Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Exorcist evrenine yıldız takviyesi: Emmy ödüllü oyuncu kadroya katıldı

William Peter Blatty'nin 1971 tarihli çok satan romanından yine Blatty tarafından beyazperdeye uyarlanan Şeytan, iki Katolik rahibin genç bir kızın bedenini ele geçiren şeytani varlığa karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor (Warner Bros.)
William Peter Blatty'nin 1971 tarihli çok satan romanından yine Blatty tarafından beyazperdeye uyarlanan Şeytan, iki Katolik rahibin genç bir kızın bedenini ele geçiren şeytani varlığa karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor (Warner Bros.)
TT

Exorcist evrenine yıldız takviyesi: Emmy ödüllü oyuncu kadroya katıldı

William Peter Blatty'nin 1971 tarihli çok satan romanından yine Blatty tarafından beyazperdeye uyarlanan Şeytan, iki Katolik rahibin genç bir kızın bedenini ele geçiren şeytani varlığa karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor (Warner Bros.)
William Peter Blatty'nin 1971 tarihli çok satan romanından yine Blatty tarafından beyazperdeye uyarlanan Şeytan, iki Katolik rahibin genç bir kızın bedenini ele geçiren şeytani varlığa karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor (Warner Bros.)

Korku sinemasının The Haunting: Tepedeki Ev (The Haunting of Hill House) ve Doktor Uyku'yla (Doctor Sleep) tanınan usta ismi Mike Flanagan'ın yazıp yöneteceği yeni Şeytan (The Exorcist) filminin kadrosuna, usta aktör John Leguizamo dahil oldu. 

Hollywood Reporter'ın haberine göre Emmy ödüllü oyuncu; Scarlett Johansson, Jacobi Jupe, Diane Lane, Chiwetel Ejiofor ve Sasha Calle gibi yıldızlarla dolu bir kadroya katılıyor.

Projenin konusu henüz sır gibi saklansa da filmin, The Exorcist evreninde geçen tamamen yeni bir hikayeyi konu alacağı biliniyor. 

Yapım, ne William Friedkin'in 1974 yapımı korku klasiğinin bir yeniden çevrimi ne de 2023'te hayal kırıklığı yaratan Exorcist: İnançlı'nın (The Exorcist: Believer) devamı niteliğinde olacak.

Filmde Scarlett Johansson bir anneye, Jacobi Jupe ise onun oğluna hayat verecek. John Leguizamo'nun ise hikayenin ana kötü karakteri olarak karşımıza çıkabileceği belirtiliyor.

"Kariyerimin en korkunç filmi olacak"

Filmin yapımcılığını Flanagan'ın Red Room Pictures şirketiyle birlikte Jason Blum ve David Robinson üstleniyor. Proje hakkında 2024'te Hollywood Reporter'a konuşan Flanagan, şu ifadeleri kullanmıştı:

Bu, seride daha önce hiç yapılmamış bir şeyi deneme fırsatı. Geçmişe saygı duyan ancak nostalji üzerine kurulmayan bir iş olacak. Sadece şimdiye kadar çektiğim en korkunç filmi yapma fırsatını değerlendirdim. Beklentilerin çok yüksek olduğunun farkındayım ve bu konuda herkesten daha fazla tedirginim.

Vizyon tarihi 2027

Universal Pictures tarafından dağıtılacak filmin çekimleri, gelecek hafta New York'ta start alıyor. Merakla beklenen yapım, 12 Mart 2027'de sinemaseverlerle buluşacak.

2022'de Latin History for Morons gösterisiyle Tony ödülü kazanan Leguizamo, son olarak milyar dolarlık hasılat yaparak rekor kıran Zootropolis 2'de (Zootopia 2) seslendirme yapmıştı. 

Ayrıca Apple TV dizisi Smoke'ta başrol oynayan aktörün bir sonraki büyük projesi, Christopher Nolan'ın 17 Temmuz'da vizyona girecek yıldızlar geçidi destanı The Odyssey.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Bloody Disgusting


Netflix duyurdu: Yıldızlarla dolu komedi ikinci sezonuyla dönüyor

10 Emmy ödüllü Tina Fey (solda) ve Oscar adayı Colman Domingo'yu (sağda) buluşturan Dört Mevsim, ilk haftasında 51 milyon saat seyredilerek büyük bir başarıya imza atmıştı (Netflix)
10 Emmy ödüllü Tina Fey (solda) ve Oscar adayı Colman Domingo'yu (sağda) buluşturan Dört Mevsim, ilk haftasında 51 milyon saat seyredilerek büyük bir başarıya imza atmıştı (Netflix)
TT

Netflix duyurdu: Yıldızlarla dolu komedi ikinci sezonuyla dönüyor

10 Emmy ödüllü Tina Fey (solda) ve Oscar adayı Colman Domingo'yu (sağda) buluşturan Dört Mevsim, ilk haftasında 51 milyon saat seyredilerek büyük bir başarıya imza atmıştı (Netflix)
10 Emmy ödüllü Tina Fey (solda) ve Oscar adayı Colman Domingo'yu (sağda) buluşturan Dört Mevsim, ilk haftasında 51 milyon saat seyredilerek büyük bir başarıya imza atmıştı (Netflix)

Netflix, sevilen dizisi Dört Mevsim'in (The Four Seasons) ikinci sezonunun 28 Mayıs'ta prömiyer yapacağını açıkladı. Dijital yayın platformu, duyuruyla birlikte 8 bölümlük yeni sezondan ilk kareleri de izleyicilerin beğenisine sundu.

Tina Fey, Lang Fisher ve Tracey Wigfield üçlüsünün imzasını taşıyan dizi, ikinci sezonda da bir yılda 4 farklı tatile çıkan 6 yakın arkadaşın hikayesini anlatmaya devam edecek.

Fey'in yanı sıra Will Forte, Kerri Kenney-Silver, Marco Calvani, Erika Henningsen ve Colman Domingo gibi isimler, Dört Mevsim'in ana kadrosu olarak yeni sezonda da rollerini sürdürecek.

Dizinin ilk sezonunda Kate, Jack, Nick, Anne, Danny ve Claude'dan oluşan 6 kişilik arkadaş grubunun, çiftlerden birinin ayrılık kararıyla sarsılan dinamiklerini izlemiştik. 4 farklı tatil boyunca, bu değişimin grup içindeki dengeleri nasıl bozduğuna ve eski defterlerin nasıl açıldığına tanık olmuştuk.

Dizinin yaratıcılarından Tina Fey, geçen mayısta düzenlenen etkinlikte yeni sezonun yazım sürecine dair detaylar paylaşmıştı. Fey, yazar kadrosunun aynı kaldığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştı:

Tekrar bir araya gelip sadece geçen sezonu değil, kendi hayatlarımızdaki deneyimleri de paylaşmak çok ilginçti. Yazarlarımız bu konuda çok cömert davrandı. İlk sezonda gördüğünüz pek çok şey orijinal filmden alınmış olsa da önemli bir kısmı bizim gerçek hayatlarımızdan süzüldü.

Fey, bu sezonun en büyük farkının ise filmin artık bir çıkış noktası olarak kullanılmaması olduğunu vurgulamıştı. Ünlü yazar ve oyuncu, bu kez ekibin hikayeye tamamen "sıfırdan başladığını" eklemişti.

Universal Television tarafından Netflix için hazırlanan yapımda Fey, Lang Fisher ve Tracey Wigfield'ın yanı sıra Jeff Richmond, Eric Gurian ve David Miner yönetici yapımcı olarak görev alıyor. Sezonun yönetmen koltuğunda ise aynı zamanda dizinin ortak yaratıcısı olan Fisher oturuyor.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter 


Milyar dolarlık korku kulvarının yeni yüzü: Tarihi başarı

Çığlık 7'de Sidney Prescott rolüyle tanınan 52 yaşındaki Neve Campbell'a (solda) muhabir Gale Weathers'ı canlandıran Friends yıldızı Courteney Cox (sağda) eşlik ediyor (Paramount Pictures)
Çığlık 7'de Sidney Prescott rolüyle tanınan 52 yaşındaki Neve Campbell'a (solda) muhabir Gale Weathers'ı canlandıran Friends yıldızı Courteney Cox (sağda) eşlik ediyor (Paramount Pictures)
TT

Milyar dolarlık korku kulvarının yeni yüzü: Tarihi başarı

Çığlık 7'de Sidney Prescott rolüyle tanınan 52 yaşındaki Neve Campbell'a (solda) muhabir Gale Weathers'ı canlandıran Friends yıldızı Courteney Cox (sağda) eşlik ediyor (Paramount Pictures)
Çığlık 7'de Sidney Prescott rolüyle tanınan 52 yaşındaki Neve Campbell'a (solda) muhabir Gale Weathers'ı canlandıran Friends yıldızı Courteney Cox (sağda) eşlik ediyor (Paramount Pictures)

Ghostface ve Sidney Prescott, korku sineması tarihinde büyük bir başarıya imza attı. Çığlık 7'nin (Scream 7) vizyondaki ilk günlerinde elde ettiği gişe başarısı sayesinde, efsanevi slasher serisi resmen 1 milyar dolar kulübüne katıldı.

Bu sonuçla Çığlık, Cadılar Bayramı (Halloween) ve 13. Cuma (Friday the 13th) gibi devleri geride bırakarak tüm zamanların en çok kazandıran slasher serisi unvanını kazandı.

Çığlık filmleri dünya çapında toplamda 1,01 milyar dolar hasılata ulaştı. Enflasyondan arındırılmamış rakamlara göre Wes Craven imzalı 1996 yapımı ilk Çığlık, 173 milyon dolarlık hasılatıyla hâlâ listenin başında yer alıyor. 

Onu 172 milyon dolarla ikinci film takip ederken, serinin en düşük hasılatlı halkası 96 milyon dolarla 2011 yapımı Çığlık 4 (Scream 4) olmaya devam ediyor. Buna rağmen seri, düşük bütçeleri ve yüksek gişe getirileriyle istikrarlı bir başarı grafiği sergiliyor.

Eleştirilere rağmen rekor açılış

Eleştirmenlerden pek de olumlu yorumlar alamayan Çığlık 7, buna rağmen küresel çapta yaklaşık 100 milyon dolarlık bir açılış yaparak seri rekorunu kırdı. 

Birçok jenerasyonun Ghostface ve Sidney Prescott karakterlerine duyduğu sevgi ve seriyi diğer slasher yapımlardan ayıran "Katil kim?" gizemi, ilginin canlı kalmasını sağlıyor. Maskenin ardındaki yüzün her filmde değişmesi, serinin hem merak duygusunu hem de tazelik hissini ayakta tutuyor.

2022 yapımı Çığlık 5 (Scream) ve Çığlık 6 (Scream VI), seriyi sadece nostaljiye hapsetmeyip yeni ve genç oyuncu kadrosuyla Z kuşağını da hikayeye dahil etmeyi başarmıştı. Yeni kuşak karakterlerle kurulan bu köprü, serinin gişede yeniden büyümesinin de ana nedenlerinden biri olmuştu.

Korku dünyasının "milyar dolarlık" seçkin kulübü

Çığlık'ın bu tarihi başarısı, onu korku sinemasının en prestijli çevrelerinden birine dahil etti. Bu seçkin kulübün zirvesinde, 2,89 milyar dolarlık devasa hasılatıyla erişilmesi güç bir rekoru elinde tutan Korku Seansı (The Conjuring) evreni yer alıyor. Onu 1,9 milyar dolarla bilimkurgu-korku klasiği Yaratık (Alien) ve 1,2 milyar dolarla Ölümcül Deney (Resident Evil) serisi takip ediyor.

Listenin en dikkat çekici üyelerinden biriyse sadece iki filmle 1,17 milyar dolar kazanarak müthiş bir gişe verimliliği sergileyen O (It) serisi olurken; 1,14 milyar dolara ulaşan Testere (Saw) da bu dar kadronun son halkasını oluşturuyor. Çığlık artık bu dev isimlerle aynı kategoride anılmanın gururunu yaşıyor.

Çığlık 8 yakın mı?

Çığlık 7 vizyon yolculuğunu tamamladığında toplam hasılatın 1,1 milyar dolara yaklaşması bekleniyor. Rotten Tomatoes'da eleştirmen puanı yüzde 31'de kalmasına rağmen, izleyici puanının yüzde 76 gibi yüksek bir seviyede olması, Paramount'un Çığlık 8 için çalışmaları hızlandıracağının işareti olarak görülüyor.

30 yıllık serinin yeni halkası, Sidney'nin kızı Tatum'la birlikte memleketine dönüşünü izliyor. Ancak ikilinin yolu kısa süre içinde yeni bir Ghostface katiliyle kesişiyor.

Çığlık 7 halen sinemalarda.

Independent Türkçe, Bloody Disgusting, Fangoria, GamesRadar