Paris, Cezayir’deki Fransız göçmenlerden özür dileyecek

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, 1962 yılında Cezayir’de ülkenin bağımsızlığına karşı düzenlenen protesto gösterileri sırasında ‘onlarca Fransız’ın ölmesinin ülkesi için affedilemez’ olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
TT

Paris, Cezayir’deki Fransız göçmenlerden özür dileyecek

Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)
Cumhurbaşkanı Macron, dün Elysee Sarayı’nda Cezayir’in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayak’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda konuştu (AFP)

Fransız Senatosu, yoğun tartışmaların ardından Harkilerden özür dileyen yasayı kabul etti. 26 Mart 1962'de Cezayir’in bağımsızlığına karşı düzenledikleri protesto gösterileri sırasında öldürülen ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında Fransa’nın yanında yer alan Fransız göçmenler kara ayaklar ya da Harkiler olarak adlandırılıyor.
Bazı milletvekilleri ise yasanın ‘Cezayir ile ilgili Fransa’nın tüm hesapları kapatması’ olarak değerlendirilemeyeceğinin altını çizdiler. Tasarı, yaklaşık 500 bin kişinin ölümüyle sonuçlanan Cezayir savaşının (1954 - 1962) sona ermesinden altmış yıl sonra geçtiğimiz Salı gününü Çarşambaya bağlayan gece 331 ‘evet’ ve 13 çekimser oyun kullanıldığı oturumda oybirliğiyle kabul edildi. Yasa tasarısının milletvekilleri tarafından büyük çoğunlukla kabul edilmesi, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 20 Eylül'de Elysee Sarayı’nda, Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nda Fransa'nın yanında savaşan, ancak Fransa tarafından ‘terk edilen’ Harkilerin temsilcilerini ağırladığı toplantıda yaptığı konuşmayı destekler nitelikteydi.
Savunma Bakanlığı Anma ve Gazi İşlerinden Sorumlu Bakan Vekili Genevieve Darrieussecq, Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yaptığı açıklamada, “Yasa tasarısı, bir ulusun derin uçurumunu, Fransız trajedisini ve tarihimizdeki karanlık bir sayfayı tanıması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Bölge Direktörü Marie-Pierre Poirier ise tasarının ‘önemli ilerlemeler içerdiği, fakat eksik olduğu’ değerlendirmesinde bulundu.
Tasarıyla ayrıca sınır dışı edilenlerin kabul edildiği yerlere dönüştürülen bazı cezaevleri, tazminat ödenecek tesisler listesine eklendi. Ancak, sınır dışı edilenlerden yaklaşık 40 bin kişi, bu yerlerde kalmadıkları ve şehirlerde yaşadıkları için maddi tazminat onları kapsamadı. Bu da hayal kırıklığına yol açtı. Fransa Senatosu’nun sağcı üyesi Philippe Tabarot, ‘kısmi ve taraflı’ olarak nitelediği bu ‘düzenlemeyi’ kınadı. Tabarot, bu düzenlemeyi, “Tek suçları dikenli tellerle çevrili bir yerde kalmamak olanlar tazminat hakkından mahrum edildi” diyerek protesto etti.
Fransa Senatosu, tasarıyı hazırlayan Tanıma ve Tazminat Ödeme Komisyonu'nun yetkilerini genişletmeyi içeren iki değişikliği de onayladı. Hükümet, tüm Harikilerin durumlarını vaka bazında inceleyecek olan bu komisyona başvurmalarının ve çektikleri sıkıntıların tanınmasını sağlayacak uygun prosedürler önermelerinin önünün açılması teklifinde bulundu.
Senato’daki Cumhuriyetçiler Grup Başkanı Bruno Retailleau, komisyona tüm Harkileri ‘tanıma ve tazminat ödeme’ yetkisi verilmesini daha da ileri gitmek istedi. Ancak Bakan, komisyonun ‘tazminat verme yetkisi olmadığından’ bu değişiklikle ‘yanlış umutlar’ verilmemesi konusunda uyardı. Senato üyeleri şimdi bir uzlaşı metni üzerinde anlaşmaya çalışacaklar. Bu konuda başarısız olunması halinde ise son sözü Millet Meclisi söyleyecektir.
Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dün, Fransız askerlerinin Mart 1962'de Cezayir'de yaptığı ‘katliamda’ Cezayir'in bağımsızlığına karşı çıkan ‘onlarca Fransız'ın ölmesini’ ülkesi için affedilemez olduğunu söyledi.

Fransa ile Cezayir arasıncaki kara ayaklar krizinin arka planı
Cumhurbaşkanı Macron 2020 Ağustosunda Elysee Sarayı'nda Cezayir'in Fransa’nın sömürgesi olduğu dönemde doğan ve ‘kara ayaklar’ olarak adlandırılan Fransızları temsil eden derneklerle bir araya geldiği toplantıda yaptığı konuşmada, Cezayir'in bağımsızlığının resmi olarak ilan edilmesinden sadece birkaç saat önce Cezayir'in Vahran şehrinde 5 Temmuz 1962 işlenen ve başta Fransızlar olmak üzere yüzlerce Avrupalının canına mal olan ‘katliamın tanınması gerektiğini’ belirtti.
1830’daki Fransız Devrimi sırasında Cezayir’e yerleşen yabancıların 1962’de Cezayir’in bağımsızlık ilan etmesinin ardından Avrupa’ya kaçarken arkalarında bıraktıkları mal varlıklarını geri istemeleri, kara ayaklar (pied noirs) dosyasını gündeme getirdi. Cezayir, talepleri göz ardı ederken Fransız yetkililer ise çıkarların ve amaçların gerçekleştirilmesi için baskı kurmaya çalışıyor.
İki ülke arasındaki ulusal bellek meselelerini yürütmeleri için Cezayir’den Abdulmecid Şeyhi, Fransa tarafından da Benjamin Stora atanmıştı. Kara ayakların Cezayir’deki mal varlıklarını geri almak istemeleri hakkında ise iki ülke liderleri Abdulmecid Tebbun ve Emmanuel Macron arasında mesajlaşmalar gerçekleşmişti. Özellikle de bu grubun ‘Cezayir devrimcilerinin şiddetine kurban gidenler’ şeklinde nitelenmesi sonrasında, iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti.

Kim bu kara ayaklar?
Kara ayaklar, çoğu Fransız ve Yahudilerden oluşan, Fransız sömürge döneminde Cezayir’e yerleşen veya burada doğup büyüyen, 1960 sayımına göre yaklaşık 1 milyon kişiden oluşan Avrupalı yerleşimcilere verilen addır. Cezayir’e kalıcı olarak yerleşmek isteyen kişi sayısının 300 binleri bulduğu tahmin ediliyor. Cezayir Mücahitler Bakanlığı, sayılarının 1963’te 200 binlere, 1965’te ise 100 binlere gerilediğini, 60’ların sonunda 50 binlere, 90’larda binlere, günümüzde ise birkaç yüze düştüğünü belirtiyor.
Rivayetlerden birinde bu kişilere siyah ayakkabılar giydikleri için kişilere kara ayaklar tanımı verildiği belirtilirken bir diğer rivayette ise bu tabirin şarap yapımında kullanılan üzümler sıkıldığı sırada kirlenen elbiseleri nedeniyle aldığı kaydediliyor.
Cezayir geçici hükümeti ve Fransız mevkidaşı arasında 18 Mart 1962'de imzalanan Evian Anlaşmaları, Fransız sömürgeciliğinin sona ermesini şart koşmuştu. Aynı zamanda Fransızlar da dahil olmak üzere yabancıların üç sene içerisinde kendi vatandaşlıkları ile beraber Cezayir vatandaşlığını da elde etmek ve buradaki mal varlıklarını korumak veyahut Cezayir’den ayrılarak bu süre aştığı taktirde söz konusu haklarını kaybetmek arasında seçim yapmasını öngörmüştü.

Fransız-Fransız davası
Kara ayakların mal varlıklarını geri alma talebiyle ilgili olarak, Fransa'nın Cezayir'deki suçları ile ilgilenen avukat Fatma Zehra bin Braham, 1962 ila 1964 arasında Cezayir’den ayrılmayanların haklarını elde edeceğini, ayrıldıkları taktirde bu fonların devletin eline geçeceğini bildiren Cezayir hukukunun oldukça adil olduğunu söylüyor. Söz konusu iki yıl boyu Cezayir ve Fransa arasında gidip gelerek buradaki mal varlıklarını satmak isteyenlerin ise izin alması gerekiyor. Independent Arabia’ya konuşan Braham, Cezayir’in iki kez tazminat sağladığı bu kişilerin haklarını ne siyasi ne de maddi bağlamda hafife almadığını, tazminatların Fransız hükümetine verildiğini vurguluyor. Braham, davanın seyrinin Fransız olma meselesine döndüğünü, yani kara ayakların tazminatlarını Cezayir’den değil de Fransız hükümetinden talep etmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.
Aşırı sağ gruplar, Cezayir’den ve diğer ülkelerden çıkartılan Fransızların haklarını savunmak için birlik kurmuştu. Fransız hükümetinin kendilerine sağladığı paranın, bu konudaki baskının kitap ve gazetelere geçirilmesi için haklarının yalnızca ‘ön’ ödemesi olduğunu öngören 15 Temmuz 1970 tarihli Fransız kanunu gereğince tazminatlarını almak isteyen bin kara ayak da bunun için dava açmıştı.
Paris’teki ‘Hugo ve ortakları’ yayınevi çıkışlı ve Alexandre Arcady, Patrick Bruel, Enrico Macias gibi meşhur Avrupalı yerleşimcilerin ifadelerini içinde barındıran “65 Kişilik Şahitlik” kitabında kara ayakların asıl memleketleri Cezayir’den zorla çıkarıldıkları bilgisi yer alıyor.

En büyük engel kara ayaklar dosyası
Afrikalı Gazeteci ve Hukukçular Birliği Genel Sekreteri Beki Binamir, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada kara ayaklar meselesinin Fransa ve Cezayir arasındaki bellek dosyasını çözmenin önündeki en büyük engel olarak görüyor. Binamir, konuya dair şunları söyledi:
“Cezayir yetkililer sağlam ve net bir tavır almalıdır. Fransa’ya ise hükümetinin 1940'ta Fransa'nın Naziler tarafından işgalinin ardından işgalciyle iş birliği yapmayı seçen Avrupalılar konusundaki pozisyonu hatırlatılması gerekiyor. Zira Fransa, 80 yıl sonra bile peşinden koştuğu bu kişileri tüm sivil haklardan mahrum bırakmıştı.”
Binamir, Fransa ve Cezayir arasındaki ilişkilerin direnişçi 24 Cezayirlinin kafataslarının ülkeye getirilmesi ile son bulmayacağını, bu ilişkilerin Fransa’nın özellikle eğitim, kültür, sanat, dil, kamu hizmetleri ve yatırım alanlarında halen uyguladığı vasilik üslubunu bir kenara bırakarak Cezayir’i bağımsız bir ülke olarak ele alması gereken birçok meseleyi kapsadığını vurguladı. Bu ilişkilerde, hatta ulusal bellek dosyasında ciddi bir atılımın gerçekleşmeyeceğini belirten Binamir, tarafların henüz sakinleşmeyeceğini kaydetti.

120 parlamenter
Cezayir Ulusal Halk Meclisi Başkanı Süleyman Şinnin, 1830 ile 1962 yılları arasındaki Fransız sömürgeciliğinin suç sayılmasına yönelik yasa hakkında ön taslak sunan 120 parlamenterden bir mektup almıştı. Gönderdikleri mektupta herhangi bir engel bulunmamasına rağmen projenin parlamento ofisi gündemindeki programlamasında yaşanan gecikmenin nedenini sorgulayan vekiller yasanın en kısa zamanda dikkatle programlanmasını talep ettiler.

Kara ayakların mal varlığı haksız bir mesele mi?
Fransız sömürgeciliğini suç sayan bir yasa tasarısı hazırlayan milletvekili Musa Abdi, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada sömürgeciliğin fiziksel ve psikolojik baskı uygulayarak askeri güç ile girdiği ve egemenlik sağladığı tüm arazileri belgelemenin en önemli planlarından olduğunu belirtti. Nitekim Cenevre Mahkemesi kararı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1965 ve 1966'daki Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesi de dahil olmak üzere 1958’deki Roma Ceza Mahkemesi’nin ve tüm uluslararası anlaşmaların bu tür uygulamaları suç saydığını bildirdi.
Kara ayakların mal varlığının haksız bir mesele sayıldığını, zira işgal döneminin geride kaldığını ve ülkenin her karışının yalnızca Cezayirlilere ait olduğunu belirten Abdi, sömürgeciliği suçlayan yasa tasarısının Fransa'nın Cezayir halkını etkileyen tüm suçları tanımasını ve tazmin etmesini gerektirdiğine dikkat çekti. “Nitekim Fransa, kendi halkı haricindeki bir halkı yönetmeye çalışmış, kendi toprakları haricindeki topraklara el koymuştu. Bu yüzden söz konusu mal varlıklarını kullanma hakkı o toprakların asıl sahibine, yani bize aittir” ifadelerini kullandı.



Ukrayna’nın Bryansk Bölgesi'ne gerçekleştirdiği İHA saldırısında 2 kişi öldü

İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
TT

Ukrayna’nın Bryansk Bölgesi'ne gerçekleştirdiği İHA saldırısında 2 kişi öldü

İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)
İtfaiyeciler, Rusya'nın Ukrayna'nın Harkiv kentine düzenlediği hava saldırısının ardından bir yerleşim bölgesinde çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (AP)

Rusya'nın Bryansk Bölgesi Valisi, bugün Ukrayna'ya ait insansız hava aracının (İHA) Klimovo yerleşim bölgesindeki müstakil bir eve isabet etmesi sonucu iki kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin yaralandığını açıkladı.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Vali ayrıca Rus güçlerinin son 24 saat içinde bölge üzerinde 29 Ukrayna İHA'sını imha ettiğini belirtti.

Alman Haber Ajansı'nın (DPA) haberine göre Rus kuvvetleri, dün gece Kiev ve Harkiv'de Ukrayna'nın askerî sanayisi için kullanılan enerji altyapısını ve lojistik merkezlerini İHA'larla hedef aldı.

Rusya Savunma Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, gece düzenlenen saldırılarda Kiev'de askerî lojistik tesislerine, silah ve askerî teçhizat depolarına elektrik sağlayan 6 No'lu kojenerasyon santralinin (elektrik ve ısı üretim tesisi) vurulduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıca Harkiv'deki Proton sanayi bölgesinde Ukrayna ordusuna yönelik silah ve askerî teçhizat bileşenleri üreten atölyelerin ve İHA montajı ile depolanması için hazırlandığı belirtilen depoların hedef alındığı ifade edildi.

Bakanlık, Odessa'nın 18 kilometre güneyinde denizde seyreden ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için yük taşıdığı belirtilen bir kargo gemisinin de vurulduğunu kaydetti.

Rusya Savunma Bakanlığı, bugün sabah yayımladığı ayrı bir açıklamada ise gece boyunca Rusya'nın 19 bölgesinde 433 Ukrayna İHA'sının önlenerek imha edildiğini duyurdu.


ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), Çin'deki laboratuvarlarda elektronik cihazların test edilmesini yasakladı

ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
TT

ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), Çin'deki laboratuvarlarda elektronik cihazların test edilmesini yasakladı

ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)
ABD'de onaylanan cihazların yüzde 82'si, Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test ediliyor. (AP)

Oybirliğiyle karar alan ABD'li düzenleyici kurum, akıllı telefonlardan kameralara kadar elektronik cihazların ABD'de kullanılabilmesi için Çin'deki laboratuvarlarda test edilmesini yasakladı.

Federal İletişim Komisyonu (FCC), kararın güvenliği artırmayı amaçladığını belirtti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre karar, kurumun bir yıl önce “yabancı hasımların mülkiyetinde veya kontrolünde bulunan” laboratuvarların ürün onaylama yetkisini engelleyen düzenlemeleri kabul etmesinin ardından geldi.

Komisyon, ABD'de onaylanan cihazların yaklaşık yüzde 82'sinin Çin'de akredite edilmiş laboratuvarlarda test edildiğini tahmin ediyor.

FCC açıklamasında, “Bu laboratuvarlar ABD telekomünikasyon altyapısının temel geçitlerinden birini oluşturuyor. Sahip oldukları özel konum sayesinde elektronik ürünlere ilişkin hassas ve gizli bilgilere, çoğu zaman cihazlar piyasaya sürülmeden aylar önce erişebiliyorlar” ifadelerine yer verdi.

2028 yılında yürürlüğe girecek yasak, ABD ile karşılıklı tanıma anlaşması bulunmayan ülkelerdeki test laboratuvarlarını ve uygunluk belgesi düzenleyen kuruluşları kapsıyor.

Komisyonun internet sitesine göre Çin ile FCC arasında bu tür bir anlaşma bulunmuyor.

Komisyon, 2024 yılında Çinli teknoloji devi Huawei'nin tanıdığı bir laboratuvar işlettiğini tespit etmesinin ardından “kurallara aykırı laboratuvarlar” hakkında soruşturma başlattığını bildirdi.

FCC daha önce de güvenlik endişelerini gerekçe göstererek Huawei ve diğer Çinli şirketlerin ürettiği telekomünikasyon ekipmanlarını kara listeye almıştı.

Komisyon, yeni yasağın ayrıca “elektronik cihaz üretiminin yurt dışına taşınmasının önüne geçerek” ABD teknoloji sektörünü koruyacağını belirtti. Açıklamada, cihazların çoğu zaman test edildikleri tesislerde üretildiğine dikkat çekildi.

Pekin önlemlerin derhal geri çekilmesini istiyor

Pekin, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticarete zarar verdiğini savunduğu politikayı eleştirdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, dün düzenlenen olağan basın toplantısında, “ABD ulusal güvenlik kavramını aşırı genişletiyor, devlet yetkisini kötüye kullanıyor ve Çinli şirketlere haksız yere baskı uyguluyor” dedi.

Guo, “ABD'nin bu önlemleri, Çin ve ABD şirketleri arasındaki normal ekonomik ve ticari ilişkileri ciddi biçimde engelliyor. Şirketler ve Amerikalı tüketiciler de dahil olmak üzere bütün tarafların çıkarlarına aykırıdır” ifadelerini kullandı. Pekin'in çıkarlarını korumak için gerekli önlemleri alacağını da ifade etti.

Çin Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise “Çin'in kapısı, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi için her zaman açıktır denilerek” Washington’a “bu önlemleri derhal geri çekme” çağrısında bulunuldu.

Açıklamada ayrıca, “ABD bu yönde ilerlemeye devam ederse Çin, meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli yeni tedbirleri alacaktır” ifadeleri kullanıldı.

Federal İletişim Komisyonu, Çinli kuruluşları ABD tedarik zincirlerinden dışlamaya yönelik adımlar atıyor.

Komisyon, mart ayında da ulusal güvenlik gerekçesiyle yurt dışında üretilen ve tüketicilere yönelik yeni internet yönlendiricilerine (router) lisans verilmesini yasaklamıştı.


Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
TT

Vance’in Rızai’ye yazdığı mektup, ABD’nin savaşlarından önce gelen uyarıları akla getiriyor

Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)
Eski ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın, Ocak 1991’de Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile el sıkışırken çekilmiş fotoğrafı (Arşiv)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in perşembe günü kamuoyuna duyurulan İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’ye gönderdiği mektup, ABD dış politikasının tarihsel ve geleneksel bir örüntüsünün devamı olabilir. Bu örüntü, kaçınılmaz görünen saldırılardan kaçınmak için son bir fırsat sunmak ile müzakere koşullarını kesin şartlar üzerinden yeniden şekillendirmek arasında gidip geliyor.

ABD’nin yürüttüğü savaşların tarihi, Washington yönetiminin dünyanın farklı bölgelerindeki rakipleriyle karşı karşıya gelmeden veya çatışmayı genişletmeden önce ‘son dakika’ mesajları gönderdiğini gösteriyor.

Washington’ın herhangi bir gerilimi azaltma adımının ön koşulu olarak İran’ın nükleer silah edinmesinin ‘kesinlikle’ engellenmesini şart koştuğu, buna karşılık Tahran’ın yıpranmış ekonomisini yeniden inşa etmesine yardımcı olmak amacıyla yaptırımların hafifletilmesini teklif ettiği Vance’in mesajına görece yakın dönemde verilmiş tarihsel örnekler de bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Tahran, söz konusu mesajı aldığını doğrularken ‘yedi şarta’ bağlı kalacağını duyurdu ve önceden herhangi bir taviz vermeyi reddetti. Bu durum, mesajı ya son diplomatik fırsat ya da yakın bir askerî çatışmanın habercisi haline getiriyor.

Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)
Irak ordusunun 1991’de İkinci Körfez Savaşı’nın sona ermesiyle Kuveyt’ten çekilmesinin ardından ateşe verdiği petrol kuyularının üzerinde uçan Amerikan savaş uçakları (Arşiv – Pentagon)

James Baker ve Tarık Aziz

İran’ın şu ana kadar kamuoyuna açıkladığı ret tutumu, ABD Başkanı George H. W. Bush’un, Çöl Fırtınası Harekâtı’nın başlamasından kısa süre önce dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’e gönderdiği mektubun koşullarıyla büyük benzerlik taşıyor.

9 Ocak 1991’de, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin Irak’a Kuveyt’ten çekilmesi için tanıdığı sürenin dolmasına bir hafta kala, ABD Dışişleri Bakanı James Baker, son uzlaşma fırsatını değerlendirmek amacıyla Cenevre’de Iraklı mevkidaşı Tarık Aziz ile tarihe geçen bir görüşme gerçekleştirdi.

ABD diplomatik arşivleri, Baker’ın, Bush tarafından imzalanan ve doğrudan Saddam Hüseyin’e hitaben kaleme alınan bir mektubu Aziz’e teslim ettiğini ortaya koydu. Daha sonra yayımlanan mektupta şu ifadeler yer alıyordu: “Savaşın eşiğindeyiz... BM Güvenlik Konseyi kararına uymamanız ve Kuveyt’ten koşulsuz olarak çekilmemeniz halinde Irak kapsamlı bir yıkım ve sayısız felaketle karşı karşıya kalacak. Askerî hesaplarınız sizi bu sonuçlardan kurtaramayacak.”

Savaşın ardından aktarılan bilgilere göre Tarık Aziz, mektubun tercümesini okuduktan sonra belgeyi masanın üzerine bırakmış, teslim almayı ve Bağdat’a iletmeyi reddetmişti. Aziz, Baker’a mektubun dilinin, devletler arasındaki ilişkilere yakışmayan aşağılayıcı ve üstenci bir tehdit içerdiğini söylemişti.

Görüşme başarısızlıkla sonuçlandı ve birkaç gün sonra Çöl Fırtınası Harekâtı başladı.

Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.
Pentagon raporlarına göre, 20 yıl boyunca 800 binden fazla ABD askeri Afganistan Savaşı’na katıldı.

Washington’dan Taliban’a uyarı

2000 yılında gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından, ABD’nin misilleme ve intikam arzusunun etkisiyle Washington, alışılagelmiş müzakere kanallarına başvurmak yerine kesin ifadeler içeren bir mektup kaleme alarak bunu Pakistan’ın resmî kanalları aracılığıyla Taliban’a iletti. Mesaj, kamuoyuna açıklanan bir ‘son ültimatom’ niteliği taşıyordu.

20 Eylül 2001’de Başkan George W. Bush, ABD’nin taleplerini Kongre önünde açıklayarak şu ifadeleri kullandı: “Topraklarınızda saklanan El Kaide örgütünün bütün liderlerini ABD makamlarına teslim edin. Terörist eğitim kamplarının tamamını derhal ve kalıcı olarak kapatın... Bu talepler müzakereye veya tartışmaya açık değildir. Taliban harekete geçmeli ve bunu derhal yapmalı; aksi takdirde teröristlerle aynı akıbeti paylaşacaktır.”

Birkaç gün içinde Taliban lideri Molla Ömer, ültimatomu reddettiğini açıkladı. Ömer, Usame bin Ladin teslim edilmeden önce ABD yönetiminin onun saldırılara karıştığına dair kanıt sunmasını istedi. Washington ise bu tutumu tanınan sürenin resmen reddedilmesi olarak değerlendirdi ve 7 Ekim 2001’de Afganistan’a yönelik hava saldırılarını başlattı.

1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)
1945 yılına ait bu fotoğraf, Hiroşima’ya atılan nükleer bombanın ardından bir binanın kalıntılarını gösteriyor… Bu kalıntılar günümüze kadar bir anıt olarak korunmuş durumda (AFP)

Japonya ve Potsdam Deklarasyonu

İkinci Dünya Savaşı’nın son aşamasında, ABD Başkanı Harry Truman, Japonya’ya İsviçre kanalları aracılığıyla iletilen ve Potsdam Deklarasyonu başlığını taşıyan bir mesaj yayımladı. O dönemde bu bildiri, ‘Japonya’nın karadan işgalini önlemeye yönelik son ültimatom’ olarak nitelendirildi.

Mesaj, Truman’ın yanı sıra İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Çan Kay Şek tarafından kaleme alındı. Toplantıda hazır bulunmayan Çan Kay Şek ise imzasını telsiz aracılığıyla gönderdiği bir telgrafla iletti.

Bildirinin son bölümünde şu ifadeler yer alıyordu: “Japonya hükümetini, bütün Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini ilan etmeye çağırıyoruz... Japonya için diğer seçenek ise hızlı ve mutlak yıkımdır.”

Diğer örneklerde olduğu gibi, dönemin Japonya Başbakanı Kantaro Suzuki de bir basın toplantısı düzenleyerek hükümetinin cevabını açıkladı. Suzuki, Japon siyasi terminolojisinde ‘küçümseyerek tamamen görmezden gelmek’ anlamına gelen ‘Mokusatsu’ kelimesini kullandı. Bu tutumun ardından Truman, Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılması emrini verdi.