor ve bunların arasında Babül Mendeb Boğazı ve Husilerin seferber edilmesi de yer alıyor. Mücteba, küresel yankıların ve olası bir küresel krizin boyutunu tasvir etmeye çalışıyor. Burada İran, elinde olduğunu düşündüğü ve kademeli olarak kullanacağı kozlarını sergiliyor. Dahası savaşın başından beri İran'ın yanıtı rastgele değil, bölgenin askeri altyapısını hedef alan ve Körfez ülkelerini savaşın maliyetine ortak eden, aynı zamanda İsrail toplumu üzerinde psikolojik ve siyasi baskı uygulayan çok yönlü bir saldırıydı.

Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya seyrüseferin tehdit edilmesi, küresel petrol fiyatlarında önemli bir yükselişe neden olacak ve Avrupa ile Asya ekonomilerine zarar verecektir. Benzer şekilde, Süveyş Kanalı'na giden gemilerin geçtiği Babül Mendeb Boğazı'ndaki herhangi bir kargaşa, Asya ve Avrupa arasındaki ticareti doğrudan etkileyecektir. Boğazın kapatılması, gemilerin Ümit Burnu'nu dolanmak zorunda kalmasına ve nakliye sürelerinin büyük ölçüde uzamasına neden olacaktır.

Kısacası, İran şu anda ateşkes istemiyor, bunun yerine seyrüseferi ve nakliyeyi sekteye uğratma gücünü kademeli olarak göstermeyi ve böylece küresel bir ekonomik krizi tetiklemeyi amaçlıyor. O zaman ateşkes, İran'ın stratejik kapasitesini tamamen kaybetmediği, güçlü bir konumda müzakere masasına oturmasını sağlayacak yeni bir stratejik denklemin kurulmasına bağlı olacaktır. Bu nedenle, İran, bölgedeki Amerikan varlığını tüketmek ve azami kayıplara neden olmak için savaşı uzatmayı hedefleyerek çatışmayı kademeli olarak tırmandırıyor. Bu da Amerikan kamuoyunu Ortadoğu'daki Amerikan varlıklarının tamamen çekilmesi için baskı yapmaya itecektir ki bu İran Devrimi'nden bu yana Körfez güvenliğine yönelik vizyonunun temel bir hedefidir. Bu amaçla İran, balistik füze saldırılarından deniz yollarına yönelik saldırılara kadar bir dizi aşamadan geçerek savaşı bölgesel bir askeri çatışmadan küresel bir ekonomik krize dönüştürüyor. Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmasına gerek yok; tek bir petrol tankerine yapılacak saldırı, nakliye, denizcilik ve sigorta şirketlerinin petrol tankerlerini işletmeyi durdurmaları için yeterli olacaktır. Bu noktada İran, denizcilik rotalarının kontrolcüsü rolünü üstlenmeyi ve böylece baskıcı ve güçlü bir hegemonya kurmayı hedefliyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.