Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Yıldızları buluşturan romantik komedi klasiği 20 yaşında

1994 yapımı Maske'yle (The Mask) çıkış yapan Cameron Diaz, Tatil'de Los Angeles'ta film fragmanları üreten başarılı bir şirketi yöneten Amanda Woods rolündeydi (Universal Pictures)
1994 yapımı Maske'yle (The Mask) çıkış yapan Cameron Diaz, Tatil'de Los Angeles'ta film fragmanları üreten başarılı bir şirketi yöneten Amanda Woods rolündeydi (Universal Pictures)
TT

Yıldızları buluşturan romantik komedi klasiği 20 yaşında

1994 yapımı Maske'yle (The Mask) çıkış yapan Cameron Diaz, Tatil'de Los Angeles'ta film fragmanları üreten başarılı bir şirketi yöneten Amanda Woods rolündeydi (Universal Pictures)
1994 yapımı Maske'yle (The Mask) çıkış yapan Cameron Diaz, Tatil'de Los Angeles'ta film fragmanları üreten başarılı bir şirketi yöneten Amanda Woods rolündeydi (Universal Pictures)

Romantik komedi klasiği Tatil (The Holiday), 20. yıldönümü kapsamında 11 Aralık'ta yeniden sinemalarda gösterime girecek. Sony Pictures'ın dün (21 Ekim) duyurduğu gösterimleri Fathom Entertainment düzenleyecek. Filmin Türkiye'de yeniden vizyona girip girmeyeceği ise henüz açıklanmadı.

İlk kez 8 Aralık 2006'da izleyiciyle buluşan film, zamanla Noel döneminin vazgeçilmezlerinden birine dönüştü. Dünya çapında 200 milyon doların üzerinde hasılat elde eden Tatil, aradan geçen yıllara rağmen sadık bir hayran kitlesini koruyor.

Nancy Meyers'ın yazıp yönettiği filmin başrollerini Cameron Diaz, Kate Winslet, Jude Law ve Jack Black paylaşıyor. Hikaye, aşk hayatlarında hayal kırıklığı yaşayan iki kadının Noel tatili için evlerini değiştirmesiyle başlıyor.

Winslet'ın canlandırdığı Iris, başka bir kadınla evlenmek üzere olan bir adama aşık. Diaz'ın hayat verdiği Amanda ise birlikte yaşadığı erkeğin kendisini aldattığını öğreniyor. Birbirlerini hiç tanımayan ve aralarında neredeyse 10 bin kilometre bulunan iki kadın, farklı hayatlar sürseler de aynı duygusal çıkmazda buluşuyor.

Bir ev değişim sitesinde tanışan ikili, tatil boyunca evlerini değiştirmeye karar veriyor. Iris, Amanda'nın güneşli Kaliforniya'da, Los Angeles'taki evine yerleşirken Amanda da İngiltere'nin karla kaplı kırsalına gidiyor. Çok geçmeden ikisi de hiç istemediği ve beklemediği bir şeyle karşılaşıyor: yeni bir aşk.

Amanda, Iris'in yakışıklı ağabeyi Graham'dan (Law) etkileniyor. Iris ise senarist Arthur'dan (Eli Wallach) aldığı ilhamla ve film müzikleri besteleyen Miles'la (Black) tanışmasının ardından kalbinin yaralarını sarmaya başlıyor.

Diziye de uyarlanıyor

Filmin yeniden gösteriminin yanı sıra Apple TV'de bir mini dizi uyarlaması da geliştiriliyor. Farklı karakterlere odaklanması planlanan yapım, Noel döneminde evlerini değiştiren biri Britanyalı, diğeri Amerikalı iki kadının aşkı bulmasını konu alacak.

Tatil, oyuncuları için de unutulmaz anılar barındırıyor.

Amanda Woods rolü hakkında konuşan Diaz, Meyers'ın kadınların hayatlarının belirli dönemlerinde yaşadıklarına seslenebilmesini övmüştü. Oyuncu, Amanda'nın kariyerine bağlılığı ve kendi ayakları üzerinde durma becerisiyle kırılganlığı arasındaki dengeye de dikkat çekmişti.

Diaz için çekimlerin fiziksel açıdan en zorlayıcı bölümlerinden biri, karda topuklu ayakkabılarla koştuğu sahneydi. Oyuncu, bu sahnenin çekimlerini 2020'de Vulture'a verdiği röportajda şöyle anlatmıştı:

Topuklu ayakkabılarla günde yaklaşık 11 kilometre koşuyordum. O sahnenin tamamını çekmek bir hafta sürdü. Senaryoda bile yoktu.

"Noel'deki küçük ritüelimiz"

Winslet ise geçen yıl konuk olduğu sohbet programı The View'da sokakta karşılaştığı hayranlarının Tatil'den, Titanik'ten (Titanic) bile daha sık söz ettiğini söylemişti:

Sokakta insanlar yanıma Titanik'ten çok Tatil hakkında konuşmak için geliyor. En güzel yanı da markette annelerin kızlarıyla birlikte yanıma gelip 'Ah Kate, Tatil'i çok seviyoruz, Noel'deki küçük ritüelimiz oldu' demesi.

Independent Türkçe, Variety, UPI, Vulture, The View


Netflix'in politik gerilim dizisine övgü: Şimdiye kadarki en iyi sezon

50 yaşındaki Keri Russell (solda), The Diplomat'la 2023, 2025 ve 2026'da Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterildi ancak kazanamadı (Netflix)
50 yaşındaki Keri Russell (solda), The Diplomat'la 2023, 2025 ve 2026'da Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterildi ancak kazanamadı (Netflix)
TT

Netflix'in politik gerilim dizisine övgü: Şimdiye kadarki en iyi sezon

50 yaşındaki Keri Russell (solda), The Diplomat'la 2023, 2025 ve 2026'da Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterildi ancak kazanamadı (Netflix)
50 yaşındaki Keri Russell (solda), The Diplomat'la 2023, 2025 ve 2026'da Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu ödülüne aday gösterildi ancak kazanamadı (Netflix)

Netflix'in sevilen politik gerilim dizisi The Diplomat, merakla beklenen 4. sezonuyla geri döndü. Dizinin hayranları, 8 bölümlük yeni sezonu peş peşe izlemek için uykularından vazgeçiyor.

Emmy adayı dizide Keri Russell, ABD'nin Birleşik Krallık Büyükelçisi Kate Wyler'ı canlandırıyor. Kate, bir yandan ciddi uluslararası krizlerle uğraşırken bir yandan da Başkan Yardımcısı Hal Wyler'la (Rufus Sewell) çalkantılı evliliğini sürdürmeye çalışıyor.

İzleyicilerin yeni sezona bu kadar ilgi göstermesi şaşırtıcı değil. Üçüncü sezonun finalinde Kate, Başkan Grace Penn (Allison Janney) ve kendi eşinin dahil olduğu sarsıcı bir ihaneti ortaya çıkarmıştı. İzleyiciler, bu gelişmenin ardından yaşanacakları öğrenmek için bir yıl bekledi.

Netflix'in en çok izlenen 10 dizisi arasında hızla yükselen The Diplomat'ın yeni sezonu, hem izleyicilerden hem eleştirmenlerden övgü topluyor.

4. sezonda neler oluyor?

Yeni sezonda Kate Wyler, Hal'la evliliğini kurtarmaya çalışırken ABD ve Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin de bozulmasını önlemeye uğraşıyor.

Resmi konu özeti şöyle:

The Diplomat'ın 4. sezonunda iki evlilik birbirini yok etme noktasına geliyor. Felaketle sonuçlanan tek bir olay, hem Kate Wyler'ın ABD'yle Birleşik Krallık arasında sağladığı kırılgan barışı hem de kurtarmaya çalıştığı, zaten çatırdayan evliliğini paramparça ediyor. Kate hasarı sınırlamaya uğraşırken Başkan Grace Penn ve Başkan Yardımcısı Hal Wyler'ın Rusya'nın en güçlü silahını çalmak için kurduğu komplo, ABD'yi savaşa sürükleyebilir. Aralarında zaten huzursuz bir ilişki olan Kate ve Todd, Grace-Hal ittifakının ülke içinde ve dışında güç dengesini altüst etmesini önlemek için güçlerini birleştiriyor.

İzleyiciler ve eleştirmenler ne diyor?

Yeni bölümler izleyicilerden büyük ilgi gördü. Sosyal medyada bir kullanıcı, diziyi "hayatımda izlediğim en iyi televizyon yapımlarından biri" diye nitelendirerek "Kesinlikle inanılmazdı" yorumunu yaptı.

Yeni bölümleri izlemek için uykusuz kalan bir başka izleyici şöyle yazdı:

Saat gece 00.45. Sabah işim var. The Diplomat'ın 4. sezonu yeni yayımlandı. Uyku iptal.

Üçüncü bir hayran ise dizinin yaratıcısı Debora Cahn'ı övdü:

Böyle bir ustalığı aklım almıyor. The Diplomat'ın daha da iyi olabileceğini düşünmemiştim ama yeni sezon muhteşem.

4. sezon, eleştirmenlerden de çok sayıda 4 ve 5 yıldızlı değerlendirme aldı.

irleşik Krallık merkezli Guardian, 5 yıldız verdiği The Diplomat'ı, yarattığı strese rağmen televizyondaki en eğlenceli yapımlardan biri olarak değerlendirdi. Eleştirmen Sarah Dempster, yeni sezonda hem tehlikenin hem gerilimin arttığını, Kate'in bir kez daha siyasi ve kişisel felaketleri önlemek için çabaladığını yazdı.

RadioTimes ise 5 yıldız verdiği yeni sezonu "etkili, zekice ve dizinin şimdiye kadarki en iyi sezonu" sözleriyle övdü.

Decider da "İzleyin" tavsiyesinde bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı:

The Diplomat, 4. sezonunda da daha zekice ve vurucu hale gelmeyi sürdürüyor. Hikaye küresel boyuta taşınırken diğer dizileri kıskandıracak bir karakter topluluğu da oluşmaya başlıyor.

Başrollerde The Americans'la tanınan Keri Russell ve Scoop'ta rol alan Rufus Sewell yer alıyor.

The West Wing'le tanınan Allison Janney, Grace Penn'i canlandırıyor. Carnival Row'dan David Gyasi, Britanya Dışişleri Bakanı Austin Dennison; The Handmaid's Tale'den Bradley Whitford ise başkanın eşi Todd Penn rolünde.

Independent Türkçe, HELLO!, RadioTimes, Telegraph, Decider


James Gunn sıraladı: Clayface öncesi izlenmesi gereken 12 korku filmi

Clayface, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikayesini anlatıyor (Warner Bros. Pictures)
Clayface, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikayesini anlatıyor (Warner Bros. Pictures)
TT

James Gunn sıraladı: Clayface öncesi izlenmesi gereken 12 korku filmi

Clayface, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikayesini anlatıyor (Warner Bros. Pictures)
Clayface, yükselen bir Hollywood yıldızından intikam dolu bir canavara dönüşen bir adamın dehşet verici hikayesini anlatıyor (Warner Bros. Pictures)

James Gunn, Batman'in en tanınmış düşmanlarından Clayface'in beyazperdeye gelişi öncesinde izlenmesini önerdiği korku filmlerini paylaştı.

DC Stüdyoları'nın eş CEO'su Gunn, Clayface'in gösterime girmesine günler kala, bedenin geçirdiği ürkütücü dönüşümleri konu alan "beden korkusu" türünden 12 klasik filmi sıraladı. 

ABD'de R sınıflandırmasıyla gösterime girecek yapım, Batman'in en bilinen düşmanlarından birinin kökenini ve trajik dönüşümünü anlatıyor. Bu sınıflandırma, 17 yaşından küçük izleyicilerin filmi ancak bir yetişkinle beraber izleyebilmesine izin veriyor. 

DC Stüdyoları, Clayface'le süper kahraman evreninin daha karanlık bir tarafını ele almaya hazırlanıyor.

Film, alışılmış çizgi roman uyarlamalarından farklı olarak psikolojik korkuyu ve beden korkusunu öne çıkarıyor.

James Watkins'in yönettiği filmde Tom Rhys Harries, oyunculukta yükselmeye çalışan Matt Hagen'ı canlandırıyor. 

Görünümü korkunç biçimde bozulan Hagen'ın hayatı ve kariyeri altüst oluyor. Eski haline kavuşmak için deneysel bir tedaviye başvuran oyuncu, beklenmedik sonuçlarla karşılaşıyor. 

Bir hayranının Şey (The Thing) ve Sinek'in (The Fly) Clayface'e hazırlık için uygun olup olmadığını sorması üzerine Threads'te liste paylaşan Gunn, önerdiği 12 yapımın hepsini başyapıt olarak görmediğini ancak uzun yıllardır çok sevdiğini belirtti.

Listede David Cronenberg'ün yönettiği Ürperti (Shivers), Hastanede Dehşet (The Brood), Videodrome ve Sinek bulunuyor. 

Philip Kaufman'ın Beden Kemiricilerin İstilası (Invasion of the Body Snatchers), Ken Russell'ın Gerçeğin Ötesinde (Altered States), John Carpenter'ın Şey ve Frank Henenlotter'ın Sepetteki Ölüm (Basket Case) filmleri de öneriler arasında.

Stuart Gordon'ın Re-Animator, Chuck Russell'ın Büyüyen Canavar (The Blob) ve Guillermo del Toro'nun Cronos filmleri de listede. Gunn, kendi filmi Yaratıklar'a (Slither) da yer verdi.

Dört filmi listeye giren Cronenberg, Gunn'ın önerileri arasında en fazla yapımı bulunan yönetmen. Filmleri sıklıkla insan bedeni, teknoloji, hastalık ve psikolojik işkence arasındaki ilişkiyi inceliyor. 

Yönetmenin bu türdeki en tanınmış yapımlarından Sinek, Jeff Goldblum'ın canlandırdığı bilim insanı Seth Brundle'ın ışınlanma deneyinin bedeninde yol açtığı korkunç sonuçları anlatıyordu.

James Gunn'ın önerileri, Clayface'in DC çizgi romanlarındaki özellikleriyle de örtüşüyor. Biçim değiştirmesi ve kimliğini yitirmesiyle tanınan karakter, listedeki filmlerin temalarını çağrıştırıyor. Ancak bu liste, Clayface'in sözkonusu filmlerdeki sahne veya fikirleri yakından takip edeceği anlamına gelmiyor.

Clayface, ABD'yle birlikte Türkiye'de de 23 Ekim'de sinemalarda gösterime girecek.

Independent Türkçe, ScreenRant, Bloody Disgusting, GamesRadar