Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Popüler dizinin yeni sezonuna övgü yağıyor: Uykusuz kalacaksınız

Dört Mevsim, uzun yıllardır yakın arkadaş olan üç orta yaşlı çiftin, yılın 4 farklı mevsiminde birlikte çıktıkları tatillerde değişen ilişki dinamiklerini konu alıyor (Netflix)
Dört Mevsim, uzun yıllardır yakın arkadaş olan üç orta yaşlı çiftin, yılın 4 farklı mevsiminde birlikte çıktıkları tatillerde değişen ilişki dinamiklerini konu alıyor (Netflix)
TT

Popüler dizinin yeni sezonuna övgü yağıyor: Uykusuz kalacaksınız

Dört Mevsim, uzun yıllardır yakın arkadaş olan üç orta yaşlı çiftin, yılın 4 farklı mevsiminde birlikte çıktıkları tatillerde değişen ilişki dinamiklerini konu alıyor (Netflix)
Dört Mevsim, uzun yıllardır yakın arkadaş olan üç orta yaşlı çiftin, yılın 4 farklı mevsiminde birlikte çıktıkları tatillerde değişen ilişki dinamiklerini konu alıyor (Netflix)

Tina Fey tarafından yaratılan popüler Netflix dizisi Dört Mevsim (The Four Seasons), 28 Mayıs itibarıyla ikinci sezonuyla ekranlara geri döndü. 

Alan Alda'nın yönettiği ve başrolünde yer aldığı 1981 yapımı aynı adlı kült komediden uyarlanan dizi, yılın farklı dönemlerinde tatile çıkan bir grup arkadaşın hikayesini anlatıyor. Hatta serinin bu versiyonunda Alda da kısa bir rolle hayranlarının karşısına çıkıyor.

Yeni sezonda İtalya yolculuğu

Dizinin yaratıcısı Fey'in yanı sıra Will Forte, Colman Domingo, Kerri Kenney-Silver, Erika Henningsen ve İtalyan oyuncu Marco Calvani gibi güçlü isimler yer alıyor.

İkinci sezonda arkadaş grubu, zor geçen bir yılın ardından bu kez aralarına katılan bir bebekle geleneksel tatillerine devam ediyor. 

Kate (Tina Fey), Jack (Will Forte), Anne (Kerri Kenney-Silver), Danny (Colman Domingo), Claude (Marco Calvani) ve Ginny'den (Erika Henningsen) oluşan ana grup; New Jersey kıyıları ve New York'un tanıdık ortamlarından, İtalya'nın büyüleyici manzaralarına uzanan bir yolculuğa çıkıyor. 

Grup, ortak yasın gölgesinde hem kişisel hesaplaşmalarla yüzleşiyor hem de uzun süreli dostlukların ve aşkın iniş çıkışlarını mizahi bir dille keşfetmeye devam ediyor.

Eleştirmenler ve hayranlar ne diyor?

Dizi, yayımlanmasının üzerinden 24 saat bile geçmeden övgü toplayan bir başlangıç yaptı. 

İlk sezonun önemli karakterlerinden Nick'i canlandıran Steve Carell'ın ikinci sezonda yer almaması, başta bir "eksiklik" olarak görülse de eleştirmenler, bu durumun diziye yeni bir soluk getirdiği görüşünde birleşiyor:

Dört Mevsim, Steve Carell olmadan çok daha iyi bir noktada. Carell'in gölgesinden çıkan dizi, artık daha hızlı ve daha karmaşık bir yapıya bürünmüş. Oyuncular karakterlerini daha rahat açabiliyor; tartışmalar artık daha az yıpratıcı ve daha doğal.

Başka bir eleştirmen ise dizinin büyük bir kaybın ardından kendini başarıyla yeniden icat ettiğini belirterek, "Kötü kararların, pişmanlıkların ve bastırılmış çocukluk travmalarının gölgesinde, beklenmedik derecede tazeleyici bir sezon bizi bekliyor" ifadelerini kullandı.

"Uykusuz kalmaya hazır olun"

Diziyi bir oturuşta bitiren hayranlar ise sosyal medyada övgü dolu yorumlar paylaştı. 

Bir izleyici, "Gece yarısı uyanıp yeni sezonu izlemeye başladım, ilk sezon harikaydı ama bu çok başka" diyerek heyecanını dile getirirken, bir diğeri şu uyarıda bulundu: 

Programınızı boşaltın ve atıştırmalıklarınızı hazırlayın; uykusuz kalacaksınız çünkü bu dizi merhamet etmiyor!

Dizinin duygusal derinliğiyle komediyi birleştirme başarısına dikkat çeken bir başka hayran ise şunları söyledi: 

Tek oturuşta bitirdim. Dakikalar içinde kahkahadan gözyaşına, oradan tekrar kahkahaya geçtim. Diyalogları çok güçlü, karakterlerin her biriyle ayrı bir bağ kuruyorsunuz. Her yıl yeniden izlenecek diziler arasına girmeye aday.

Independent Türkçe, Mirror, Wales Online


Terrifier'ın yaratıcısı ve korku efsanesi aynı filmde

Seride korkunç Palyaço Art'ı David Howard Thornton canlandırıyor (Cineverse Corp., Iconic Events)
Seride korkunç Palyaço Art'ı David Howard Thornton canlandırıyor (Cineverse Corp., Iconic Events)
TT

Terrifier'ın yaratıcısı ve korku efsanesi aynı filmde

Seride korkunç Palyaço Art'ı David Howard Thornton canlandırıyor (Cineverse Corp., Iconic Events)
Seride korkunç Palyaço Art'ı David Howard Thornton canlandırıyor (Cineverse Corp., Iconic Events)

Terrifier serisiyle korku sinemasında büyük başarı yakalayan Damien Leone, yeni filmi için Lionsgate'le masaya oturdu. 

Korku türünün efsanevi ismi Sam Raimi'yle güçlerini birleştiren Leone, bir sonraki projesi Tortures of the Damned'i hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Terrifier serisinin devam filmi Terrifier 4'ün hazırlıklarını sürdüren Leone, bu yeni projeyi yazıp yönetmenin yanı sıra yapımcılığını da üstlenecek. 

Şeytanın Ölüsü (Evil Dead) gibi düşük bütçeli korku klasiklerinin mimarı Sam Raimi ise projeye, yapım şirketi Ghost House aracılığıyla dahil oluyor. 

Lionsgate Motion Picture Group Başkanı Erin Westerman, Leone'yle beraber çalışmaktan duydukları heyecanı şu sözlerle ifade etti: 

Damien Leone, kendine has vizyonu olan gerçek bir tür ustası. Terrifier serisinden sonra imza atacağı bu cesur projeyi beyazperdeye taşıyacak olmaktan ve onun dünya genelindeki sadık hayran kitlesiyle kurduğu bağı desteklemekten büyük gurur duyuyoruz.

Terrifier serisi, içerdiği aşırı şiddet öğeleriyle tanınıyor. İlk filmi 2016'da sınırlı bir etki yaratsa da serinin devam halkası 2022'de düşük pazarlama bütçesine rağmen 15,8 milyon dolar, 2024'teki üçüncü filmi ise dünya çapında 90 milyon dolar hasılat elde ederek stüdyoların dikkatini çekmeyi başarmıştı. 

Bu gişe başarısı, büyük bir stüdyo olan Lionsgate'in, Leone'nin sınır tanımayan yönetmenlik tarzını benimsemesinin en büyük gerekçesi olarak görülüyor.

Eleştiriler ve tartışmaların odağında

Leone'nin filmleri, yüksek şiddet dozu ve özellikle kadınlara yönelik şiddet tasvirleri nedeniyle geçmişte kadın düşmanlığı iddialarıyla da karşılaşmıştı. Yönetmen bu eleştirilere, serinin hayatta kalan kadın kahramanı Sienna Shaw'a ve hayranların ona duyduğu sevgiye işaret ederek yanıt vermişti.

Öte yandan Leone, bazı oyuncularla yaşadığı sözleşme ihlali davaları ve prodüksiyon süreciyle ilgili çeşitli anlaşmazlıklarla da gündeme gelmişti.

Tortures of the Damned'in konusu şimdilik gizli tutulsa da Leone'nin yarattığı tekinsiz atmosferin, bu yeni projede çok daha büyük bir bütçeyle beyazperdeye taşınacağı anlaşılıyor.

Independent Türkçe, Variety, IndieWire


20 yaşındaki yönetmenin filmi bir günde rekor kırdı

Chiwetel Ejiofor, Kane Parsons'ın yönettiği Backrooms'da başrolde (A24)
Chiwetel Ejiofor, Kane Parsons'ın yönettiği Backrooms'da başrolde (A24)
TT

20 yaşındaki yönetmenin filmi bir günde rekor kırdı

Chiwetel Ejiofor, Kane Parsons'ın yönettiği Backrooms'da başrolde (A24)
Chiwetel Ejiofor, Kane Parsons'ın yönettiği Backrooms'da başrolde (A24)

Backrooms, stüdyosu A24'ün tarihindeki en yüksek açılış hafta sonu hasılatını şimdiden elde etti.

20 yaşındaki Kane Parsons'ın yönettiği, 4chan'den esinlenen korku filmi, cuma günü Birleşik Devletler'de 38 milyon dolar hasılat elde etti.

Variety'ye göre bu da filmin açılış hafta sonunda yaklaşık 85 ila 90 milyon dolar hasılat elde etme yolunda olduğu anlamına geliyor.

Film, A24'ün önceki rekor sahibi olan ve 2024'te 25,5 milyon dolarla açılış yapan İç Savaş'ı (Civil War) şimdiden geride bıraktı.

Geçen yıl vizyona giren Muhteşem Marty (Marty Supreme), ilk üç günlük hafta sonunda 17,5 milyon dolarla açılış yapsa da stüdyonun en yüksek hasılatlı filmi olmuş ve dünya çapında yaklaşık 191 milyon dolar kazanmıştı.

Oscar adayı oyuncular Renate Reinsve ve Chiwetel Ejiofor'un başrollerini paylaştığı Backrooms, adını 2010'ların sonlarında ortaya çıkan bir konsepte dayanıyor.

Film, 4chan adlı forumdan çıkan ve ürkütücü, penceresiz bir odayı gösteren bir internet miminden esinleniyor.

Kane Parsons, A24 onu film uyarlamasını yönetmesi için görevlendirmeden önce, "Backrooms"da geçen amatör videolar çeken genç bir bilimkurgu meraklısıydı.

Parsons, The Independent'a, A24'le çalışmayı kabul etmeden önce bir stüdyo seçme konusunda "çok paranoyak" olduğunu söyleyerek şunları ekledi:

Artık işlerin son derece sorunsuz ve gayet iyi ilerlediğini, muazzam miktarda yaratıcı kontrol ve etkiyi koruyabildiğimi söyleyebilmemin büyük bir kısmının, birlikte çalıştığım belirli insanlardan kaynaklandığını düşünüyorum.

Bunlar arasında, Parsons'ın akıl hocası haline gelen Cambaz'ın (Longlegs) yönetmeni Osgood Perkins de vardı.

Eleştirmenlerin de övdüğü film, The Independent'tan Clarisse Loughrey'den 4 yıldızlı parlak bir değerlendirme aldı.

Loughrey, "Bu yıl göreceğiniz en korkunç, hatta en zekice hazırlanmış korku filmi değil (YouTube çıkışlı Curry Barker tarafından yazılan ve yönetilen son Saplantı'nın [Obsession] şok faktöründen yoksun)" diye yazdı.

Yine de zamana meydan okuyacağını düşündüğüm şekilde büyüleyici ve son derece benzersiz bir yanı var çünkü sinemaya aktarılan başka hiçbir şey, kolektif Z kuşağı kabusunun hayata geçişini izlemek gibi hissettirmiyor, analog çağda hiç yaşamamış olmanın yarı karışık kederi, VHS reklamlarına, kanepe mağazalarına ve hazır yemek tepsilerine duyulan çekim ve korku... İnternete girmeyenler ve oyun oynamayanlar için Backrooms, Apple TV+'ın Severance dizisinin bir yan ürünü gibi görünse de dili yıllardır Control, The Exit 8 ve Lethal Company gibi oyunlar tarafından kullanılıyor. Ancak gördüğümüz birçok video oyunu uyarlaması, karakterlerin çevrelerindeki nesneler aracılığıyla öğrendiği, minimalist, çevre odaklı bir şekilde hikayelerini anlatmaya cesaret edemedi. Backrooms bunu yapıyor. Ve bu da onu daha da büyüleyici kılıyor. Parsons'ın izinden kimin gideceğini göreceğiz ancak filmi bir nesli tanımlayabilir.

Independent Türkçe