DEAŞ için stratejik kumar: Hapishane baskınları

Hapishaneler ‘radikalizm yanlıları’ için ideolojik kalelere dönüşüyor

Suriye Demokratik Güçleri Guveyran’daki Sanayi Hapishanesi’nde DEAŞ isyanını bastırıyor.  
Suriye Demokratik Güçleri Guveyran’daki Sanayi Hapishanesi’nde DEAŞ isyanını bastırıyor.  
TT

DEAŞ için stratejik kumar: Hapishane baskınları

Suriye Demokratik Güçleri Guveyran’daki Sanayi Hapishanesi’nde DEAŞ isyanını bastırıyor.  
Suriye Demokratik Güçleri Guveyran’daki Sanayi Hapishanesi’nde DEAŞ isyanını bastırıyor.  

Suriye'nin kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bir hapishaneye yönelik birkaç gün önce başlayan DEAŞ saldırısı, aşırı kalabalık cezaevlerinin sorunlarını tekrar gündeme getirdi. Bu tür hapishaneler, radikalizm yanlıları için ‘üreme alanı’ olarak kabul ediliyor.
20 Ocak Perşembe akşamı, 100'den fazla DEAŞ üyesi, Haseki ilinde, SDG'nin kontrolündeki Guveyran Mahallesi’ndeki Sanayi Hapishanesi’ne saldırı düzenledi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre hapishaneden çok sayıda DEAŞ’lı firar etti. Terör örgütü DEAŞ’ın propaganda organı Amak, örgütün 800 üyesinin kaçmayı başardığını duyurdu.  
Böylesi bir risk uzun zamandır bilinmekteydi. Ortadoğu'daki ihtilafların çözümüne katkıda bulunmak için oluşturulan Şeyh Grubu'nun kurucusu Selman Şeyh, ağırlıklı olarak Kürt unsurları içeren SDG'nin son yıllarda bu hapishanelerin güvenliğini sağlamak için aşırı çaba sarf ettiğini söyledi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre ajansa demeç veren Şeyh, “SDG daha önce de hapishane güvenliğinin sürdürülebilir olmadığı yönünde uyarılarda bulunmuştu ve uluslararası destek istemişti” dedi.  

Baskın süreci
Suriye Demokratik Güçleri içinde yer alan Kürt güçler, Sanayi Hapishanesi’ndeki DEAŞ kontrolündeki bölümlere girmeye çalışıyor. İki taraf arasında günlerdir devam eden çatışmaların, cezaevinde tutulan yüzlerce çocuk ve kadın üzerindeki etkileri ise bilinmiyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin verilerine göre şu ana kadar çatışmalarda 154 kişi öldü.
Alınan bilgiye göre SDG güçleri, isyan eden teröristlerin teslim olmayı reddetmesinin ardından, hapishanenin iç avlusuna zırhlı araçlarla girdi, yapının kuzey kesiminde yoğun çatışmalar yaşanıyor. 
SOHR Başkanı Rami Abdurrahman AFP'ye verdiği demeçte, (dün) pazartesi akşamına kadar örgütün yüzlerce üyesinin (hapishane içinde ve dışında) SDG güçlerine teslim olduğunu, ayrıca hapishanede rehin olarak tutulan bir grubun tahliye edildiğini söyledi.
ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteklediği, Suriye Demokratik Güçleri sözcüsü Ferhad Şami, çatışmaların sürdüğünü, şu ana kadar 300’e yakın örgüt mensubunun teslim olduğunu ve teröristlere yönelik operasyonların devam ettiğini aktardı.
AFP’nin bölgedeki foto muhabiri, Guveyran mahallesinde yoğun güvenlik önlemleri arasında büyük ihtimalle örgüt üyelerini taşıyan otobüsler gördüğünü bildirdi.  

Çocuk şahitlikleri
Uluslararası sivil toplum örgütü Save The Children’den yapılan yazılı açıklamada, kuruluşun, Haseke’deki hapishane çatışmalarında çok sayıda çocuğun öldüğü ve yaralandığına dair ses kayıtlarına eriştiği belirtildi. Guveyran Hapishanesi’nde onlarca yabancı ülkenin yanı sıra Suriye ve Iraklı yüzlerce çocuğun üç yıldır zor şartlar altında yaşadığı ifade edildi.  
Save The Children’in (Çocukları Koruyun) Suriye Özel Müdahale Direktörü Sonia Khosh, “Bu çocukların başına gelecek her şeyden, kolayca çocuk vatandaşlarını Suriye’deki hapis şartlarına terk eden Batı ülkeleri de sorumludur. Çünkü ülkelerine dönmelerine izin verilmiyor” diye konuştu.  
İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden (HRW) Suriye araştırmacısı Sara Keyali, "Yaşları 12 ile 18 arasında değişen yüzlerce çocuk çatışmaların arasında mahsur kalmış durumda. Elimize ulaşan bir ses kaydına göre bir çocuk ‘her yerde ceset var’ diyerek yardım istiyor’’ açıklamasında bulundu.  

DEAŞ geri mi dönüyor?
Pazar akşamı itibarıyla SDG mensubu 45 kişi çatışmalarda öldürüldü. 
Merkezi New York'ta bulunan düşünce kuruluşu Soufan Center’dan araştırmacı yazar Colin Clark: “SDG'nin bu tehditle başa çıkabilmesi için yeni stratejilere ihtiyacı var, şimdiye kadar hapishanelerdeki sorunların çözümüne yönelik somut bir Batı stratejisi göremiyoruz. Koalisyon güçleri niçin yardım etmiyor?” ifadelerini kullandı.
Olayların arka planı henüz net değil, hapishane baskını IŞİD’in liderlik seviyesindeki koordinasyonu ile mi yoksa bölgedeki uyuyan hücrelerin kararıyla mı alındı? Belirsizlik sürüyor.
Brüksel merkezli Crisis Group'un analistlerinden Jerome Drevon, DEAŞ’ın, geniş bir alanı kontrol ettiği ve kararlarını hiyerarşik bir şekilde aldığı zamanki konumunda olmadığını söyledi. Drevon, hapishane baskının, örgütün geri döndüğü yönünde bir mesaj olarak yorumlayabiliriz, öte yandan bölgedeki hücreler belirli kişileri kurtarmak amacıyla kendi inisiyatifleriyle bu kararı almış da olabilir” diye konuştu.  
Her halükarda bu yaşananlar tekrar edebilir. Uzmanlar söz konusu hapishanenin, örgütün çöküşünden bu yana, (yerel ve yabancı unsurları barındırdığı göz önüne alınırsa) aşırılık yanlıları için verimli bir üreme alanı olduğu konusunda hemfikir. Teröristlerin bir arada bulunması, gelecekteki eylemleri planlamalarına ve yeni nesilleri gelecekteki savaşlara hazırlamalarına olanak sağlıyor.
Jerome Drevon, DEAŞ lideri Ebubekir el-Bağdadi’nin 2012’de yaptığı bir konuşmaya atıfta bulunarak, “Bağdadi o konuşmasında ‘duvarları yıkma taktiğinin işe yaradığı için tekrarlanacağından’ söz etmişti. Daha önce de birçok hapishane baskınında örgüt üyeleri serbest kaldı” dedi.
Dünya genelinde radikal hareketler uzmanı ve Jihad Analytics kurucusu Damien Ferre ise AFP’ye yaptığı açıklamada, DEAŞ terör örgütünün 2013’ten bu yana, Irak, Afganistan, Filipinler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Libya, Nijer, Suudi Arabistan, Tacikistan ve Suriye'deki hapishanelere 22 saldırı gerçekleştirdiğini belirtti.  
Ferre sözlerine şunları ekledi: “Son aylardaki görece sessizliğe rağmen bu operasyon ile örgüt, hala büyük saldırılar gerçekleştirme kabiliyetine sahip olduğunu gösterdi. Bazı örgüt liderleri dahil düzinelerce mahkumun firar etmesi örgütün yeni bir güç oluşturmasına imkan tanıyabilir”.
Amerikalılar, Avrupalılar ve Araplar resmi açıklamalarında, DEAŞ ve genel olarak diğer radikal terör örgütlerine karşı mücadelenin henüz bitmediğini itiraf ediyor. Ancak bu açıklamalara sahada somut eylemler eşlik etmiyor. Şeyh Grubu kurucusu Selman Şeyh: “ABD ve koalisyon güçlerinin stratejileri ve hedefleri belirsizliğini koruyor. Haseke’deki son saldırı, bölgenin kırılganlığını gözler önüne serdi. Uluslararası ve bölgesel aktörler Suriye’nin kuzeydoğusundaki reform çabalarını desteklemelidir. Bölgeyi kontrol eden bileşenlerin, uluslararası düzeyde tanınmaya ihtiyacı var’’ diye konuştu.  



Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”


Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
TT

Gazze’de İsrail için muhbirlik yapan kişi, uyuşturucu yüzünden yakalandı

Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)
Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri, dün Gazze şehrinde İsrail saldırısı sonucu hasar gören bir araçtaki yangını söndürmeye çalışırken (Reuters)

Gazze’de yaşayan N. adlı genç, uyuşturucu madde kullanmasının kendisinde yol açtığı halüsinasyonların, bir yıldan uzun süredir sakladığı bir sırrı ortaya çıkaracağını bilmiyordu. Genç, Filistinli grupların askeri kanatlarında faaliyet gösteren bazı kişileri takip etmek amacıyla kendisini güvenlik görevlerinde kullanmak üzere işe alan İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’e bilgi aktarıyordu.

O karanlık gecede N., uyuşturucu madde kullandı. Bundan kısa süre önce ise kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden bir telefon almış ve Filistinli gruplardan önde gelen ve aktif bir grubun mensubu bir kişinin sığındığı yere ilişkin fotoğrafları Facebook’un Messenger uygulaması üzerinden göndermesi istenmişti. Ancak uyuşturucu maddeyi aldıktan sonra bilincini kaybeden muhbir, fotoğrafları yöneticisine göndermek yerine kendi Facebook hesabının duvarında paylaştı.

xcdfgth
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısında suikasta kurban giden Kassam Tugayları lideri Nail Ebu Ubeyd’in cenazesini taşıyan Filistinliler, 16 Eylül 2026 (AP)

Gerçek bir hikâye

Bu ayrıntılar basit bir kurgu hikâyesinden ibaret değildi. Aksine, çarpıcı olarak nitelendirilebilecek olaylar zinciri, muhbirin yakınlarından birinin Facebook’ta paylaştıklarını görmesinin ardından yakalanmasına yol açtı. Yakını, vakit kaybetmeden fotoğraflarda görülen yerin sahibi olan kişiyi arayarak yaşananları anlattı. Bu sırada bazı kişiler de yanlışlıkla paylaşıldığını düşündükleri fotoğraflar konusunda muhbiri uyarmaya çalıştı. Bunun üzerine muhbir fotoğrafları sildi, ancak ilgili kişinin durumdan haberdar olduğunu bilmiyordu.

rgthy
Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında çadır kuran Filistinliler (Arşiv – AP)

Ayrıntılar hakkında bilgi sahibi bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbiri yakalamak amacıyla pusu kurulduğunu belirtti. Kaynağa göre muhbir, kendisini yöneten İsrailli istihbarat görevlisinden yakalanması için hazırlık yapıldığını öğrenmesinin ardından Gazze Şeridi’nin güneyindeki Sarı Hat’a doğru kaçmaya çalıştı. Ancak daha sonra, Filistinli gruplardan birine mensup söz konusu aktivistin bulunduğu yere küçük bir dinleme cihazı yerleştirdiği ortaya çıktı. Muhbir, sorgusu sırasında bunu kendisi de itiraf etti.

Kaynak, hızlı hareket edilmesi sayesinde muhbirin kaçmadan önce yakalandığını belirterek, gözaltına alınması, sorgulanması ve kısa sürede itiraflarda bulunmasının, işe alınmasından itibaren bir yıl boyunca Filistinli grupların 12 aktivistinin öldürülmesindeki rolünü ortaya çıkardığını ifade etti.

Koşulları istismar etmek

Kaynak, çok sayıda muhbirin para ihtiyacı nedeniyle İsrail istihbaratı adına muhbirlik yapmaya sürüklendiğine işaret etti. Ancak bunların büyük bölümünün uyuşturucu madde kullanması nedeniyle bu duruma düştüğünü belirten kaynak, bazı kişilerin ise diğer muhbirler veya istihbarat görevlileri tarafından hedef alındığını ifade etti. Buna göre söz konusu kişiler, yaşam koşulları ve sosyal durumlarının yanı sıra yasak ilişkilerinin istismar edilmesi yoluyla muhbir olarak kullanılmak üzere devşirildi.

Kaynak, güvenlik koşullarının zorlu olmasına ve İsrail’in Filistinli grupların aktivistleri ile polis ve güvenlik güçleri mensuplarını sürekli takip etmesine rağmen, muhbirlerin yanı sıra silahlı çetelerle iş birliği yapan veya bu çetelerde çalışan kişilere yönelik operasyonların da sürdüğünü vurguladı.

Daha önceki idamlar

Hamas, birkaç hafta önce, hareketin silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın genel komutanı İzzeddin el-Haddad’ın öldürülmesine neden olduğunu itiraf eden bir muhbiri idam etti. Haddad, geçtiğimiz mayıs ayının ortalarında Gazze kentinde kullandığı aracın hedef alınması sonucu öldürülmüştü.

Söz konusu muhbir, Haddad’ın öldürülmesinden yalnızca bir gün sonra gözaltına alınmıştı. Muhbirin, Şifa Hastanesi yerleşkesi içinde dolaşarak hayatını kaybedenler ve yaralananların isimlerine ilişkin bilgi toplamaya çalıştığı, ayrıca Haddad’ın öldürüldüğü yerde ve belirli noktalarda birden fazla kez görüldüğü belirtildi.

Savaş boyunca ve ateşkesin ardından, farklı koşullarda ortaya çıkarılan ve Filistinli grupların liderleri ile aktivistlerinin öldürülmesine neden oldukları belirlenen çok sayıda Gazzeli muhbir hakkında idam cezaları infaz edildi.

fgthyju
Gazze şehrinde İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görerek çöken bir konut binasının enkazı arasında bir şeyler arayan Filistinli, 17 Eylül 2026 (Arşiv – Reuters)

Bir başka güvenlik kaynağı da Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, muhbirlerin çoğunun Filistinli grupların dışından kişiler olduğunu belirtti. Kaynak, bunlardan bazılarının hedef alınan kişiyle akrabalık, komşuluk veya belirli bir sosyal çevre üzerinden ilişkisinin bulunduğunu, bazılarının ise hedef kişiyle hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etti. Kaynak, İzzeddin el-Haddad ile öldürülmesine neden olan muhbir arasındaki durumun da bu şekilde olduğunu kaydetti.

Kurbanlar ve devam eden gerilim

Öte yandan Gazze Şeridi’nde dün, İsrail’in bölgenin farklı noktalarına düzenlediği hava saldırılarında 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ölenler arasında, dün öğle saatlerinde Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde açılan ateş sonucu ağır yaralanan ve yaralarına yenik düşen bir kız çocuğunun da bulunduğu belirtildi.

Hayatını kaybedenler arasında, dün öğleden hemen önce Gazze kentinin kuzeyindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde aracının hedef alınması sonucu öldürülen bir genç de bulunuyor. Aynı saldırıda 7 kişinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu belirtildi. Öte yandan, Gazze Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Münir el-Berş’in oğlu Basir el-Berş’in, Cibaliye Mülteci Kampı’nın batısında bir insansız hava aracından (İHA) atılan tek füzeyle hedef alınarak öldürüldüğü aktarıldı. Bir başka genç de Şucaiyye mahallesindeki Meşteha Caddesi’ne düzenlenen benzer bir hava saldırısında hayatını kaybetti. Söz konusu bölgenin daha sonra savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi.

ry6jk
Gazze şehrinde daha önce İsrail’in bombardımanı sonucu hasar görmüş bir binanın çökmesinin ardından kurtarma çalışmaları devam ediyor. (Reuters)

İsrail topçusu, çeşitli bölgelere yönelik bombardımanlarını sürdürürken, askeri araçlar ve İHA’lar da birden fazla kez ateş açtı. Özellikle Sarı Hat yakınlarında bazı Filistinlilerin yaralandığı bildirildi. Saldırılar sırasında Gazze Şeridi’nin farklı noktalarında yoğun yıkım operasyonları da gerçekleştirildi.

İsrail’e ait çok sayıda askeri araç, Gazze Şeridi’nin orta kesiminin doğusundaki el-Masdar beldesi ile el-Meğazi Mülteci Kampı arasındaki bölgeye girdi. Bölgede buldozerlerle yıkım ve aralıklarla ateş açılması devam ederken, bir genç ile bir kadın yaralandı. Durumu ağır olan kadının hayatını kurtarmak için Aksa Şehitleri Hastanesi’nde doktorların müdahale ettiği belirtildi.

Cuma günü düzenlenen bir dizi hava saldırısı ve ateş açma eyleminde 5 Filistinli hayatını kaybetmişti. Ölenler arasında Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın iki mensubu da bulunuyordu. Bu kişiler akşam saatlerinde düzenlenen iki ayrı saldırıda öldürüldü. Ölenlerden biri olan Muhammed er-Rifai’nin, ailesinin diğer tüm fertlerinin savaş sırasında daha önce düzenlenen iki ayrı saldırıda İsrail tarafından öldürülmesinin ardından hayatta kalan tek kişi olduğu belirtildi. Rifai’nin anne ve babası ile erkek ve kız kardeşleri, bulundukları ev ve sığınma merkezine düzenlenen iki ayrı bombardımanda hayatını kaybetmişti.

Binalarda kısmi çökme

Öte yandan Sivil Savunma Müdürlüğü dün Gazze kentinde iki ailenin evlerinin kısmen çökmesinin ardından kurtarıldığını açıkladı. Ekiplerin ayrıca Gazze kentinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde, hasar gören aile evinin çatısının üzerine düşmesi sonucu enkaz altında kalan bir genci de kurtardığı belirtildi.

Müdürlük, cuma günü de Gazze kentinin güneyindeki Sabra mahallesinde yaşadığı evin hasar görmesi üzerine başka bir ailenin kurtarıldığını duyurmuştu.

Sabra bölgesinde 6 katlı bir binanın çökmesi sonucu 21 Filistinli hayatını kaybetmiş, onlarca kişi ise kurtarılmıştı.


Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
TT

Husiler, Taiz’in batı cepheleri ile Babülmendep’in doğusunda kan kaybediyor

Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)
Taiz’ın batısındaki el-Kedha cephesinde görev yapan bir Yemen Silahlı Kuvvetleri askeri (AFP)

Husiler, yaklaşık bir haftadır devam eden çatışmalarda can ve mal kayıpları verdi. Çatışmalar, Taiz’in batısı ile Babülmendeb Boğazı’na hâkim yüksek kesimlerde yoğunlaşırken, Marib’de de hava ve kara saldırıları düzenlendi.

Şarku’l Avsat’ın askeri kaynaklardan edindiği bilgiye göre dün, Babülmendeb’e bakan Mudâribe ilçesindeki Kahbub Dağları ile Taiz’in batısındaki el-Vaziiyye cephelerinde şiddetli çatışmalar yaşandı. Husiler, yakın zamanda ele geçirdikleri bölgeleri korumak ve ikmal ile güneye doğru hareket hatlarını güvence altına almak amacıyla stratejik dağlık mevzilere ilerlemeye çalıştı.

Kaynaklara göre hükümet güçleri, Taiz’in güneyindeki Mudâribe ilçesine bağlı el-Ağbere kesimindeki bir sızma girişimini püskürttü. Buna karşılık Amâlika güçleri, Kahbub’da Husi unsurların ve araçlarının toplandığı bölgeleri hava saldırıları, insansız hava araçları (İHA), topçu ve füze atışlarıyla hedef aldı. Bu saldırılarda general rütbesindeki bir Husi komutan ile altı korumasının öldürüldüğü bildirildi.

Marib’de ise Yemen hükümet güçleri hava ve kara operasyonlarını sürdürdü. Ummu Riş Kampı ve Melaa Geçidi’ndeki Husi unsurlar ile araçların hedef alındığı operasyonlarda üç sızma girişiminin engellendiği açıklandı. Askeri medya ise Husi saldırısının püskürtüldüğünü ve grubun 12 mensubunun öldürüldüğünü bildirdi.

Öte yandan Suudi Arabistan Sivil Savunma Müdürlüğü dün yaptığı açıklamada, acil durumlarda halkı uyarmak amacıyla erken uyarı sirenlerinin devreye alınmasının ardından 10 kent ve bölgede tehlikenin ortadan kalktığını duyurdu. Açıklamada Riyad, el-Harç, Hamis Muşayt, Cidde, Taif, Yanbu, Ula, Cizan, Farasan ve Abha yer aldı.