Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Sosyoloji veya tarih felsefesinin kurucusu olmadığını söyledi

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun
TT

Arkun, İbn Haldun efsanesini yıkıyor!

Muhammed Arkun
Muhammed Arkun

Cezayirli İslam düşünürü Muhammed Arkun (Arkoun), İbn Haldun’un inanç konusunda gelenekçi ve kapalı bir konum benimsediğini düşünüyor. Kendi deyimiyle insanları cihada çağırıyor, ‘isteyerek veya istemeyerek’ imana getiriyordu. Bu, İbn Haldun'un en üst düzeyde aydınlatıcı bir düşünür olduğunu düşünen okuyucuları şaşırtabilir! Ne yazık ki bu, doğru değil. Diğer radikal gelenekçi isimler gibi dışa kapalı ve diğer tüm dinlerin yanlış olduğuna inanıyordu. Yanılgı içinde yanılgı… Bu, Kur’an-ı Kerim’de zikredilen “Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sâbiîlerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur onlar üzüntü çekmeyeceklerdir” (Bakara/62) yüce ayet-i kerimesine aykırıdır. Bu anlamda ‘İbrahimî din’ ifadesi yanlış değildir. Aksine tamamen doğru ve Kur’an’a uygundur. Bu, dinleri birbirine karıştırmak anlamına gelmez. Yeni gönderilen din öncekinin yerini alır. Bu, mümkün değil, hoş karşılanmaz hatta imkânsız! Ancak İbrahimî dinler arasında yakınlaşma, mümkündür ve hatta arzu edilir. Muhammed Arkun, tüm hayatını tarih boyunca dar mezhep ayrımlarını ortadan kaldırmak ve üç din arasında düşmanlık ve ayrım yerine yakınlaşma ve anlaşma sağlamaya çalışmakla geçirdi. Bunu deha ve yetenekle yapmış ve İslam düşüncesinin ufkunu uç noktalara kadar genişletmiştir. Arkun’un saygı duyduğu ve onun entelektüel önemini bilen ünlü İsviçreli Teolog Hans Küng’ün dediği gibi, “Dinler arası barış olmadan dünyada barış olmaz”. Kur'an'ın İsrailoğullarının peygamberlerinin kıssalarıyla dolu olduğunu biliyoruz. Musa bin İmran ismi 130 defadan, İbrahim el-Halil ismi ise 60 defadan fazla zikredilmiştir. Dolayısıyla İslam, mükemmel bir İbrahimî dindir. Üç tevhidi dininin kökü, kesinlikle birdir. Böylece Budizm ve Hinduizm v.b. Uzak Doğu dinlerinden tamamen farklıdır. Her halükârda, Kur'an-ı Kerim dini çeşitliliğini ve diğer İbrahimî dinlerin meşruiyetini açıkça tanır. Ancak İbn Haldun ve geri kalan bağnaz ve kapalı fikirli gelenekçiler bunu kabul etmiyor. Onların sözleri Kuran'dan daha mı önemli? Allah'ın kelamı onun üzerinde ve ötesindedir. Bu nedenle İbn Haldun'u Arap İslam mirasında özgür, aydın ve hoşgörülü düşüncenin öncüsü saymak yanlıştır. Bu gerçeklerden uzaktır. İbn Haldun, başkalarına entelektüel açıklık açısından Farabi, İbn Sina, el-Maarrî veya İbn Arabi değildir. Kuşkusuz, şehircilik ve sosyoloji üzerine yaptığı çalışmalar kadar, medeniyetlerin nasıl ortaya çıktığı, yükseldiği ve düştüğü konusundaki teorileri takdiri hak ediyor. Bununla birlikte dini düzeyde, kapalı fikirli ve gelenekçi olarak kaldı. Hatta keskin bir felsefe düşmanıydı. Ünlü eseri ‘Mukaddime’de ‘Felsefenin iptaline ve filozofların fesadına dair’ ismiyle ayırdığı müstakil bölümde bunu açıkça ifade etmiştir. İbn Haldun söz konusu bölümde Farabi ve İbn-i Sina’yı, Yunan filozoflarını takip ettikleri için ‘Allah’ın saptırdığını’ kişiler arasında olduklarını söylüyor. Ayrıca söyledikleri veya ‘ileri sürdükleri her şeyin tüm yönleriyle yanlış olduğunu’ iddia ediyor. Bu nedenle İbn Haldun konusunda büyük sanrılara kapılmamalıyız. Etrafına örülen tüm bu efsanevi hale, bazı parıltı ve aydınlanmaları ihmal etmeden parçalanmalıdır. Entelektüel sınırlarını bilmeli ve ona hacminden veya değerinden fazlasını vermemeliyiz. İbn Haldun sosyoloji ve antropolojinin kurucusu değildir! Bu saçmalık. Bu, geçmişin şimdiki zamana yansımasıdır. İbn Haldun, tarih felsefesinin kurucusu değildir. İbn Haldun; Montesquieu, Hegel veya Karl Marx değildir! Bunlar mübalağa ve abartılardır.
Ancak Arkun, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer dinlerdeki radikal isimlerin dışa kapalılık ve taassup açısından İbn Haldun’a benzediği de belirtiliyor. Hristiyan gelenekçi, Hristiyanlığın dünyadaki tek gerçek din olduğuna ve diğer dinlerin yanlış ve Tanrı tarafından kabul edilemez olduğuna kesin olarak inanır. Yahudi gelenekçiler için de durum aynıdır. Tüm bunlardan sonra Arkun, şu temel fikre ulaşıyor: ‘Orta çağın zihniyeti ile modern zamanların zihniyeti arasında bir ayrım yapılması gerekiyor.’ Orta çağ zihniyeti, hoşgörülü, açık, din ve inanç çeşitliliğinin meşruiyetine inanan ve peşinen kimseye peşin hüküm vermeyen modern zihniyetten farklı olarak, dışlayıcı tekfirdi. Modern zihniyet, dini ne olursa olsun, hiç kimseyi Allah'ın lütfunun dışında bırakmaz. Yeter ki kişi, iyi ve iyilik yapan olsun. Bu nedenle örneğin Fransa’daki modern laik devletin tüm dinleri tanıdığını ve saygı duyduğunu ve takipçilerine, dinlerinin ibadetlerini ve ritüellerini diledikleri ve arzu ettikleri gibi yapma olanağını sağlamasını ele alalım. Fransa’da 2 bin 500’den fazla cami var. Buna kim inanır? Bu eski Hristiyan gelenekçi devlet, din olarak yalnızca Hristiyanlığı kabul ediyordu. Hatta Hristiyanlık içinde bile yalnızca tek bir mezhebi, papalığın da benimsediği Katolikliği tanıyordu. Bu nedenle diğer bir mezhep olan Protestan mezhebi de tarih boyunca Aydınlanma modernitesinin zaferine kadar zulüm görmüştür. Bu, Orta Çağ boyunca inanca egemen olan tekfirci köktendinci teolojidir.
Ancak kabul edilmelidir ki, Avrupa Hristiyanlığı, papalık Katolik versiyonunda son zamanlarda gelişmiştir. Orta Çağ tekfir teolojisine kıyasla büyük bir sıçrama kaydetti. Eski teolojik inancını yenileyerek mutlak ilahi gerçeği tekelinde tutmaktan vazgeçip tarihi amansız düşmanı İslam da dahil olmak üzere diğer dinlerin meşruiyetini kabul etti. Batı Hristiyanlığı da geçmişte Haçlı seferlerini ateşleyen, bizim ‘cihat’ kavramamıza tekabül eden kutsal savaş kavramından vazgeçti. Aksine ‘inanmayanların’ daha doğrusu herhangi bir dinde dindar olmayanların varlığının meşruiyetini tanıdı. “Eğer inanç derinlerden özgürce yayılmıyorsa, bunun bir anlamı yoktur” dedi. İnanç, insanlara zorla dayatılmaz. Bu, Kur’an-ı Kerim’deki ‘Dinde zorlama yoktur’ (Bakara/256) ve ‘O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?’ (Yunus/99) buyruklarıyla mutabıktır. Ardından Hristiyan Kilisesi, şiddeti ve kan dökmeyi mubah kılmanın Tanrı’ya inanmakla uyuşmayan, bir araya gelemeyecek iki zıt durum olduğunu açıkladı. Öldüren ve katletmenin ilahi meşruiyetini saptıran iman, iman değildir. Ayrıca Kilise inanç ve vicdan özgürlüğünü ilk kez tanıdı. Kısacası; Hıristiyan Kilisesi daha sonra kefaret teolojisini terk etti. Aydınlanma teolojisini benimseyip modernite ile uzlaştı. Bu büyük teolojik devrim, 1962-1965 yılları arasında İkinci Vatikan Konseyi'nin toplanması sırasında gerçekleşti ve daha sonra bugüne kadar daha da yerleşik bir hale geldi. Papa Francis'in açıklamalarına ve harika insani tutumlarına bakın. Avrupa'da son iki yüzyılda meydana gelen tüm bu büyük özgürlükçü teolojik devrim, şimdiye kadar İslam dünyasında meydana gelmemiştir. Bu bize huzursuzlukların, iç savaşların, katliamların, ‘DEAŞ’ın...vb. nedenini açıklıyor. Bunun nedeni, Aydınlanma devriminin, Avrupa'da olduğu gibi, derinlere kök salmış karanlık düşünceye karşı bizde henüz zafer kazanmamış olmasıdır. Bu, Batı'da ve Doğu'da her yerde bilinen bir gerçektir. Bu gerçeklerin gerçeği. Ancak söylemek yasak! Bu nedenle halklarımız mezhep fanatizminin büyük bölünme ve patlamalarından muzdariptir. Dicle ve Fırat sularının söndüremediği yakıcı, taşkın bir fanatizm. O halde sorun, politik olmadan önce dini ve teolojiktir. Ulusal birliğin oluşmasını engelleyen ve hatta bölünmüşlüğü bölmekle tehdit eden bu patlayıcı fanatizmlerdir. Bu karışıklık, endişe ve terör ortamında artık kimse kimseye güvenmiyor.
Ancak Arkun, Arap-İslam arenasında İbn Haldun'un hoşgörüsüz, kapalı görüşlü duruşuna karşı çıkan başka bir pozisyonun olduğunu belirtiyor. Gerçek bir insancıl ile ahlaki bir duruş vardı. Bu, İbn Miskeveyh, Ebû Hayyân et-Tevhîdî, Ebu’l-Hasen el-Âmirî’nin tutumuydu. O büyük yüzyılda büyüyen ve yazan tüm o harika nesil. Bu nedenle Arkun, doktora tezi için ‘Nezʿâtu’l-ensene fi’l-fikri’l-ʿArabî’ (10. Yüzyıl Arap Hümanizmi) büyük başlığı seçti. Biz buna tüm yaratıcı entelektüel akımlara açılan ve artık tek bir akımla; yani ‘cevheri ilimlere’ ya da şimdi ‘entelektüel istila’ dediğimiz şeye düşman olan geleneksel muhafazakâr akımla sınırlı olmayan altın çağ diyoruz. İbn Haldun ise 14’üncü yüzyılda yani çöküş devrinde yaşamış ve yazmıştır. Felsefeye, yani eleştirel, rasyonel düşünceye düşmanlığı bundandır.
Son olarak, Farabi, et-Tevhidi, İbn Sina ve altın çağ kutuplarının geri kalanının sorduğu cesur, eleştirel soruların, geniş bir entelektüel kesimi de kapsayan radikalizm sokağının gazabından korktuğumuz için artık soramadığımız söylenebilir. Şimdi kim Maarri'nin ‘inanç özgürlüğü’ hakkında söylediklerini veya İbn Arabi'nin ‘aşk dini’ hakkındaki ölümsüz ayetlerini kim aktarabilir? Ona utançla bakıyorlar ve belki de onu bir yabancı ajan olarak görüyorlar. Yani bin yıl önce mümkün olan, bin yıl sonra imkânsız hale geldi. 10’uncu ve 11’inci yüzyılda mümkün olan, 21’inci yüzyılda imkânsız hale geldi...



Elizabeth Holmes belgeseli Rotten Tomatoes'ta tam puan aldı

Elizabeth Holmes, çocuklarından biri ve Nathan Fielder'la birlikte You Can See Everything'de (A24)
Elizabeth Holmes, çocuklarından biri ve Nathan Fielder'la birlikte You Can See Everything'de (A24)
TT

Elizabeth Holmes belgeseli Rotten Tomatoes'ta tam puan aldı

Elizabeth Holmes, çocuklarından biri ve Nathan Fielder'la birlikte You Can See Everything'de (A24)
Elizabeth Holmes, çocuklarından biri ve Nathan Fielder'la birlikte You Can See Everything'de (A24)

Nathan Fielder'ın, dolandırıcılıktan hüküm giymiş Elizabeth Holmes'u konu alan belgeselinin ABD prömiyerinden önce eleştiriler geldi. Eleştirmenler, büyük merak uyandıran yapımı "yılın filmi" diye niteliyor.

Fielder ve Primetime'la bilinen Lance Oppenheim'ın yönettiği You Can See Everything'de Holmes, hapishaneye gönderilmeden sadece birkaç gün önce film ekibini evine davet ediyor ve çekimler üç yıl boyunca gizlice sürüyor.

42 yaşındaki Holmes, kurduğu Theranos adlı şirketin, parmak ucundan alınan birkaç damla kanla çeşitli hastalıkları teşhis edebilen devrim niteliğinde bir tıbbi cihaz geliştirdiğini öne sürmüş ve 2022'de dolandırıcılıktan hüküm giymişti. Asla çalışmayan bir teknolojiyle yatırımcıları kandırdığı ortaya çıktıktan sonra 11 yıl hapis cezasına çarptırılan Holmes, Mayıs 2023'te Teksas'taki bir cezaevine girmişti.

16 Ekim'de ABD sinemalarında, 20 Kasım'da ise Birleşik Krallık'ta gösterime girecek film (Türkiye vizyon tarihi belirsiz), ilk eleştirilerde Rotten Tomatoes'ta yüzde 100'lük tam puan aldı. Eleştiri sitesi Metacritic'te ise 97 gibi yine yüksek bir puan alarak "evrensel beğeni" etiketine layık görüldü.

The Daily Beast, incelemesinde "Sadece yılın filmi değil, türün gelmiş geçmiş en iyileriyle yan yana duran bir belgesel" diye yazarken, The Guardian filmi "aldatmacanın modern bir başyapıtı" diye niteledi.

"Gösterilen ilgi hak edilmiş" diye devam eden yayın kuruluşu, filmin "nasıl olduysa, tanıtıldığından daha şoke edici, daha sürprizli, daha çetrefilli ve daha açıklayıcı olduğunu; insanı afallatan ve dengesini bozan muhteşem bir psikolojik aynalar salonu olduğunu" ekledi.

Diğerleri ise izleyicilerin konsept olarak iddialı bu filmden "Az önce ne izledim ben?" düşüncesiyle çıkacağı uyarısını paylaştı.

Variety, "You Can See Everything, 'saf' bir belgeselden olabildiğince uzak bir yapım" diye yazdı. 

Realite şovun arkadaşlarla takılma havasındaki filmlerle buluştuğu, türünün tek örneği bir psikodrama sirki.

Screen Daily ise belgeseli, "sanattaki gerçeklik yanılsamasını ortaya koyarken, film ekibi, Holmes ve [partneri Billy] Evans da dahil herkesin kendi amaçları uğruna gerçeği çarpıttığını göstermesi" nedeniyle övdü.

Bu eleştiriler, kuru mizah yapan komedyen Fielder'ın hayranları için pek de sürpriz olmayacaktır. Absürt projeler yaratmasıyla tanınan komedyen, eserlerinde baştan sona bir huzursuzluk hissi uyandırıyor. Örneğin HBO'ya yaptığı belgesel-komedi The Rehearsal, gerçeklikle kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştırıyordu.

Ayrıca kendisinin kurgusal bir versiyonunu canlandırdığı ve küçük işletmelere uçuk stratejiler önererek onlara yardım etmeye çalıştığı hicivli realite şov Nathan for You'nun hem yaratıcısı hem de başrol oyuncusuydu.

You Can See Everything'in eylülde yayımlanan son fragmanında Holmes, Fielder'a gözünü kırpmadan şöyle diyordu: 

Seni kandıracak hiçbir şeyim yok. Elbette seni kandırmıyorum. Seninle bir insan olarak iletişim kuruyorum. Neden seni kandırayım ki? Bunu yapmam için hiçbir neden yok.

Aynı ay Telluride Film Festivali'nde prömiyerini yapan filmin gösteriminde, katılımcıların telefonlarını kilitli çantalara koyması zorunlu tutulmuştu.

You Can See Everything, bu hafta ABD'de vizyona girecek.

Independent Türkçe


Two and a Half Men'de Charlie Sheen'in yerini romantik komedi yıldızı alacakmış

Charlie Sheen, 2003-2011'de Two and a Half Men'de rol aldı (AFP)
Charlie Sheen, 2003-2011'de Two and a Half Men'de rol aldı (AFP)
TT

Two and a Half Men'de Charlie Sheen'in yerini romantik komedi yıldızı alacakmış

Charlie Sheen, 2003-2011'de Two and a Half Men'de rol aldı (AFP)
Charlie Sheen, 2003-2011'de Two and a Half Men'de rol aldı (AFP)

Charlie Sheen'in Two and a Half Men'den ayrılması, Ashton Kutcher'ın sitcom'a katılmasına zemin hazırlamıştı ancak bu rol için öncesinde başka isimler de değerlendirilmiş.

2003'ten 2011'e kadar başrol oynayan Sheen, dizinin yaratıcısı Chuck Lorre hakkında aşağılayıcı ifadeler kullanması ve tutarsız davranışlar sergilemesi nedeniyle olaylı bir şekilde işten çıkarılmıştı. Onun yerine, diziyi ayakta tutmak amacıyla farklı bir başrol karakterini üstlenen Ashton Kutcher getirilmişti.

Ne var ki Sheen'in yerini alması düşünülen ilk isim Kutcher olmayabilir.

Lorre, E! News'a verdiği yeni röportajda şunları açıkladı:

Hugh Grant'le birkaç görüşme yaptık. Projedeki ortağım Lee Aronsohn ve ben, onun canlandırabileceğini düşündüğümüz bir karakteri, tam anlamıyla Hugh Grant'e göre bir karakterin nasıl olacağını göstermek için bazı sahneler yazdık.

Lorre ayrıca Sitcom adlı yeni anı kitabında, Grant'e bölüm başına 750 bin dolar ve haftada 4 gün çalışma teklif edildiğini belirtti.

Lorre'un E! News'a verdiği bilgiye göre Grant, "bir ara projeye katılmaya hazırdı" Ancak işler sonuçsuz kaldı.

Lorre sözlerine şöyle devam etti:

Sözleşme imzalama ve ilerleme aşamasına gelindiğinde vazgeçti. Öylece çekildi.

O zamandan beri kendisiyle hiç konuşmadım. Sadece bir menajer ya da temsilci arayıp, 'Bay Grant bunu yapmak istemiyor' dedi.

The Independent, yorum talebiyle Grant'in temsilcisiyle iletişime geçti.

Anlaşma suya düştükten sonra CBS'in o dönemki başkanı Les Moonves'la görüşen Lorre, "Sanırım dizi bitti" demiş.

Ancak Moonves, Lorre'u bunun yerine Kutcher'la görüşmeye teşvik etmiş.

xcdvf
Chuck Lorre'un yeni anı kitabı Sitcom, yazarın kariyerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor (AFP)

Lorre, E! News'a yaptığı açıklamada, "Zeki, esprili ve gerçekten harika biriydi" ifadelerini kullandı.

Ashton'la 4 yıl geçirdik ve çok eğlendik. Ortada kesinlikle hiçbir olay ya da kriz yoktu. Ashton'la her hafta eğlenceli bir dizi ortaya koyma şansımız oldu. Yani bu, bir bakıma büyük bir şanstı.

Kutcher; Jon Cryer, Angus T. Jones, Conchata Ferrell, Melanie Lynskey, Holland Taylor ve Marin Hinkle'ın yer aldığı oyuncu kadrosuna katılmıştı. Dizi, Sheen'in ayrılmasının ardından 4 sezon daha devam etmişti.

Lorre ise The Big Bang Theory ve Mom gibi hit dizilerin yaratılmasına katkıda bulunduğu, onlarca yıla yayılan başarılı kariyeri sayesinde sıklıkla "Sitcom'ların Kralı" diye anılıyor.

Lorre, ABD'de 13 Ekim'de yayımlanması planlanan Sitcom adlı anı kitabında kariyerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Independent Türkçe


Yıldız aktör, Deadpool setinde yaşadığı paniği anlattı: Çoğu kişi yapamaz

Josh Brolin, Deadpool 2'de Cable rolünde (Disney)
Josh Brolin, Deadpool 2'de Cable rolünde (Disney)
TT

Yıldız aktör, Deadpool setinde yaşadığı paniği anlattı: Çoğu kişi yapamaz

Josh Brolin, Deadpool 2'de Cable rolünde (Disney)
Josh Brolin, Deadpool 2'de Cable rolünde (Disney)

Josh Brolin, film rolleri için pek çok dönüşüm geçirdi ancak bir deneyim yüzünden özellikle paniğe kapılmış.

Oyuncu, süper kahraman filminin 2018 yapımı devamı Deadpool 2'de gelecekten gelen sibernetik asker Cable karakterini canlandırmıştı. Bu rolde karakterin yüzündeki kendine özgü yara izini yaratmak için ağır protez makyajı uygulanan aktör, bu işlemin "çoğu kişinin yaptıramayacağı" kadar yoğun olduğunu iddia etti.

The Independent'a konuşan Brolin, "Şöyle bir işlem yapıyorlar: Kafamı kille falan kaplıyorlar ve sonra bu malzeme sertleşerek kafamla yüzümün kalıbını çıkarıyor" dedi.

Bunu yaptıklarında, malzeme ısınıp sertleşiyor ve yavaş yavaş duyamamaya başlıyordum. Bir not defterim olduğunu ve bir ara üzerine 'Hafif panik' yazdığımı hatırlıyorum. Bir ses duyduğumu, çok yakın olmasına rağmen gerçekten çok uzaktan geldiğini ve 'Sana bir şey olmayacak' dediğini, elimi falan tuttuklarını anımsıyorum.

58 yaşındaki Brolin, bir keresinde kalıp uygulandığı sırada makyaj koltuğunda otururken çekilmiş bir fotoğrafını paylaşmıştı ve fotoğrafta elinde bir not defteri tuttuğu görülüyordu.

İlk sinema rolünü 1985 yapımı aile macera filmi Define Avcıları'nda (The Goonies) üstlenen eski çocuk yıldız, 40 yıldır sektörde olmasına rağmen yeni bir filme başlamadan önceki gün hâlâ gerildiğini de söyledi.

Her seferinde! Ve her seferinde bundan nefret ediyorum. 'Benim sorunum ne? 42 yıldır bu işi yapıyorum' falan diyorum.

Brolin, "Jack Nicholson'ın girdiği her sette gerildiğini söylediğini hatırlıyorum, ki bunu duymak şaşırtıcıydı. İnsan içinden, 'Ah, işte bu sefer sahtekar olduğumu anlayacaklar' diye geçiriyor" diye devam etti.

sdfrgthy
Josh Brolin, 40 yıl sonra bile film çekerken hâlâ gerildiğini söylüyor (The Independent)

Brolin bunun, etrafında parlayan yeni yıldızlara kendini kanıtlama arzusundan kaynaklanabileceğini öne sürerek şöyle konuştu: 

Henüz çok uzun süredir bu işte olmasalar bile özel bir yetenekleri olduğu anlaşılıyor ve insan, 'Hâlâ onların seviyesine ulaşabilir miyim…' diye düşünüyor, anlıyor musunuz? Bu iyi bir şey çünkü tembelleşip geçmiş başarılara yaslanmak yerine çalışmayı sağlıyor.

Brolin, sıradaki projesi Balina Düşüşü'nde (Whalefall) izleyici karşısına çıkacak. Çarpıcı bir fikre dayanan bu hayatta kalma gerilimi, babasının (Brolin) kalıntılarını ararken bir ispermeçet balinası tarafından canlı canlı yutulan ve kaçmaya çalışan bir aletli dalgıcın (Austin Abrams) hikayesini anlatıyor. Film, cuma günü (16 Ekim) vizyona girecek.

Oyuncunun diğer filmleri arasında İhtiyarlara Yer Yok (No Country for Old Men), Milk, Sicario ve Dune serisinin yanı sıra kötü karakter Thanos'u canlandırdığı Avengers: Sonsuzluk Savaşı (Avengers: Infinity War) ve Endgame yer alıyor.

Independent Türkçe