AFRICOM yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Wagner herkes için kötü bir anlaşma… El-Kaide ve DEAŞ arasındaki uyum, Çad Gölü Havzasını tehdit ediyor

Bir AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a konuştu; “Wagner, herkes için kötü bir anlaşma… Sudan ve Tunus ile ‘stratejik olarak’ önemli tatbikatlar yok.

AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
TT

AFRICOM yetkilisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Wagner herkes için kötü bir anlaşma… El-Kaide ve DEAŞ arasındaki uyum, Çad Gölü Havzasını tehdit ediyor

AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)
AFRICOM Komutanı General Stephen Townsend, geçen Eylül ayında Libya’ya yaptığı ziyaret sırasında, Büyükelçi Richard Norland’ın da katılımıyla Libya Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid Dibeybe ile tokalaşıyor (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği)

ABD’nin geçen yıl Somali ve Afganistan’dan geri çekilmesi sonrasında dikkatler, ‘rejimlerin çöküşüne ve radikalizm yanlısı hareketlerin etkisinin büyümesine yol açacağı riskiyle birlikte böyle bir senaryonun, benzer bir ABD gerilemesine tanık olup olmayacağını öğrenmek’ için dünya genelindeki diğer çatışma sahnelerine çevrildi. ABD kuvvetlerinin Somali’den çekilmesi, 2021 başlarında oldu. El-Kaide’nin Afrika Boynuzu’ndaki kolu Eş-Şebab Hareketi’nin, kendi liderleri arasında güç mücadelesi veren zayıf Somali hükümet güçlerine karşı saldırıları tırmandı. Afganistan’da ise tablo daha net ve daha belirleyiciydi. ABD’liler, Ağustos ayında geri çekildi, hemen ardından Kabil hükümeti düştü ve yerini Taliban aldı.
Elbette böyle bir senaryo, birçok ülkesinin siyasi çatışmalara ve iç savaşlara tanık olduğu Afrika kıtası da dahil olmak üzere, ABD’lilerin çekilmeye karar verdiği diğer alanlarda tekrarlanabilir. Peki ABD’liler, ülkelerinin kahverengi kıtadaki krizlere dahil olması hakkında ne diyor? ABD, Afrika’daki askeri komutanlığı (AFRICOM) aracılığıyla Sahel ülkelerinde El-Kaide ve DEAŞ’a karşı mücadele çabalarına girişti. Ayrıca Afrikalıları, Mali ve Libya da dahil olmak üzere birçok Afrika ülkesinde yaygın olan Rus ‘Wagner’ grubunun paralı askerlerini kullanma ‘risklerine’ karşı uyardı. ABD’nin Sudan ile ilişkileri, 2020 yılında kayda değer bir sıcaklığa tanık oldu. Hükümetin iki bileşeni olan ordu ve siviller arasındaki çatışmanın ortasında, şu an bu ilişkiler şiddetli bir soğuktan mustarip gibi görünüyor. Tunus, geçtiğimiz yıl boyunca ABD’nin Kuzey Afrika’daki askeri faaliyetinin ana odak noktası oldu. Peki, bu katılım, Cumhurbaşkanı Kays Said ve siyasi muhalifleri arasındaki mevcut çatışmadan etkilendi mi?
Şarku’l Avsat’ın AFRICOM’un bir sözcüsüyle gerçekleştirdiği bu röportaj, ABD’nin kıtadaki rolüyle ilgili sorulara yanıt vermeyi amaçlıyor.

Mali
Özellikle Fransa, 2012’den bu yana Mali’deki militanlarla mücadele çabalarına öncülük ediyor. Ancak başta ABD olmak üzere birçok ülkeden aldığı desteğe rağmen militanları ortadan kaldırmayı başaramadı. Fransızlar açısından işleri daha karmaşık hale getiren şey, Mali ordusunun Bamako’da bir darbe yapması ve 2020’den beri iktidarı ele geçirmesiydi. Ordu, gelecek Şubat ayına kadar seçilmiş bir otoriteye meşruiyet kazandıracak seçimler düzenleme sözü vermesine rağmen bu kararından yakın zamanda geri adım atıp dört yıl daha iktidarda kalacağını açıkladı. Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), bu ay benzer bir Avrupa hamlesine eşlik etmesi beklenen bir hareketle, Mali’deki askeri yönetime yaptırımlar getirdi. Ancak ordu, karşı karşıya oldukları yaptırımları pek umursamıyor gibi görünüyor. Ordu, Mali güçlerini eğitmek üzere Wagner Grubu’ndan eğitmenler gönderen Ruslarla anlaşma imzalayarak, DEAŞ ve El-Kaide’ye karşı koyma çabalarına yönelik Paris’in askeri katılımları kısıtlama kararına bu şekilde yanıt verdi.
AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi;
“Mali’nin Wagner Grubu olarak bilinen Rus destekli özel bir askeri grubun hizmetlerini kiralamış olabileceğine dair bilgilerden haberdarız. Wagner Grubu’nun sicilini hesaba katarsak, Rusya tarafından desteklenen bu gruptan güçlerin oynayacağı herhangi bir rolün, Mali’deki hassas ve istikrarsız koşulları daha da kötüleştireceği ve geçiş hükümetini desteklemeye yönelik uluslararası tepkiyi zorlaştıracağı açıktır. ABD Savunma Bakanlığı, Ağustos 2020 darbesinin ardından Mali silahlı kuvvetleri için güvenlik iş birliğini ve askeri eğitimi askıya aldı. Mali halkı için güvenlik ve emniyetin yeniden tesis edilmesini teşvik etmek ve Mali’de meşru ve anayasal yönetime doğru başarılı bir geçiş sürecini teşvik etmek için çalışıyoruz.”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2022 yılının ilk çeyreğinde görevinin sona ereceğini açıkladığı ‘Barkhane’ kuvvetinin yerini alacak ‘Takuba’ kuvvetine ABD’nin sağlayacağı destekle ilgili bir soruya yanıt olarak AFRICOM yetkilisi, “ABD, Batı Afrika’daki Fransız ve diğer uluslararası ortak güçlere istihbarat, lojistik, hava ikmal ve eğitim desteği sağlıyor. Bu destek, Mali’deki şiddet yanlısı radikal örgütlerin şiddet içeren saldırılar düzenleme kapasitelerini azaltma, radikalizm yanlısı ağları dağıtma, bozma ve yenilgiye uğratma amacı taşıyor. ABD, tıbbi tahliye, lojistik destek, istihbarat, gözetleme, keşif ve havadan havaya yakıt ikmali desteği gibi, sahip olduğumuz varlıkları sıklıkla Fransız ortaklarımızla paylaşıyor. Fransa’nın bölgede tarihi bir varlığı var ve ABD, Fransızların buradaki çabalarını destekliyor. Çıkarlarımız, Fransızların terör tehditlerine karşı koymak için ortaya koyduklarıyla örtüşüyor. Ancak belirli bir biçimde yetenekleri veya bu misyonları destekleyen süreçleri veya faaliyetleri kamuoyu önünde tartışmıyoruz” ifadelerini kullandı.

Nijerya
DEAŞ ve El-Kaide, geçen yıl Nijerya’da iki büyük kayıp verdi. El-Kaide’ye bağlı ‘Boko Haram’ lideri Ebubekir Şekau, Mayıs ayında DEAŞ içerisindeki muhalifleri tarafından kuşatılması sonrasında üzerindeki bombayı patlatarak kendisini öldürdü. Ancak DEAŞ, rakiplerinin bu yenilgisinden fazla bir fayda sağlamadı. Öyle ki DEAŞ lideri Ebu Musab el-Barnavi de Ekim ayında öldürüldü. Bu iki rakip örgüt arasındaki ilişkilerin gelecekte nasıl olacağı, aralarındaki çatışmanın devam edip etmeyeceği veya özellikle Nijerya hükümeti karşısında saflarını birleştirme ihtimalinin olup olmadığı bugün tam olarak belli değil.
ABD’li sözcü, bu iki liderin (Şekau ve Barnavi) öldürüldüğünü iddia eden haberlerin farkında olduklarını söyledi. Sözcü, “Ne kadar endişe verici olursa olsun, bu iki grubun savaşçılarını ve yeteneklerini daha tutarlı bir terör çabası çerçevesinde nasıl bir araya getireceğini tahmin etmek zor. Bu iki grubun ortak çabası, ciddi ve çokuluslu bir müdahale olmaması halinde Çad Gölü Havzası bölgesinin istikrarını önemli ölçüde bozabilir. (El-Kaide’ye bağlı) Nusrat ul-Islam ve-l Muslimin’in Sahel’in batı ve orta bölgesine doğru devam eden genişlemesine ek olarak Sahel bölgesinin doğusundaki gelişen durum, uluslararası endişenin artması için bir neden olmalı. Hiçbir ülke terörle ilgili sorunları tek başına çözemez. Durumu takip etmeye ve şiddet içerikli radikalizme karşı ön saflarda savaşan Afrikalı ve uluslararası ortaklarımızı desteklemeye devam ediyoruz” dedi.

Libya
Son iki yılda Libya, AFRICOM açısından dikkate değer bir ilgi odağı haline geldi. Öyle ki Akdeniz’in güney kıyısında yayılan Wagner Grubu’nun tehlikelerine ilişkin bir dizi açıklama yapan AFRICOM, Rus grubunun Libya’ya savaş uçakları ve füze sistemleri getirdiğini doğrulayan bilgi ve resimler yayınladı. Ancak AFRICOM’un Libya’ya olan ilgisi, belki de ülkenin doğusunda Rusya ve batıda Türkiye ile bağlantılı paralı askerlerin geri çekilmesine ilişkin anlaşmalar ortasında, geçtiğimiz aylarda azalmış gibi görünüyordu. 300 Çadlı paralı askerin Libya’nın doğusundan geri çekilmesi hariç, söz konusu anlaşmalar henüz uygulamaya dönüştürülmedi.
AFRICOM sözcüsü, ABD askeri komutanlığının Afrika’daki rolünün, şu anda Büyükelçi Richard Norland tarafından yürütülen diplomatik çabaları desteklediğini açıkladı. Sözcü, “Libya halkının istekleri doğrultusunda tüm yabancı güçlerin ve savaşçıların geri çekilmesi de dahil olmak üzere ateşkes anlaşmasının tam olarak uygulanmasını desteklemeye devam ediyoruz. AFRICOM, siyasi bir çözümü ‘Libya’da ileriye giden yol’ olarak görüyor. Cumhurbaşkanlığı ve yasama seçimlerinin ‘Libyalı seçmenler tarafından zorunlu görülen birleşik ve istikrarlı bir ulusal hükümete doğru önemli bir adım olarak gerçekleşmesini’ sağlamak için, ABD Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Libya Büyükelçisi Richard Norland’ın diplomatik çabalarını destekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

‘Wagner Grubu’
Rus Wagner Grubu, son yıllarda AFRICOM’un ilgi odağı haline geldi. Zira ABD’liler, bu grubun ‘kendisinden yardım isteyen ülkeler’ açısından iyi olmadığını defalarca dile getirdi. Bu tavır, bugün de değişmiş gibi görünmüyor. AFRICOM sözcüsü, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “ABD tarafından yaptırım uygulanan Wagner Grubu, faaliyet gösterdiği ülkelerin barışını, güvenliğini, istikrarını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden ihlal ve operasyonlarda bulunmuştur. Bu alanlarda Wagner, çatışmayı körükledi, güvensizliği ve istikrarı artırdı, askerlerin ve yerel vatandaşların ölümüne neden oldu ve ulusal egemenliği tehdit etti. Tüm bunlar, ulusal hazinenin yetersiz olduğu ve (Rus güvenlik grubunun aktif olduğu) aynı ülkelerin silahlı kuvvetlerinin yeteneklerini geliştirmek için kullanılabilecek gerekli imkanların yönlendirildiği bir zamanda yaşandı. Wagner güçlerinin konuşlandırılmasının, Libya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Ukrayna ve Suriye’de istikrarı bozucu bir güç olduğu kanıtlandı. Wagner herkes için kötü bir anlaşma” dedi.

Sudan
Sudan, son iki yılda ABD gündeminde dikkat çekici bir yer edindi. AFRICOM’daki bir istihbarat yetkilisi de dahil olmak üzere ABD’li askeri yetkililer, ordu liderleriyle görüşmelerde bulunmak üzere Hartum’u ziyaret etti. Ziyaret, 1980’lerden bu yana ilk kez, yani devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir liderliğindeki darbeden sonra İslamcı yönetim boyunca ABD’lilerin de dahil olduğu askeri iş birliği ve eğitim konuşmalarının ortasında gelişti. ABD’nin Hartum hattındaki dikkate değer hamlesi, Rusya’nın Port Sudan’da kendileri için bir üs kurma çabalarının ortasında geldi. Söz konusu üs, şu anda ‘frenlenmiş’ olarak görülüyor. Bununla birlikte AFRICOM sözcüsü, şu anda Sudan ile olan ilişkilere değinirken, oldukça temkinli bir dil kullandı. Bu dil, ABD’lilerin mevcut dönemde ordunun sivillerle mücadelesi sırasında aldığı önlemleri reddetmesiyle de açık şekilde bağlantılı. AFRICOM yetkilisi, konu hakkında Şarku’l Avsat’a şunları söylemekle yetindi;
“AFRICOM, şu anda Sudan’da herhangi bir tatbikat yapmıyor.”

Tunus
Tunus, iki taraf arasındaki ziyaretler ve askeri tatbikatlar çerçevesinde AFRICOM’un Kuzey Afrika’daki ilgi noktası oldu. Ancak Sudan’dan farklı olarak, ülkenin Cumhurbaşkanı Kays Said ile muhalifleri arasındaki siyasi gerginliklerin, ABD’nin Tunus ile askeri ilişkisi üzerinde bir etki yaratmadığı görülüyor. AFRICOM sözcüsü, yaptığı açıklamada “Tunus ile askeri angajmanımız değişmedi. ABD, Tunus halkını desteklemeye ve Tunus’un demokratik ve ekonomik gelişiminin yanı sıra devam eden askeri ve güvenlik iş birliğimizi desteklemeye kararlıdır. AFRICOM liderliği, Tunus’un stratejik önemini ve Orta Akdeniz’in navigasyon güvenliğindeki rolünü takdir ediyor. Ortaklarımızın tehditlere karşı koyma yeteneklerini güçlendirmek ve Tunus’un bölgesel bir eğitim merkezi olma çabalarını desteklemek için Tunus ile iş birliği yapıyoruz. Tunus, çok uluslu AFRICOM askeri tatbikatlarına ve hava ikmal görevlerine katılıyor ve bölgedeki şiddet yanlısı radikal örgütlerin etkisini azaltma taahhüdünü bizimle paylaşıyor” ifadelerini kullandı.



Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.