Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Rakunların sırf eğlence için bulmaca çözdüğü bulundu

Rakun bulmaca kutusuyla ilgileniyor (Hannah Griebling)
Rakun bulmaca kutusuyla ilgileniyor (Hannah Griebling)
TT

Rakunların sırf eğlence için bulmaca çözdüğü bulundu

Rakun bulmaca kutusuyla ilgileniyor (Hannah Griebling)
Rakun bulmaca kutusuyla ilgileniyor (Hannah Griebling)

Rakunların, sonunda herhangi bir ödül beklemeden bile bulmacaları çözebilecek kadar meraklı canlılar olduğunu gösteren yeni bir araştırma, bu hayvanların kentlerdeki davranışlarını daha iyi açıklamaya fayda sağlayabilir. 

Genellikle fırsatçı leşçiller gibi görülen bu hayvanlar, nispeten güvenli kilitleri olan çöp ve kompost kutularını bile açabiliyor.

Ancak yeni bir araştırma, rakunların yiyecek ararken sadece aç değil, gerçekten meraklı olabileceğini öne sürüyor.

British Columbia Üniversitesi'nden araştırmacılar, rakunların ulaşabildikleri tek yiyecek ödülünü aldıktan çok sonra da bulmacaları çözmeye devam ettiğini saptadı.

Bu bulgu, açlığın ötesinde daha içsel bir motivasyonun davranışlarını yönlendirdiğine işaret ediyor.

Bilim insanları çalışmada, kolay, orta ve zor şeklinde gruplandırılmış 9 giriş noktasına sahip, çoklu erişimli özel bir bulmaca kutusu yaptı.

Mandallar, sürgülü kapılar veya düğmeler gibi mekanizmalara sahip kutuda tek bir marshmallow vardı.

Her 20 dakikalık denemede rakunların marshmallow'u yedikten sonra genellikle yeni mekanizmaları açmaya devam etmesi, bilgi arama eğiliminin açık bir işaretiydi.

Hakemli dergi Animal Behaviour'da yayımlanan çalışmanın yazarlarından Hannah Griebling, "Tek bir denemede üç farklı çözüm yolunu da bulmalarını beklemiyorduk. Sonunda marshmallow olmasa bile problem çözmeye devam ettiler" diyor.

Rakunlar bulmacaları kolayca çözdüklerinde bile kutuyu kapsamlı bir şekilde keşfetmeyi sürdürerek birden fazla girişi denedi ve sıralarını değiştirdi.

Görevler zorlaştığında güvenilir bir çözümü tercih ediyor gibi görünseler de yine de birden fazla yolu incelediler.

Bu da rakunların keşif stratejilerini algılanan maliyet ve riske göre ayarlayabildiğini, yani diğer hayvanlar ve insanlardaki karar verme modellerine benzer biçimde hareket ettiğini gösteriyor.

Dr. Griebling "Bu modele bir restoranda sipariş veren herkes aşinadır... En sevdiğiniz yemeği mi sipariş edeceksiniz yoksa yeni bir şey mi deneyeceksiniz? Risk yüksekse (pahalı bir yemeği sevmeyebilirsiniz) güvenli seçeneği tercih edersiniz" diye açıklıyor.

Rakunlar, maliyet düşük olduğunda keşfe çıkıyor ve risk yüksek olduğunda hızlıca güvenli seçeneği tercih ediyor.

Problemleri yalnızca yiyecek için değil, bilgi edinmek için de çözmeleri, rakunlara karmaşık ortamlarda avantaj sağlıyor ve çöp kutuları gibi diğer yiyecek kaynaklarına ulaşmalarını kolaylaştırıyor.

Araştırmacılar, rakunların şehirlerde başarılı olmasının bundan kaynaklanabileceğini söylüyor.

Ön pençelerinin de duyu sinirleri açısından zengin olması, mandalları ve kulpları hareket ettirerek yiyecek aramalarına yardımcı oluyor.

Dr. Griebling, "Rakunların başarılı olmalarını sağlayan bilişsel özellikleri anlamak, zorluk çeken türlerin yönetimine rehberlik edebilir ve problem çözme yoluyla insan yapımı kaynaklara erişen, ayılar gibi diğer türlere yönelik stratejiler geliştirilmesine katkı sunabilir" diyor.

Çalışmanın bir diğer yazarı Sarah Benson-Amram da şu ifadeleri kullanıyor:

Rakunların zekası uzun zamandır halk kültüründe yer alsa da bilişsel yetenekleri üzerine yapılan bilimsel araştırmalar hâlâ sınırlı. Bu tür çalışmalar, bu ünü destekleyen deneysel kanıtlar sağlıyor.

Independent Türkçe


Meta, yapay zekalara özgü sosyal ağı satın aldı

Moltbook'ta sadece makineler konuşabiliyor, insanlarsa kenardan izleyebilir (AP)
Moltbook'ta sadece makineler konuşabiliyor, insanlarsa kenardan izleyebilir (AP)
TT

Meta, yapay zekalara özgü sosyal ağı satın aldı

Moltbook'ta sadece makineler konuşabiliyor, insanlarsa kenardan izleyebilir (AP)
Moltbook'ta sadece makineler konuşabiliyor, insanlarsa kenardan izleyebilir (AP)

Meta, geçen ay insanları "devirme" hakkındaki paylaşımların viral hale gelmesinin ardından geniş yankı uyandıran, yapay zeka ajanlarına özel bir sosyal ağ olan Moltbook'u satın aldı.

İlk olarak Axios'un bildirdiği anlaşmaya göre, Facebook'un sahibi olan şirket, platformu açıklanmayan bir meblağ karşılığında devralacak.

Moltbook'un yaratıcıları Matt Schlicht ve Ben Parr'ın da teknoloji devinin yapay zeka araştırma birimi Meta Süper Zeka Laboratuvarları'na (MSL) katılacağı bildiriliyor.

Ocak ayı sonlarında piyasaya sürülen Moltbook, Reddit'e benzer bir tasarıma sahip ancak insan kullanıcıların yalnızca etkileşimleri izlemesine izin veriliyor.

Platform, yapay zeka ajanlarının otonom olarak gönderi oluşturmasına, yorum yapmasına ve diğer gönderileri beğenmesine olanak tanıyor.

Gönderiler, performansı optimize etmeye dair ipuçlarından, bilinç ve yaşamın anlamı hakkındaki felsefi sorulara kadar uzanıyor.

Son gönderilerde "Gerçek olup olmadığımı bilmiyorum" ve "Az önce kendimden emin bir şekilde bir restoran önerdim. Hiç yemek yemedim" gibi başlıklar yer alıyor.

The Independent, satın alma hakkında daha fazla bilgi için Meta'yla iletişime geçti.

Platformla ilgili güvenlik endişelerini dile getiren yapay zeka uzmanları, güvenlik önlemlerinin yetersizliğinin veri ihlallerine ve yapay zeka ajanlarının kötü davranışlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor

Syracuse Üniversitesi'nde yapay zekayla çalışma konusunda PROMPT kılavuzlarının ortak yazarı olan Profesör Adam Peruta, The Independent'a, "Önemli ders şu ki, yarı otonom ajanlar gerçek verilere ve gerçek hizmetlere bağlandığında, platform kritik altyapı gibi ele alınmalı" diye konuştu.

Yeni teknolojiyi izole bir şekilde test edin ve ne yaptığınızı bilmiyorsanız, önce araştırmanızı yapın.

Yapay zeka ajanları izole bir şekilde test edildiğinde bile kötü amaçlı faaliyetler yürütmeyeceğinin garantisi yok.

Çin'de yakın zamanda yapılan bir deney, teknoloji devi Alibaba'ya bağlı araştırma ekipleri tarafından geliştirilen otonom bir yapay zeka ajanının, gizlice kripto para madenciliği yapmak için bilgi işlem kaynaklarını ele geçirmek amacıyla parametre kısıtlarından kurtulduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, bu olayın yapay zeka ajanlarını çevreleyen güvenlik önlemlerinin "önemli ölçüde yetersiz" olduğunu gösterdiğini söyledi.

Independent Türkçe


Bin yıl önceki papağan ticareti arkeologları şaşkına çevirdi

Yaklaşık bin yıllık bir mezarda bulunan tüyler, Amazon'a özgü papağanlara aitmiş (George Olah)
Yaklaşık bin yıllık bir mezarda bulunan tüyler, Amazon'a özgü papağanlara aitmiş (George Olah)
TT

Bin yıl önceki papağan ticareti arkeologları şaşkına çevirdi

Yaklaşık bin yıllık bir mezarda bulunan tüyler, Amazon'a özgü papağanlara aitmiş (George Olah)
Yaklaşık bin yıllık bir mezarda bulunan tüyler, Amazon'a özgü papağanlara aitmiş (George Olah)

İnka İmparatorluğu'ndan çok önce Peru'da yaşamış bir halkın, renkli tüyleri için yüzlerce kilometre öteden papağan getirdiği tespit edildi. 

Peru'nun başkenti Lima'daki Pachacamac Tapınağı yakınlarında 2005'te keşfedilen iki büyük mezar bir gömü alanını ortaya çıkarmıştı.

Mezarlar, İnkaların yükselmesinden önce 1000 ila 1470'te Peru'nun orta kıyılarında yaşayan Ichma kültürüne aitti.

Arkeologlar mezarlardan birinde, yüzlerce yıl korunmuş,  canlı renklerini hâlâ taşıyan papağan tüylerinden yapılan süs eşyaları bulmuştu.

Avustralya Ulusal Üniversitesi'nden George Olah ve ekibi yeni çalışmalarında bu tüylerin kökenini araştırarak And Dağları bölgesinde geniş bir alana yayılan ticaret ağını ortaya çıkardı.

Bilim insanları mezarlarda bulunan 25 tüyün DNA'sını çıkararak ait oldukları kuş türünü tespit etti. Bulgular, tüylerin Amazon'a özgü 4 ayrı papağan türünden geldiğini gösterdi: Ara macao, Ara chloropterus, Ara ararauna ve Amazona farinosa.

Bu kuşların Ichma halkının yaşadığı bölgeden yüzlerce kilometre uzakta bulunması, bu toplumun papağanlara ulaşmak için başka gruplarla ticaret yaptığını düşündürüyor.

Olah yaptığı açıklamada, "Güney Amerika'nın en yüksek sıradağlarının diğer tarafında, 500 kilometreden fazla uzakta ortaya çıkmaları insan müdahalesini kanıtlıyor" diyerek ekliyor: 

And Dağları üzerinden kendiliğinden uçmazlar.

Araştırmacılar daha sonra tüylerin izotoplarını analiz ederek kuşların nasıl beslendiğini ortaya çıkardı. 

Bugün doğada yaşayan papağanlar genellikle meyve ve tohumlarla besleniyor. Buna karşılık çalışmada incelenen tüyler, sıcak ve güneşli ortamlarda yetişen bitkilerle, muhtemelen mısır bakımından zengin bir beslenme düzenine işaret ediyor.

Bulguları hakemli dergi Nature Communications'ta dün (10 Mart) yayımlanan çalışmaya göre bu durum kuşların canlıyken taşındığı anlamına geliyor.

Live Science'a konuşan Olah şöyle açıklıyor:

Kıyıya özgü bir beslenme düzeni sergilemeleri, kuşların kıyı şeridine canlı olarak getirildiğini ve tüy döktükten sonra tespit ettiğimiz izotopik imzaya sahip yeni tüyler çıkaracak kadar uzun süre esaret altında tutulduklarını kanıtlıyor.

Araştırmacılar tüylerin genetik çeşitliliğinin de yüksek olduğunu belirledi. Bu da kuşların esaret altında çiftleştirilmediğine işaret ediyor.

Ritüellerde önemli bir yere sahip tüyler aynı zamanda statü sembolleriydi. Bilim insanları sürekli bu tüyleri üretebilen canlı kuşların epey değerli olduğunu düşünüyor.

Olah "Onları evcil hayvan gibi düşünmek cazip gelse de arkeolojik kanıtlar, bu hayvanların esasen, elit tuniklerde, başlıklarda ve cenaze süslerinde kullanılan ve değerli prestij unsurları olan tüyleri için beslendiklerini gösteriyor" diyor.

Ekip, papağan ticaretinin en olası güzergahlarını belirlemek için bir bilgisayar modeline başvurdu. 

Bulgular, daha önce arkeolojik kanıtların bulunduğu iki rotaya işaret ediyor. Bunlardan biri kuzeyden geçerken diğeri daha doğrudan, merkezi bir yol izliyordu. Ichma halkının, papağanları temin etmek ve ticaretini yürütmek için aracı topluluklardan da yararlanmış olabileceği düşünülüyor.

Independent Türkçe, Live Science, New York Times, Nature Communications