Ketaib Partisi Eski Başkanı Sami Cemayel: Lübnanlılar, İran'dan emir alan yasadışı bir örgüte rehin

Müftü Şeyh Abdullatif Deryan, dün istifa eden Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel Kataib Partisi heyetini kabul etti
Müftü Şeyh Abdullatif Deryan, dün istifa eden Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel Kataib Partisi heyetini kabul etti
TT

Ketaib Partisi Eski Başkanı Sami Cemayel: Lübnanlılar, İran'dan emir alan yasadışı bir örgüte rehin

Müftü Şeyh Abdullatif Deryan, dün istifa eden Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel Kataib Partisi heyetini kabul etti
Müftü Şeyh Abdullatif Deryan, dün istifa eden Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel Kataib Partisi heyetini kabul etti

Müftü Şeyh Abdullatif Deryan, istifa eden Lübnan Ketaib Partisi Başkanı Sami Cemayel ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Cemayel, “Müftü efendi ile görüşmemiz güzel bir fırsattı. Kendisi büyük bir ulusal vicdana sahip olan ve tüm hassas konuları çok fazla ılımlılık ve açıklıkla ele alan bir Lübnan ulusal merciidir. Dar’ul Fetva’nın oynadığı rolü ve şehitlerin Lübnan'ı savunmak için yaptıkları tüm fedakarlıkları büyük bir muhabbet ve takdir ile karşılıyoruz. Bugün tehlikede olduğunu düşündüğümüz bu Lübnan varlığına ve Lübnan kimliğine sarılmalıyız” açıklamalarında bulundu.
Cemayel sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hassas durumda, Başbakan Hariri'nin attığı adımdan sonra Dar’ul Fetva’nın çizgisini bilmek bizim için önemli. Tüm Lübnanlıların bildiği gibi, Başbakan Hariri ile siyasi yaklaşım ve son yapılan düzenlemeler konusunda temel bir farklılığımız var. Başkanlık anlaşmasının son yıllarında Başbakan Hariri ile aramızdaki tüm farklılıklara rağmen siyasi faaliyetlere askıya almasının bir hata olduğunu söyledik. Diğer yandan Müstakbel Hareketi'nin Başbakan Refik Hariri döneminden bugüne kadar somutlaştırdığı ılımlılık, hiç şüphesiz ülkenin temel ihtiyacıdır. Bu ılımlılığın Lübnan kimliğinin, Lübnan aidiyetinin ve Lübnan vatandaşının inşasına olumlu yansıdığına şüphe yoktur. Müstakbel Hareketi ve Başkan Saad Hariri'nin benimsediği ‘şiddeti bir kenara bırakma politikasının’ bizim için çok önemli bir nokta olduğuna şüphe yok.”
Gün geçtikçe tüm Lübnanlılara dayatılan ve bir oldubitti haline gelen ülkenin milislere teslimi politikasını eleştiren Cemayel, “Devlet kurumları ülkeyi kontrol eden bu milislerin insafına kalmış durumda. Ne yazık ki, ülke ile ilgili kararı Lübnan ile ilgisi olmayan ve dış güçler tarafından kontrol edilen milisler veriyor. Bunu söyleyen sadece biz değiliz, kendileri de söylüyor. Lübnan halkı, İran adlı yabancı bir ülkenin komutasında olan Lübnan'daki yasadışı bir örgütün rehini. Gerçek bu, Lübnan halkı da devletin kaynaklarını günlük olarak yağmalayan bu örgütle iş birliği yapan ve onunla beraber hareket eden siyasi bir mafyanın rehinesidir. Lübnan halkının direnmesi ve yüzleşmesi gerekiyor ve elimizdeki tek barışçıl yöntem, tüm kusurlarıyla birlikte seçimler” değerlendirmelerinde bulundu.
 Kuveyt Dışişleri Bakanı'nın yürüttüğü Arap girişimiyle ilgili olarak Cemayel, “Bunu ciddi ve temel bir girişim olarak görüyoruz ve Lübnan hükümetinin bu girişimi hafife almasına şaşırıyoruz. Konu Bakanlar Kurulu'na götürülmedi ve Lübnan devleti de bu konuyu ele almayacak. Bugün Lübnan'ın Arap Körfezi ülkelerinde çalışan yüz binlerce Lübnanlıya güvence vermek için başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyaya şeffaflığını yeniden belirtmesine şiddetle ihtiyacımız var. Arap ülkelerine hakaret eden herkes bu inisiyatife veya zaman kaybetme girişimine olumsuz cevap verecektir. Arap ülkelerini her gün aşağılayan partilerin, Lübnan'ın egemenliğini ihlal ettikleri bir dönemde, Lübnan'ın egemenliğini geri getirecek bir girişimi kabul etmelerini nasıl isteyebilirsiniz? Bu girişim, devletin egemenliğinin yeniden sağlanmasının yanı sıra, 1559 ve 1701 sayılı uluslararası kararların uygulanmasını açıkça şart koştu. Söz konusu girişim Lübnanlıların hayali ve bizim için asıl hedef olan tüm Lübnan topraklarında hakimiyeti sağlamak. Elbette, bunu ihlal eden, girişime müsamaha göstermeyecektir” diye konuştu.



Sisi ve Trump, Davos Forumu'nun oturum aralarında bölgesel gelişmeleri görüşecekler

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi (Arşiv- Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi (Arşiv- Reuters)
TT

Sisi ve Trump, Davos Forumu'nun oturum aralarında bölgesel gelişmeleri görüşecekler

ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi (Arşiv- Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi (Arşiv- Reuters)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, "Diyalog Ruhu" temasıyla 19-23 Ocak tarihleri ​​arasında düzenlenecek Dünya Ekonomik Forumu'na katılmak üzere bugün İsviçre'nin Davos kentine hareket ediyor.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Muhammed el-Şennavi bugün yaptığı basın açıklamasında, forumun gündeminde devlet başkanları, uluslararası ve bölgesel örgüt başkanları ve büyük özel sektör kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşecek bir dizi etkinlik bulunduğunu belirtti.

El-Şennavi, forum oturumlarında uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi, küresel refah yollarının desteklenmesi, büyümenin itici gücü olarak teknoloji ve inovasyona olan bağımlılığın artırılması ve insan sermayesine yatırım yapılması gibi konuların ele alınacağını ifade etti.

Sözcü, Mısır Cumhurbaşkanı'nın forumun oturum aralarında Amerikalı mevkidaşı Donald Trump ile bir araya gelerek, ortak ilgi alanlarına giren son bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüşeceğini belirtti. Liderler, her iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek ve bölgesel ve uluslararası istikrarı teşvik edecek şekilde Mısır ile Amerika Birleşik Devletleri arasında iş birliği ve koordinasyonu artırmanın yollarını ele alacaklar.


UCM: HDK, Sudan'daki “savaş suçlarını” gizlemek için toplu mezarlar açtı

UCM Genel Merkezi (AFP)
UCM Genel Merkezi (AFP)
TT

UCM: HDK, Sudan'daki “savaş suçlarını” gizlemek için toplu mezarlar açtı

UCM Genel Merkezi (AFP)
UCM Genel Merkezi (AFP)

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcı Yardımcısı Nazhat Shameem Khan dün, Sudan'daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ni (HDK) ‘ülkenin batısındaki Darfur bölgesinde işlenen savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları’ gizlemek için toplu mezarlar kazmakla’ suçladı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığı habere göre Khan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) verdiği brifingde, Savcılık Ofisi'nin ‘Faşir'de, özellikle ekim ayı sonlarında HDK'nın şehri kuşatmasının zirveye ulaştığı dönemde, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlendiği sonucuna vardığını’ söyledi.

Kendisine ABD'ye giriş vizesi verilmediğini açıklayan Khan, videolu brifinginde, Savcılık Ofisi’nin suçlamalarını ‘toplu katliamları ve toplu mezarlar kazarak suçları gizleme girişimlerine dair ses ve video materyalleri ile uydu görüntülerine’ dayandırdığını söyledi.

HDK, 2024 yılının mayıs ayında Kuzey Darfur eyaletinin yönetim şehri Faşir'e uyguladığı kuşatmayı sıkılaştırdı ve 2025 yılının ekim ayında şehrin tam kontrolünü ele geçirdi.

Fransız Haber Ajansı AFP tarafından aralık ayında analiz edilen uydu görüntüleri, 3 bin 600 metrekareyi kaplayan bir alana mezarların yayıldığını gösteriyordu.

ABD’deki Yale Üniversitesi İnsani Yardım Araştırma Laboratuvarı tarafından kasım ayı sonlarında yapılan benzer bir analiz, taşınmış, gömülmüş veya yakılmış ‘insan kalıntılarına benzeyen nesnelerden oluşan yığınlar’ tespit etti.

Faşir savaşından sağ kurtulanlar, sivillerin şehirden kaçarken hedef alındığını, hatta yargısız infazlara ve cinsel şiddete maruz kaldıklarını bildirdi.

Darfurluların ‘toplu işkenceye’ uğradığı uyarısında bulunan Khan, “Faşir’in düşüşü, Arap olmayan toplulukları en derin acılara maruz bırakmak için sistematik ve planlı bir kampanyayla birlikte gerçekleşti” değerlendirmesinde bulundu.

Savcı Yardımcısı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Araştırmalarımıza göre tecavüz dahil cinsel şiddet, Darfur'da bir savaş aracı olarak kullanılıyor ve yavaş yavaş ortaya çıkan tablo, toplu infazlar ve zulümler dahil olmak üzere büyük çaplı organize suçların korkunç bir görüntüsüdür.”

Bu suçların geniş bir coğrafyayı kapsadığını ve Faşir ile sınırlı olmadığını vurgulayan Khan, ‘2023 yılında El-Cenine'de işlenen zulümlerin 2025 yılında Faşir'de tekrarlandığını ve bu suçların Darfur'daki bir bölgeden diğerine aktarıldığını’ gösteren kanıtlardan bahsetti.

Savcı Yardımcısı, bu suçların ‘mevcut çatışma ve cezasızlık sona erene kadar’ devam edeceği konusunda uyarıda bulundu.

Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, HDK’nın Batı Darfur'un El-Cenine kentinde çoğu Masalit kabilesinden olmak üzere 10 bin ila 15 bin kişiyi öldürdüğünü tahmin ediyor.

Khan, Sudanlı yetkililere, UCM’nin tutuklama emri çıkardığı kişileri, özellikle de eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminde iktidar partisinin lideri olan Ahmed Harun'u teslim etmeleri çağrısını yineledi.

Savcı Yardımcısı, Harun'un teslim edilmesini öncelikli bir konu olarak görüyor. Çünkü Harun, 2000’li yılların başlarında Darfur'da ve 2011 yılında Güney Kordofan'da yetkililerin isyanı bastırma sürecinde işlediği cinayet, tecavüz ve işkence dahil olmak üzere onlarca insanlığa karşı suç ve savaş suçu ile suçlanıyor. Harun ise hakkındaki bu suçlamaları reddediyor.


Lübnan ordus komutanı, şubat ayı başlarında kritik bir ziyaret için Washington'a gidiyor

Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel, askeri personel eşliğinde (Ordu Komutanlığı)
Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel, askeri personel eşliğinde (Ordu Komutanlığı)
TT

Lübnan ordus komutanı, şubat ayı başlarında kritik bir ziyaret için Washington'a gidiyor

Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel, askeri personel eşliğinde (Ordu Komutanlığı)
Lübnan Ordu Komutanı General Rudolph Heykel, askeri personel eşliğinde (Ordu Komutanlığı)

Lübnan Ordusu Komutanı General Rudolph Heykel, önümüzdeki ayın başlarında Washington'a yapacağı resmi ziyaret için hazırlık yapıyor. Bu ziyaret hem siyasi hem de askeri düzeyde çok önemli bir olay. Ziyaret, Lübnan Ordusu'nu desteklemeye adanmış ve 5 Mart'ta yapılması planlanan Paris Konferansı öncesinde kritik bir döneme denk geliyor.

Bu arada, artan gerilimler ve güneydeki devam eden İsrail hava saldırıları nedeniyle Lübnan ordusu güney sınır boyunca yüksek alarma geçirildi. Yerel kaynaklar Şarku'l Avsat'a şunları söyledi: "Lübnan ordusu Adaysseh kasabasının güneyinde yeni bir mevzi kurarken, İsrail ordusu sınır duvarının dışına bir Merkava tankı yerleştirerek, Lübnan askerlerini geri çekilmeye zorlamak amacıyla toplarını onlara çevirerek doğrudan bir provokasyonda bulundu. Ancak Lübnan ordusu geri çekilmeyi reddetti ve bölgedeki mevzisini kurmaya devam etti."