Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Savaş Üstüne Savaş'ın yıldızı: "Paul Thomas Anderson'a yalvarıyorum"

Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
TT

Savaş Üstüne Savaş'ın yıldızı: "Paul Thomas Anderson'a yalvarıyorum"

Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)
Bu yılki ödül sezonunda çok konuşulan Savaş Üstüne Savaş birden fazla payeye layık görüldü (AFP)

Teyana Taylor, Savaş Üstüne Savaş'taki (One Battle After Another) karakterine odaklanan bir devam filmi çekmesi için yönetmen Paul Thomas Anderson'a yalvardığını açıkladı.

Filmdeki radikal sol devrimci Perfidia Beverly Hills rolüyle çıkış yaparak Oscar'a aday gösterilen 35 yaşındaki şarkıcı, karakterinin yaklaşık 20 yıl sonrasını gösterecek bir spin-off için Anderson'la görüştüğünü verdiği yeni bir röportajda söyledi.

Olası devam filmi hakkında IndieWire'a "Görüşmeler çok ama çok gerçek" dedi.

Bunu bize vermesi için [Anderson'a] yalvardığımı şu anda herkese doğrulamak istiyorum. Bunu bize vermesi için ona yalvarıyorum.

Taylor sözlerine şöyle devam etti:

Orada burada Paul'e küçük şakalar yapıyorum. 'Perfidia'nın o 16 yılda ne yaptığını görmemiz gerekiyor' gibi şeyler diyorum.

Leonardo DiCaprio, Taylor ve Chase Infiniti'nin başrollerinde yer aldığı film, Sean Penn'in beyaz üstünlüğü yanlısı yozlaşmış subayı liderliğindeki orduyla savaşan devrimci bir örgütü takip ediyor.

cvfghy
Teyana Taylor, Oscar'a aday gösterilen Savaş Üstüne Savaş'ta Perfidia Beverly Hills rolünde (Warner Bros)

Filmde Taylor'ın karakteri, örgütü French 75'a ihanet ederek elemanlarını ordunun yakalamasını sağlıyor ve partneri Pat'le (DiCaprio) kızı Willa'yı (Infiniti) terk ediyor.

Taylor sözlerini şöyle sürdürdü:

Ama Perfidia ve Willa'nın birlikte bazı sahnelere ihtiyacı var. Willa o son sahnede kapıdan çıktığında 'Gerçekten nereye gidiyor? Deandra'yı serbest mi bırakacak? Annesini mi bulacak?' dedim. Filmin hâlâ umut barındırmasını seviyorum ve oralarda bir yerde ikinci bölüme yer var.

Bu yılki Oscar Ödülleri'nde 13 ödüle aday gösterilen yapım, Altın Küre'de En İyi Film ve Taylor'ın aldığı En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülleri de dahil olmak üzere 4, geçen ay BAFTA Film Ödülleri'ndeyse 6 payeye layık görülmüştü.

Oscar Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Taylor'ın rakipleri, Günahkarlar'daki (Sinners) Wunmi Mosaku, Silahlar'daki (Weapons) Amy Madigan ve Manevi Değer'deki (Sentimental Value) Elle Fanning ve Inga Ibsdotter Lilleaas olacak.

Geçen ay Saturday Night Live'da sunuculuk yapan Taylor, skeç şovundaki bir sahne için kendisini kel gösteren bir bone kafasına takılmışken Oscar adaylığını öğrendiğini açıklamıştı.

Taylor açılış monoloğunda "Bu hafta çok çılgındı" demişti.

Savaş Üstüne Savaş'la Oscar'a aday gösterildim. Bir rüya gerçek oldu…

Her küçük kızın istediği şekilde bunu yaşadım... Mikey Day'in yanında kellik bonesi takılırken.

cvfbgh
Teyana Taylor bu yılki Oscar Ödülleri'nde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterildi (Warner Bros)

Taylor, Oscar adaylığının ardından yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

Dün gece Özel Bir Kadın'ı (Pretty Woman) izlerken, mutlu sonları ve bazen onların ne kadar imkansız geldiklerini düşünerek uyudum... ve Tanrı'nın beni kendi peri masalsı sonuma hazırladığı bir tecrübe yaşadığımı fark ettim.

Independent Türkçe


Taş Devri mutfağı yeniden yazılıyor: Karmaşık tarifleri çömlekler ele verdi

Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
TT

Taş Devri mutfağı yeniden yazılıyor: Karmaşık tarifleri çömlekler ele verdi

Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)
Tarih öncesi tarifleri canlandırmak için seramik kapların modern replikalarıyla deneysel pişirme (Lara González Carretero)

Yeni bir araştırmaya göre, Avrupa genelinde bulunan binlerce yıllık çömlek kalıntıları, bölgedeki eski toplulukların daha önce inanıldığından çok daha çeşitli bitkisel ve hayvansal ürünler kullanarak karmaşık yemekler hazırladığını ortaya koyuyor.

Arkeologlar, çömlek kalıntılarındaki yağ tortularını analiz ederek eski kültürlerin beslenme alışkanlıklarını yorumluyor. Ancak bu yöntem çoğunlukla sadece et bazlı yiyecekler hakkında bilgi veriyor.

Yeni çalışmada, Avrupalı antik ​​avcı-toplayıcıların yediği bitkilerin kalıntılarını belirlemek için mikroskobik inceleme ve kimyasal analiz de dahil birden fazla teknik birleştirildi.

Araştırmada, Kuzey ve Doğu Avrupa'daki 13 arkeolojik alanda bulunan ve MÖ 6. ile 3. binyıllar arasına tarihlenen yaklaşık 60 çömlek parçasında kalan organik kalıntılar incelendi.

Bu çok yönlü yaklaşımı kullanarak araştırmacılar, otlar, kırmızı orman meyveleri, yapraklar ve tohumlar da dahil çeşitli bitkilerin doku örneklerinin yanı sıra balık ve diğer deniz ürünlerinin kalıntılarını da buldu.

PLOS One adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "Avcı-toplayıcı balıkçıların sadece balıkla beslenmediklerini, çok çeşitli bitkileri bilfiil işleyip tükettiklerini bulduk" diye yazdılar.

Kalıntı ve içerik karışımı bölgeden bölgeye değişiyordu; bu muhtemelen bölgedeki mevcut kaynakların yanı sıra yerel kültürel uygulamaların bir yansımasıydı.

Çalışmada, örneğin, Baltık bölgesinde, çömlekte fosilleşmiş yemek kalıntılarında sıklıkla yüksek yoğunlukta tatlı su balığıyla birlikte Viburnum meyveleri bulundu; bu da "hedefli bir içerik seçimine işaret ediyor" diye belirtildi.

Mikroskobik analiz, Litvanya'daki bölgelerden elde edilen çömleklerde daha yüksek oranda tatlı su balığı bulunduğunu ortaya koyarken, Danimarka'nın güneyindeki Syltholm II bölgesinden elde edilen lipid kalıntı analizi ise daha çeşitli hayvansal ürünlerin kullanıldığını gösterdi.

Bulgular, bitkilerin ve su ürünlerinin erken Avrupalıların beslenme düzenlerinde önemli bir rol oynadığını gösteriyor.

Yemek yapımında farklı türde çömlekler kullanılıyordu ve her kültürün kendine özgü karmaşık mutfak gelenekleri vardı.

Özellikle, arkeologlar tarih öncesi Avrupalı ​​avcı-toplayıcılar arasında "belirli yiyecekleri farklı şekilde hazırlayarak" birleştirme yönünde genel bir eğilim olduğunu buldu.

Bir örneğe atıfta bulunarak, Viburnum meyvelerinin genellikle "tatlı su balığıyla karıştırılmış tek bitkisel malzeme" olarak göründüğünü söylediler.

"Bu araştırma, eski beslenme düzenlerini gerçekten anlamak için, bu fosilleşmiş yiyecek kalıntılarına kelimenin tam anlamıyla daha yakından bakmamız gerektiğini vurguluyor" diye yazdılar.

Geleneksel kimyasal analiz, eski yemeklerin hayvansal bileşenlerini vurgulama eğilimindeyken, birleşik mikroskobik yaklaşımımız bu tarih öncesi tarifleri yeniden odağın merkezine getirdi.

Independent Türkçe


Yeni yapay zeka bildirisi beklenmedik kesimleri birleştirdi

Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
TT

Yeni yapay zeka bildirisi beklenmedik kesimleri birleştirdi

Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)
Eylemciler, PauseAI UK ve gelişmiş yapay zeka sistemlerinin gelişiminin kontrolünü mesele edinen diğer örgütler tarafından 28 Şubat 2026'da Londra'da düzenlenen bir protestoda Google Deepmind ofislerinin önünde pankart ve dövizlerle toplandı (AFP)

Akademisyenler, işletmeler, dini liderler ve siyasi figürlerden oluşan alışılmadık bir koalisyon, yeni bir "insandan taraf" bildiri imzalayarak yapay zekaya dair endişelerini dile getirdi.

Kâr amacı gütmeyen yapay zeka güvenliği kuruluşlarının önde gelenlerinden Yaşamın Geleceği Enstitüsü tarafından desteklenen İnsandan Taraf Yapay Zeka Deklarasyonu, yapay zeka güvenliğine yeni bir bakışla odaklanılması ve onu kontrol eden şirketlere yönelik daha katı düzenlemeler getirilmesi ve daha fazla hesap verme zorunluluğu uygulanması çağrısında bulunuyor.

İmzacılar arasında milyarder girişimci Richard Branson, Nobel Ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu ve Trump yönetiminin eski danışmanlarından Steve Bannon yer alıyor.

Deklarasyonu destekleyen kuruluşlar arasında Amerikan Öğretmenler Federasyonu, Hıristiyan Liderler Kongresi ve Amerika İlerici Demokratları da var.

Bildiride "Yapay zeka insanlığa hizmet etmeli, tam tersi olmamalı" ifadeleri kullanılıyor.

Güvenilir ve kontrol edilebilir yapay zeka araçlarının insan potansiyelini azaltmak yerine artırdığı, insanları güçlendirdiği, insan onurunu artırdığı, bireysel özgürlüğü koruduğu, aileleri ve toplulukları güçlendirdiği, özyönetimi koruduğu ve emsalsiz sağlık ve refah yaratılmasını sağladığı daha iyi bir yol var. Bu yol, teknolojinin gücünü kullananların, insanlığın gelişmesini desteklemek için insani değerlere ve ihtiyaçlara karşı sorumlu olmasını gerektiriyor.

Deklarasyonun temel ilkeleri arasında şunlar var: Yapay zeka üzerinde insan kontrolü, yapay zeka tekellerinin önlenmesi, çocukların teknolojiden korunması, insan failliğinin ve özgürlüğünün korunması, kusurlar ve yetersiz güvenlik kontrolleri için kurumsal hesap verme zorunluluğu.

Deklarasyona paralel yayımlanan yeni bir anket, ABD seçmenlerinin yüzde 80'inin hem yapay zekanın insanların sorumluluğunda olmasını hem de yapay zeka şirketleri için daha fazla hesap verme mecburiyeti uygulanmasını desteklediğini ortaya koydu.

İnsandan Taraf Yapay Zeka Deklarasyonu'nun organizatörleri, daha önce yapay zeka güvenliğini artırmaya yönelik benzer imza kampanyalarında yer alan endüstri temsilcilerini kasten dışladı.

Yaşamın Geleceği Enstitüsü'nün yapay zeka güvenliğini güçlendirmeye yönelik önceki çabaları arasında, yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesinin altı aylığına durdurulması için 2023'te başlatılan girişimin yanı sıra güvenliği kanıtlanana kadar süper akıllı yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini yasaklamak için geçen yıl hazırlanan imza kampanyası da var.

Teknoloji endüstrisiyse bu çabalara kulak asmazken 2023'teki mektubu imzalayanlardan bazıları sonrasında kendi yapay zeka girişimlerini başlatmıştı. 

Independent Türkçe