Avrupa’da yeşil pasaportun geçerlilik süresine yönelik tartışmalar hız kazandı

Kovid-19 aşılarının patentlerinin önümüzdeki haftalarda kaldırılması bekleniyor.

Paris’te aşı karşıtı gösteriler sürüyor. (Reuters)
Paris’te aşı karşıtı gösteriler sürüyor. (Reuters)
TT

Avrupa’da yeşil pasaportun geçerlilik süresine yönelik tartışmalar hız kazandı

Paris’te aşı karşıtı gösteriler sürüyor. (Reuters)
Paris’te aşı karşıtı gösteriler sürüyor. (Reuters)

Avrupa ülkelerinin sağlık yetkilileri tarafından ‘Yeşil Pasaport’, ‘Kovid Pasaportu’ ve ‘Bağışıklık pasaportu’ gibi adlarla çıkartılan aşı sertifikalarına yönelik tartışmalar artıyor. Yeşil pasaport, Avrupa Birliği üye ülkeleri içinde ve aralarında seyahati kolaylaştırmak için veriliyor ancak yolcuların ve toplumun karşılaştığı zorluklar her geçen gün artıyor. Pandeminin bu aşamasında, aşı sertifikasının sağlıksal ve işlevsel düzeylerdeki etkinliği konusunda şüpheler bulunuyor.
Söz konusu sertifika, geçen yılın ortasından bu yana Kovid-19 pandemisine karşı savaşta önemli bir silah olarak görülüyor ve AB iç sınırlarını geçebilmek için önemli bir araç haline geldi. Ancak epidemiyolojik sahnedeki son gelişmeler, sertifikanın kullanımda değişikliklere yol açtı. Bilim camiasının önemli bir kısmı uygulamanın, salgını kontrol altına alma ve virüsün yayılmasını engelleme konusundaki etkinliğine yönelik sorgulamalarda bulunuyor.
Sertifikanın, aşının ikinci dozunun alındığı tarihten itibaren, ek doz alma şartıyla geçerlilik süresinin 9 ay olması planlanmıştı. Ancak AB, epidemiyolojik durumun gidişatına veya yeni varyantların ortaya çıkmasına ilişkin daha fazla bilgiye sahip olmak için beklerken sertifikanın geçerlilik süresini henüz belirlemedi. Sağlık camiasının bir süredir acil olarak gündeme getirdiği soruların başlıcaları arasında ise şunlar yer alıyor:
-Kullanılmakta olan aşılara dirençli olan yeni bir varyant ortaya çıkarsa ne olur?
-İlaç şirketleri daha etkili aşı veya ilaçlar geliştirirse üreç nasıl ilerler?
- Ek dozunu almayı ertelemek zorunda kalan enfekte olmuş kişilerin akıbeti nedir?
Uzmanlar, aşı sertifikasının aşılama oranının artırılmasına yardımcı olduğu görüşündeler. Ancak aşı olmuş sağlıklı kişilere bulaşma ve enfekte olanların başkalarına bulaştırmasını sağlama özelliği ile Omikron’un neden olduğu devam etmekte olan dalganın da gösterdiği üzere virüsün yayılmaya devam etmesine engel olmadığını savunuyorlar.
Avrupa Komisyonu bu hafta, aşı sertifikası ile ilgili olarak önümüzdeki hafta salı gününden itibaren yürürlüğe girecek bir dizi yeni tedbiri onayladı. Söz konusu tedbirler, AB içinde seyahat şartlarını birleştirmeyi ve üç doz aşı olma talebini yeniden uygulamayı amaçlayan tavsiyelerden oluşuyor. Ancak nihai karar hükümetlere bırakılıyor.
Avrupa Bulaşıcı Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) ek dozunun, tam aşılama döngüsünün bitiminden itibaren 6 ayı geçmeyen bir süre içinde verilmesi önerisinde bulunmuştu. ECDC’nin bu kararı Avrupa Komisyonu’nun sertifikanın geçerliliğini ikinci dozu aldıktan sonra 6 ay ile sınırlamasını ve ulusal aşı kampanyalarının vatandaşların ek dozu almasını sağlamak üzere programlarını ayarlamaları için, 3 aylık bir ek süre vermesini sağladı.
Yeni tedbirler, salgınla mücadelede coğrafi değil, bireysel bir yönetime doğru geçişi sağlamayı, yolcuların hareketlerini yani geldiği bölgedeki epidemiyolojik durumdan bağımsız olarak yolcunun sağlık durumuna odaklanmayı amaçlıyor. Ancak tedbirlerin uygulanması aşamasında, sınır geçişlerini kontrol etmek üzere uygulanacak şartları ve standartları belirlemek ulusal hükümetlere kalıyor. Aşı sertifikası verme konusunda hiçbir zaman istekli olmayan ve defalarca kez böyle bir uygulamanın sertifikası olmayanlara haksızlık olacağını belirten Dünya Sağlık Örgütü (WHO) epidemiyolojik danışmanı Tony Trea’ya göre kurum artık Omikron varyantının ortaya çıkmasından ve görülmemiş bir hızla yayılmasından sonra yeni yönelimlerde bulunuyor. Örgüt, Kovid pasaportu, enfeksiyonu taşıyan birinin virüsü başkalarına bulaştırmayacağını garanti etmese de, daha fazla koruma sağladığını dolayısı ile bulaş ve yayılma riskini azalttığını kabul ediyor.
Yine de karar hükümetlere kalıyor. Avrupa ülkelerinin çoğu yolcunun aşılama durumundan bağımsız olarak zorunlu negatif testler ve karantina gibi önlemler uyguluyor. AB internet sitesinde belirtilenlere göre son veriler, ek dozun sağladığı bağışıklığın, aşının ilk tam doz uygulaması ile ulaşılan bağışıklıktan daha uzun olabileceğini düşündürüyor. Ancak üçüncü dozun uygulanmasının Kovid-19’un bulaşmasını önleme konusunda etkinliğine dair henüz bir çalışma olmaması sebebiyle sertifikanın ek dozu aldıktan sonraki geçerlilik süresi ise henüz belirlenmedi.
WHO'nun eski Acil Durumlar Direktörü Epidemiyolog Daniel Lopez Acuna, Kovid-19 pasaportunun epidemiyolojik bir kontrol aracı olmaktan çok karantina prosedürleri gibi kısıtlamaları azaltmak ve pandeminin ilk aşamalarında felce uğrayan seyahat prosedürlerini basitleştirmek amacıyla nüfusun hareketini izlemenin ekonomik bir yolu olduğunu söyledi. Aşıların etkinlik ve güvenliklerinden şüphe duyan veya aşı olması reddedenler kişiler arasında aşının teşvik edilmesine katkıda bulunsa da bunun koruma sağladığı anlamına gelmediğini vurguladı. İtalya, Almanya ve Fransa’da yakın zamanda yapılan bir araştırma, geçen yıl yaz aylarından yılın sonuna kadar seyahatte aşı sertifikası gerekliliğinin uygulanmasının, aşılama oranları açısından Fransa’da yüzde 13’lük, Almanya’da yüzde 6,2'lik ve İtalya’da yüzde 9,7’lik bir oranla katkıda bulunduğunu gösterdi.
Lopez, pandemi ile ilgili gelişmelerin, virüsü kontrol altına almaya yönelik önlemleri ve epidemiyolojik durumun gerekliliklerinin koordine edilmesindeki zorlukları artırmasını bekliyor. Lopez bununla ilgili olarak, örneğin sağlık koşulları nedeniyle aşı olmayan, tehlikeli bir alerjik reaksiyon geliştirme korkusuyla aşı yaptırmayan veya ilk dozdan sonra şiddetli reaksiyon gösteren kişilerin aşı sertifikası alamamasına dikkat çekiyor. Nasıl bir süreç uygulanacağı henüz bilinmeyen gruplar arasında, yakın zamanda virüsü atlatan ve 5 aydan önce ek doz alamayanlar da bulunuyor. Avrupa’da ikinci dozu alma tarihinden üzerinden 9 ayı geçen ve Kovid-19 pasaportlarının süresi biten ancak yenilemek için ek doz alamayan on milyonlarca kişi bulunuyor.
Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) Genel Direktörü Ngozi Okonjo-Iweala, Kovid-19’a karşı aşıların patentleriyle ilgili sorunların bir ay içinde bir çözüme ulaştırılmasını umduğunu söyledi. Ngozi Okonjo-Iweala, patent kaldırılmasını destekleyen ve karşı çıkan ülkeler için ikan edici bir başlangıç ​​noktasını teşkil eden ilk anlaşmanın imzalanması konusunda iyimser olmaya yönelik işaretler olduğunu vurguladı.
Ngozi Okonjo-Iweala, Fransa Dış Ticaret ve Yatırım Bakanı Franck Riester ile Paris’te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından “Aşı konusu son derece karmaşık. İlerleme kaydetmek için çalışıyoruz” açıklamasında bulundu. WTO Genel Direktörü 100’den fazla ülkenin aşı üretimini ve dağıtımı kolaylaştırmak için patentlerin kaldırılmasını desteklediğini ve bunu pandemiyle mücadelede yeterli bağışıklığın sağlanması için bir ön koşul olarak gördüğünü belirtti.
Papa Francis de dün aşılarla ilgili yanlış haberlere karşı mücadele çağrısında bulundu. Ayrıca ortaya çıkan hastalıklara karşı ilaç ve aşı geliştirilmesinin yanı sıra yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin salgınla mücadele imkanlarını ve sağlık sistemlerini güçlendirmelerine yardımcı olmak üzere uluslararası bir bilimsel araştırma koalisyonu kurulmasını önerdi.



BM Raportörü: İsrail, Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguluyor

Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
TT

BM Raportörü: İsrail, Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguluyor

Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)
Birleşmiş Milletler’in Filistin Toprakları Özel Raportörü Francesca Albanese (AFP)

Birleşmiş Milletler’in Filistin toprakları özel raportörü Francesca Albanese, Cuma günü medyaya yaptığı açıklamada, İsrail’in Filistinlilere karşı sistematik işkence uyguladığını ve bunun “toplu misilleme ve yıkıcı niyetleri” işaret ettiğini belirtti.

Albanese, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırısıyla patlak veren Gazze savaşı sonrası gözaltındaki Filistinlilerin “aşırı fiziksel ve psikolojik ihlallere maruz kaldığını” söyledi.

Fransız Ajansı AFP, İsrail’in Cenevre’deki misyonundan yorum talep etti. İsrail tarafı, Albanese’yi daha önce “İsrail devletinin meşruiyetini ortadan kaldırmayı amaçlayan takıntılı bir nefret ajandasıyla hareket etmekle” suçlamıştı.

Albanese, sürekli eleştirileri ve İsrail’i soykırımla suçlamaları nedeniyle İsrail ve bazı müttefikleri tarafından antisemitizmle suçlandı ve görevden alınması talep edildi. Geçen ay ise Fransa ve Almanya, Doha Forumu’ndaki açıklamaları sonrası onun istifasını istemişti. Albanese, bu taleplerin “asılsız suçlamalara” ve sözlerinin “çarpıtılmasına” dayandığını belirtti.

Yeni raporuna eşlik eden açıklamada Albanese, “Tüm taraflarca gerçekleştirilen işkence ve kötü muamelenin, Filistinli silahlı gruplar da dahil olmak üzere, kesinlikle kınandığını” ancak raporun “İsrail’in davranışına odaklandığını” ifade etti.

“İşkence ve Soykırım” Başlıklı Rapor

Rapor, “7 Ekim 2023’ten bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in sistematik işkence uygulamasını” ele alıyor. Raporda, gözaltı merkezlerinde uygulanan işkencenin “benzeri görülmemiş bir şekilde toplu cezalandırma olarak kullanıldığı” belirtiliyor.

Raporda, “vahşi dayak, cinsel şiddet ve tecavüz, ölümcül kötü muamele, aç bırakma ve temel insani ihtiyaçlardan sistematik yoksun bırakma, onlarca bin Filistinli ve yakınlarında kalıcı ve derin yaralar bıraktı” ifadelerine yer verildi.

Albanese, “İşkence, erkek, kadın ve çocukları kontrol etmenin ve cezalandırmanın ayrılmaz bir parçası haline geldi; ister gözaltı sırasında kötü muamele yoluyla, ister sürekli zorunlu göç, toplu öldürme ve yoksun bırakma kampanyasıyla, yaşamın tüm unsurlarını yok ederek toplu acı ve ızdırabı uzun vadeli olarak artırmak için” denildi.

İsrail, İşkence ve Diğer Zalim, İnsanlık Dışı veya Küçültücü Muamele veya Cezaları Önleme Sözleşmesi’ne taraf bir ülke.

Albanese, 300’den fazla ifade dahil yazılı belgeler topladığını açıkladı.

BM İnsan Hakları Konseyi, özel raportörleri atasa da, raportörlerin bağımsız uzmanlar olduğunu ve BM’yi doğrudan temsil etmediğini hatırlattı.

Raporun Pazartesi günü İnsan Hakları Konseyi’ne sunulması bekleniyor.


Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
TT

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf
Yeniden konumlanma sanatında usta bir Devrim Muhafızları generali: Kalibaf

İran liderine yakın isimler arasında savaş, güvenlik, siyaset ve ekonomiden geçmiş figürler içinde Meclis Başkanı ve Devrim Muhafızları kökenli Muhammed Bakır Kalibaf, bizzat rejimin doğasını en iyi yansıtan isimlerden biri olarak öne çıkıyor: Sadakati ödüllendiren, sahadaki adamlarına yatırım yapan ve iç-dış mücadelelerden çıkanlara tekrar tekrar yeniden konumlanma fırsatı tanıyan bir sistem.

40 yılı aşan bir kariyere sahip Kalibaf, savaş siperlerinden kokpite, polis teşkilatı komutanlığından Tahran Belediye Başkanlığı’na ve oradan Meclis Başkanlığı’na uzanan bir yol izledi. Ancak en büyük hedefi olan cumhurbaşkanlığına ulaşmayı başaramadı.

gtr
Kalibaf ile eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Horasan eyaleti kökenli isimlerin yasama ve yürütme organları üzerindeki hâkimiyetinin en belirgin örneğini oluşturdu (İran Parlamento sitesi)

Buna rağmen bu başarısızlık, nüfuz mücadelesini kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine kariyeri, İran içinde özel bir siyasi model ortaya koyuyor: Güvenlik karakterli bir devlet adamı, Devrim Muhafızları ile güçlü bağlara sahip, kendisini zaman zaman sert bir general, zaman zaman bir icracı yönetici, zaman zaman da alt sınıflara yakın pragmatik bir siyasetçi olarak sunabilen bir figür. Bu değişen yüzlere rağmen tek sabit unsur ise sistemin merkezinde kalma konusundaki ısrarı oldu.

Meşhedli, savaş kuşağından gelen bir isim

Kalibaf, 1961 yılında Meşhed yakınlarındaki Torghabeh’te doğdu. Meşhed, İran İslam Cumhuriyeti’nde devlet ve güvenlik elitlerinin önemli bir kısmını yetiştiren şehirlerden biri olarak biliniyor. Bu şehir yalnızca dini bir merkez değil, aynı zamanda din kurumu ile güvenlik ve askeri yapının kesiştiği bir alan.

sdvfgbh
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın pasaportundan bir kare

Kalibaf kamu hayatına İran-Irak Savaşı üzerinden girdi. Kendi kuşağındaki pek çok kişi gibi bu savaş onun siyasi ve güvenlik kimliğini şekillendirdi ve sonraki görevlerinde taşıyacağı sembolik bir sermaye kazandırdı. Önce Besic’e, ardından Devrim Muhafızları’na katıldı ve savaş yıllarında hızla yükselerek en genç komutanlardan biri haline geldi. Bu dönemde ileride sistemin temel direkleri olacak isimlerle ilişkiler kurdu.

bhju
Kalibaf, hemşehrisi Meşhedli Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin yanında, resmi bir tören sırasında (İran Parlamento sitesi)

Savaş, Kalibaf için yalnızca bir kahramanlık hikâyesi değil, aynı zamanda iktidar elitine giriş kapısı oldu. Bu kuşak daha sonra güvenlik, ekonomi ve siyasette etkili bir ağ kurdu ve Kalibaf bu askeri sermayeyi siyasi güce dönüştürmede en başarılı isimlerden biri oldu.

Sessiz nüfuz kapısı

Savaşın ardından Kalibaf sistem dışına itilmedi. Aksine Devrim Muhafızları ile birlikte yeni döneme geçti ve bu yapının ekonomik kolu olan Hatem el-Enbiya Karargâhı’nın başına getirildi. Bu kurum zamanla büyük bir ekonomik güce dönüştü.

dfvbght
Eski füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor (İran Parlamento sitesi)

Daha sonra 1997-2000 yılları arasında Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Aynı dönemde jeopolitik alanında doktora alarak kendisini yalnızca asker değil, aynı zamanda eğitimli bir yönetici olarak sunmaya çalıştı.

1999 mesajı: Güvenlikçi yüzün ortaya çıkışı

1999’daki öğrenci protestoları, Kalibaf’ın güvenlikçi kimliğini pekiştiren bir dönüm noktası oldu. Reformist Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’ye gönderilen ve müdahale tehdidi içeren mektubun imzacıları arasında yer aldı.

dfgth
Kalibaf, “Düzenin Yararını Teşhis Konseyi” toplantısına katılıyor; genel sekreter General Muhammed Bakır Zolkadr da görülüyor (Kalibaf’ın sitesi)

Daha sonra protestoların bastırılmasındaki rolüne dair açıklamaları ve “kıskaç” yöntemi tartışmaları, özellikle 2013 seçimlerinde gündeme geldi. Bu süreçte “kıskaç generali” olarak anılmaya başlandı.

Bu geçmiş, sistem içinde bir yük değil, aksine çoğu zaman bir güç unsuru olarak görüldü. Güvenliği önceleyen bir devlette bu tür bir sicil, sertlikten ziyade disiplin göstergesi olarak yorumlandı.

Emniyet teşkilatı: Modernleşme ile sertlik birlikte

2000 yılında İran lideri Ali Hamaney tarafından Emniyet Genel Müdürü olarak atandı. Bu dönemde teşkilatta modernleşme adımları atıldı, yeni ekipmanlar devreye sokuldu ve profesyonellik vurgusu yapıldı.

fgthy
Kalibaf, Haziran 2024’te Meşhed kentinde yaptığı son konuşmada, sert tutumuyla bilinen din adamı Ali Rıza Penahiyan’ın yanında (EPA)

Ancak aynı dönemde siyasi aktivistlere ve basına yönelik baskılar arttı, ahlak polisi yeniden güç kazandı. Bu durum, Kalibaf’ın temel çelişkisini ortaya koydu: modern yönetim dili ile sert güvenlik yaklaşımının birleşimi.

Cumhurbaşkanlığı denemeleri: Sürekli başarısızlık

Kalibaf 2005’te cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak başarısız oldu. Mahmud Ahmedinejad’ın halkçı söylemi karşısında etkili olamadı.

thyu
Foto: Eski Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Salami, Aralık 2024’te Kalibaf başkanlığındaki Meclis oturumunda konuşuyor (Tasnim)

2013’te yeniden aday oldu ve ikinci sırada yer aldı, ancak Hasan Ruhani karşısında kaybetti. 2017’de İbrahim Reisi lehine çekildi. 2024’teki seçimlerde ise kendi siyasi kampı içinde dahi öne çıkamadı.

Tahran Belediyesi: Başarı ve tartışmalar

Kalibaf, 12 yıl boyunca Tahran Belediye Başkanlığı yaptı. Bu süreçte metro projeleri ve büyük altyapı yatırımlarıyla “icraatçı yönetici” imajı kazandı.

fghyj
İran Lideri, yetkililerle görüşürken; arkasında Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Yargı Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei  görülüyor, geçen yıl Mart ayında (AFP)

Ancak bu dönemde ciddi yolsuzluk iddiaları da gündeme geldi. “Astronomik emlak” dosyası ve çeşitli mali skandallar kamuoyunda tartışma yarattı. Ailesiyle ilgili bazı konular da eleştiri konusu oldu.

Çok yüzlü bir siyasi profil

Kalibaf, her seçim döneminde farklı bir profil sundu. 2005’te teknokrat, 2013’te daha güvenlikçi, 2017’de halkçı, 2024’te ise daha ılımlı bir siyasetçi görünümü sergiledi.

vfgth
Kalibaf ile Devrim Muhafızları lideri ve İran Lideri’nin danışmanı Muhsin Rezai (Meclis Başkanlığı   sitesi – Arşiv)

Bu esneklik, sistem içindeki dengeleri iyi okuduğunu gösterirken, aynı zamanda tutarsızlık eleştirilerine de yol açtı.

Meclis Başkanlığı: Güç ama sınırlı etki

2020’de Meclis Başkanı oldu ve görevini sürdürdü. Bu görev ona önemli bir konum sağlasa da İran’da asıl güç liderlik makamı ve güvenlik kurumlarında bulunuyor.

Buna rağmen Kalibaf, bu pozisyon sayesinde siyasi ağırlığını korumayı başardı.

Hamaney ile ilişki: Sürekliliğin anahtarı

Kalibaf’ın sistem içinde kalmasının en önemli nedeni, Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları ile olan güçlü ilişkileri. Bu bağlar, krizlere rağmen kariyerini sürdürmesini sağladı.

Savaşlar ve kriz rolü

Son yıllarda yaşanan savaşlarda Kalibaf, kriz anlarında öne çıkan bir isim oldu. 2025’teki çatışmalarda “direniş” söylemini güçlendirdi.

zxcdfv
Kalibaf’ın resmi sitesi tarafından yayımlanan görüntü; Temmuz 2024’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesi sırasında.

2026’da başlayan ve Hamaney’in öldüğü savaşta ise siyasi ve güvenlik kurumları arasında kritik bir rol üstlendi.

Sonuç

Kalibaf’ın kariyeri bir çelişkiyi yansıtıyor: Pek çok alanda başarı, ancak cumhurbaşkanlığında sürekli başarısızlık.

Buna rağmen o, sistem içinde kalmayı başaran, kendisini sürekli yeniden konumlandıran bir figür olarak öne çıkıyor. Bu yönüyle Kalibaf, İran siyasi sisteminin en tipik temsilcilerinden biri olarak değerlendiriliyor.

dfvbghj
Kalibaf ile Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro

 


İran, Hint Okyanusu'ndaki bir ABD-İngiliz üssüne füze fırlattı

İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
TT

İran, Hint Okyanusu'ndaki bir ABD-İngiliz üssüne füze fırlattı

İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)
İngiliz-Amerikan ortak askeri üssünün bulunduğu Diego Garcia Adası'nın havadan görünümü (AP)

Wall Street Journal'ın ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, İran yakın zamanda Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia'da bulunan ABD-İngiliz ortak askeri üssüne iki balistik füze fırlattı.

Haberde, füzelerin hiçbirinin İran topraklarından yaklaşık 4 bin kilometre uzaklıktaki hedefine isabet etmediği belirtildi, ancak bu fırlatma, Tahran'ın daha önce inanıldığından daha uzun menzilli füzelere sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Gazete, füzelerden birinin uçuş sırasında arızalandığını, diğerinin ise ABD savaş gemisinden fırlatılan bir önleme füzesiyle hedef alındığını, ancak füzenin vurulup vurulmadığının belirsiz olduğunu bildirdi.

 Chagos Adaları'ndaki Diego Garcia, İngiltere'nin ABD'nin İran'daki "savunma" operasyonları için kullanmasına izin verdiği iki üsten biridir.

ABD ordusu, Afganistan ve Irak'taki ABD bombardıman harekatları da dahil olmak üzere Asya'daki operasyonlar için önemli bir merkez olarak kabul edilen üsse bombardıman uçakları ve diğer teçhizatları konuşlandırdı.

İngiltere, 1960'lardan beri kontrolünde olan Chagos Adaları'nı Mauritius'a iade etmeyi kabul etti; ancak Diego Garcia'daki askeri üssü kiralama hakkını saklı tuttu. ABD Başkanı Donald Trump, Londra'nın adaları iade etme kararını şiddetle eleştirdi.