ABD ve İspanya gerçekten Batı Sahra’daki ihtilafı çözecek mi?

“BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölgeye gerçekleştirdiği son ziyaret turu, bölgesel çatışmayla ilgili tüm tarafların nabzını ölçmeyi hedefliyordu”

Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
TT

ABD ve İspanya gerçekten Batı Sahra’daki ihtilafı çözecek mi?

Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)
Cezayir-Fas sınırından bir kare (AFP)

Nevfel eş-Şarkavi
İspanya'nın El Mundo Deportivo gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile İspanyol mevkidaşı Jose Manuel Albares’in Batı Sahra’daki ihtilafı çözmek için tarafların çabalarını birleştirme konusunda fikir birliğine vardıklarını bildirdi. Gazete, İspanya Dışişleri Bakanı Albares’in uzun süredir devam eden bu soruna nihai bir çözüm bulunması gerektiğini belirttiğini aktardı. Gazeteye göre Albares, yaptığı açıklamada, “Siyasi çözüm ertelenemez. Eğer ertelenirse kriz onlarca yıl daha sürecektir” dedi.
ABD yönetiminin, Fas tarafından yapılan, Batı Sahra’ya Rabat yönetiminin egemenliği altında ‘özerklik’ verilmesi önerisine ve konunun müzakere edilmesi için bir temel oluşturmasına açıkça verdiği destek dışında Batı Sahra sorunu hakkında net bir tutum sergileme konusundaki isteksizliği göz önüne alındığında bu gelişme, ABD’nin ve çatışan taraflarla çıkarlarını koruma ilkesine göre hareket eden İspanya'nın tutumlarında bir değişiklik olarak değerlendirilebilir mi?
İspanya Dışişleri Bakanı, Birleşmiş Milletler (BM) Batı Sahra Özel Temsilcisi Staffan de Mistura ile yaptığı görüşmede, Batı Sahra sorununa bir an önce BM çerçevesinde siyasi ve kabul edilebilir bir çözüm bulunması gerektiğinin altını çizdi.
Bakan Albares, dosyanın kapatılmasının, ‘askıya alınmış, hatta unutulmuş’ bu sorun için artık ahlaki bir zorunluluk haline geldiğini vurguladı.

ABD-İspanya görüşmesinin bağlamı
ABD ve İspanya, Batı Sahra sorunundaki önemli gelişmelerin ardından ihtilafın çözümüne yöneldiler. Uluslararası ilişkiler ve güvenlik konularında uzman olan Abdulvahid Evlad Mevlud, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede, ABD ile İspanya arasındaki görüşmenin BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölge ülkelerine (Fas, Cezayir, Polisario Cephesi ve Moritanya) yaptığı ve tarafların görüşlerinin alındığı ilk ziyaret turunu takiben önemli bir jeostratejik bağlamda gerçekleştiğini söyledi. Mevlud, görüşmenin İspanya Kralı 6. Felipe’nin İspanya ile Fas arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini belirtmesinin ardından gerçekleştiğini de sözlerine ekledi.
Mevlud, ABD Dışişleri Bakanı'nın İspanyol mevkidaşı ile görüşmesinin, görüşmede Batı Sahra sorununun çözülmesi çabalarının yoğunlaştırılması gerektiğinin vurgulandığı göz önüne alındığında olumlu olarak görülebileceğini belirtti. Mevlud, ABD'nin, Kuzey Afrika bölgesindeki güvenlik dengesiyle en çok ilgilenen ülke olan İspanya gibi diğer uluslararası güçlerle müzakerelerin önünü açtığına dikkat çekerek, “Dolayısıyla ABD’nin Batı Sahra sorununun çözümüyle ilgili baskı yapmak için İspanya gibi etkili ortaklar aradığı söylenebilir. ABD ve İspanya dışişleri bakanları arasındaki görüşme, Batı Sahra’daki ihtilafa bir çözüm bulunması için daha fazla destek sağlayabilir” yorumunda bulundu.
Uluslararası ilişkiler uzmanı Hişam Mutezid (Hicham Mouatadid) ise BM Batı Sahra Özel Temsilcisi’nin bölgeye yaptığı ziyaret turunun, İspanya Dışişleri Bakanı Albares’in ABD ziyaretiyle doğrudan bağlantılı olamayacağını daha ziyade bu bölgesel çatışmayla ilgili tüm tarafların nabzını ölçmeyi hedeflediğini söyledi.  Ancak Mutezid, BM Batı Sahra Özel Temsilcisi De Mistura'nın ziyaretinin, iki ülkenin dışişleri bakanları arasındaki görüşme için bir pusula görevi görebileceğinin göz ardı edilemeyeceğinin de altını çizdi.

Sadece diplomatik bir tutum
Analistler, ABD ve İspanya tarafından Batı Sahra sorunuyla ilgili yapılan ortak açıklamayı, diplomatik bir bildiriden ibaret olduğunu ve herhangi bir siyasi ilerleme teşkil etmediğini söyleyerek önemsizleştirdiler. Mutezid, ABD ve İspanya’nın Batı Sahra’daki ihtilafa bir çözüm bulmak için çabaların birleştirilmesi gerektiğine dair bu yeni tutumunun, iki ülke arasındaki ilişkilerde görülen klasik diplomatik tutumlar arasında yer aldığına dikkati çekti. Bu yeni tutumun, Batı Sahra’daki ihtilaf bakımından siyasi bir ilerleme olarak kabul edilmediğini belirten Mutezid, Madrid’in bölgenin eski sömürgecisi olduğu ve bu stratejik meselenin ayrıntılarını iyi bildiği için siyasi ve tarihi bir sorumluluğu olan bu dosyaya karşı kararlı ve sorumlu bir duruş sergileyeceği diplomatik cesaretten uzakta, belirsiz bir siyasi söyleme sarılmaya devam ettiğini söyledi.

Kritik kavşak
Analistlere göre ABD çıkarlarını korumak isterken bir yandan da İspanya’yı, Batı Sahra sorunuyla ilgili herhangi bir müzakereye katılmayı reddetme kararını geri çekmesi için Cezayir'e baskı yapmaya ikna etmeye çalışıyor. Bu analistlerden biri olan Evlad Mevlud, ABD’nin Fas'ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasına rağmen Cezayir gibi ortaklarını kaybetmek istemediği göz önüne alındığında, bunun işlerin Fas’ın istediği gibi gittiği anlamına gelmediğine işaret etti. Mevlud, sopayı ortadan tutmanın Batı Sahra sorununun çözümüne fayda sağlamadığı ve sorunun ilgili tarafların bir kısmı üzerinde baskı kurulmasını gerektirdiği göz önüne alındığında ABD ve İspanya'nın kritik bir kavşakta olduğuna inanıyor. Ayrıca Mevlud, Washington’ın bunun farkına varmış olabileceğini, bu yüzden Madrid'i en azından Cezayir'i müzakere masasına oturmaya ikna etmesi için zorlamaya karar verdiğini söyledi. Bunun ABD’nin Batı Sahra sorunuyla ilgili tutumunu net bir şekilde ifade etmesinin başlangıcı olabileceğini düşünen Mevlud, “Belki de Fransa, İngiltere ve diğer ülkelerle Batı Sahra sorununa ilişkin yapılacak toplantılar, ABD’nin bu ihtilaf konusundaki tutumunun ciddiyetini gösterir” dedi.

Sorun sıkıcı bir hale geldi
Öte yandan ABD ve İspanya arasındaki Batı Sahra ihtilafıyla ilgili ilişkilerin karmaşıklığına işaret eden Hişam Mutezid, İspanya’nın ABD’nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasından endişe duyduğunu ve bu nedenle tüm diplomatik ve siyasi ağırlığıyla ABD'yi kararını geri almaya zorladığını açıkladı. Mutezid’e göre ABD'nin Fas’ın Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasının, diplomatik ve siyasi tereddütlerinden sıyrılıp bu suni çatışmaya karşı tarihi sorumluluğunu üstlenmesi için Madrid üzerinde oluşturduğu büyük baskı göz önünde bulundurulduğunda bu durum, İspanya’nın bölgedeki diplomatik, siyasi ve stratejik gündemine hizmet etmiyor. Mutezid, ABD’nin Fas’ın egemenliğini tanınmasının, Madrid hükümeti üzerinde, Batı Sahra sorununun çözümü pahasına her zaman bölgedeki diplomatik ve stratejik kazanımlarını korumaya çalıştığı olumsuz ve tarafsız duruşundan uzaklaşması için korkunç bir baskı oluşturduğunu da sözlerine ekledi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.