Suudi Arabistan: Kuruluşundan modern zamanlara üç asırlık yolculuk

İlk Suudi devleti İmam Muhammed bin Suud tarafından kuruldu

Üçüncü Suudi devletinin başlangıcı ile Riyad'daki hükümet sarayı
Üçüncü Suudi devletinin başlangıcı ile Riyad'daki hükümet sarayı
TT

Suudi Arabistan: Kuruluşundan modern zamanlara üç asırlık yolculuk

Üçüncü Suudi devletinin başlangıcı ile Riyad'daki hükümet sarayı
Üçüncü Suudi devletinin başlangıcı ile Riyad'daki hükümet sarayı

Suudi Arabistan’ın kuruluşunun üzerinden yaklaşık üç asır geçti. Bu üç yüzyıl boyunca sadece Arap Yarımadası’nda değil, dünyanın farklı coğrafyalarında şiddetli fırtınalar yaşandı, ülkeler, imparatorluklar dağıldı, krallıklar devrildi. Bu devletlerin çoğu artık tarih kitaplarında kalmıştır. Tarihçiler Suudi Arabistan devletinin kararlı varlığını ve zamanın iniş çıkışları karşısında nasıl direnerek ayakta kalabildiğini göz önüne seriyor.
İlk Suudi devleti, Arap Yarımadası'nın ortasında el-Yemame bölgesinde Diriye diye adlandırılan küçük bir şehirde kuruldu. Diriye, tarım ve hayvancılığa elverişli olan Hanife Vadisi üzerine kurulmuş irili ufaklı yerleşim yerlerinden biriydi. Vadiye dağılmış bu şehirler ve kasabaların yer aldığı bölge şiddetli rüzgarlar, kamplaşmalar ve gerilimlerden bağışık değildi. Diriye ve yakınındaki yerleşimlerin her birini bağımsız bir siyasi varlık olarak adlandırabiliriz, nitekim bunlar toprağı süren, yöneten ve egemenlik sahibi küçük devletçikler olarak görülebilir. Bölgedeki her emirlik ya da topluluk, istikrara kavuşmak için var olma savaşı vermekteydi. Bu dar alandan kurtulmanın tek yolunun, diğerlerinin topraklarına doğru genişlemek olduğunu düşünen taraflar, çatışma ve savaşları körüklemekteydi.
Bir şehrin mahalleleri olarak tasavvur edebileceğimiz bölgedeki güç unsurları sürekli çatışma halindeydi. Savaşın galibi olmasa da çatışmayı kaybedenler haritadan siliniyor ve dönüşü olmayan bir şekilde tarih sahnesinden kayboluyordu.
Bir devletin kurulmasında, siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarı yakalayabilmesinde askeri güce sahip olması zorunluluktur. Ancak koruma ve genişleme potansiyeli sağlayan askeri güç yeterli değildir. Devletin kuruluşuna ve varlığını sürdürmesine katkıda bulunan birçok faktör vardır. Bunlardan konumuzla ilgili faktörler; ‘yönetim karizması’, ‘mekana güçlü bağlılık’ ‘fiili bağımsızlık’ ve nihayet devletin varlığıdır. Arap Yarımadası’nda, aşiret veya mezhep kimliğine dayanmadan devlet fikrini ve unsurlarını içinde taşıyan ailevi anlamda anayasa Hicri 850 – Miladi 1446 yılında, yani yaklaşık 600 yıl önce Diriye Şehir devletinde oluşturuldu. Kral Abdulaziz’in 12’nci kuşaktan dedesi olan Emir Mani el-Muridi Arap Yarımadası’nın doğusundan yola çıkarak, Beni Hanifeli atalarının topraklarına, ülkenin ortasında yer alan Necd’e geldi. O zamanlar merkezi bir devlet kurma istencindeydi ve görüşlerini paylaşmaya başlamıştı. Bu hayalini ‘Medine Devleti’ ya da Diriye Devleti olarak anılan ‘şehir devletini’ kurarak gerçekleştirdi. Hanife Vadisi’nde yer alan bu devletin istikrarı için şartlar elverişliydi, etrafı sulak tarım arazileriyle çevriliydi, hayvancılık için uygundu ve önemli kadim ticaret yollarından birinin merkezinde yer almaktaydı.
On dokuzuncu yüzyılda yaşayan ve 1880’de vefat eden tarihçi Raşid bin Ali bin Cureys, bu ‘şehir devleti’ ile ilgili şu sözleri kaleme almıştı: “Emir Mani el-Muridi ve oğlu Rebia’nın, Arap Yarımadası’nda bağımsız bir merkezi devlet kurma fikirleri açıktır. Mani’in torunu Musa bin Rebia ve oğlu İbrahim bin Musa da dedelerinin bu fikrinin taşıyıcısı olmuştur. Nitekim İbrahim bin Musa Necd Emiri olarak görülüyordu. Bunlar bağımsız Emirler idi, yani kimseye bağlı değildiler. Mani el-Muridi ve oğlu Rebia, ilk çıkış noktaları olan doğu bölgesini ve atalarının toprakları Necd’i içine alan bir devlet tahayyül etmekteydi. Musa bin Rebia ise tüm Arap Yarımadasının bağımsızlığını hedefliyordu”.
Şehir devleti Diriye’nin tarihsel süreçlerdeki konumunu takip edenler, zaman zaman etki alanının genişlediğini ve daraldığını görecektir. İmam Muhammed bin Suud bin Muhammed bin Mukrin, uzun yıllara dayanan tecrübelerin ışığında, inişlerden çıkışlardan ve siyasi istikrarsızlıklardan gerekli dersleri çıkarmış olmalı. İmam Muhammed bin Suud, Diriye’de 1679 yılında dünyaya geldi ve aynı şehirde 1765 yılında vefat etti. Muhammed bin Suud, dehası ve yoğun çabası sayesinde Diriye şehir devletini, tarihçilerin ilk Suudi devleti olarak andıkları ‘devlete’ dönüşmesini sağladı. Bu devletin kuruluşu Necd bölgesi için büyük bir olay anlamına geliyordu, ‘Diriye şehir devleti’ nüfuzunu genişleterek Arap Yarımadası’nın birçok bölgesini etkisi altına aldı. Hatta Irak ve Bilad-ı Şam’daki bazı aşiretler de zekatlarını bu devlete vererek bağlılıklarını bildirmişti. Bu devletin kurucuları devletin temellerini ve bölgesel istikrarı sağlama hususunda önemli gelişmeler kaydettiler. Ancak ‘Diriye şehir devleti’ yerel ve yabancı güçler tarafından sürekli tehdit altındaydı. Kurucu Muhammed bin Suud’un oğlu İmam Abdulaziz bin Muhammed Diriye’de kiralık bir katil tarafından gerçekleştirilen suikast sonucu vefat etti. İmam Abdulaziz, yönetim ve askeri dehasıyla Arap Yarımadası’nın en etkili liderlerinden biri olarak görülüyor. İmam Abdulaziz döneminde devletin sınırları Necd, Ahsa, Asir, Basra Körfezi sahilleri ve Hicaz’ın bazı bölgelerine kadar genişlemişti. Abdulaziz bu süreçte Osmanlı Devleti’nin valilerinin askeri müdahalelilerine karşı sert bir direniş gösterdi. Abdulaziz’in güçleri 1803’te Mekke-i Mükerreme’ye kan dökmeksizin girmeyi başardı.
Abdulaziz’den sonra yönetimin başına oğlu İmam Suud bin Abdulaziz bin Muhammed geçti. Kendisi (Büyük Suud olarak tanınır). İmam Suud babasının devlet nüfuzunu genişletme politikalarını sürdürdü ve yapısal reformlar yaptı. İmam Suud’un Arap Yarımadası’nın büyük çoğunluğunda nüfuzunu pekiştirmesi ve Hicaz’ı birleştirme yönünde önümlü adımlar atması Osmanlı Devleti’ni teyakkuza geçirdi. Valiler aracılığıyla sürdürülen askeri müdahalelerle Mekke ve Medine ele geçirildi ve Suud devletinin sonunu getiren sürece girildi.
İmam Suud 1814 yılında hayatını kaybedince yerine oğlu Abdullah bin Suud geçti. Abdullah bin Suud Osmanlı birliklerine karşı yedi yıl süren bir savaş verdi.  Kavalalı Mehmet Ali paşanın oğlu İbrahim paşa Diriye’yi kuşattı. Suudiler kenti kahramanca altı ay boyunca savunsa da esn nihayetinde İmam Abdullah bin Suud, 1818 yılında teslim olmak zorunda kaldı. İmam Abdullah önce Mısır’a, ardından başkent İstanbul’a götürüldü. Burada şekli bir yargılama sonucunda, nefretin derinliğini gösterircesine çirkin bir şekilde idam edildi. İbrahim Paşa’nın askerleri Diriye ve Necd bölgesinde çok sayıda kişiyi öldürdüler, yağmalar yaptılar, evleri yaktılar ve insanların mallarına el koydular. İbrahim Paşa 1819’da bölgeyi terk ederken ilk Suudi devleti çökmüş haldeydi.
Bir süre egemen olan kargaşadan sonra İmam Türki bin Abdullah bin Muhammed bin Suud, 1824’de Osmanlı güçleriyle çatışmaya girerek Riyad’ı geri almayı başardı. Böylelikle 2. Suud devleti kurulmuş oldu. Bu ikinci Suud devleti, İmam Abdurrahman bin Faysal’ın 1891’de Riyad’dan çıkarılmasıyla sona erecekti. Kral Abdulaziz bin Abdurrahman 1902 yılında Riyad’ı geri alarak 1902 yılında Suudi Arabistan Krallığı’nı kurdu. Üçüncü devletin kurucusu Kral Abdulaziz, modern anlamda bir devletin temellerini attı. Ardından gelen oğulları: Suud, Faysal, Halid, Fehd ve Abdullah’ın her biri devletin gelişmesi adına önemli ekonomik, toplumsal ve siyasi izler bıraktı. Selman bin Abdulaziz, Suud’un 7. Kralı olarak yönetime geldi, Prens Muhammed bin Selman ise veliaht olarak seçildi. Bu süreçte Suudi Arabistan’da çok önemli ekonomik, sosyal, siyasi atılımlar yapıldı. Bu atılımlar ve kapsamlı kalkınma projeleri, içeride ve dışarıda takdirle karşılandı. Aynı zamanda, geleceğin devletini inşa etmek için hayatın tüm yönlerine yönelik kapsamlı bir ulusal vizyon başlatıldı. Böylelikle Suudi Arabistan uluslararası arenadaki konumunu pekiştirdi.  



El-Mahrami: Suudi Arabistan, ön koşulsuz ve siyasi sınırlama olmaksızın güney çözümünü destekliyor

Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
TT

El-Mahrami: Suudi Arabistan, ön koşulsuz ve siyasi sınırlama olmaksızın güney çözümünü destekliyor

Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)
Güney Yemen'den liderler, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenler Riyad'da düzenlenen istişare toplantısına katıldı. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da, Güney Yemen liderleri, aşiret şeyhleri ve yerel kanaat önderlerinin katılımıyla Güney İstişare Toplantısı başladı.

Toplantı sonunda yayımlanan ortak bildiriyi Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Ebu Zura el-Mahrami okudu. Bildiride, toplantının ‘Güney’i kapsayan bir iradeyi temsil ettiği ve farklı kesimler ile vilayetlerden gelen liderler aracılığıyla adil, güvenli ve garantili bir çözüm arayışına yönelik olduğu’ vurgulandı. Bildiride ayrıca, ‘her türlü tırmandırıcı girişimden ve Güney’in davasına ve geleceğine hizmet etmeyen yan çatışmalar yaratma çabalarından uzak durulduğu’ ifade edildi.

Bildiride, Suudi Arabistan’ın, konuyla ilgili liderlerle doğrudan yapılan görüşmeler ışığında, Güney halkının haklı taleplerini tamamen desteklediği ve halkın siyasi geleceğini belirleme hakkını güvence altına alan kapsamlı bir siyasi çözümün önünü açtığı ifade edildi. Bildiride, bu çözümün önceden belirlenmiş siyasi şartlar veya sınırlamalar dayatmadan, Güney halkının onur, güvenlik, istikrar ve geleceğini teminat altına alacağı kaydedildi. Ayrıca, Güney’in tam egemenliğe sahip bir devlet olarak yeniden kurulmasının da bu haklar kapsamında olduğu belirtildi.

El-Mahrami, Suudi Arabistan’ın himayesinde yürütülecek Güney Diyaloğu’nun tarihi bir fırsat olduğunu ve bu fırsatın iç anlaşmazlıklar veya gereksiz çatışmalar yaratılarak heba edilemeyeceğini vurguladı. Böyle bir tutumun, öncelikle Güney’in davasına karşıt güçlerin işine yarayacağı uyarısında bulundu.

Bildiride ayrıca, hiçbir kişi veya Güneyli tarafın dışlanmayacağı ve bu sürecin geniş katılıma ve sorumlu temsil mekanizmalarına dayandığı açık bir şekilde dile getirildi.

El-Mahrami, Riyad’a ulaştıkları günden itibaren Güney davasına yönelik samimi bir karşılama ve açık destek gördüklerini vurguladı. El-Mahrami, “Buradaki varlığımız, halkımızın ve güçlerimizin ihtiyaçlarını doğrudan iletmemize olanak sağladı. Öncelikli konular arasında dört aydır ödenmeyen maaşlar vardı ve Suudi Arabistan’dan bu konuda olumlu ve sorumlu bir geri dönüş aldık. Bu adım, halkımızın çektiği sıkıntıları hafifletme konusundaki içten çabalarını gösteriyor. Ayrıca, vatandaşların günlük yaşamını etkileyen ekonomik ve sosyal meseleler de Suudi kardeşlerimiz tarafından cömertçe desteklendi” dedi.

El-Mahrami, Suudi yetkililerden, Güney’in güvenliğini sağlayan ve cephelerde görev yapan Güney güçlerinin desteğinin sürdürüleceğine dair doğrudan ve somut teyitler aldıklarını belirtti. Bu kapsamda söz konusu güçlerin haklarının eksiksiz ödeneceği, destekleneceği ve kapasitelerinin güçlendirileceğini ifade eden el-Mahrami, bunun Güney’in istikrarını pekiştireceğini, ulusal kazanımlarını koruyacağını ve Güney cephesini zayıflatmaya veya Güneylilerin rolünü sorgulamaya yönelik girişimlerin önünü keseceğini vurguladı.

Toplantı bildirisine göre, ekonomi ve kalkınmanın desteklenmesi, Güney Yemen ile Suudi Arabistan arasında gelecekteki iş birliğinin temel direklerinden biri olacak. Bugün atılan adımların, güvenlik, istikrar ve kalkınmaya dayalı stratejik bir geleceğin somut başlangıcını temsil ettiği kaydedildi.

Bildiride, Suudi Arabistan’ın Güney’i tüm tehditlerden korumada öncü olduğu ve her zaman güçlü bir destek ve güvence sağladığı vurgulandı. Suudi Arabistan’ın Güney’in güvenliği ve istikrarının korunmasında temel bir ortak olduğu, haklı davasını desteklediği ve bu konudaki tutumunun güvenilir ve sürekli olduğu kaydedildi. Bildiride, Güney’in bugün karşı karşıya olduğu asıl tehlikenin Husi milisleri ve bölgeyi hedef alan yayılmacı projeleri ile DEAŞ ve El Kaide gibi diğer terör örgütleri olduğu ifade edildi. Bildirinin devamında şu ifade yer aldı: “Bu nedenle Suudi Arabistan’ın rolünü sorgulama girişimlerini, güneydeki askeri ve güvenlik güçlerini hedef alan kampanyaları ve özellikle de güneyi ve güvenliğini koruma sisteminin bir parçası olan Amalika Tugayları, Vatan Kalkanı Güçleri, Kara Kuvvetleri, Şebve Savunma Güçleri ve Hadrami Elit Güçleri’ni hedef alan kampanyaları kategorik olarak reddediyoruz.”

Bildiride, Suudi Arabistan ile karşılıklı güvenin değerli olduğu vurgulanarak, Güneyli liderlerin halklarının davasını bu hassas dönemde devralma sorumluluğunu bildiği ve bu davayı devlet aklıyla yönetmeye devam edeceği ifade edildi. Liderler, bu sürecin spekülasyon veya ani tepkilerle yürütülmeyeceğini belirtti.

Ayrıca bildiride, Güney halkına, meşru beklentilerini bilinçli ve sorumlu bir şekilde ifade etmeleri çağrısı yapıldı. Bu çerçevede, Suudi Arabistan himayesinde yürütülecek Güney Diyaloğu’nun güvenli ve garantili bir yol olduğu vurgulandı. Bildiride, “Güney devletinin yeniden kurulması hedefi bu siyasi yol üzerinden önceliğimiz ve amacımızdır. Suudi Arabistan’ın himayesi ve desteği, hakların korunmasını, kazanımların sürdürülmesini ve ulusal hedeflerin mümkün olan en düşük maliyetle gerçekleştirilmesini sağlayacaktır” denildi.

Bildiride ayrıca uluslararası toplumdan, Güneylilerin diyalog yoluyla belirlediği seçenekleri desteklemesi, meşru beklentilerine saygı göstermesi ve Suudi Arabistan’ın himayesinde yürütülen bu ciddi süreci desteklemesi istendi. Bu sürecin, Güney ve bölgedeki barış ve istikrar için en gerçekçi çerçeveyi oluşturduğu, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrar gereklilikleriyle uyumlu olduğu kaydedildi.


Suudi Arabistan, ekonominin kalesi ve inovasyon platformu olarak Davos'taki varlığını güçlendiriyor

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
TT

Suudi Arabistan, ekonominin kalesi ve inovasyon platformu olarak Davos'taki varlığını güçlendiriyor

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesinde Davos Kongre Merkezi (Reuters)

Suudi Arabistan’ın Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Davos’ta düzenlenen yıllık toplantılarına katılımı, ülkenin uluslararası alandaki görünürlüğü açısından önemli bir durak oluşturdu. Krallık, ekonomi, kalkınma, teknoloji ve çevresel meselelerdeki rolünü güçlendirmeyi sürdürürken, art arda gerçekleştirdiği katılımlarla küresel eğilimlerin şekillendirilmesinde etkili bir aktör olarak konumunu pekiştirdi. Bu süreçte, sınır aşan etki yaratacak girişimlere öncülük etme ve güçlü ortaklıklar kurma kapasitesi öne çıktı.

Bu platformlarda Suudi Arabistan’ın bölgesel istikrar ve küresel piyasaların dengelenmesindeki rolü de belirgin biçimde yer aldı. Özellikle enerji sektöründe, üretici ve tüketici çıkarları arasında dengeyi gözeten yaklaşımıyla dikkat çeken Suudi Arabistan, karbon döngüsel ekonomi anlayışını benimseyerek temiz enerjiye ve sürdürülebilir madenciliğe yönelik küresel dönüşüme katkı sundu.

Suudi Arabistan, 48. dönem toplantılarına ‘Bölünmüş bir dünyada ortak bir gelecek inşa etmek’ vizyonuyla katılırken, üst düzey heyetinin sergilediği güçlü temsil, ülkenin uluslararası arenadaki artan ağırlığını yansıttı.

Teknolojik dönüşüm

Suudi Arabistan’ın WEF’teki etkin varlığı yıllar içinde kesintisiz biçimde devam etti. 2019 yılında, Saudi Aramco’ya bağlı Uthmaniyah Gaz İşleme Tesisi’nin Endüstriyel Fenerler küresel listesine dahil edilmesi önemli bir dönüm noktası oldu. Bu adımla söz konusu tesis, petrol ve gaz sektöründe bu prestijli sınıflandırmaya giren ilk tesis olma özelliğini kazandı. Bu gelişme, Krallık’ta yaşanan sanayi dönüşümünün ulaştığı düzeyi yansıtırken, Suudi Arabistan aynı dönemde WEF ile Dördüncü Sanayi Devrimi Merkezi’nin kurulmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı. Daha sonra ulusal bir platforma dönüşen bu merkez, geleceğe dönük politikaların şekillendirilmesi ve ileri teknoloji alanlarında Suudi insan kaynağının yetiştirilmesine odaklanarak, Krallık’ın yenilikçilik ve teknolojik dönüşüm çağında hazırlık düzeyini güçlendirdi.

2020 yılında ise SABIC, döngüsel ekonomi yaklaşımı kapsamında plastik geri dönüşümüne yönelik TRUCIRCLE™ girişimini hayata geçirerek Krallık’ın forumdaki görünürlüğünü pekiştirdi. Aynı yıl Saudi Aramco, Hurays tesisinin de Endüstriyel Fenerler listesine alındığını duyurdu ve böylece bu küresel sınıflandırmaya giren ikinci Suudi tesisi kayda geçti.

Suudi Arabistan, 2022 yılında WEF platformlarında ‘Tarih bir dönüm noktasında’ başlığı altında küresel meydan okumalarla mücadeleye yönelik vizyonunu ortaya koydu. İklim, ekonomi, enerji ve gıda güvenliği gibi alanlarda ileri çözümler sunan Krallık, Vizyon 2030 programları sayesinde sağlanan ekonomik çeşitlenme, toplumsal güçlenme ve devletin krizlere karşı dayanıklılığını da vurguladı. Bu çerçevede, Kovid-19 salgınıyla mücadele ve toparlanma sürecinde elde edilen kazanımlar da öne çıkarıldı.

Bu etkin varlık, 2023 yılında Suudi Arabistan heyetinin ‘Kentsel kalkınma kaynaklarında dayanıklı bağlantıya doğru’ başlıklı oturumda sergilediği uluslararası iş birliği modeliyle daha da güçlendi. Oturumda şehirlerin geleceği ve sürdürülebilirliği ele alınırken, Suudi Arabistan’ın daha esnek ve yenilikçi kentsel modellerin geliştirilmesindeki öncü rolü ile uluslararası entegrasyonu güçlendiren teknolojik ve ekonomik çözümlere verdiği destek vurgulandı.

Gençleri güçlendirmek

Suudi Arabistan, 2024 yılı WEF’e katılımında da etkili varlığını sürdürdü. Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah başkanlığındaki heyet, ‘Güvenin yeniden inşası’ ekseninde Krallık’ın vizyonunu ortaya koyarak, küresel dönüşümlerin özüne temas eden bir yaklaşım sundu. Bu çerçevede ekonomik istikrarın güçlendirilmesinden insan ve teknolojiye yönelik yeni yatırım alanlarının açılmasına kadar uzanan başlıklar ele alındı.

Forumun farklı platformlarında ise El-Ula, Misk Vakfı, Suudi Arabistan Veri ve Yapay Zekâ Kurumu (SDAIA), yenilikçiliği, gençlerin güçlendirilmesini ve akıllı şehirlerin şekillendirilmesini yansıtan girişimlerle yer aldı. Bu katılım, Suudi Arabistan’ı geleceğin araçlarını kararlılık ve ilhamla yeniden inşa eden bir ülke olarak öne çıkardı.

Suudi Arabistan’ın 2024’teki forum kapsamındaki varlığı, Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın himayesinde Riyad’da düzenlenen WEF Özel Toplantısı’na ev sahipliği yapmasıyla daha da pekişti. Toplantıda, dünyanın farklı ülkelerinden binin üzerinde üst düzey lider, kalkınma sorunlarını ve daha istikrarlı bir geleceğe yönelik pratik çözümleri ele almak üzere bir araya geldi.

Toplantı kapsamında düzenlenen oturumlar ve imzalanan nitelikli anlaşmalar; uzay, yapay zekâ, sürdürülebilirlik, sağlık ve insani çalışmalar gibi alanlara odaklandı. Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın etkin bir uluslararası ortak konumunu teyit ederken, tüm ülkeler için kalkınma yollarının yeniden çizilmesine ve bölünmeleri aşmayı hedefleyen yeni bir uluslararası iş birliği modelinin benimsenmesine zemin hazırladı.

WEF’in 2025 yılı yıllık toplantısında ise Suudi Arabistan, uluslararası konumunu daha da güçlendirerek, forumla ortaklık içinde 2026 yılının ilk yarısında üst düzey ve periyodik bir küresel toplantıya ev sahipliği yapacağını duyurdu. Bu adım, Krallık’ın liderlik rolüne duyulan küresel güvenin bir göstergesi olarak değerlendirildi.

Siber güvenlik

Forum çalışmaları kapsamında, nitelikli bir dizi girişim de hayata geçirildi. Bunların başında, ekonominin siber güvenlikle ilişkisine odaklanan küresel bir platform olarak Riyad’da Siber Ekonomi Merkezi’nin kurulması yer aldı. Ayrıca Cübeyl Sanayi Kenti, ‘Sürdürülebilir sanayi kümelerine geçiş’ girişimine katılarak bu çerçevede Ortadoğu’da yer alan ilk şehir oldu. Geleceğin Pazarlarının Hızlandırıcısı girişimi ise Suudi Arabistan’ın yenilikçiliği destekleme ve yükselen pazarların büyümesini teşvik etme yönündeki çabalarını öne çıkardı.

Saudi House (Suudi Evi) girişimi de Krallık’ın uluslararası arenadaki artan rolünü ve somut etkisini yansıttı. Girişimciler, değişim öncüleri ve yenilikçileri bir araya getiren bir platform olarak öne çıkan girişim, dünyanın geleceğini şekillendiren temel alanlara ilişkin stratejik vizyonların paylaşılmasına imkân sundu. Ziyaretçiler, Vizyon 2030’un ortaya çıkardığı kalkınma ve yatırım fırsatlarını yakından tanıma imkânı bulurken, girişim kapsamında ele alınan başlıklar aracılığıyla zengin bir bilgi ve ilham kaynağına erişti.

WEF’in yıllık toplantısındaki bu artan varlığıyla Suudi Arabistan, uluslararası çözümlerin şekillendirilmesinde ve küresel ortaklıkların güçlendirilmesinde oynadığı merkezi rolü bir kez daha teyit etti. Krallık’ın art arda gerçekleştirdiği katılımlar, Vizyon 2030’un uluslararası iş birliği yolunu daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir geleceğe yönlendirme kapasitesini de açık biçimde ortaya koyuyor.

Niteliksel yatırımlar

Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender bin İbrahim el-Hureyf, Suudi Arabistan’ın İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen WEF’in yıllık toplantısına katılımının, Krallık’ın uluslararası etkili platformlardaki varlığını güçlendirdiğini vurguladı. El-Hureyf, bu katılımın aynı zamanda Suudi Arabistan’ın küresel ekonomik meseleleri tartışan etkin bir ortak olarak rolünü sürdürmesine ve uluslararası ekonomi trendlerini öngörme çabalarına katkı sağladığını belirtti; bu çabaların istikrar, büyüme ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklediğini kaydetti.

7ı8o9
Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Bender bin İbrahim el-Hureyf, Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) oturumlarından birine katılımı sırasında (SPA)

El-Hureyf, özellikle sanayi ve madencilik sektörlerindeki hızlı ekonomik dönüşümlerin, Krallık’ı nitelikli yatırımlar için cazip bir merkez ve küresel tedarik zincirlerinde güvenilir bir ortak konumuna getirdiğini ifade etti. Bu başarının, rekabetçi bir yatırım ortamı, istikrarlı bir yasal ve düzenleyici çerçeve, gelişmiş altyapı ve farklı sektörlerde kapsamlı bir yetenek geliştirme sistemi üzerine inşa edildiğini belirtti.

El-Hureyf ayrıca, Davos’ta Suudi heyetiyle gerçekleştirdiği temaslar sırasında, küresel şirketlerin liderleri, yatırımcılar ve karar vericilerle bir araya gelerek iş birliği fırsatlarını değerlendirmeyi, Krallık’ın sanayi ve madencilik alanlarında sunduğu imkân ve teşvikleri tanıtmayı ve nitelikli ortaklıklar kurarak yerli üretimi güçlendirme ve petrol dışı ihracatı artırma hedeflerini desteklemeyi planladığını açıkladı.


Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Şara bölgesel gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
TT

Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile Şara bölgesel gelişmeleri ele aldı

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Riyad’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmeden bir kare (Arşiv_SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bölgedeki son gelişmeleri ve ortak ilgi alanına giren çeşitli konuları görüştü.

Görüşme, pazar günü Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın Suudi Veliaht Prensi’ni telefonla aramasıyla gerçekleşti. Görüşmede iki ülke arasındaki ikili ilişkiler ile bu ilişkilerin farklı alanlarda geliştirilmesine yönelik fırsatlar da ele alındı.