Mısır ve Cezayir, yaklaşan Arap zirvesinde ortak tutum alacak

Sisi ve Tebbun’un Kahire’deki görüşmeleri, ‘Libya krizi, Filistin davası, Nahda (Hedasi) Barajı ve Afrika kıtasının güvenliğine’ odaklandı

Sisi, Tebbun ile ikili görüşmelerde bulundu. Toplantıyı, iki ülke heyetlerinin huzurunda genişletilmiş bir görüşmeler oturumu takip etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Tebbun ile ikili görüşmelerde bulundu. Toplantıyı, iki ülke heyetlerinin huzurunda genişletilmiş bir görüşmeler oturumu takip etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır ve Cezayir, yaklaşan Arap zirvesinde ortak tutum alacak

Sisi, Tebbun ile ikili görüşmelerde bulundu. Toplantıyı, iki ülke heyetlerinin huzurunda genişletilmiş bir görüşmeler oturumu takip etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Tebbun ile ikili görüşmelerde bulundu. Toplantıyı, iki ülke heyetlerinin huzurunda genişletilmiş bir görüşmeler oturumu takip etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Ahmed Abdulhekim
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, 25 Ocak Salı günü yaptığı açıklamada Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah es-Sisi ile ‘Cezayir’deki Arap Zirvesi’ne hazırlık olarak istişareleri genişletme gerekliliği’ konusunda uzlaşı sağladığını belirtti. Tebbun, Kahire’deki görüşmelerinin sona ermesinin ardından düzenlenen bir basın toplantısında iki ülkenin ‘iki taraf arasındaki görüşmelerin vizyon ve bakış açıları üzerinde tam bir uzlaşıya vardığını’ söyledi.
Mısır Cumhurbaşkanlığı’na göre ise Cezayir Cumhurbaşkanı ile yapılan görüşmelerde, Arap ulusal güvenliğini korumak amacıyla ortak Arap eylem mekanizmasını kurma gerekliliğine vurgu yapıldı.
Sisi, Cumhurbaşkanı Tebbun ile “Libya’da cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması gerektiği” konusunda da uzlaşı sağladıklarını söylerken, “Yabancı güçlerin ve paralı askerlerin Libya’dan istisnasız şekilde ve belirli bir süre zarfında ayrılmaları gerektiği konusunda da ortak bir anlayış var. Mısır’ın su güvenliği konusu ele alındı ve önemli bir konu olarak Mısır’ın su haklarının korunma gereği hususunda fikir birliği sağlandı” açıklamasında bulundu.

Görüş birliği
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Bessam Radi’ye göre Sisi, Tebbun ile gerçekleştirdiği ikili görüşmenin ardından iki ülkeden heyetlerin de varlığıyla genişletilmiş bir oturum düzenledi. Görüşmeler sırasında iki taraf, Kahire ve Cezayir arasında, ortak öneme sahip bölgesel meselelere ilişkin periyodik ve yoğun istişare ve koordinasyonu en üst düzeyde sürdürmenin önemine dikkati çekti. Bu durum, iki ülkenin aralarındaki sağlam stratejik ittifakı derinleştirme taahhüdünü yansıtıyor.
Bessam Radi, görüşmelerin ortak öneme sahip bir dizi bölgesel ve uluslararası konuda görüş alışverişine sahne olduğunu söylerken, iki tarafın da coğrafi çevrelerinde halihazırda meydana gelen gelişmelere yönelik olarak iki ülke arasındaki ortak çabaların ve güçlü koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğine dair uzlaşı sağladığını ifade etti.
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü, “Mısır ve Cezayir arasındaki stratejik ortaklık, özellikle Sahel bölgesindeki askeri ve enformasyonel işbirliği ve koordinasyon yoluyla bölgesel düzeyde terörizm ve her türlü organize suçla mücadele çabaları çerçevesinde ortaya koyuldu” dedi. Radi, “Libya meselesine ilişkin gelişmeler ele alındı. İki Cumhurbaşkanı, Libya’nın istikrarı, birliği ve toprak bütünlüğü ve ulusal kurumlarının korunmasına yönelik tüm çabaları desteklemeye devam etme gerekliliğine dikkati çekti. Ayrıca mevcut dönemin hassasiyeti ortasında Libya krizini çözme mekanizmalarına ilişkin vizyon ve pozisyonların koordinasyonunu yoğunlaştırma konusunda anlaştılar. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri düzenleyerek, geçiş aşamasını sona erdirmenin ve Libya halkının bu konudaki arzularının gerçekleşmemesini engellemenin yanı sıra, özellikle Mısır ve Cezayir ulusal güvenliği üzerindeki doğrudan etkisi olmak üzere, ateşkesi sağlamlaştırmak ve tüm yabancı güçleri, paralı askerleri ve yabancı savaşçıları Libya topraklarından çıkarmak için çalışılması gerektiğini vurguladılar” şeklinde konuştu.
Görüşmeler sırasında ayrıca, üç ülkenin çıkarlarını da dikkate alarak, barajın doldurulması ve işletilmesi konusunda adil, dengeli ve bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varılmasının önemli olduğu belirtilirken, Nil suları meselesi, Nahda Barajı müzakerelerine ilişkin son gelişmeler ve bölgesel istikrarın korunması konusu da ele alındı. Görüşmeler ayrıca, tüm tarafların gerekli iyi niyet ve siyasi iradeyi göstermesi çağrısı yapıldı.

İş birliği ve koordinasyonu yoğunlaştırmak
Kahire’deki görüşmelerin sona ermesinin ardından Mısır Cumhurbaşkanlığı, Cezayir Cumhurbaşkanının Mısır’a yönelik ilk ziyareti münasebetiyle ortak bir açıklama yaptı. Bu çerçevede iki taraf, ikili ilişkilerin stratejik ve seçkin bir doğaya sahip olduğunu söylerken, “Her düzeyde istişare ve koordinasyon mekanizmaları harekete geçirilirken, iki ülke arasındaki ikili işbirliği çerçevelerini ilerletme hususunda da uzlaşı sağlandı” dedi. Cumhurbaşkanlığı ayrıca, “Görüşmelerde iki ülke arasındaki ekonomik işbirliği ilişkileri ele alındı. Karşılıklı ticaret değişim oranlarını artırmanın, ortaklıkları güçlendirmenin ve farklı alanlarda deneyim alışverişinde bulunmanın yanı sıra iki Cumhurbaşkanı, bunları geliştirmek, karşılıklı yatırımları artırmak ve her iki ülkedeki yatırımlardan maksimum faydayı sağlamak için çalışmaya devam etme arzularını dile getirdi” değerlendirmesinde bulundu.
Arap ulusal güvenliğinin bölünmez bir bütün olduğu, onu korumak için Arap dayanışmasının gerektiği ve ortak Arap eylem mekanizmalarının hareket geçirilmesi gerektiği inancına dayanarak yapılan ortak açıklamada, “İki Cumhurbaşkanı, önümüzdeki dönemde Arap Birliği çerçevesinde ortak Arap eylem mekanizmalarını harekete geçirmek için koordinasyonu yoğunlaştırmaya yöneldi” denildi. Uluslararası ve bölgesel düzeyde iki lider, Arap, Afrika, Akdeniz ve uluslararası düzeylerde iki ülke arasındaki koordinasyonun önemine dikkati çekerek, iki ülkenin çıkarlarını en üst düzeye çıkaracak şekilde istişare ve koordinasyon sağlanması gerektiğini vurguladı. İki lider, bölgenin karşı karşıya olduğu ciddi zorluklar ortasında Arap ulusal güvenliğini korumanın önemli olduğunu söylerken, ulus devlet kavramını güçlendirme, kurumlarının rolünü destekleme ve Arap ülkelerinin iç işlerine dış müdahale girişimlerini reddetme ihtiyacına dikkati çekti.
Filistin davasına ilişkin olarak ise ortak açıklamada, Filistin halkının ‘4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız devletlerini kurma ve ilgili bölgesel ve uluslararası çabaları harekete geçirme’ arzu ve umutlarını gerçekleştirme gerekliliğine değinildi. Aynı şekilde Libya krizine ilişkin gelişmeler de masaya yatırılırken iki cumhurbaşkanı, bu kardeş ülkenin yaşadığı krizin çözümünün, Libya’nın birliğini ve egemenliğini garanti altına alacak şekilde, halk arasındaki mutabakatla olması gerektiğini vurguladı. Tüm yabancı güçlerin, paralı askerlerin ve yabancı savaşçıların Libya topraklarından çıkışı çağrısında bulunan iki cumhurbaşkanı, Libya cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin Libya halkının özgür iradesini ifade etmesine ve meşru özlemlerini gerçekleştirmesine olanak tanıyacak şekilde yapılması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan iki cumhurbaşkanı, Afrika kıtasında barış ve güvenliğin sağlanması amacıyla son derece önemli olduğu için Sudan’daki durumun istikrarını desteklemenin, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymanın gerektiğini ifade etti.
Sahel ve Sahra bölgesinde, tanık olunan mevcut güvenlik koşulları ortasında, terörist ve radikalizm yanlısı grupların bu bölgedeki faaliyetlerinin genişlemesini önlemek için istikrarı sağlama çabalarının desteklenmesinin önemli olduğu belirtildi.
İki cumhurbaşkanı, 2063 Afrika Kalkınma Gündemi hedeflerine ulaşmak üzere, Afrika Birliği (AfB) ve bölgesel ekonomik gruplar arasındaki koordinasyon yoluyla kıtasal ve ekonomik entegrasyonun sağlanması için AfB sisteminin yükseltilmesi yolunda ortak iş birliğinin önemine dikkat çekti. Ayrıca AfB’nin rolünü geliştirmek için ortak eylem gerektiğine de vurgu yapıldı.
Aynı şekilde Nahda Barajı konusunu ve Nil sularının Mısır halkı açısından önemini de görüşen iki cumhurbaşkanı, Mısır, Sudan ve Etiyopya’nın çıkarlarını adil ve hakkaniyetli bir şekilde gerçekleştirerek, Nahda Barajı’nın doldurulması ve işletilmesi sürecini düzenleyen bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varılması gerektiği konusuna dikkati çekti.
Terörün her türlü tezahürüyle mücadele alanında işbirliğini güçlendirme talimatı da veren taraflar, uluslararası topluma ise (tüm terör örgütleriyle mücadele ederek, yeni unsurları kendine çekme yeteneklerini baltalayarak ve fon kaynaklarını kurutarak) ‘bu olguyu çeşitli güvenlik, ekonomik, toplumsal, kalkınma, entelektüel ve ideolojik boyutlarıyla ele almak için kapsamlı bir yaklaşım benimseme’ çağrısında bulundu.
Kahire’ye yönelik bu ziyaret, Cezayir Cumhurbaşkanı’nın Aralık 2019’da göreve başlamasından bu yana ilk ziyaret oldu. Ziyaret ayrıca, bir Cezayir cumhurbaşkanının yaklaşık yirmi yıldır Mısır’a yaptığı ilk ‘resmi’ ziyaret niteliğinde. Cezayir’in geçici cumhurbaşkanı Abdulkadir bin Salih de Temmuz 2019’da Afrika Uluslar Kupası finaline katılmak amacıyla Mısır’a ziyarette bulunmuştu.



‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
TT

‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)

DEAŞ’a bağlı tutuklularla ilgili saha gelişmeleri, Rakka ve Haseke’deki en büyük gözaltı merkezlerinin fiilen Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesiyle doruğa ulaştı. Diğer yandan DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), en tehlikeli isimleri Suriye dışına, özellikle Irak’a nakletme operasyonlarını hızlandırdı.

Suriye ordusu son dönemde Haseke, Rakka ve Deyrizor kırsalındaki cezaevleri ve gözaltı tesislerinin kritik bölümlerini güvence altına aldı. Bu arada adli makamlar, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi’nde DEAŞ bağlantısı iddiasıyla tutulan 18 yaş altı 126 çocuğu serbest bıraktı.

Yerel raporlar, serbest bırakılan bazı çocukların ruhsal durumlarını ‘çok kötü’ olarak nitelendirirken, uzun süreli gözaltı nedeniyle çoğunun kötü beslenmeye bağlı sağlık sorunları yaşadığı belirtildi. Öte yandan Suriye güvenlik güçleri, geçen haftanın ortasında Şeddadi Cezaevi’nden kaçan tutukluların izini sürmeye devam ediyor. Resmî açıklamalara göre İçişleri Bakanlığı, kaçanlardan 81’ini yeniden gözaltına almayı başardı.

El-Aktan Cezaevi’ndeki çocuklar

Suriye İçişleri Bakanlığı yetkilisi Albay Halid Casım, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) özellikle Şeddadi Cezaevi’nden onlarca DEAŞ mensubunu ‘kasten’ serbest bırakmakla suçladı. Casım, bakanlığın serbest bırakılanların çoğunu yeniden gözaltına almayı başardığını belirtti.

Casım, SDG’nin hükümetle yapılan anlaşmalarda ‘tereddüt gösterdiğini’ vurgulayarak, Arap aşiretlerinin kendi bölgelerini kontrol altına alıp SDG’yi bölgeden çıkarmasının ardından örgüt üyelerini serbest bırakarak hükümete uluslararası baskı uygulamaya ve DEAŞ’la mücadele çabalarını aksatmaya çalıştığını ileri sürdü.

sgt
Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden serbest bırakılan tutukluların yakınları (Reuters)

Casım ayrıca, SDG’nin DEAŞ’la ilgisi olmayan aileleri ve çocukları da gözaltına aldığını; tutuklular arasında zorunlu askerlikten kaçanlar ve farklı suçlamalarla alıkonulanların bulunduğunu ifade etti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne (KDSÖY) bağlı cezaevi idaresi, 25 Ocak Pazar günü el-Aktan Cezaevi’nde bazı çocukların bulunduğu yönünde bir açıklama yaptı. Açıklamada, cezaevinin belirli bir bölümünde çeşitli suçlara karışmış ve resmi şikâyetlere konu olmuş çocukların bulunduğu belirtildi.

Cezaevi idaresi, söz konusu çocukların yaklaşık üç ay önce Çocuk Cezaevi’nden el-Aktan Cezaevi’ne nakledildiğini ve bu adımın mevcut güvenlik koşulları nedeniyle alındığını ifade etti. Açıklamada, nakil işleminin önleyici ve düzenleyici tedbirler çerçevesinde gerçekleştirildiği vurgulandı.

Guveyran Hapishanesi

Suriye güvenlik güçleri, Haseke şehir merkezine yakın noktalarda konuşlanmış durumda. Bu önlem, SDG’nin kontrolündeki Guveyran Hapishanesi’nden olası bir kaçış girişimi veya cezaevinin açılma ihtimaline karşı alınmış. Cezaevinde 3 ila 5 bin tutuklu bulunuyor ve aralarında DEAŞ’ın en tehlikeli liderleri yer alıyor.

Medya raporlarına göre, SDG yönetiminde bulunan çeşitli cezaevlerinde en az 9 bin DEAŞ mensubu tutuklu bulunuyor. Bazı raporlarda bu sayı 12 bine kadar çıkarılırken, cezaevlerindeki tutukluların büyük kısmını Iraklılar ve yabancılar oluşturuyor.

efrgty
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) salı günü Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden çekildikten sonra hükümet yetkilileri hapishaneyi denetledi. (AP)

Son gelişmeler çerçevesinde, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi artık Suriye ordusunun kontrolünde bulunurken, Haseke kırsalının güneyindeki Şeddadi Cezaevi’nin yönetimi Suriye İçişleri Bakanlığı’na geçti. DEAŞ mensuplarının ailelerinin bulunduğu el-Hol Kampı da, SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye İçişleri Bakanlığı’nın denetimine alındı.

Irak makamları ve Avrupa vatandaşları

Önemli bir gelişme olarak, 24 Ocak 2026 itibarıyla tutuklu nakil operasyonları yeni bir aşamaya girdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’den Irak’taki güvenli gözaltı merkezlerine günlük yaklaşık 500 DEAŞ mensubunun taşınacağı bir ‘hava köprüsü’ başlatıldığını duyurdu. Toplamda Irak’a nakledilmesi planlanan tutuklu sayısı ise 7 bine kadar ulaşıyor.

Güvenlik kaynaklarına göre, Irak’a teslim edilen ilk grup 150 tutukludan oluşuyor. Bu grup, 2014’ten bu yana büyük kanlı eylemlere karışmış ‘birinci sınıf’ liderlerden oluşuyor.

xsdefr
DEAŞ'ın eski üyesi Fransız Emilie König, Suriye'nin kuzeydoğusunda terör örgütü üyeliği şüphesi bulunan kişilerin aile üyelerinin barındırıldığı er-Roj Kampı’nda (AFP)

Uzmanlar, ABD, Suriye ve Irak arasında yürütülen üçlü koordinasyonla gerçekleştirilen operasyonun, SDG kontrolünde bulunan Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli unsurları boşaltmayı ve örgütün kuzey ile kuzeydoğu Suriye’deki savaş ortamını kötüye kullanmasını önlemeyi amaçladığını belirtiyor.

Irak hükümeti, bu adımı ‘ulusal güvenliği korumaya yönelik önleyici bir tedbir’ olarak nitelendiriyor. Suriye’de olayların hızla gelişmesi ve güç dengelerindeki değişim, tutukluların güvenli tesislerde tutulmasını ve olası kaçış girişimlerinin önlenmesini zorunlu kıldı.

Irak Yüksek Mahkemesi, nakledilen tüm tutukluların, milliyetleri ne olursa olsun (Iraklılar ve 56 farklı ülkeden tutuklular), sadece Irak yargısının yetkisi altında olacağını ve yasal prosedürlerin eksiksiz uygulanacağını açıkladı. Süreçte, sınır ötesi suçların belgelenmesine özen gösterilecek, böylece mağdurların hakları korunacak ve hukukun üstünlüğü pekiştirilecek. Bazı raporlarda ise Irak’ın, ilgili ülkelerle iletişim kurarak vatandaşlarının teslim alınmasını sağlayacağı belirtiliyor.

Yabancı savaşçılar ve aileleriyle ilgili durum, el-Hol ve er-Roj kamplarında hâlâ ABD ve diğer dünya ülkeleri için ciddi bir güvenlik kaygısı oluşturuyor. El-Hol Kampı’nda 43 binden fazla kişi bulunuyor. Irak’la koordinasyon sağlanarak yaklaşık 18 bin Iraklının kademeli şekilde ülkelerine iade edilmesi planlanıyor.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Yayınlanan istatistikler, Avrupa ülkelerinden tutukluların sayısını da ortaya koyuyor: Fransa 450, Almanya 77, Belçika 55, Birleşik Krallık 27 ve Hollanda 90 tutuklu bildirdi. Şam yönetimi, bu kişilerin Suriye topraklarında işledikleri suçlardan sorumlu tutulmaları gerektiği yönünde net bir tutum sergiliyor. Suriye hükümeti, yasal, insani ve güvenlik boyutlarını kapsayan bütüncül bir süreç uygulamaya hazır olduğunu da vurguluyor.

‘DEAŞ’ı herkesten daha iyi tanıyoruz’

10 Mart anlaşması uyarınca tüm SDG unsurlarının Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine dahil edilmesi kararlaştırılmıştı; bu da pratikte cezaevleri ve kampların güvenliğinden Suriye ordusu ve iç güvenlik güçlerinin sorumlu olacağı anlamına geliyor. Albay Halid Casım, SDG’nin DEAŞ cezaevlerini Suriye devletine teslim etmekten kaçındığını, böylece DMUK’da terörle mücadelede temel bir ortak olarak konumunu güçlendirmeye çalıştığını ileri sürdü.

cuı8o9
Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan, DEAŞ üyelerinin ailelerinin barındığı el-Hol Kampı’na giriyor. (DPA)

Casım, Suriye hükümetinin görevinin, güvenliği sağlamak, cezaevlerini yönetmek ve SDG’ye bağlı olmadığı kanıtlanan kişileri serbest bırakmak olduğunu belirtti. “Biz SDG’den daha fazla bilgi ve deneyime sahibiz” diyen Casım, DEAŞ ile mücadelede geçmişteki operasyonları örnek gösterdi. Casım, hükümetin DEAŞ’ı yakından takip ettiğini, DMUK’un bu çabaları bildiğini ve desteklediğini vurguladı. Casım ayrıca, “SDG’nin, DEAŞ dosyasını Suriye içinde güvenliği sarsmak için kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Zorunlu koordinasyon’

Silahlı gruplar uzmanı Raid el-Hamed, Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli savaşçıların Irak’a naklinin, aslında bir ‘zorunlu koordinasyon’ olduğunu belirtti. Hamed’e göre Washington, lider konumdaki unsurların bölgedeki çatışmalardan kaynaklanabilecek olası kaos sırasında kaçmalarını önlemeyi hedefliyor. Hamed, Suriye devletinin DEAŞ tutukluları dosyasını devralmasıyla birlikte, işin şimdi Arap veya yabancı başkentlere düştüğünü söyledi; bu ülkelerin vatandaşlarını geri almak istemeyebileceğini, çünkü bu kişilerin kendi toplumlarında örgüt için çekirdek oluşturma riski ve güvenlik maliyetlerini artırabileceğini vurguladı. Ayrıca, bu ülkelerin suçları kanıtlayacak yeterli delil toplamak ve yargı süreçlerini işletmek konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Hamed, tutukluların Suriye dışına taşınmasının, ‘daha zorlu koşullarda gözaltı süreci nedeniyle yeni radikalleşme risklerini ortadan kaldırmadığını’ da belirtti. Bu nedenle, operasyonun başarısının, uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve Suriye ile Irak hükümetlerinin, dünyanın en tehlikeli tutuklularıyla başa çıkma çabalarına destek verilmesine bağlı olduğunu söyledi.


Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının önündeki engel, İsrail’in son cesedin kalıntılarını bulmasının ardından aşıldı. Ancak kapının çalışma mekanizmasına ilişkin Mısır ile İsrail arasında istişareler sürüyor. Kapının yarın (cuma) ya da en geç pazar günü yeniden faaliyete geçmesi bekleniyor.

Mısırlı ve Filistinli iki bilgi sahibi kaynak, dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sınır kapısının yakın zamanda açılmasına yönelik dikkat çekici bir beklenti olduğunu, nihai çalışma usullerinin ise önümüzdeki saatlerde Mısır-İsrail arasındaki mutabakatlarla belirleneceğini ifade etti.

Mısırlı kaynak, sınır kapısının işleyiş mekanizmasına dair Mısır, ABD ve İsrail arasında istişareler yürütüldüğünü belirterek, İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ne giriş mekanizması konusunda engeller koymasının beklendiğini, zira Tel Aviv’in yalnızca tehcir seçeneğini istediğini, buna karşılık Mısır’ın yaralıları ve ailelerini acil ve geçici olarak kabul etmeye hazır olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle sınır kapısında karmaşık ve sıkı prosedürler uygulamasının da beklendiğini, kapının yalnızca bireylerin geçişine tahsis edileceğini kaydetti. Kahire’nin tutumunun ise sahadaki fiili duruma ve İsrail tarafından engellerle karşılaşılıp karşılaşılmayacağına göre şekilleneceğini belirtti.

Filistinli kaynak da sınır kapısının açılma tarihinin artık yakın olduğunu ifade ederek, bu konuda bir görüş ayrılığı bulunmadığını, özellikle Mısır ile İsrail arasında süren düzenleme ve mutabakatların beklendiğini söyledi. Kaynak, çalışma mekanizmasının ise henüz netlik kazanmadığını, ancak kapının 2005 Anlaşması uyarınca Avrupa denetiminde ve Filistin Yönetimi’nin katılımıyla işletileceğinin bilindiğini kaydetti.

Kaynak, belirsizliğin nedenini, geçmişte sınır kapısından Hamas’a bağlı İçişleri biriminin sorumlu olmasına bağlayarak, İsrail’in şu aşamada isim listelerini önceden teslim alıp incelemede ısrar ettiğini, Gazze Şeridi’nden çıkışlarda görece esneklik, bölgeye girişlerde ise sıkı denetimler uygulanmasını istediğini aktardı. Kahire’nin Washington ve Tel Aviv ile mutabakata varması halinde dahi, asıl belirleyici unsurun sahadaki uygulama olacağını vurgulayan kaynak, İsrail’in olası sıkılaştırmaları ve engellerine yönelik endişelere dikkat çekti.

Öte yandan, Refah Sınır Kapısı’nın açılma tarihi ve çalışma usulleri İsrail medyasında da kesinlik kazanmış görünmüyor. İsrail’in Haaretz gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması için hazırlıklarını tamamladığını bildirdi. Gazete, Avrupalı bir diplomata atıfla, Refah’tan geçişine izin verilecek Filistinlilerin sayısının hâlâ İsrail ile Mısır arasında müzakere edildiğini aktardı. İsrail merkezli Walla haber sitesi ise sınır kapısının pazar günü açılmasının mümkün olabileceğini yazdı.

defrgty6
Han Yunus'ta İsrail ordusu tarafından yıkılan binaların enkazı arasında top oynayan Filistinli bir kız çocuğu (AFP)

İsrail Ordu Radyosu, Refah Sınır Kapısı’nda uygulanması planlanan yeni çalışma mekanizmasına ilişkin olarak, Gazze Şeridi’ne giriş ve çıkışların öncelikle Mısır’ın onayını gerektireceğini, ardından isim listelerinin İsrail’e iletilerek onay alınacağını bildirdi.

Haberde, sınır kapısı içinde bir İsrailli güvenlik görevlisinin, Gazze Şeridi’nden Mısır topraklarına geçiş yapanları gözetlemekle görevli olacağı, bölgeden çıkan kişilerin doğrudan fiziki aramaya tabi tutulmayacağı ancak güvenlik denetimi altında geçiş yapacakları ifade edildi.

Geçiş mekanizmasına ilişkin rakamlar ise çelişkili. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığına göre, Gazze Şeridi’ne günlük yaklaşık 150 kişinin girişine izin verilmesi, daha fazla sayıda kişinin ise bölgeden çıkış yapabilmesi öngörülüyor. Diğer sızıntılarda ise İsrail’in, sınır kapısının açılmasının ilk aşamasında Gazze Şeridi’ne döneceklerin sayısını günlük 50 kişiyle sınırlamayı planladığı belirtiliyor. Bu konunun, bugün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun üst düzey güvenlik yetkilileriyle yapacağı ve Gazze’deki yeni düzenlemelerin ele alınacağı güvenlik toplantısında netleşmesi bekleniyor.

Netanyahu’nun ofisi, geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde kalan son İsrailli rehinenin cesedinin yerinin tespit edilmesine yönelik operasyonun tamamlanmasının ardından, Refah Sınır Kapısı’nın yalnızca bireylerin geçişi için yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail ordusu, açıklamadan saatler sonra söz konusu cesede ulaşıldığını bildirmişti.

Netanyahu dün, pazartesi günü cesedi İsrail’e getirilen Ran Gvili’nin cenaze törenine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada, “Görevlerimizi tamamlamaya kararlıyız: Hamas’ı silahsızlandırmak ve Gazze Şeridi’ni silahsız bir bölge haline getirmek. Bunu başaracağız. Düşmanlarımız bilsin ki İsrail’e el kaldıran herkes çok ağır bir bedel ödeyecektir” dedi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise Netanyahu’nun meydan okuyan söylemlerinin ötesinde, Mayıs 2024’ten bu yana kontrolü altında tuttuğu Refah Sınır Kapısı’nı açmaktan başka bir seçeneği bulunmadığını savundu. Rakab, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin son açıklamaların ve benzeri çıkışların, sınır kapısının açılmasının uygulanmasını bekleyen tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik olduğunu belirtti. Rakab, söz konusu açılışın, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.


Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
TT

Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında dün Moskova'da gerçekleşen, üç ay içinde ikinci kez yapılan görüşme, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurma arzusunu yansıtıyor.

Putin, iki ülke arasındaki ilişkilerin "Başkan Şara'nın kişisel çabaları sayesinde somut ilerleme kaydettiğini" söyledi. Putin Şara'ya hitaben, "Yeniden yapılanma ve rehabilitasyon konusunda yapılacak çok iş olduğunu biliyorum... ve inşaat sektörü de dahil olmak üzere ekonomik kurumlarımız bu ortak çabaya tamamen hazır" dedi.

El-Şara ise Suriye'nin "geçtiğimiz yıl birçok aşama ve engeli aştığını, bunların en sonuncusunun da Suriye topraklarının birleştirilmesi sorunu olduğunu" söyledi. "Şam, bölgedeki yıkım halinden istikrar ve barışa geçişe bel bağlıyor" ifadesini kullandı.

İki cumhurbaşkanı yeniden yapılanma ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki durumu görüşürken, görüşmenin açık bölümünde potansiyel olarak tartışmalı olabilecek noktalara değinmekten kaçındılar. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu noktalar arasında Suriye'deki Rus askeri üslerinin akıbeti veya Suriye kıyılarındaki durum yer alıyor; zira Rus topraklarında bulunan eski rejimin bazı kalıntılarının bölgedeki durumu alevlendirmeye çalıştığı yönünde suçlamalar da mevcut.