Küresel piyasalar Fed'in kararlarına odaklandı

AA
AA
TT

Küresel piyasalar Fed'in kararlarına odaklandı

AA
AA

Küresel pay piyasalarında, şahinleşen merkez bankaları ve artan jeopolitik risklerle oynaklık artarken, gelecek hafta gözler ABD Merkez Bankası'nın (Fed) para politikası kararlarına çevrildi.
Tahvil piyasaları artan enflasyon sonrası şahinleşen Fed'in yıl sonuna kadar en az dört faiz artışına gideceğini fiyatlarken, Rusya ile Ukrayna arasında artan tansiyon da risk iştahının önemli ölçüde düşmesinde etkili oldu.
Fed'in bu toplantıda faiz artışına gitmesi beklenmezken, tahvil piyasalarında 25 baz puan artış beklenen marttaki toplantıya ilişkin yönlendirmeleri ve varlık alımlarının azaltımına yönelik tutumu yatırımcıların odağına yerleşti.
Hafta içinde, Rusya'nın Ukrayna sınırına yakın bölgelere askeri yığınak yapmasının ardından Rus ordusunun Ukrayna'ya gireceği kaygıları artarken, bölgede hareketlilik etkinliğini koruyor.
ABD basınında yetkililere dayandırılan haberlerde, ABD yönetiminin, Letonya, Litvanya ve Estonya'ya, ellerindeki ABD menşeli silahları Ukrayna'ya destek amacıyla göndermelerine izni verdiği belirtildi.
ABD Başkanı Joe Biden da Rus askeri birliklerinin Ukrayna sınırından herhangi bir şekilde geçmesinin işgal anlamına geleceğini ve bu durumda Rusya'nın ağır bedel ödeyeceğini söyledi. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise Ukrayna'ya saldırması halinde Rusya'ya çok ağır ekonomik ve mali yaptırımlar uygulayacaklarını bildirdi.
Söz konusu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 1,90 ile son iki yılın en yükseğine çıkarken, artan jeopolitik riskler sonrası artan güvenli varlık talebiyle gerileyerek haftayı yüzde 1,77 seviyesinden tamamladı.
Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilim sonrası güvenli liman varlıklardan altının ons fiyatı da yükseliş eğiliminde hareket ederken, geçen hafta yüzde 0,82 yükselişle 1.833 dolara çıktı.
Brent petrolün varil fiyatı da yükseliş eğilimini üst üste beşinci haftaya taşıyarak 88,8 dolarla Ekim 2014'ten bu yana en yüksek seviyesine çıkmasına karşın artan jeopolitik risklerle kazançlarını kısmen geri vererek haftayı yüzde 1,2 artışla 87 dolardan tamamladı.
Analistler, gelecek hafta veri gündeminin de yoğun olduğunu hatırlatarak, bununla birlikte dünya genelinde açıklanmaya başlayan 2021 4. çeyrek şirket finansal tablolarının hisse bazlı oynaklığı artırabileceğine dikkati çekti.

ABD'de gözler Fed'e çevrildi
ABD'de pay piyasalarındaki düşüş şahinleşen Fed'le birlikte üst üste üçüncü haftaya taşınarak derinleşirken, gelecek hafta çarşamba günü Fed'in faiz kararı ve devamında Fed Başkanı Jerome Powell'ın açıklamaları yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, karar metninde ve Powell'ın açıklamalarında para politikasının geleceğine ilişkin ipuçlarının aranacağını kaydederek, faiz kararı sonrası piyasalarda oynaklığın artabileceğini ifade etti.
ABD'de bu hafta veri takviminin yoğun olduğuna dikkati çeken analistler, açıklanacak verilerdeki beklenti dışı olası enflasyonist göstergelerin fiyatlamaları etkileyebileceğini bildirdi.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ise hafta içindeki açıklamalarında, yönetimin yorulmadan fiyat baskılarını hafifletmek için stratejiler aramaya devam ettiğini ve enflasyonun gelecek yıl önemli ölçüde yavaşlamasının beklendiğini bildirdi.
Hafta içinde bilançosunu açıklayan ABD'li Morgan Stanley'in net karı geçen yılın son çeyreğinde yüzde 9 artarak 3,7 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde Bank of America'nın net karı da yüzde 28 yükselerek 7 milyar dolara ulaştı.
Makroekonomik veri tarafında ise ABD'de konut başlangıçları aylık yüzde 1,4, inşaat izinleri de aylık yüzde 9,1 artışla beklentileri geride bıraktı.
Söz konusu gelişmelerle S&P 500 endeksi haftalık bazda yüzde 4,92, Dow Jones endeksi yüzde 4,58 ve Nasdaq endeksi yüzde 7,55 değer kaybetti.
24 Ocak ile başlayan haftanın veri takviminde, Pazartesi imalat sanayi ve hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), Salı Tüketici Güven Endeksi ve Richmond Fed sanayi endeksi, Çarşamba toptan stoklar ve yeni konut satışları, Perşembe 2021 4. çeyrek Gayrisafi Yurt içi Hasıla (GSYH) ve bekleyen konut satışları ile Cuma kişisel gelirler, kişisel harcamalar ve Michigan Tüketici Güven Endeksi verileri takip edilecek.

Avrupa'da gözler Rusya-Ukrayna sınırında
Avrupa borsalarında risk iştahı Fed'in şahinleşen duruşu ve Rusya ile Ukrayna arasında artan tansiyonla oldukça gerilerken, gelecek hafta yoğun veri gündemi takip edilecek.
Avrupa gündeminde Rusya ile ABD ve NATO arasında Ukrayna nedeniyle artan gerilim bu hafta gündemin odağında yer aldı.
Bununla birlikte, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Christine Lagarde, enflasyonun kontrolden çıkmasını beklemediklerini belirterek, enflasyona karşı doğru politika tepkisini belirlemenin "çok kritik" olacağını ifade etti.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının ardından ekonomik toparlanmanın beklenenden güçlü olduğunu söyleyen Lagarde, "Ekonomideki toparlanma beklentilerimizi aştı. Bir yıl önce bu kadar hızlı ve güçlü bir şekilde toparlanacağımızı bilmiyorduk" dedi.
Lagarde, enflasyonun kontrolden çıkmasını beklemediklerini belirterek, "Enflasyona karşı doğru politika tepkisi belirlemek çok kritik olacak" diye konuştu.
Artan enflasyon nedeniyle eleştirilere muhatap olan Lagarde, Avro Bölgesi'nin ABD ile aynı enflasyonla karşı karşıya olmadığını savundu. Lagarde, "Avro Bölgesi’nde ABD'dekiyle aynı enflasyonla karşılaşmamız pek olası değil" ifadesini kullandı.
İngiltere ve Almanya'da açıklanan aralık ayı enflasyon verileri de son 30 yılın en yüksek seviyesine işaret etti.
Bu gelişme sonrası İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Andrew Bailey, yüksek doğal gaz fiyatlarının endişe kaynağı olduğunu ve enflasyon baskısının 2023 sonuna kadar sürebileceğini belirtirken, açıklama sonrası bankanın 3 Şubat'taki toplantısında 25 baz puanlık faiz artırımına gideceğine dair beklentiler güçlendi.
Almanya'nın 10 yıllık tahvil faizi Mayıs 2019'dan bu yana ilk kez pozitif getiri bölgesine geçse de burada kalıcı olmazken, Avro, dolar karşısında haftayı yüzde 0,6 azalışla 1,1343'ten tamamladı.
Bu hafta İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,65, Almanya'da DAX endeksi yüzde 1,76, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 1,04 ve İtalya'da MIB 30 endeksi ise yüzde 1,75 azaldı.
Gelecek hafta Avrupa'da, pazartesi bölge genelinde imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI, salı Almanya'da IFO iş ortamı güven endeksi ve cuma Almanya'da 2021 4. çeyrek GSYH ile Avro Bölgesi'nde Tüketici Güven Endeksi verileri takip edilecek.

Asya'da merkez bankaları haftaya damga vurdu
Asya'da bu hafta Japonya Merkez Bankası (BoJ) karar metnindeki değişiklikle nispeten de olsa şahinleşirken, Çin Merkez Bankası (PBoC) 1 yıllık kredi referans faiz oranını (LPR) 10 baz puan indirerek yüzde 3,70'e çekti.
BoJ, faizlerde ve para politikasında değişikliğe gitmedi. Ekonomiye yönelik beklentilerini revize eden banka, Mart 2022'de bitecek 2021 mali yılına ilişkin enflasyon orta noktası tahminini yüzde 0 düzeyinde korudu, reel Gayrisafi Yurt içi Hasıla (GSHY) öngörüsünü yüzde 3,4'ten yüzde 2,8'e düşürdü. Banka, Mart 2023'te bitecek 2022 mali yılına ilişkin enflasyon beklentisini ise yüzde 0,9'dan yüzde 1,1'e, büyüme öngörüsünü yüzde 2,9'dan yüzde 3,8'e yükseltti.
BoJ, daha önce "aşağı yönlü" olarak belirttiği fiyatlara yönelik risk değerlendirmesini de 2014'ten bu yana ilk kez "dengeli" olarak değiştirdi.
BoJ Başkanı Haruhiko Kuroda, kararın ardından yaptığı açıklamada, gerektiğinde para politikasını gevşetmekten çekinmeyeceklerini ancak mevcutta para politikamızı değiştirmeye gerek olmadığını belirterek, "Faiz artırımını tartışmıyoruz" dedi.
PBoC, hafta içinde gerçekleştirilen para politikası kurulu toplantısında, 1 yıllık kredi referans faiz oranını yüzde 3,80'den yüzde 3,70'e, 5 yıllık kredi faiz oranını yüzde 4,65'ten yüzde 4,60'a indirdi.
Beklentiler doğrultusunda açıklanan karar ile PBoC, üst üste ikinci ayında da 1 yıllık LPR'de indirime gitmiş oldu. Mortgage fiyatlamasında etkili olan 5 yıllık LPR'deki indirim ise 10 baz puanlık piyasa beklentilerinin altında kalırken, analistler bu durumun halihazırda likidite zorlukları yaşanan emlak sektörüne yönelik sınırlı da olsa bir rahatlama getireceğini belirtti.
Asya'da açıklanan makroekonomik verilere göre, Japonya'da sanayi üretimi aylık bazda yüzde 7, yıllık bazda yüzde 5,1 arttı.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,14 ve Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 2,97 değer kaybederken, Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,04 ve Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 2,39 değer kazandı.
24 Ocak ile başlayan haftanın veri takviminde, perşembe Çin'de sanayi karlılıkları ve cuma Tokyo Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verileri takip edilecek.

Yurt içinde Merkez Bankası politika faizini değiştirmedi
Yurt içinde, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 14'te sabit bırakırken, Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi küresel pay piyasalarıyla birlikte değer kaybetti.
Bu hafta, TCMB, AA Finans'ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin beklentilerine paralel politika faizini değiştirmedi.
Öte yandan, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) merkez bankaları arasında imzalanan 5 milyar dolarlık ikili para takası (swap) anlaşması ile TCMB'nin toplam swap anlaşmalarının büyüklüğü 28 milyar dolara ulaştı.
Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi haftayı yüzde 2,98 azalışla 2.011,16 puandan tamamlarken, Dolar/TL yüzde 1,33 gerileyerek haftayı 13,4612'den kapattı.
Analistler, BIST 100 endeksinde teknik açıdan 2.150 ve 2.250 puanın direnç, 2.000 ve 1.970 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Gelecek hafta yurt içinde, salı reel kesim güven endeksi, kapasite kullanımı ve sektörel güven endeksleri, perşembe TCMB enflasyon raporu ve TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) tutanakları ve cuma ekonomik güven endeksi verileri takip edilecek.



“Onaylıyorum”dan imparatorluklara dijital kimliğin çöküşü: Veriler kimin, bedelini kim ödüyor?

Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)
Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)
TT

“Onaylıyorum”dan imparatorluklara dijital kimliğin çöküşü: Veriler kimin, bedelini kim ödüyor?

Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)
Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)

Yaklaşık 12 yıl önce Amerikalı yıldız Scarlett Johansson’ın ‘Her’ adlı filmde bir yapay zekâ sistemine kadın sesiyle hayat vermesi, izleyici için insan ile makine arasındaki geleceğe dair romantik bir hikâyeden ibaretti. Ancak aradan geçen on yılı aşkın sürenin ardından Johansson, kendisine ‘ürkütücü biçimde benzeyen’ bir sesin ticari bir yapay zekâ ürününde kullanıldığını açıkladı. Johansson, yakın çevresindeki kişilerin dahi gerçek ses ile kopyalanmış sesi ayırt edemediğini söyledi.

Yaşananlar, yalnızca sanatsal bir anlaşmazlık ya da seslendirme haklarına ilişkin bir tartışma olarak görülmedi. Olay, seslerin, yüzlerin ve insani özelliklerin artık sahiplerine ait olmaktan çıktığını, bireylerin iradesi dışında çıkarılabilen, dolaşıma sokulabilen ve çoğaltılabilen birer meta haline geldiğini gösteren dönüm noktası olarak değerlendirildi.

dfv

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekâ ile üretilen mahrem görüntüleri hedef alan yeni bir yasayı imzaladı. Yasa, söz konusu içeriklerin platformlardan kaldırılmasını zorunlu kılıyor ve bunların yayılmasına yönelik yaptırımları ağırlaştırıyor. Düzenleme, teknik sektöre yönelik bir müdahaleden ziyade, zararın artık teorik olmadığının ve yapay zekânın laboratuvarların ötesine geçerek insanların hayatına, itibarına ve kişisel güvenliğine doğrudan etki ettiğinin siyasi düzeyde kabulü olarak yorumlandı.

vfgh
Dijital gölge ekonomi, insanların verilerinin karaborsada alınıp satılması nedeniyle insanlık için bir tehdit haline geldi. (Shutterstock)

Bu noktadan itibaren daha geniş bir soru gündeme geliyor: Ses, görüntü ve davranışsal veriler devasa bir ekonomik yapının hammaddesine dönüşmüşken, bunların kaderi üzerinde söz hakkı kime ait? Bu değerden kim kazanç sağlıyor? Kötüye kullanım durumunda bedeli kim ödüyor?

Şarku’l Avsat, bu dosya çalışmasıyla ‘dijital gölge ekonomi’ olarak tanımlanabilecek yapının izini sürdü. Veri toplama süreçlerinden satış aracılarına, yapay zekâ modellerinin eğitilmesinden deepfake, şantaj ve dolandırıcılığa kadar uzanan bu zincirin, yüz ve ses ‘mülkiyeti’ konusunda küresel ölçekteki hukuki boşluk nedeniyle yanıtsız sorular yarattığına dikkat çekildi.

* Gölgelerde çılgınca işleyen bir ekonomi

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) raporu, bu dönüşümün arka planını ortaya koyuyor. Küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 75’ini temsil eden 43 ekonomide, şirketler arası e-ticaret hacmi 2016’da 17 trilyon dolar seviyesindeyken, 2022’de 27 trilyon dolara yükseldi. Bu, altı yıl gibi kısa bir sürede yaklaşık yüzde 60’lık bir artış anlamına geliyor.

Ancak asıl büyüme, ticaretin ötesinde ortaya çıkan devasa veri akışında yaşanıyor. Akıllı telefonlar, saatler, otomobiller, kameralar ve akıllı evler dahil internete bağlı her cihaz; konum, davranış, görüntü ve ses verilerinin potansiyel bir toplama noktası hâline geliyor. Bu süreç, kullanıcılara ‘kişiselleştirme’ ve ‘kolaylık’ olarak sunulurken, perde arkasında önemli bir aktör öne çıkıyor: ‘Veri simsarları (Data Brokers)’. Bu kişi ve şirketler, bireylere ait büyük miktarda bilgiyi toplayarak kapalı ya da yarı kapalı piyasalarda yeniden satışa sunuyor.

Piyasa araştırmalarına göre veri simsarları pazarı 2024 itibarıyla 250 ila 280 milyar dolar büyüklüğe ulaştı. Grand View Research, Market Research Monitor ve SNS Insider gibi platformların raporları, yıllık büyüme oranının yüzde 7’nin üzerinde seyrettiğini ve pazarın on yıldan kısa sürede yarım trilyon doları aşabileceğini gösteriyor. Ancak uzmanlara göre asıl risk, pazarın büyüklüğünden çok, insanın bu sistem içinde nasıl fiyatlandırıldığı.

ABD Kongresi’nin resmi internet sitesinde yayımlanan bir oturum kaydı, ‘dijital kimliğin’ ne kadar ucuzladığını ortaya koyan çarpıcı bir örnek sunuyor. Oturumda, veri simsarları sektörünün ‘herhangi bir kişiye ait, ne kadar hassas olursa olsun bilgileri, isim başına 7,9 sent karşılığında satabildiği’ ifade edildi. Aynı kayıtlarda, cinsel saldırı mağdurlarına ait listelerin dahi aynı fiyatla ticarete konu edildiği belirtildi.

asdfrg
Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)

Veri mülkiyetine ilişkin başka bir kongre oturumunda ise Financial Times’a dayandırılan tahminler paylaşıldı. Buna göre bazı veri listelerinin kişi başına ‘finansal değeri’ bir sentin dahi altına düşebiliyor. Örneğin otomobil satın alanlara ait listeler isim başına yaklaşık 0,0021 dolar, sağlık verisi listeleri ise yaklaşık 0,26 dolar seviyesinde fiyatlandırılıyor.

Bu düşük meblağlar, milyarlarca kaydın toplanması ve çok katmanlı aracılar üzerinden yeniden satılmasıyla birlikte milyarlarca dolarlık bir gelire dönüşüyor. Interpol kaynaklarına göre veriler, ‘pazarlama kaydı’ olmaktan çıkıp suç piyasasında istismar edilebilir bir kimliğe dönüştüğünde -kimlik hırsızlığı, siber saldırı, şantaj, ses ve video sahteciliği gibi alanlarda- değerleri katlanarak artıyor.

* ‘Ücretsiz hizmet’… En büyük yanılsama

G&K şirketinde yönetim bilimleri ve bilgi teknolojileri danışmanı olan Asım Celal, kişisel verilerin son yirmi yılda geçirdiği dönüşümü tek bir cümleyle özetliyor: “Platformlar size ücretsiz bir hizmet sunmaz; sizden bilgilerinizi satın alır.”

Celal, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, veri ihlali ve ticaretinin artık teknolojinin yan ürünü olmaktan çıktığını, pazarlama ve ekonomik karar alma süreçlerinin temel kapılarından biri hâline geldiğini söyledi. Buna göre şirketler, kullanıcıların satın alma alışkanlıklarını, ilgi alanlarını ve günlük davranışlarını bu yolla analiz ediyor; ardından onları yüksek hassasiyetle hedefleyebiliyor ya da ürünü bizzat bu davranış kalıplarına göre yeniden tasarlıyor.

Bu modelde değer, yalnızca abonelikte ya da görünen kullanıcı sayısında değil, kullanıcıların sürekli veri üretebilme kapasitesinde yatıyor. Kullanıcı gezinir, tıklar, izler, durur, yeniden dener; her hareket kaydedilir, analiz edilir ve bütüncül bir dijital profile dönüştürülür. Böylece örtük bir denklem ortaya çıkar: Ücretsiz gibi görünen bir hizmet karşılığında, kesintisiz bir bilgi aktarımı.

Teknolojik gelişim ve yapay zekâ alanında uzman olan Hişam en-Natur’a göre bu denklem, modern dijital ekonominin özünü oluşturuyor. En-Natur, “Kullanıcısı olmayan bir şirketin değeri sıfırdır” ifadesinin, teknolojinin değersizliğinden değil, verinin asıl yakıt olmasından kaynaklandığını vurguladı.

En-Natur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, mevcut tabloyu ‘algoritmalar savaşı’ olarak nitelendirdi. Şirketlerin, insanı daha iyi anlayan ve davranışlarını daha isabetli öngörebilen daha akıllı ve hızlı modeller geliştirmek için rekabet ettiğini belirtti. Çünkü veriyi önce toplayan ve analiz eden, kârda ve piyasa hâkimiyetinde de öne geçiyor.

* Büyük bir Arap bloğu yasama yetkisini bekliyor

Bu dönüşüm, Arap dünyasında dikkat çekici bir paradoksu da ortaya koyuyor. Uluslararası yayınlarda yer alan araştırmalara göre, Arap ülkelerinde internet ve sosyal medya kullanıcılarının sayısı, Avrupa Birliği’ndeki (AB) kullanıcı sayısına yaklaşmış durumda ve büyüme oranları daha yüksek seyrediyor. Bu tablo, bölgenin sayısal büyüklük ve etkileşim açısından ciddi bir dijital kitle oluşturduğunu gösteriyor.

dfgth
Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)

Ancak Asım Celal’e göre bu kitlenin asıl belirleyici unsurdan (birleşik ve etkili bir yasal çerçeve) yoksun olduğu görülüyor. Celal, büyük teknoloji şirketlerinin kullanıcı sayısından ziyade, uygulanabilir yasalar, yaptırımlar ve kısıtlamalardan etkilendiğini vurguladı. AB’nin, dil ve kültür çeşitliliğine rağmen, veri koruma alanında katı kurallar getirmeyi başardığını; bu sayede şirketlerin ya politikalarını değiştirmek ya da yüz milyonlarca euroya varan cezalarla karşı karşıya kalmak zorunda kaldığını hatırlattı.

Buna karşılık, Arap ülkelerinin çoğunda parçalı ve etkisi sınırlı düzenlemeler yürürlükte bulunuyor. Bu durum, kullanıcıların oluşturduğu ekonomik ağırlığın somut bir etki gücüne dönüşmesini engelliyor. Celal, bazı Körfez ülkelerinde olduğu gibi yapay zekâ ve teknoloji alanındaki yatırımların ekonomik açıdan önemli olduğunu, ancak tüketicinin korunması için tek başına yeterli olmadığını belirtti. Ona göre, şirketlerin çıkarları üzerinde gerçek baskı kurabilecek ortak ve bağlayıcı bir hukuki çerçeve olmadan bu yatırımların etkisi sınırlı kalıyor.

* Küresel uyum sözleşmesi

Bu denklemin merkezinde, kullandığımız her site ve uygulamada karşımıza çıkan küçük bir buton yer alıyor: ‘Onaylıyorum / Kabul ediyorum’. Uzmanlara göre bu ifade, devasa bir tuzağın kapısını aralıyor. Asım Celal, yaşananın hukuki anlamda özgür bir rıza olmadığını, temel hizmet sözleşmelerine benzeyen bir ‘dayatma sözleşmesi’ niteliği taşıdığını belirtti. Buna göre kullanıcı, uzun ve karmaşık şartları kabul etmek ya da hizmetten tamamen mahrum kalmak dışında gerçek bir seçeneğe sahip değil.

cdfg
Dijital gölge ekonomi, veri toplayan ve bu verileri satan aracı kuruluşlardan model eğitimine, deepfakelere, şantaja ve dolandırıcılığa kadar bir olgu haline geldi. (Reuters)

Uluslararası Teknoloji Yönetimi Birliği yönetim kurulu üyesi olan Dr. Muhammed Azzam ise daha ileri bir değerlendirmede bulundu. Azzam’a göre teknoloji, bireylerle devletler ve şirketler arasında ‘yeni bir dijital toplumsal sözleşme’ dayatmış durumda.

Azzam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tabloyu daha sert bir ifadeyle tanımladı. Büyük teknoloji platformlarının ‘modern çağın imparatorluklarına’ dönüştüğünü savunan Azzam, gücün artık geleneksel devletlerin değil, veriye sahip şirketlerin elinde toplandığını ileri sürdü.

* Gizli oyuncu

Büyük platformlar verileri açık biçimde toplarken, veri simsarları bu süreci gölgede yürütüyor. Bilgi teknolojileri uzmanı Eşref el-Amayira, bu aracıların farklı kaynaklardan çok büyük miktarda veri topladığını ve bunları çoğu zaman kullanıcının bilgisi ya da itiraz edebilme imkânı olmaksızın reklamcılara, şirketlere ve başka taraflara yeniden sattığını belirtti.

El-Amayira, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, asıl riskin burada yattığını vurguladı. Kullanıcının, işlem yaptığı platformu bildiğini ancak verilerini daha sonra satın alan aracıdan, bu verilerin hangi amaçlarla kullanılacağından haberdar olmadığını ifade etti. Etkili denetim mekanizmalarının yokluğunda, söz konusu verilerin ticari kullanımın ötesine geçerek siyasi, güvenlik amaçlı ya da organize suç faaliyetlerine yönlendirilebileceğine dikkat çekti.

Hişam en-Natur ise sorunun, bireysel veriler karşılığında ödenen düşük meblağlardan ziyade, ortaya çıkan kümülatif etki olduğunu savundu. En-Natur’a göre tek başına değersiz görünen bir fotoğraf, bir ses kaydı ya da bir konum bilgisi; binlerce başka sinyalle birleştirildiğinde, reklamların yönlendirilmesinde, yapay zekâ modellerinin eğitilmesinde ya da son derece ayrıntılı davranış profillerinin oluşturulmasında büyük bir değere dönüşüyor.

* Yapay zekâ geçmişi yutuyor

Uluslararası araştırmalar, 2024 itibarıyla küresel veri hacminin 150 zettabaytı aştığını, yani trilyonlarca gigabayta eşdeğer devasa bir büyüklüğe ulaştığını ortaya koyuyor. Bu veriler, son yıllarda tıp, eğitim ve analitik alanlarında yüksek doğrulukta hizmetler sunan yapay zekâ modellerinin eğitiminde temel girdi hâline geldi. Uzmanlar, yapay zekânın artık yalnızca metinlerle sınırlı kalmadığını, yüzler ve seslerin de yeni değer ve risk kaynakları haline geldiğini vurguluyor.

Uluslararası raporlar, deepfake içeriklerin yüzde 98’inin pornografik nitelikte olduğunu ve mağdurların yüzde 99’unun kadın olduğunu ortaya koyuyor. DeepTrace ve Home Security Heroes’un verilerine göre, bu tür içeriklerin sayısı 2019-2023 arasında yüzde 550’den fazla arttı.

Ocak 2024’te, şarkıcı Taylor Swift, geniş çapta yayılan sahte fotoğraflarıyla çarpıcı bir örnek oldu; bu durum, X platformunun Swift’in ismiyle aramaları geçici olarak kısıtlamasına yol açtı.

Ancak Muhammed Azzam, etik ve hukuki soruların hâlâ yanıtlanmadığını vurguluyor. Azzam’a göre, bireyler geçmiş verilerinin kullanımına itiraz etme hakkına sahip mi? Platformlar, geçmişte sosyal medya bağlamında üretilmiş içerikten herhangi bir karşılık ödemeden faydalanabilir mi?

Azzam, yapay zekânın yeni suçlar icat etmediğini, ancak mevcut suçlara daha hızlı ve etkili araçlar sunduğunu belirtiyor. Buna kimlik hırsızlığı, sahtecilik, deepfake ve şantaj gibi alanlar da dahil.

* Veri ve organizasyon?

Bu karmaşık tablo içinde kullanıcı davranışları da değişiyor. Bilgi teknolojileri uzmanı Eşref el-Amayira, birçok kişinin daha güvenli veya daha az müdahaleci olduğunu düşündükleri platformları tercih ettiğini, bu algının kimi zaman kısmi veya gerçek garantilerle desteklenmediğini belirtti. El-Amayira, siyasi kriz dönemlerinde kullanıcıların belirli platformlardan uzak durması gibi örnekler vererek, takip veya sorumlu tutulma korkusunun kullanım alışkanlıklarını nasıl etkilediğini gösterdi.

sddfv
Dijital gölge ekonomi, insanların verilerinin karaborsada alınıp satılması nedeniyle insanlık için bir tehdit haline geldi. (Getty Images)

Ancak uzmanlar, bu bireysel dönüşümün tek başına yeterli olmadığını vurguluyor. El-Amayira ve diğer gözlemcilere göre, gerçek güç artık yalnızca veri toplamakta değil; veriyi düzenleme, koruma ve kötüye kullanım durumunda sorumluları hesap verebilir hâle getirme kapasitesinde yatıyor. Yani etkili bir hukuki ve denetleyici çerçeve olmadan, kullanıcı davranışlarındaki değişim tek başına yeterli korumayı sağlayamıyor.

* Yüzlerimizin sahibi kim?

Sonuç olarak, yüzünüz, sesinizin bir örneği veya günlük davranışlarınızın bir parçası birkaç sent karşılığında satılabilir. Ancak bu küçük miktarlar, milyarlarca insanın verisi bir araya geldiğinde ve yapay zekâ modellerinde yeniden işlendiğinde, ekonomik değeri trilyonlarca dolara ulaşabiliyor.

Ancak bu ticaretin gerçek bedeli yalnızca maddi değil. İtibarınız zarar görebilir, işinizi kaybedebilir veya sizin bilginiz dışında verilerinizden öğrenen bir algoritma yüzünden sizin adınıza kararlar alınabilir.

Artık dosyaların kopyalanması gibi yüzler ve sesler de kopyalanabilir hale gelmişken, soru sadece gizliliği nasıl koruyacağımız değil; insanı, dijital gölge ekonominin küçük bir kalemi hâline gelmekten nasıl koruyacağımızdır.


Altın, tarihinde ilk kez 4 bin 500 dolar eşiğini aştı

Çin’in doğusundaki Jiangsu eyaletine bağlı Lianyungang kentinde bir mağazada satışa sunulan altın takıları düzenleyen bir satıcı (AFP)
Çin’in doğusundaki Jiangsu eyaletine bağlı Lianyungang kentinde bir mağazada satışa sunulan altın takıları düzenleyen bir satıcı (AFP)
TT

Altın, tarihinde ilk kez 4 bin 500 dolar eşiğini aştı

Çin’in doğusundaki Jiangsu eyaletine bağlı Lianyungang kentinde bir mağazada satışa sunulan altın takıları düzenleyen bir satıcı (AFP)
Çin’in doğusundaki Jiangsu eyaletine bağlı Lianyungang kentinde bir mağazada satışa sunulan altın takıları düzenleyen bir satıcı (AFP)

Altının ons fiyatı, bugün (Çarşamba) ilk kez 4.500 dolar seviyesinin üzerine çıkarak rekor kırdı. Gümüş ve platin de yeni zirvelerini gördü. Jeopolitik ve ticari risklerden korunmak isteyen yatırımcıların değerli metallere yönelmesi ile ABD’de 2026 yılı boyunca faiz indirimlerinin süreceğine dair beklentiler fiyatları destekledi.

Spot altın, TSİ 08.03 itibarıyla ons başına 4 bin 481,90 dolarda yatay seyrederken, seansın erken saatlerinde 4 bin 525,19 dolarla tarihi zirvesini gördü. Şubat vadeli ABD altın kontratları ise yüzde 0,1 artışla 4 bin 509,20 dolara yükseldi.

Gümüş yüzde 0,7 artışla 71,95 dolara çıkarken, gün içinde 72,70 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesini test etti. Platin yüzde 2,1 yükselerek 2 bin 323,95 dolara ulaştı; seans içinde 2 bin 377,50 dolarla rekor kırdı. Paladyum da yüzde 3 artışla bin 919,17 dolara çıkarak son üç yılın zirvesini gördü.

“Tasty Live” küresel makroekonomi bölüm başkanı Ilya Spivak, değerli metallerin giderek daha fazla spekülatif işlemlerle ilişkilendiğini belirterek, küreselleşmenin zayıfladığı bir ortamda egemenlik riski taşımayan “nötr” varlıklara talebin arttığını, özellikle ABD–Çin gerilimlerinin bu eğilimi güçlendirdiğini söyledi. Spivak, yıl sonuna doğru likiditenin azalmasının son fiyat hareketlerini büyüttüğünü, ancak yükseliş eğiliminin sürebileceğini ifade ederek, altının 6–12 ay içinde 5 bin  doları hedefleyebileceğini; gümüşün ise psikolojik seviyelerin etkisiyle 80 dolara yönelebileceğini öngördü.

Altın, yılbaşından bu yana yüzde 70’in üzerinde değer kazanarak 1979’dan bu yana en güçlü yıllık performansını sergiledi. Bu yükselişte güvenli liman talebi, ABD’de faiz indirimleri beklentisi, merkez bankalarının yoğun alımları, dolardan uzaklaşma eğilimi ve borsa yatırım fonlarına (ETF) güçlü girişler etkili oldu. Piyasalar gelecek yıl iki faiz indirimi olasılığını fiyatlıyor.

Gümüş ise aynı dönemde yüzde 150’nin üzerinde artışla altını geride bıraktı. Güçlü yatırım talebi, ABD’de “kritik maden” listesine dahil edilmesi ve devam eden alımlar yükselişi destekledi.

“KCM Trade” baş piyasa analisti Tim Waterer, bu hafta altın ve gümüşte görülen sert yükseliş ve yeni rekorların, ABD’de faizlerin düşeceği beklentisi ve artan küresel borçlar karşısında bu metallerin güvenli liman cazibesini yansıttığını söyledi.

Otomobillerde emisyonları azaltmak için kullanılan katalitik konvertörlerde önemli rol oynayan platin ve paladyum da, maden arzındaki sıkıntılar, gümrük tarifelerine ilişkin belirsizlikler ve yatırım talebinin kısmen altından bu metallere kaymasıyla güçlü kazançlar elde etti. Platin yılbaşından bu yana yaklaşık yüzde 160, paladyum ise yüzde 100’ün üzerinde yükseldi.

Spivak, platin ve paladyum piyasalarındaki hareketlerin büyük ölçüde önceki kayıpların telafisi olduğunu vurgulayarak, bu piyasalarda düşük likiditenin sert dalgalanmalara yol açabildiğini; likidite geri döndüğünde ise fiyatların genel olarak altınla birlikte hareket ettiğini kaydetti.


Musk, tazminat paketiyle ilgili mahkeme kararı sonrasında 700 milyar dolarlık net servete ulaşan ilk kişi oldu.

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

Musk, tazminat paketiyle ilgili mahkeme kararı sonrasında 700 milyar dolarlık net servete ulaşan ilk kişi oldu.

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

Forbes Milyarderler Endeksi dün, Tesla CEO'su Elon Musk'ın, Delaware Yüksek Mahkemesi'nin geçen yıl geçersiz kılınan 139 milyar dolarlık Tesla hisse senedi opsiyonlarını yeniden geçerli kılmasıyla net servetinin 749 milyar dolara yükseldiğini gösteren ilk kişi olduğunu açıkladı.

Yüksek Mahkeme, cuma günü, alt mahkemenin iki yıl önce "makul olmayan" gerekçesiyle iptal ettiği Elon Musk'ın 2018 tarihli 56 milyar dolarlık tazminat paketini yeniden yürürlüğe koydu.

Yüksek Mahkeme, tazminat paketini geçersiz kılan 2024 tarihli kararın kusurlu ve Musk'a karşı haksız olduğunu belirtti.

dfrgthy
Elon Musk, üzerinde Tesla marka bir otomobilin resminin gösterildiği ekranın önünden geçiyor (Reuters)

  Birkaç gün önce Musk, havacılık ve uzay alanındaki girişim şirketi SpaceX'in halka arz edilebileceğine dair haberlerin ardından, net serveti 600 milyar doları aşan ilk kişi oldu.

Kasım ayında Tesla hissedarları, Musk için ayrı olarak 1 trilyon dolarlık bir tazminat planını onayladı; bu, yatırımcıların elektrikli otomobil üreticisini yapay zeka ve robotik devine dönüştürme vizyonunu desteklemesiyle tarihin en büyük maaş paketi oldu.

Forbes'un milyarderler listesine göre, Musk'ın serveti, Google'ın kurucu ortağı ve dünyanın en zengin ikinci kişisi olan Larry Page'in servetini yaklaşık 500 milyar dolar aşmış durumda.