Riyad’da düzenlenen ‘Sudan Dostları’ toplantısının sonuçları

Toplantıda Birleşmiş Milletler Geçiş Aşaması Misyonu’nun çabalarına verilen destek vurgulandı.

Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
TT

Riyad’da düzenlenen ‘Sudan Dostları’ toplantısının sonuçları

Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)
Sudan Dostları grubu, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nda toplandı. (UNITAMS Başkanı Volker Peretz’in resmi hesabı)

Mana Abdulfettah
Sudan’da 11 Nisan 2019’da gerçekleşen değişimden birkaç hafta sonra kurulan Sudan Dostları grubu, ABD, İngiltere ve Norveç’i de içeren ve uzun süredir Batı ülkelerinin Sudan’a yönelik tutumlarını ifade etmesine öncülük eden Troyka grubunu genişletmek amacıyla bir Avrupa-ABD ortak girişimi olarak hayata geçirildi. 2005 tarihli Kapsamlı Barış Anlaşması (Naivasha) çerçevesinde geçiş döneminin başlangıcından bu yana yaşanan gelişmeler sonucu oluşturuldu.

Grup, kuruluşundan bu yana birçok defa bir araya geldi. Gerçekleşen toplantıların yerleri ve tarihleri şöyle oldu:
Washington- Mayıs 2019 / Ekim 2019
Berlin- Haziran 2019
Brüksel- Temmuz 2019’da
Hartum-Aralık 2019
Stockholm-Şubat 2020
Paris-Mayıs
Riyad- Haziran 2020/Ağustos 2020
18 Ocak 2022’de düzenlenen son toplantıya yine Riyad ev sahipliği yaptı.
Gruo önceleri bazı büyük Batı ülkelerinin üyelikleriyle oluşturuldu. Ardından Etiyopya’nın yanı sıra Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Katar ve Kuveyt gibi bir dizi Arap ülkesi de gruba katıldı. Daha sonra Asya’dan Japonya ve Avrupa’dan İtalya, İsveç ve Hollanda gibi diğer Avrupa ülkeleri de gruba dahil oldu. Afrika Birliği (AfB), Birleşmiş Milletler (BM), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası da dahil olmak üzere bir dizi kurum ve kuruluş da zaman içinde gruptaki yerini aldı. Uluslararası ağırlıklarına, Sudan ile olan ilişkilerine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) daimî üyeliğine rağmen Çin ve Rusya grup üyeliğine dahil olmadı.

Yeni ortaklık formülü
Sudan’da yayın yapan ‘Elaph’ gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Halid et-Ticani oluşuma ve düzenlenen toplantılara dair değerlendirmelerde bulundu. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberde açıklamaları yer alan Ticani şu ifadeleri kullandı:
“Riyad’daki Sudan Dostları toplantısı, BM Genel Sekreteri Temsilcisi ve Sudan’daki geçiş dönemini destekleyen BM Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz önderliğinde yürütülen siyasi süreci veya siyasi istişareleri desteklemek amacıyla gerçekleşti. Riyad’daki önceki toplantı, Cuba Barış Anlaşması’na destek sözü vermek amacıyla Ağustos 2020’de yapılmıştı. Toplantı kesinlik kazanan konuların ve ülkelerin daha önce neler yaptığını teyit amacıyla gerçekleştirildi. Daha önce Dörtlü Grubun (Suudi Arabistan, BAE, ABD ve İngiltere) katılımıyla yapılan açıklamaları da süreci teyit etti. Troyka ülkelerinden (ABD, Norveç ve İngiltere) bunu destekleyen açıklama yapıldı. ABD’nin Sudan’daki mevcut siyasi krizin üstesinden gelme önerisi uyarınca toplantı, Peretz’in hareketine desteği seferber etmek için yapıldı. Toplantının temel amacı, 25 Ekim darbesine karşı yapılan bazı kınamalara rağmen sivil-askeri ortaklık için yeni bir formül bulmaktı. Bununla birlikte uluslararası toplum, ortaklık ve geçiş döneminde siyasi denklemin bir tarafı olarak ordunun varlığı konusunda istekli olmaya devam etti. Bu nedenle Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Abdullah Hamduk arasındaki 21 Kasım anlaşmasına sponsor oldu.”

Halid et-Ticani açıklamasının devamında Riyad’daki toplantının önemine dikkat çekti:
“Riyad toplantısındaki en önemli şey, ister başından bu yana bloklar düzeyinde bir hareket, ister Sudan Dostları grubu olsun, genel olarak uluslararası toplum hareketinin 25 Ekim prosedürlerinin ötesine geçerek, bunu dayatılmış bir ‘emrivaki’ olarak ele almasıdır. Yani artık söz konusu tarihten öncesine bir dönüşe atıf yapılmıyor. Siviller ve askeri personel arasındaki siyasi anlaşmanın hukuki bir ifadesi olmaktan başka bir değeri olmadığı için tamamen göz ardı edilen anayasal belge meselesinden bahsedilmiyor. Dolayısıyla bu durumu yeni bir siyasi çözümle ele alma sürecidir.”

İki temel hedef

Ticani değerlendirmesinin devamında Troyka ülkelerinin durumuna ve süreçteki rollerine dikkat çekti:
“Troyka, Naivasha’dan bu yana siyasi süreci yönetmede uluslararası toplum adına bir rol oynamayı hedefliyor. Eski rejimin devrilmesi sonrasında ilki sivil-askeri ortaklığıyla sonuçlanan siyasi süreçle ilgili ve demokratik sürece geçişe destek olmak üzere iki ana hedef üzerinde çalıştı. Ancak nihayetinde troyka ülkeleri, kendileri açısından önemli olması dolayısıyla Sudan’da istikrarın üstün gelmesi için belli bir yol dayattı. ABD, terör meseleleriyle ve AB ise göçmenlik meseleleriyle meşgul. Bu nedenle herhangi bir istikrar fikri ortaya çıkmıyor. Bu ancak ordunun ülkeyi yönetmede kilit bir role sahip olmasıyla gerçekleşebilir. Nihayetinde oturma eylemleri ve diğer olayların soruşturulması da dahil olmak üzere temel konular görmezden gelindi. Sudan sahnesinde en etkili olan ikinci hedefe gelince bu, ekonomiyle ilgili. Washington’daki dördüncü toplantıda IMF’nin programlarına uygun ekonomik reform sürecinin yöntemi belirlendi ve takip edildi. Böylece Hamduk hükümetinin son iki yılda izlediği sert ekonomik liberalleşme yolu dayatıldı. Yardım, borç indirimi ve benzeri başlıkları hayata geçirmek için bir koşul olarak kabul edildi.”

Ticani açıklamasında geçiş hükümetinin programının yanı sıra Berlin Konferansı’nın etkilerine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu:
“Geçiş hükümetinin bu konuda tam bir ekonomik liberalizasyon politikası benimsemekten başka bir programı yoktu. Eski Maliye Bakanı İbrahim el-Bedevi bu yardıma dayanarak tahminen5 milyar dolar olması beklenen 2020 bütçesini hazırladı. Ancak Sudan bunu uygulayamadı. Berlin Konferansı’nın düzenlenmesi için bir şart vardı. Bu şart geçiş hükümetinin, Sudan’ın 1,8 milyar dolarlık taahhüt alması karşılığında ekonomik reform süreci için IMF ile bir anlaşma imzalamasıydı. Bu, ülkenin ihtiyaçlarına göre küçük bir meblağdır. Bu tutarın üçte biri, Beşir rejimi yönetimi zamanında bile BM tarafından ödenen insani yardımdır. Diğer üçte birinin geliştirme projelerine ödenmesi gerekiyor. Ancak henüz uygulanmadı. Son üçte birinin ise ekonomik reform programının etkilerini savuşturmak için sosyal koruma programına gitmesi gerekiyor. Bu, ‘Sudan Aile Destek Programı (Semerat)’ olarak biliniyor ancak başarılı olmadı.”

Askıdaki taahhütler
Ticani, Hamduk hükümetinin başarısızlığının ‘Sudan Dostları Grubu tarafından verilen, bazıları yerine getirilmeyen ve bazıları ise seçici bir şekilde yerine getirilen vaatlerden’ kaynaklandığını vurguladığı açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Bu durum, ekonomik reformların gerçek bedelinin Sudan vatandaşları tarafından ödenmesine yol açmıştır. Gerçek bir desteğin olmaması nedeniyle Sudan yüksek döviz kuru ve enflasyondan mustaripti. Tarihte ilk kez bir ülke doğrudan finansal destek olmaksızın ekonomik reformlar yapıyor ve bu da yüksek bir toplumsal maliyete neden oluyor. Sudan Dostları Grubu, IMF’nin 2011’den bu yana ‘Yoksullukla Mücadele Stratejisi’ni uygulama gereklilikleri sonucunda 2012’den beri hakkı olmasına rağmen borç affı konusunda bir rol oynamadı. Bunlar arasında yer alan 14 üst düzey program ancak 17 yıllık bir süre içerisinde uygulandı. Güney Sudan, Sudan’dan 2011 yılında ayrıldığında geçici mali düzenlemeler üzerinde anlaşmaya varıldı. Anlaşma, borç meselesine göre Sudan’ın ekonomik mirasına ne olduğuyla ilgiliydi. Bu mülkün bölünmesi, Güney’in petrolü elinde tutması ve Sudan’a bir miktar tazminat verilmesiyle oldu. Ancak Sudan ile Güney Sudan arasında pay edilmesi gereken borçlar konusunda anlaşma sağlanamadı. Uluslararası toplum, ‘sıfır seçeneğini’ önerdi. Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) girişimi uyarınca ve uluslararası toplumun vaadine göre iki yıl içinde affedilmesi şartıyla Sudan’ın eski borçlarının tamamının alınması Sudan Devleti'nin görevidir. Ancak bu olmadı.”

‘Elaph’ gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Halid et-Ticani açıklamasının devamında IMF ve Dünya Bankası’Nın süreçteki rolerine işaret etti:
“IMF, Sudan’ın teknik açıdan muafiyeti yerine getirdiğine inanıyor ancak Washington’ın onayını alması gerekiyor. Bu, Hartum’un Cole destroyeri için tazminat ödemesinden ve Darüsselam ve Nairobi’deki iki büyükelçiliğin bombalanmasından sonra gelişen Sudan-ABD ilişkileriyle ilgili bir durum. Daha sonra yaptırımlar kaldırıldı ve Sudan’ın adı terörü destekleyen devletler listesinden çıkarıldı. Dünya Bankası da 2 milyar dolarlık yardım taahhüdünü yerine getirmedi. Burhan’ın 25 Ekim’deki eylemlerinin ardından yoksullara yönelik ‘Semerat’ programını da dondurdu. Bu durum, içte çatışmaya neden olmasının yanı sıra geçiş durumunun karmaşıklaşmasına ve Hamduk hükümetinin siyasi ve ekonomik başarısızlığına yol açtı.”

Güvenlik
Sudanlı öğretim görevlisi Profesör Saad el-Kerem de değerlendirmesinde uluslararası finansmanın süreçteki etkisine dikkat çekti:
“Sudan’ın son iki yılda elde ettiği ekonomik kazanımlar, otuz yıldır askıya alınan uluslararası finans kurumlarının desteğinin yeniden başlaması ve ülkenin uluslararası topluma açık olmasından kaynaklanıyor. Sonuçlar tamamen tatmin edici olmasa da borçları silmek ve çeşitli ekonomik alanlarda yatırım ortaklıkları kurmak için yol şu an her zamankinden daha açık. Bu ortaklıkların bazı başarısızlıkları olsa da durum eski rejim ile birlikte yıkılanların bir sonucudur.”

Kerem sözlerinin devamında sürecin başarıya ulaşmasında Sudanlı politikacıların uygulamalarının önemini vurguladı:
“Ele alınması gereken şey, kaynaklara dayalı ekonomik reformun uygulanmasıdır. Ancak bunun için Sudan’ı güvenliğe kavuşturmak yolunda siyasi bir istikrar gereklidir. Bu durum, yönetim önceliklerinin tanımlanması ve geçiş dönemi için uygun bir siyasi ve ekonomik stratejinin belirlenmesiyle ilgilidir. Bu politikacılar, geçiş döneminin kalan kısa dönemine rağmen bölgedeki kalkınma politikaları için yeni bir model elde ederek sağlam bir yönetim sistemi kurabilir, kamu sektörünü reforme edebilir, itici hale gelen özel sektörü ve yatırım sistemini düzenleyebilir.”

Büyük umutlar
Sudan Dostları grubunun toplantıları büyük beklentilere ve umutlara sahne oluyor. Riyad’daki son toplantının, siviller ve ordu arasındaki siyasi çatışmayı, Sudanlıları derinden etkileyen ekonomik çöküşü ve geçiş döneminin belirleyici zorluğu olmaya devam eden kasvetli tabloyu ortadan kaldırabileceği belirtiliyor. Toplantının kapanış bildirisinde ‘BM misyonunun Hartum’daki geçiş dönemi çabalarına desteğinin vurgulanmasına ve Sudan’da barışçıl siyasi bir geçişin sağlanmasına yönelik çabaları desteklemek için ortak koordinasyonun güçlendirilmesine’ dikkat çekildi.
Önceki iki hedefe işaret edilen bildiride Sudan sorununun sihirli bir çözüm olmadığı ve yardımların her zaman başarıya ulaştırdığı inancına karşı çıkıldı. Ancak bunların önemine rağmen ülkenin özgünlüğü ve doğrudan ihtiyaç duyduğu yardımın türüne dikkat çekildi. Bildiride  söz konusu programların Sudan hükümeti tarafından yalnızca ‘yardım’ olarak ele alındığı süreçte diğer çözümlerin de teşvik edilmesinin önemine dikkat çekildi. Ancak ülkenin siyasi ve ekonomik çıkmazları için radikal bir çözüm olmadığı kaydedildi.



Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
TT

Halep Valisi: Şeyh Maksud ve Eşrefiye’den yaklaşık 155 bin kişi yerinden edildi... Geri dönüşler için bir plan geliştiriliyor

Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)
Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep Valisi Azzam el-Garib bugün yaptığı açıklamada, Halep kentinin kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden yaklaşık 155 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi. El-Garib, yerinden edilenlerin evlerine dönebilmesi için güvenlik ve hizmet koşullarını hazırlamaya yönelik bir planın başlatıldığını söyledi.

El-Garib, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), 1 Nisan’da varılan ve kendilerine bağlı silahlı unsurların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmesini öngören anlaşmaya uymadığını açıkladı.

El-Garib, SDG unsurlarının uygulamalarını, eski Suriye lideri Beşşar Esed döneminde milislerin halka yönelik korkutma yöntemlerine benzetti.

Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)Şeyh Maksud mahallesindeki bir bölgeden tahliye edilen siviller (AP)

El-Garib, günün erken saatlerinde, operasyon birimi tarafından ilan edilen bölgelerdeki sokağa çıkma yasağının sonraki duyurulara kadar devam edeceğini doğrulamış ve ilgili talimatlara eksiksiz uyulmasının önemine vurgu yapmıştı.

El-Garib yaptığı açıklamada, yetkili kurumların Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde güvenliği sağlamak ve yaşamın normale dönmesini temin etmek için sahada çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan Suriye ordusu cuma akşamı, Halep’in Şeyh Maksud mahallesinde SDG unsurlarını aramak amacıyla bir tarama operasyonu başlattığını duyurmuştu.

Suriye ordusu operasyon birimi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şeyh Maksud mahallesinde SDG’ye tanınan tüm sürelerin dolmasının ardından, bu suç örgütünün varlığını ortadan kaldırmak amacıyla mahallede tarama operasyonuna başlıyoruz. Tarama işlemleri tamamlandıktan sonra, mahalle güvenlik güçleri ve devlet kurumlarına devredilecek ve bu kurumlar doğrudan görevlerine başlayacaktır” ifadelerine yer verildi.

 Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)Suriye güvenlik güçleri, Halep'teki Şeyh Maksud mahallesinin sakinlerini tehlike bölgesinden tahliye etti. (AFP)

Halep’te, özellikle Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde, son günlerde SDG ile Suriye ordusu arasındaki çatışmalar ve güvenlik gerilimleri nedeniyle geniş çaplı bir yerinden edilme yaşandı.

Suriye makamları perşembe akşamı yaptıkları açıklamada, SDG’nin iki gün önce kente yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasının ardından, Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinden yaklaşık 165 bin kişinin kentin diğer bölgelerine göç ettiğini duyurdu.


Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
TT

Türkiye'nin Halep'te Suriye ordusu ve SDG arasındaki çatışmalara ilişkin tutumu nedir?

 Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)
Sivil savunma personelleri Suriye ordusu ve SDG arasında yaşanan çatışmaların ardından Halep'te çıkan bir yangını söndürüyor, 8 Ocak 2026 (Reuters)

Halep'te Suriye ordusu ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalar, yıkıcı bir iç savaştan sonra hâlâ yaralarını sarmaya çalışan bu kadim şehirde bir kez daha istikrarı sarstı. Çatışmalar, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı Eşrefiye ve Şeyh Maksud mahallelerinin ve Halep sınırlarının ötesine yayılırsa, Suriye kendisini yeni bir iç savaşın eşiğinde bulabilir.

10 Mart 2025'te imzalanan mutabakatta yer alan düzenlemeler ile ilgili son dokunuşlar için iki taraf arasında yapılan müzakereler son haftalarda önemli bir ivme kazanmıştı. Bir anlaşmaya varılması yakın görünüyordu ve olası bir anlaşmanın bazı detayları basına bile sızmıştı. Ayrıca, birkaç gün önce Paris'te ABD arabuluculuğunda Suriye ve İsrail arasında varılan anlaşma da daha olumlu bir atmosfere katkıda bulunmuştu.

Peki Halep'te çatışmalar neden patlak verdi?

Şam, SDG’nin Suriye'nin birliğini zayıflatan ve bütünlüğünü tehdit eden katı taleplere sıkıca bağlı kaldığına inanıyor. Buna karşılık, SDG, 2011 öncesi statükoya geri dönmeyeceğini, silahlı kuvvetlerini feshetmeyeceğini ve katı, merkezi bir idari yapıya geri dönmeyi reddettiğini ısrarla belirtiyor.

10 Mart Mutabakatı’ndan bahsederken, SDG'nin orduya entegrasyonu akla gelebilir, ancak konu daha geniş ve daha karmaşık. Suriye'deki idari sistemin şekli, yeni anayasa, petrol sahalarının mülkiyeti ve petrol gelirlerinin nasıl dağıtılacağı gibi diğer önemli konular da var.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan mutabakat sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri (SANA/AFP)

Önde gelen bir SDG lideri olan Sipan Hamo, bir röportajda Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminin Esed rejiminin bir versiyonunu yeniden üretmeye çalıştığını söyledi. Şam'ın tutumunu eleştiren Hamo, müzakereler sırasında temel konularda katı ve uyumsuz olduğunu belirterek, bunu öncelikle Türkiye'nin taleplerine uyma arzusuna bağladı. Nitekim Türkiye, SDG'nin Suriye ordusuna entegre olması, silahların teslim edilmesi, Suriyeli olmayan savaşçıların Suriye topraklarından ayrılması ve kuvvetlerinin bir bütün olarak orduya entegre edilmemesi, üyelerinin bireysel olarak orduya katılması gerektiğine inanıyor. Ankara ayrıca, merkezi olmayan yönetim biçimlerine de şüpheyle yaklaşıyor. SDG'nin Şam ve Ankara'yı suçlaması kolay, ancak bu, taleplerinin çıtasını en yüksek seviyeye çıkardığı ve oyalama taktiklerine başvurduğu gerçeğini değiştirmiyor.

İki taraf da Halep'te ilk kurşunu kimin attığı konusunda karşı tarafı itham ediyor, ancak kimin başlattığına bakılmaksızın, her iki taraf da gerilim nedenlerini üretmeye ve şiddetlendirmeye kendi yöntemleriyle katkıda bulundu.

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor

Suriye hükümetinin çıkmazı kırmaya karar vermiş olması muhtemel. Buna karşılık, Kürt tarafının Suriye ordusunun kararlılığını ve gücünü, ABD desteğinin boyutunu ve İsrail'in müdahil olma isteğini yanlış hesaplamış olması da muhtemel. Halep, Suriye ordusu güçlerinin Eşrefiye bölgesinin büyük bir bölümünde kontrolü ele geçirmesinden önce, yirmiden fazla kişinin ölümüne ve birçok kişinin yaralanmasına yol açan şiddetli çatışmalara sahne oldu.

Perşembe gecesi Suriye Savunma Bakanlığı, Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahalleleri civarında geçici bir ateşkes ilan etti. Ayrıca, silahlı grupların Halep'ten kuzeydoğu bölgelerine doğru gitmeleri için bir güvenlik koridoru açarak cuma sabahına kadar bu bölgeden ayrılmalarına olanak sağladı. SDG’nin bel kemiğini oluşturan Halk Koruma Birlikleri (YPG), daha önce Nisan 2025'te Şam ile imzalanan bir anlaşma uyarınca bu mahallelerden çekilmiş ve yüzlerce savaşçısını Fırat Nehri'nin doğusuna nakletmişti. Bu mahallelerde sadece iç güvenlik güçleri olan Asayiş kuvvetleri ve Asayiş unsurları kılığındaki bazı YPG üyeleri kalmıştı.

 Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)Yerinden edilmiş insanlar eşyalarıyla birlikte Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılıyor, 7 Ocak 2026 (Reuters)

Türkiye, çatışmaların genişlemesinin yeni bir mülteci dalgasını tetikleyebileceği endişesiyle Halep'teki gelişmeleri yakından takip ediyor. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı perşembe günü yaptığı açıklamada, Halep'teki çatışmaları kamu düzenini yeniden sağlamayı amaçlayan meşru bir terörle mücadele operasyonu olarak nitelendirdi. Açıklamada, operasyonun yalnızca Suriye ordusu tarafından yürütüldüğü ve Türk güvenlik güçlerinin dahil olmadığı belirtildi. Türkiye ayrıca, talep edilmesi halinde Suriye'ye gerekli desteği sağlayacağını da teyit etti.

Ankara ve Şam, güvenlik ve savunma alanlarında yakın iş birliğini sürdürüyor. 22 Aralık 2025'te Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Milli İstihbarat Başkanı İbrahim Kalın, Şam'daki Halk Sarayı'nda Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ve diğer yetkililerle bir araya gelerek güvenlik konularını ve iş birliğini geliştirme yollarını görüştüler.

Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)Cumhurbaşkanı Ahmed Şara Şam’da bir Türk siyasi, güvenlik ve askeri heyetini kabul ediyor, 22 Aralık (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde, Halep Kürtlerine destek gösterileri düzenlendi ve bunlar, Ekim 2014'te DEAŞ’ın Kobani saldırısını kınamak için sokakları dolduran kalabalıkların düzenlediği protestoları anımsattı.

Suriye'deki gelişmeler ve Halep'teki çatışmalar, Türkiye'nin iç politikasına ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ilişkisine de gölge düşürüyor. Tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın silah bırakma çağrısının Halk Koruma Birlikleri'ni (YPG) de kapsayıp kapsamadığı konusunda tartışmalar sürüyor. Ankara, YPG'yi PKK'nın Suriye uzantısı olarak görüyor ve bu nedenle çağrının onları da kapsadığını düşünüyor; YPG ise bunu reddediyor.

Şam ve SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçeği şekillendirmeye çalışıyor

 ABD ve İsrail bu meseleye doğrudan müdahil. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Büyükelçi Tom Barrack, X hesabından yaptığı açıklamada ülkesinin endişesini dile getirdi. Suriye hükümetine, SDG’ye, Kürt yönetimindeki bölgelerdeki yerel yetkililere ve sahadaki tüm silahlı aktörlere düşmanca eylemleri durdurmaları ve gerilimi azaltmaya yönelik taahhütte bulunmaları çağrısında bulundu. Şam ile SDG arasında arabuluculuk yapan ABD, Halep'teki çatışmaları durdurmak için önemli çabalar sarf ediyor. İsrail de gelişmeleri yakından takip ediyor ve özellikle Dürzi, Alevi ve Kürtleri kullanarak kendi çıkarlarıyla uyumlu bir Suriye gerçekliği şekillendirmeye çalışıyor. İsrail hükümeti, zayıf ve parçalanmış bir Suriye'nin kendi çıkarlarına hizmet ettiğine inanıyor ve Kürtler ile SDG'yi Türkiye'yi baskı altında tutmak için bir araç olarak görüyor.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin önündeki otobüslerin yakınında duran bir Suriye güvenlik görevlisi, 9 Ocak 2026 (AFP)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, resmi bir açıklamada Halep'teki çatışmaların Suriye rejim güçlerinin Kürt azınlığa karşı ciddi saldırılarını temsil ettiğini belirtti. Sa'ar, uluslararası toplumu sessizliğini bozmaya çağırdı ve özellikle Batı'ya “DEAŞ'a karşı cesurca ve başarıyla savaştıkları” için Kürtlere karşı ahlaki bir yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

İsrail siyasi adımlar atabilir ve belki de çeşitli şekillerde SDG'ye gizli destek sunabilir, ancak Suveyda'daki gibi doğrudan bir müdahalede bulunması olası görünmüyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre zira Halep ve Suriye'nin kuzeyinde Kürt kontrolündeki bölgeler İsrail ile doğrudan sınır komşusu değil ve daha da önemlisi, Türkiye'nin oradaki varlığı, İsrail'in herhangi bir müdahalesini kabul edilemez kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri de böyle bir doğrudan çatışmaya karşı çıkacaktır.

Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine giden Leyramun Meydanı, 9 Ocak 2026 (AFP)

Son olarak, Halep'teki çatışmalar, İran'ın olağanüstü gelişmeler yaşadığı bir dönemde patlak verdi. İran’da Tahran ve Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler de dahil olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde devam eden gösteriler var. Bu protestolar şimdiye kadar yaklaşık elli kişinin ölümüne yol açarken, ABD Başkanı Trump, siviller arasında kayıplar yaşanması durumunda ABD'nin güçlü bir şekilde karşılık vereceği tehdidini yineledi.


Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
TT

Gazze'de Filistinli bir bebek soğuktan öldü

Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)
Filistinli kız çocuğu, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yıkılmış bir binadan dışarı bakıyor (Reuters)

Sağlık kaynaklarına göre, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Deyr el-Belah'ta şiddetli soğuk ve düşük sıcaklıklar nedeniyle 7 günlük bir Filistinli bebek bu sabah hayatını kaybetti.

Filistin Haber Ajansı (WAFA), Gazze Şeridi'ndeki soğuk hava dalgası ve şiddetli soğuk nedeniyle ölenlerin sayısının 15'i aştığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA’dan aktardığına göre “Bu rakamlar, özellikle soğuk havaya dayanacak donanımı olmayan çadırlarda yaşayan çocuklar ve yerinden edilmiş kişiler için Gazze Şeridi'ndeki insani durumun ciddiyetini yansıtıyor. Gazze halkı, fırtınalı, soğuk ve yağışlı havalarda barınak ve tıbbi tedavi eksikliğinden ve yakıt kıtlığı nedeniyle ısınma sıkıntısından muzdarip.”

Alman Kızılhaçı ise Gazze Şeridi sakinlerinin zaten kötüleşen koşullarının kış aylarında daha da kötüleştiğini duyurdu.

Alman Kızıl Haçı Başkanı Hermann Grohe, Alman gazetesi Rheinische Post'a şunları söyledi: “Kış ayları, yetersiz tedarik koşulları ile birleşince, çocuklar, yaralılar ve yaşlılar için özellikle korkunç oluyor.”

Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)Güneş Gazze şehrinin üzerinde batarken Filistinliler yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyor (AP)

Groh, ciddi bir malzeme sıkıntısından bahsederek, “Hala her şeyde sıkıntı var: yeterli gıda, tıbbi malzeme, ilaç, elektrik ve su” ifadelerini kullandı.

Eski Alman sağlık bakanı, ateşkesin ardından, saydığı malzemeler de dahil olmak üzere insani yardım malzemelerinin genel olarak iyileştiğini belirtti: “Ancak, Gazze Şeridi'ne ulaşan insani yardım miktarı hala yetersiz; günde 600 kamyonluk ihtiyaç karşılanamıyor.”

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü'ne göre Gazze Şeridi'nde yetersiz tıbbi bakım büyük bir sorun.

Örgütün yönetici direktörü Christian Katzer gazeteye verdiği demeçte, “Birçok Filistinli tedavi edilebilecek hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor” diyerek, hastaların tedavi için Almanya'daki hastanelere nakledilmesinin giriş kuralları nedeniyle başarısız olduğunu ifade etti.