AFRICOM yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Wagner herkes için kötü bir anlaşma… El-Kaide ve DEAŞ arasındaki uyum, Çad Gölü Havzasını tehdit ediyor

Bir AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a konuştu; “Wagner, herkes için kötü bir anlaşma… Sudan ve Tunus ile ‘stratejik olarak’ önemli tatbikatlar yok.

AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
TT

AFRICOM yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Wagner herkes için kötü bir anlaşma… El-Kaide ve DEAŞ arasındaki uyum, Çad Gölü Havzasını tehdit ediyor

AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)

ABD’nin geçen yıl Somali ve Afganistan’dan geri çekilmesi sonrasında dikkatler, ‘rejimlerin çöküşüne ve radikalizm yanlısı hareketlerin etkisinin büyümesine yol açacağı riskiyle birlikte böyle bir senaryonun, benzer bir ABD gerilemesine tanık olup olmayacağını öğrenmek’ için dünya genelindeki diğer çatışma sahnelerine çevrildi. ABD kuvvetlerinin Somali’den çekilmesi, 2021 başlarında oldu. El-Kaide’nin Afrika Boynuzu’ndaki kolu Eş-Şebab Hareketi’nin, kendi liderleri arasında güç mücadelesi veren zayıf Somali hükümet güçlerine karşı saldırıları tırmandı. Afganistan’da ise tablo daha net ve daha belirleyiciydi. ABD’liler, Ağustos ayında geri çekildi, hemen ardından Kabil hükümeti düştü ve yerini Taliban aldı.
Elbette böyle bir senaryo, birçok ülkesinin siyasi çatışmalara ve iç savaşlara tanık olduğu Afrika kıtası da dahil olmak üzere, ABD’lilerin çekilmeye karar verdiği diğer alanlarda tekrarlanabilir. Peki ABD’liler, ülkelerinin kahverengi kıtadaki krizlere dahil olması hakkında ne diyor? ABD, Afrika’daki askeri komutanlığı (AFRICOM) aracılığıyla Sahel ülkelerinde El-Kaide ve DEAŞ’a karşı mücadele çabalarına girişti. Ayrıca Afrikalıları, Mali ve Libya da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde yaygın olan Rus ‘Wagner’ grubunun paralı askerlerini kullanma ‘risklerine’ karşı uyardı. ABD’nin Sudan ile ilişkileri, 2020 yılında kayda değer bir sıcaklığa tanık oldu. Hükümetin iki bileşeni olan ordu ve siviller arasındaki çatışmanın ortasında, şu an bu ilişkiler şiddetli bir soğuktan mustarip gibi görünüyor. Tunus, geçtiğimiz yıl boyunca ABD’nin Kuzey Afrika’daki askeri faaliyetinin ana odak noktası oldu. Peki, bu katılım, Cumhurbaşkanı Kays Said ve siyasi muhalifleri arasındaki mevcut çatışmadan etkilendi mi?
Şarku’l Avsat’ın AFRICOM’un bir sözcüsüyle gerçekleştirdiği bu röportaj, ABD’nin kıtadaki rolüyle ilgili sorulara yanıt vermeyi amaçlıyor.

Mali
Özellikle Fransa, 2012’den bu yana Mali’deki militanlarla mücadele çabalarına öncülük ediyor. Ancak başta ABD olmak üzere birçok ülkeden aldığı desteğe rağmen militanları ortadan kaldırmayı başaramadı. Fransızlar açısından işleri daha karmaşık hale getiren şey, Mali ordusunun Bamako’da bir darbe yapması ve 2020’den beri iktidarı ele geçirmesiydi. Ordu, gelecek Şubat ayına kadar seçilmiş bir otoriteye meşruiyet kazandıracak seçimler düzenleme sözü vermesine rağmen bu kararından yakın zamanda geri adım atıp dört yıl daha iktidarda kalacağını açıkladı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), bu ay benzer bir Avrupa hamlesine eşlik etmesi beklenen bir hareketle, Mali’deki askeri yönetime yaptırımlar getirdi. Ancak ordu, karşı karşıya oldukları yaptırımları pek umursamıyor gibi görünüyor. Ordu, Mali güçlerini eğitmek üzere Wagner Grubu’ndan eğitmenler gönderen Ruslarla anlaşma imzalayarak, DEAŞ ve El-Kaide’ye karşı koyma çabalarına yönelik Paris’in askeri katılımları kısıtlama kararına bu şekilde yanıt verdi.
AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
“Mali’nin Wagner Grubu olarak bilinen Rus destekli özel bir askeri grubun hizmetlerini kiralamış olabileceğine dair bilgilerden haberdarız. Wagner Grubu’nun sicilini hesaba katarsak, Rusya tarafından desteklenen bu gruptan güçlerin oynayacağı herhangi bir rolün, Mali’deki hassas ve istikrarsız koşulları daha da kötüleştireceği ve geçiş hükümetini desteklemeye yönelik uluslararası tepkiyi zorlaştıracağı açıktır. ABD Savunma Bakanlığı, Ağustos 2020 darbesinin ardından Mali silahlı kuvvetleri için güvenlik iş birliğini ve askeri eğitimi askıya aldı. Mali halkı için güvenlik ve emniyetin yeniden tesis edilmesini teşvik etmek ve Mali’de meşru ve anayasal yönetime doğru başarılı bir geçiş sürecini teşvik etmek için çalışıyoruz.”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2022 yılının ilk çeyreğinde görevinin sona ereceğini açıkladığı ‘Barkhane’ kuvvetinin yerini alacak ‘Takuba’ kuvvetine ABD’nin sağlayacağı destekle ilgili bir soruya yanıt olarak AFRICOM yetkilisi, “ABD, Batı Afrika’daki Fransız ve diğer uluslararası ortak güçlere istihbarat, lojistik, hava ikmal ve eğitim desteği sağlıyor. Bu destek, Mali’deki şiddet yanlısı radikal örgütlerin şiddet içeren saldırılar düzenleme kapasitelerini azaltma, radikalizm yanlısı ağları dağıtma, bozma ve yenilgiye uğratma amacı taşıyor. ABD, tıbbi tahliye, lojistik destek, istihbarat, gözetleme, keşif ve havadan havaya yakıt ikmali desteği gibi, sahip olduğumuz varlıkları sıklıkla Fransız ortaklarımızla paylaşıyor. Fransa’nın bölgede tarihi bir varlığı var ve ABD, Fransızların buradaki çabalarını destekliyor. Çıkarlarımız, Fransızların terör tehditlerine karşı koymak için ortaya koyduklarıyla örtüşüyor. Ancak belirli bir biçimde yetenekleri veya bu misyonları destekleyen süreçleri veya faaliyetleri kamuoyu önünde tartışmıyoruz” ifadelerini kullandı.

Nijerya
DEAŞ ve El-Kaide, geçen yıl Nijerya’da iki büyük kayıp verdi. El-Kaide’ye bağlı ‘Boko Haram’ lideri Ebubekir Şekau, Mayıs ayında DEAŞ içerisindeki muhalifleri tarafından kuşatılması sonrasında üzerindeki bombayı patlatarak kendisini öldürdü. Ancak DEAŞ, rakiplerinin bu yenilgisinden fazla bir fayda sağlamadı. Öyle ki DEAŞ lideri Ebu Musab el-Barnavi de Ekim ayında öldürüldü. Bu iki rakip örgüt arasındaki ilişkilerin gelecekte nasıl olacağı, aralarındaki çatışmanın devam edip etmeyeceği veya özellikle Nijerya hükümeti karşısında saflarını birleştirme ihtimalinin olup olmadığı bugün tam olarak belli değil.
ABD’li sözcü, bu iki liderin (Şekau ve Barnavi) öldürüldüğünü iddia eden haberlerin farkında olduklarını söyledi. Sözcü, “Ne kadar endişe verici olursa olsun, bu iki grubun savaşçılarını ve yeteneklerini daha tutarlı bir terör çabası çerçevesinde nasıl bir araya getireceğini tahmin etmek zor. Bu iki grubun ortak çabası, ciddi ve çokuluslu bir müdahale olmaması halinde Çad Gölü Havzası bölgesinin istikrarını önemli ölçüde bozabilir. (El-Kaide’ye bağlı) Nusrat ul-Islam ve-l Muslimin’in Sahel’in batı ve orta bölgesine doğru devam eden genişlemesine ek olarak Sahel bölgesinin doğusundaki gelişen durum, uluslararası endişenin artması için bir neden olmalı. Hiçbir ülke terörle ilgili sorunları tek başına çözemez. Durumu takip etmeye ve şiddet içerikli radikalizme karşı ön saflarda savaşan Afrikalı ve uluslararası ortaklarımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

Libya
Son iki yılda Libya, AFRICOM açısından dikkate değer bir ilgi odağı haline geldi. Öyle ki Akdeniz’in güney kıyısında yayılan Wagner Grubu’nun tehlikelerine ilişkin bir dizi açıklama yapan AFRICOM, Rus grubunun Libya’ya savaş uçakları ve füze sistemleri getirdiğini doğrulayan bilgi ve resimler yayınladı. Ancak AFRICOM’un Libya’ya olan ilgisi, belki de ülkenin doğusunda Rusya ve batıda Türkiye ile bağlantılı paralı askerlerin geri çekilmesine ilişkin anlaşmalar ortasında, geçtiğimiz aylarda azalmış gibi görünüyordu. 300 Çadlı paralı askerin Libya’nın doğusundan geri çekilmesi hariç, söz konusu anlaşmalar henüz uygulamaya dönüştürülmedi.
AFRICOM sözcüsü, ABD askeri komutanlığının Afrika’daki rolünün, şu anda Büyükelçi Richard Norland tarafından yürütülen diplomatik çabaları desteklediğini açıkladı. Sözcü, “Libya halkının istekleri doğrultusunda tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların geri çekilmesi de dahil olmak üzere ateşkes anlaşmasının tam olarak uygulanmasını desteklemeye devam ediyoruz. AFRICOM, siyasi bir çözümü ‘Libya’da ileriye giden yol’ olarak görüyor. Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerinin ‘Libyalı seçmenler tarafından zorunlu görülen birleşik ve istikrarlı bir ulusal hükümete doğru önemli bir adım olarak gerçekleşmesini’ sağlamak için, ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland’ın diplomatik çabalarını destekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

‘Wagner Grubu’
Rus Wagner Grubu, son yıllarda AFRICOM’un ilgi odağı haline geldi. Zira ABD’liler, bu grubun ‘kendisinden yardım isteyen ülkeler’ açısından iyi olmadığını defalarca dile getirdi. Bu tavır, bugün de değişmiş gibi görünmüyor. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “ABD tarafından yaptırım uygulanan Wagner Grubu, faaliyet gösterdiği ülkelerin barışını, güvenliğini, istikrarını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden ihlal ve operasyonlarda bulunmuştur. Bu alanlarda Wagner, çatışmayı körükledi, güvensizliği ve istikrarı artırdı, askerlerin ve yerel vatandaşların ölümüne neden oldu ve ulusal egemenliği tehdit etti. Tüm bunlar, ulusal hazinenin yetersiz olduğu ve (Rus güvenlik grubunun aktif olduğu) aynı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin yeteneklerini geliştirmek için kullanılabilecek gerekli imkanların yönlendirildiği bir zamanda yaşandı. Wagner güçlerinin konuşlandırılmasının, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ukrayna ve Suriye’de istikrarı bozucu bir güç olduğu kanıtlandı. Wagner herkes için kötü bir anlaşma” dedi.

Sudan
Sudan, son iki yılda ABD gündeminde dikkat çekici bir yer edindi. AFRICOM’daki bir istihbarat yetkilisi de dahil olmak üzere ABD’li askeri yetkililer, ordu liderleriyle görüşmelerde bulunmak üzere Hartum’u ziyaret etti. Ziyaret, 1980’lerden bu yana ilk kez, yani devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir liderliğindeki darbeden sonra İslamcı yönetim boyunca ABD’lilerin de dahil olduğu askeri iş birliği ve eğitim konuşmalarının ortasında gelişti. ABD’nin Hartum hattındaki dikkate değer hamlesi, Rusya’nın Port Sudan’da kendileri için bir üs kurma çabalarının ortasında geldi. Söz konusu üs, şu anda ‘frenlenmiş’ olarak görülüyor. Bununla birlikte AFRICOM sözcüsü, şu anda Sudan ile olan ilişkilere değinirken, oldukça temkinli bir dil kullandı. Bu dil, ABD’lilerin mevcut dönemde ordunun sivillerle mücadelesi sırasında aldığı önlemleri reddetmesiyle de açık şekilde bağlantılı. AFRICOM yetkilisi, konu hakkında Şarku’l Avsat’a şunları söylemekle yetindi;
“AFRICOM, şu anda Sudan’da herhangi bir tatbikat yapmıyor.”

Tunus
Tunus, iki taraf arasındaki ziyaretler ve askeri tatbikatlar çerçevesinde AFRICOM’un Kuzey Afrika’daki ilgi noktası oldu. Ancak Sudan’dan farklı olarak, ülkenin Cumhurbaşkanı Kays Said ile muhalifleri arasındaki siyasi gerginliklerin, ABD’nin Tunus ile askeri ilişkisi üzerinde bir etki yaratmadığı görülüyor. AFRICOM sözcüsü, yaptığı açıklamada “Tunus ile askeri angajmanımız değişmedi. ABD, Tunus halkını desteklemeye ve Tunus’un demokratik ve ekonomik gelişiminin yanı sıra devam eden askeri ve güvenlik iş birliğimizi desteklemeye kararlıdır. AFRICOM liderliği, Tunus’un stratejik önemini ve Orta Akdeniz’in navigasyon güvenliğindeki rolünü takdir ediyor. Ortaklarımızın tehditlere karşı koyma yeteneklerini güçlendirmek ve Tunus’un bölgesel bir eğitim merkezi olma çabalarını desteklemek için Tunus ile iş birliği yapıyoruz. Tunus, çok uluslu AFRICOM askeri tatbikatlarına ve hava ikmal görevlerine katılıyor ve bölgedeki şiddet yanlısı radikal örgütlerin etkisini azaltma taahhüdünü bizimle paylaşıyor” ifadelerini kullandı.



Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Donald Trump'ı onaylamayanların oranı yüzde 60'a çıktı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerikalıların 10'da 6'sı artık Başkan Donald Trump'ın yaptığı işi onaylamıyor. Bu oran, şiddete başvuran destekçilerinden oluşan grubun 6 Ocak 2021'de ABD Kongre Binası'na saldırmasından bu yana en düşük seviye.

12 - 17 Şubat'ta yapılan yeni Washington Post/Ipsos anketine göre, kayıtlı seçmenlerin yüzde 58'i ve genel olarak Amerikalıların yüzde 60'ı Trump'ın başkanlık performansının kötü olduğunu düşünüyor. Amerikalıların yaklaşık yüzde 50'si ise görev performansını "kesinlikle" onaylamıyor.

Başkan, ülke çapında kitlesel sınır dışı etme kampanyası ve sürekli yüksek tüketici fiyatları nedeniyle, en önemli iki konusu olan göç ve ekonomide kan kaybetmeye devam ediyor.

Trump'ın Amerikalıları enflasyon baskılarının ya hiç olmadığı ya da hızla azaldığı konusunda ikna etme çabaları şimdiye kadar sonuç vermedi. Ankete göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 65'i başkanın fiyatları düşürmede kötü bir iş çıkardığını söylüyor.

Ayrıca çok sayıda Amerikalı, Trump'ın küresel gümrük vergilerine de karşı çıkıyor. Son ankete göre, Amerikalıların yüzde 64'ü bu stratejiye karşı çıktı; bu oran, göreve başlamasından bu yana neredeyse hiç değişmedi. Cuma günü Yüksek Mahkeme, Trump'ın gümrük vergisi gündeminin büyük bölümünün yasadışı olduğuna karar verdi.

Anketteki en yüksek onaylamama oranlarından biri (yüzde 58), Trump'ın göçmenlik konusundaki tutumuna yönelikti. Yönetimi, geniş çaplı sınır dışı etme tutuklamaları yapmak için bazı Amerikan şehirlerine ICE ajanlarını gönderdi. Minneapolis'te bu durum, protestocularla şiddetli çatışmalara ve bu kış ICE ajanları tarafından iki Amerikalı, Alex Pretti ve Renee Good'un öldürülmesine yol açtı.

Trump'ın bu konuda daha kötü bir onaylanmama oranıyla karşılaştığı tek zaman, Post/Ipsos anketinde, ABD'ye küçük yaşta getirilen göçmenleri sınır dışı edilmekten koruyan DACA programını (Çocukluk Çağında Gelenler İçin Ertelenmiş Eylem) iptal etmesinden günler sonra, Eylül 2017'ydi.

Başkan, ABD'nin yabancı müttefikleriyle ilişkilerini sürdürme yeteneği konusunda düşük notlar aldı. Kanada'yla ticaret anlaşmazlıkları, Grönland konusunda NATO'yla yaşanan çekişmeler ve İran'a yönelik olası bir askeri saldırı nedeniyle onaylanmama oranı yüzde 62'ye ulaştı.

bghyju
Donald Trump'ın göçmenlik konusundaki onay oranları, 2017'de DACA'yı iptal etmesinden bu yana en düşük seviyede (AFP)

Cumhuriyetçiler, ağır kayıpların yaşanma ihtimallerinin giderek arttığı ara seçim dönemine doğru bocalayarak ilerliyor. Bunun sebepleri arasında Senato tablosunun bir anda kendileri için olumsuz hale gelmesi ve çekişmeli seçim bölgelerinde Demokratların açık ara önde olmasının Cumhuriyetçi üyeleri terletmesi var. Emeklilik dalgası da Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğunu düşük tek haneli rakamlara indirirken, Senato'daki çoğunluğu koruma çabalarını da zorlaştırıyor.

Post/Ipsos anketi, Trump'ın ekonomiyle ilgili rakamlarının son aylarda biraz toparlandığını gösterse de genel beğenilmeme oranının Cumhuriyetçi Parti için sorun olmaya devam ettiğini ve gelecek aylarda iyileşme olmazsa kasımdaki seçimlerdeki parti sonuçlarını kolayca aşağı çekebileceğine işaret ediyor.

Post/Ipsos anketinden elde edilen veriler, 12 - 17 Şubat'ta ​​2 bin 589 ABD'li yetişkinden oluşan bir örneklemden toplandı ve hata payı +/- yüzde 2. Kayıtlı seçmen örnekleminde ise 2 bin 87 seçmenin yanıtı yer alıyor ve ve hata payı +/- yüzde 2,2.

Independent Türkçe


Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
TT

Mar-a-Lago'ya silahla girmeye çalışan şüpheli hakkında tüm bilinenler

Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)
Kuzey Karolina'dan 21 yaşındaki bir adam, 22 Şubat'ta Trump'ın Florida'daki Mar-a-Lago yerleşkesinin arazisine girmeye çalışırken Gizli Servis tarafından vurularak öldürüldü (AP)

21 yaşındaki Austin Tucker Martin'in, Mar-a-Lago'nun kuzey kapısının hemen ardında, saat 01.30 civarında, iki Gizli Servis ajanı ve bir Palm Beach County şerif yardımcısıyla karşılaştığında, elinde bir av tüfeği ve bir gaz tüpü olduğu iddia edildi. Başkan ve eşi o sırada Washington DC'deydi.

Palm Beach County Şerifi Ric Bradshaw pazar günü gazetecilere yaptığı açıklamada, memurların Martin'e teçhizatını bırakmasını emrettiğini söyledi. Martin daha sonra gaz tüpünü indirdi ancak "av tüfeğini ateş etmeye hazır konuma kaldırdı".

Şerif, "O anda, şerif yardımcısı ve iki Gizli Servis ajanı silahlarını ateşledi" dedi.

Aile üyeleri, hafta sonu Martin'in kaybolduğunu bildirmişti ve haber karşısında şaşkına döndüler.

İşte silahlı saldırgan olduğu iddia edilen Martin hakkında bildiklerimiz:

"Karıncayı bile incitmezdi"
Martin'i tanıyanlar, haneye tecavüz ve silahlı saldırıyı öğrenince şoke oldu.

Kuzeni Braeden Fields, Associated Press'e, "İyi bir çocuktu" diye konuştu.

Böyle bir şey yapacağına inanmazdım. Akıl almaz bir şey.

Fields, "Karıncayı bile incitmezdi" diye ekledi.

Silah kullanmayı bile bilmiyor.

Fields, Martin'in ailesini "tutkulu Trump destekçileri" diye tanımladı ve 21 yaşındaki gencin "çok sessiz, hiçbir şeyden bahsetmeyen biri" olduğunu söyledi. Fields, Martin'in yerel bir golf sahasında çalıştığını da ekledi.

cdfgt
Polis, Martin'in Trump'ın Mar-a-Lago malikanesinin sınırını ihlal ederken bir av tüfeği taşıdığını söylüyor (Palm Beach County Şerif Bürosu)

The News & Observer'ın ulaştığı belgelere göre, Cameron'daki Union Pines Lisesi'nden 2023'te mezun olan Martin, seçmen kayıtlarında herhangi bir partiye kayıtlı görünmüyordu.

Geçen yıl Martin, golf sahalarının el yapımı çizimlerini yapan bir iş kurdu.

Girişimin internet sitesinde, "Fresh Sky Illustrations, esas olarak golf sahası sahnelerini çizerek ve çeşitli golf sahası hediyelik eşya dükkanlarında el yapımı eserlerin çerçeveli kopyalarını sunarak, bir yandan da kişisel siparişleri yerine getirerek golf sahasında olmanın umut dolu hissini hayata geçirmeye odaklanan bir sanat şirketidir" diye yazıyor.

Kuzey Karolina'nın Sanford kentindeki Quail Ridge Golf Sahası'nın baş golf profesyoneli Brandon Huneycutt, The News & Observer'a birkaç yıl önce Martin'le kısaca tanıştığını, golf arabası kullanmasına ve sahanın bazı bölümlerini görmesine izin verdiğini söyledi.

Huneycutt, "Sanırım onların fotoğraflarını çekti ve eve gidip resimleri gerçekten de elle çizdi" dedi.

Son derece iyi çalışmalardı.

dfvgbh
Martin''in kuzeni Braeden Fields, 21 yaşındaki gencin "iyi bir çocuk" ve silahlı saldırı haberinin "akıl almaz" olduğunu söyledi (AP)

Mar-a-Lago yakınlarında bulunan bir arabanın Martin'in gümüş renkli Volkswagen'i olduğu düşünülüyor. Polis, arabada Martin'in av tüfeğini taşıdığı anlaşılan bir kutu buldu.

Gizli Servis Sözcüsü Anthony Guglielmi'ye göre, dedektifler Martin'in silahı Florida'ya doğru güneye giderken aldığına inanıyor.

Soruşturmayı FBI yürütüyor.

Trump ve Mar-a-Lago yakınlarında bir dizi tehdit
Trump ve mülkleri, 2024 seçim kampanyası sezonundan bu yana bir dizi güvenlik tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

Temmuz 2024'te Pensilvanya'da düzenlenen bir miting sırasında, daha sonra öldürülen bir silahlı saldırganın kurşunu Cumhuriyetçi adayı sıyırmıştı.

Federal savcılara göre, 59 yaşındaki Ryan Wesley Routh, aynı yılın sonlarında Mar-a-Lago yakınlarında Trump'ı öldürmeye teşebbüs etmiş ve Trump Uluslararası Golf Kulübü'nü çevreleyen bir çitin üzerinden tüfek doğrultmuştu.

Bu ay Routh, federal hapishanede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme belgelerine göre Routh, mahkumiyetine ve cezasına itiraz başvurusunda bulundu.

Independent Türkçe


Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
TT

Londra polisi eski bakan Peter Mandelson’ı Epstein soruşturması kapsamında gözaltına aldı

Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)
Eski Birleşik Krallık Ekonomi Bakanı Peter Mandelson (AFP)

İngiliz polisi, İngiltere'nin eski Ekonomi Bakanı ve Washington  Büyükelçisi  Peter Mandelson'ı, cinsel suçlu Jeffrey Epstein'la bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına aldı.

Mandelson'ın, bakanlık döneminde Epstein'a bilgi aktardığı iddiasıyla soruşturulduğu, incelemeler çerçevesinde Wiltshire ve Camden'daki iki mülkünde arama yapıldığı bildirildi.

Polis sözcüsü, "Görevi kötüye kullanma şüphesiyle 72 yaşındaki bir erkek gözaltına alınmıştır. Şüpheli, 23 Şubat Pazartesi günü Camden'daki bir adreste yakalanmış, Londra'daki bir polis merkezine götürülerek ifadesi alınmaktadır. Soruşturma kapsamında Wiltshire ve Camden'daki iki adreste arama kararı uygulanmıştır" açıklamasını yaptı.

Yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü ve ayrıntıların kamuoyuyla daha sonra paylaşılacağını belirtti.

Mandelson'ın büyükelçi olarak atanması ve Epstein'la ilişkilerine dair iddialar, İngiltere Başbakanı Keir Starmer üzerindeki siyasi baskıyı da artırmıştı.

BBC ve Sky News, 72 yaşındaki Mandelson’ın Londra’nın merkezindeki evinden sivil kıyafetli bir erkek ve bir kadın eşliğinde çıkarılarak sivil bir araca bindirildiğini gösteren görüntüler yayımladı.

Bir dönem İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden olan Mandelson’ın gözaltına alınması, Perşembe günü eski Prens Prens Andrew’ın Epstein davası kapsamında şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmasından dört gün sonra gerçekleşti.

Eskiden York Dükü unvanını taşıyan Andrew’un, 2001–2011 yılları arasında Birleşik Krallık’ın uluslararası ticaret özel temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde Epstein’a gizli nitelik taşıyabilecek bilgiler sızdırdığı şüphesi bulunuyor. Andrew, Perşembe akşamı birkaç saatlik gözaltının ardından “soruşturma kapsamında” serbest bırakıldı.

Londra polisi, 3 Şubat’ta Mandelson hakkında soruşturma başlatıldığını duyurmuştu. ABD Adalet Bakanlığı’nın Ocak ayı sonunda yayımladığı Epstein dosyalarındaki belgelerde, Mandelson’ın özellikle 2008–2010 yılları arasında Gordon Brown hükümetinde bakanlık yaptığı dönemde, piyasaları etkileyebilecek borsa bilgilerini Epstein’a sızdırmış olabileceğine işaret edildiği belirtilmişti.

Polis, üç gün sonra Mandelson’a ait iki konutta arama yapıldığını açıkladı. Bunlardan biri Londra’nın Camden semtinde, diğeri ise İngiltere’nin güneybatısındaki Wiltshire’da bulunuyor.

Bu gelişmeler, İşçi Partili Başbakan Keir Starmer hükümetini zayıflattı. Hükümet, 2024 yılı sonunda Mandelson’ı Washington’a büyükelçi olarak atamakla eleştiriliyor. Eleştiriler, eski bakan ve Avrupa Komiseri olan Mandelson’ın, cinsel suçlardan mahkûmiyetine rağmen Epstein ile yakın ilişkisini sürdürdüğünün bilindiği iddialarına dayanıyor.

Starmer, Mandelson’ı Aralık 2024’te, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü öncesinde bu hassas göreve atamıştı. Ancak Epstein ile ilişkisine dair ayrıntıların yer aldığı belgelerin yayımlanmasının ardından Eylül 2025’te görevden aldı.

Starmer, Jeffrey Epstein’ın mağdurlarından özür dilerken, özel kalem müdürü ve basın sorumlusu istifa etti.

Hükümet, Mandelson’ın atanması ve görevden alınmasına ilişkin tüm belgelerin yayımlanacağını taahhüt etti. Bir hükümet yetkilisinin Pazartesi günü verdiği bilgiye göre, ilk belge paketi Mart ayı başında kamuoyuna açıklanacak.