‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Sessiz diplomat, protestolar karşısında ‘dişlerini’ gösterdi.

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev
TT

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Politikacılar, bazen ‘Ya olursa?’ diye başlayan varsayımsal sorularla alay ederler. Ancak bu soru, yeni yılın ilk 10 gününde ülkesinin tanık olduğu kanlı protestolar sırasında dünyanın ‘aniden’ tanıdığı Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev hakkında sorulsaydı garip karşılanmazdı.
Peki, ya Kazakistan yılın başında yaşanan bu ani bir patlamaya tanık olmasaydı? 2019 yılı baharında iktidara geldiğinden beri ülkenin ‘kurucu babası’ ve fiili lideri Nursultan Nazarbayev’in arkasına saklanan cumhurbaşkanının kaderi ne olurdu?
Tokayev, patlak vermesinde rol oynadığı kanlı bir savaşın öncelikli kazananı gibi görünüyor. Bunu kısa sürede kendi lehine, ‘selefinin prangalarından kurtulmak ve kendi politikalarını serbest bırakmak’ için kullanmayı başardı.
Sakinliğiyle tanınan tecrübeli diplomat Kasım Cömert Tokayev, ‘sivri dişleriyle’ çelik gibi bir lidere dönüştü. ‘Haydut’ olarak nitelendirdiği protestoculara önceden uyarıda bulunmadan ateş açılması emrinde bulundu. Ancak aynı zamanda güvenliği sağladıktan ve durumu kontrol altına aldıktan sonra çatışmanın sonuçlarını ustalıkla yönetti ve ‘kitlelerin iradesine’ yanıt verdi.

Hızlı siyasi yükseliş
Kasım Cömert Tokayev, söylendiği gibi 1953 yılında ‘ağzında altın kaşıkla’ doğdu. Tanınmış Kazak yazar Kemel Tokayev’in oğlu ve yıllarını Sovyet iktidar çevrelerinde dolaşarak geçiren ve onu Sovyet Kazakistan Yüksek Sovyeti Başkanlığı’nın bir üyesi olarak mühürleyen, ülkesinin dünya savaşındaki kahramanlarından biriydi. Bu, o dönemin kriterlerine göre, Komünist Parti’de lider olduğu ve hayatı boyunca çok geniş ayrıcalıklara sahip olduğu anlamına geliyor.
Aynı şekilde annesi Turar Saparbayeva da hâkim bir anlayışa göre bir ‘iş kahramanı’ idi. Uzun yıllar boyunca Alma-Atı (Almatı) Yabancı Diller Enstitüsü’nde görev yaptı.
Genç Tokayev’in okuldan mezun olduktan hemen sonra Moskova’ya gitmesi zor olmadı. Orada, söz konusu dönemde Sovyet Dışişleri Bakanlığı’nın prestijli ‘Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ne kabul edildi. Daha sonra tüm yıllarını siyasetin koridorlarında geçirecek olan genç, buradan başarıya giden yola ayak bastı. Çalışmalardaki üstünlüğü, öğreniminin daha beşinci yılındayken hızla Pekin’e bir göreve gönderilmesini sağladı. Çin’de Sovyetler Birliği (SSCB) Büyükelçiliği’nde stajyer olarak, hızla başarının zirvesine giden ilk pratik deneyimlerini elde etti.
Tokayev, 1975 yılında SSCB Dışişleri Bakanlığı’na dahil oldu ve Singapur’daki Sovyet Büyükelçiliği’ne gönderildi. Ardından 1980’lerin ortalarına kadar Dışişleri Bakanlığı’nda dört yıl boyunca memur olarak çalıştı. Sovyet Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, ülkede ‘açıklık ve geniş değişiklikler’ politikasını başlattığında Takoyev, ülkesinin Pekin’deki büyükelçiliğinde 1991 yılına kadar büyükelçi rütbesinde danışman olarak hızla yükselmeye başladı. Temsil ettiği ülkesinin çöküşünü uzaktan izledi. Ancak bu sefer Moskova’ya değil, 1992 yılında Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atandığı genç Kazakistan devletine döndü.
Tokayev o andan itibaren ülkenin önde gelen siyasi seçkinlerinin bir parçası haline geldi. 1993’te ilk kez dışişleri bakan yardımcısı oldu. Ertesi yıl da bakanlığı devraldı. Başbakan Yardımcısı olarak yeni bir terfi aldığı 1999 baharına kadar görevinde kaldı. Bu, aynı yılın sonbaharında Başbakan olarak atanmasının önünü açan bir adımdı.
Ancak profesyonel diplomat, ülkenin yaşam ve ekonomik koşullarından sorumlu bir pozisyonda görev almadı. 2002 yılının başlarında hoşnut olduğu ve iç siyasetle mücadeleden kaçındığı Dışişleri Bakanlığı pozisyonunu yeniden üstlenmek için istifasını sundu.
Tokayev’in güç piramidinin zirvesine geçişinin başlangıcı 2007 yılında gerçekleşti. Orada, ‘ulusun lideri’ Nursultan Nazarbayev’in 2019’da cumhurbaşkanlığından ayrılmak zorunda kalmasından önce yıllarca elinde tuttuğu Parlamento Senato Başkanlığı’na atandı. Söz konusu dönemde yıllarca güven kazanan bir adamdan daha iyisi yoktu. Bu sayede Tokayev, Nazarbayev’in siyasi ve ekonomik kararın anahtarlarını sonsuza kadar elinde tutmasını garanti eden bir anlaşmanın parçası olarak cumhurbaşkanlığı yoluna girdi.

‘Barış adamı’ ve nükleer silahsızlanma
Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tokayev, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde aktif rol oynadı. 1996 yılında Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir payı vardı. Ancak Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bir bölgenin kurulmasına ilişkin önemli bir anlaşmayı imzalaması yaklaşık on yılını aldı.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı olarak 2003 yılında, karayla çevrili gelişmekte olan ülkeleri desteklemeyi amaçlayan bir yapılanma da dahil olmak üzere ülkesini önemli girişimleri başlatmak için bir platforma dönüştürmeyi başardı. Almatı’da bu yolu teşvik etmek için bir yol haritasının geliştirilmesiyle sonuçlanan bir konferansa öncülük etti.
Kıdemli diplomat, kariyer sürecinde akademiyi de ihmal etmedi. 2001 yılında aynı Rus Diplomatik Enstitüsü’nde doktora tezini aldı. Tezi, yeni uluslararası düzenin oluşumu sırasında Kazakistan Cumhuriyeti’nin dış politikasına ilişkin algılarını ortaya koyduğu, Dışişleri Bakanı olarak çıkarlarını yansıtan bir içeriğe sahipti. Profesyonel bir diplomatın faaliyetlerini ülkesiyle sınırlamaması doğaldı. 2008 yılında Kazakistan Parlamentosu Senatosu Başkanı olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Meclisi Başkan Yardımcısı seçildi.
Tokayev 3 yıl sonra Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri tarafından yardımcısı olarak atandı ve ardından BM Cenevre Ofisi’nin Genel Direktörü seçildi. Ayrıca BM Genel Sekreteri’nin Silahsızlanma Konferansı Kişisel Temsilcisi olarak görev yaptı. Kazakistan Senato başkanlığına dönmeden önce, 2 yıl boyunca bu görevde kaldı.

‘Ulusal liderinin’ arkasında, gölgede kalmış bir başkan
Kazakistan’ın ‘tarihi’ cumhurbaşkanı Nazarbayev 2019 baharında, görevi yenileme veya ülkedeki karar alma anahtarlarını korumasını sağlayacak bir çıkış yolu arama hakkına sahipti. Bu noktada ‘güvenilir halife’ senaryosunu seçen Nazarbayev, halka cumhurbaşkanlığına ‘bu pozisyon için doğru adamı’ aday göstereceğini ilan etti.
Nazarbayev halka hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Kazakistan’ın bağımsızlığının ilk günlerinden beri benimle birlikte çalıştı. Onu iyi tanıyorum. Dürüst ve sorumluluk sahibi bir insandır. Ülke yaklaşımını hem içeriden hem de dışarıdan destekliyor. Tüm programlar, onun katılımıyla geliştirilmiş ve onaylanmıştır. Tokayev’in Kazakistan yönetimini emanet edebileceğimiz doğru kişi olduğuna inanıyorum”
Tokayev iktidara gelirken önce cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçerken Nazarbayev de biraz daha yüksekteki başka bir koltuğa yerleşti. ‘Anlaşma’, tarihi liderin Ulusal Güvenlik Kurulu başkanlığını üstlenmesini ve ülke politikalarının baş denetçisi olarak kalmasını şart koşuyordu. Daha sonra meclis oturumlarında cumhurbaşkanı, üyelerin önünde kurul başkanının yanında oturuyordu. Özel bir kabine hazırlarken mühendisleri, Nazarbayev’in orada oturması için kasıtlı olarak yüksekte bulundu.
Aynı şekilde Tokayev’in cumhurbaşkanlığı konusundaki ilk adımlarından biri, eski cumhurbaşkanının onuruna başkent Astana’yı ‘Nur-Sultan’ olarak isimlendirmek oldu. Öneri, Kazakistan Parlamentosu tarafından oybirliğiyle desteklendi. Nazarbayev’e hükümetin en yüksek onur nişanesi olan ‘Altın Yıldız’ı veren cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı.
Ancak bu dikkat çekici görünümlerin arkasında, Kazakistan’ın yönetim mekanizmasındaki en önemli unsur belirginleşti. Nazarbayev’in tarihsel sembolik karakteriyle cumhurbaşkanlığı koltuğundan cumhuriyetin ‘genel rehberi’ koltuğuna geçtiği açıktı. Zira kendisi, ailesi ve kendisine yakın birçok isimle birlikte ülkedeki tüm ekonomi ve siyaset kollarını kontrol ediyor.
2022’nin başlarında kanlı olaylar meydana geldiğinde birçok Kazak uzman, ikili iktidar sorununun derinleştiğinin ve Tokayev’in cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında vaat ettiği reform politikalarının bir kısmını bile ortaya koyamamasının nedenlerini açıkladı. Sonuç olarak protesto hareketleri, hızla ‘ayrılma seçeneği’ çağrısı yapan sloganlar attı. Bu sloganlar, popüler çevreler tarafından Nazarbayev’e atıf yapılıyordu.
İlginç olan şu ki Kazakistan’ın tüm dostları ve yabancı müttefikleri, ülkedeki işlerin yönetilmesiyle ilgileniyorlardı. Bu durum, Kremlin’in Tokayev ve Nazarbayev’e karşı tutumlarında açıkça görülüyordu. Kazakistan’daki yeni cumhurbaşkanına, göreve geldikten sonraki ilk dış ziyaretinde Moskova’yı kasten hedef haline getirmesi yardımcı olmadı.
Bu diplomatik hamle, önümüzdeki üç yıl boyunca Kazakistan’ı yöneten gerçek bir isimle ilgilenmeye devam etmeyi tercih eden Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından ikna edici değildi. Bu mesele, tüm denklemleri değiştiren protestolardan birkaç hafta önce net bir şekilde ortaya çıktı. ‘Bağımsız Devletler Topluluğu’ başkanlarının geçen yıl 28 Aralık’ta Petersburg’da düzenlediği toplantı sırasında, zirveye Kazakistan’dan iki lider de katıldı. Putin’in zirvenin oturum aralarında Nazarbayev ile görüşmesi ve ‘Tokayev ile yakın zamanda Moskova’ya yönelik resmi ziyareti sırasında görüşeceğini’ açıklamakla yetinmesi dikkat çekiciydi. Bu olay, ‘toplantıdan bir haftadan kısa bir süre sonra patlak veren protestolar öncesinde’ güç dengesi doğasını ve Kazakistan’ın müttefikleri ile iş yapma mekanizmalarını yansıtıyordu.

Nazarbayev döneminin sonu
Tokayev’in Kazakistan’da geniş çaplı protestoların patlak vermesinden sonraki durumu değerlendirmesi için üç güne ihtiyacı vardı. Protestolar sırasında otomobil yakıtı olarak kullanılan sıvılaştırılmış gaz fiyatlarının serbestleştirilmesi ile ilgili ekonomik taleplerle sokaklara dökülen protestoculara bazı tavizler verdi. Protestolar öncesinde yakıt fiyatı iki katına çıkarılmıştı. Protestocuların yaptıkları çağrılar, hızla siyasi bir hal aldı ve eylemciler ‘ulusun liderinin’ heykellerini karaladılar.
Tokayev, hükümet binalarını yakan ve hayati tesislerin kontrolünü ele geçiren göstericilerin şiddet eylemlerini kullandı. Almatı Havalimanı ve ülkenin tarihi başkenti olan bu şehirdeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, 5 Ocak’ta katı bir politika başlattı. Ülkenin organize bir terör kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu ilan etti. Güvenlik birimlerine önceden uyarıda bulunmadan ateş etmek de dahil olmak üzere protestoları dağıtmak için aşırı güç kullanmaları emri verdi.
O gün yetkililerin, iktidarın ele geçirilmesini önlemek için topyekûn bir savaşa girmeye hazır oldukları görüldü. Kısa süre sonra yetkililerin güçlü tepkisi, protestoları bastırmayı ve eylemlerin başkent Nur-Sultan da dahil olmak üzere diğer bölgeleri de kapsayacak şekilde yayılma olasılığını engellemeyi başardı.
Yetkililer hareketi tamamen bastırmayı 10 Ocak’ta başardı. Tokayev şu an, kriz sonrası aşamada durumu yönetme mekanizmasının karşısında duruyor. Çok geçmeden krizin ana sonucunun, ikili iktidar döneminin sonu ve Nazarbayev için sayfanın sonsuza kadar çevrilmesi olduğu anlaşıldı. Çağdaş Kazakistan’ın ölümsüz simgelerinden biri olarak nitelendirilen ülkenin tarihi cumhurbaşkanının ‘Ulusal Güvenlik Kurulu Başkanlığı’ görevinden uzaklaştırılması kararı, özel bir önem taşıyordu.
Eski cumhurbaşkanının ailesinin tüm bireylerini önemli görevlerinden uzaklaştırarak atılan sonraki adımlar, gelecek aşamanın ‘Nazarbayev’in ve aile üyeleriyle olan ayrıcalıklarının kademeli olarak geri çekilmesine’ tanık olacağını gösterdi. ‘Ülkedeki en güçlü ismin yetkilerini ve yeteneklerini yeni bir karar vericiler grubuna dağıtma’ çerçevesinde bu durumun iç durum üzerinde de önemli bir etkisi olacaktı. Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Tokayev, iktidardaki ikilik nedeniyle sosyal, ekonomik ve siyasi konularda vizyonlarını dayatmada başarısız olması sonrasında, bu yolda krizi kendi lehine kullanmayı başardı.
Elbette geçmiş dönemin ekonomik ve siyasi hayata etkilerinin sona ermesinden sonra işlerin nasıl olacağını değerlendirmek için henüz çok erken. Çünkü mevcut elitlerin çoğu halen eski cumhurbaşkanına sadık. Bu da Tokayev’in işini daha da zorlaştırıyor. Tokayev, halkın koşullarını kullanarak hakimiyetini güçlü bir şekilde güçlendirmeyi başarması ve iktidara geldiğinden beri ilk kez ülkeyi kendi politikalarına göre yönetmeyi sağlaması sonrasında şu an gelişmelerin en büyük kazananı gibi görünüyor.



İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

TT

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail Beyrut’un merkezini hedef alırken İran’dan protestoculara uyarı

İsrail hava saldırısıyla bugün (Çarşamba) Beyrut’un merkezinde bulunan bir apartman dairesini hedef aldı. Söz konusu saldırı, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve Lübnan’daki Hizbullah’ın da dahil olduğu savaşın başlamasından bu yana, başkentin merkezine yönelik ikinci saldırı oldu.

İran Emniyet Gücü Genel Müdürü Tuğgeneral Ahmed Rıza Radan  hükümet karşıtı gösterilere ilişkin açıklamasında, düşman ülkelerin tutumlarını desteklediği değerlendirilen kişilere karşı sert tedbirler alınacağını söyledi. Radan, “Eğer biri düşmanın istekleri doğrultusunda hareket ederse artık ona yalnızca bir protestocu olarak bakmayacağız; onu düşman olarak değerlendireceğiz. Güçlerimiz tam hazırlık halinde ve tetikte bekliyor; devrimi savunmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı’nın oğlu, savaş sırasında yaralandığına dair çıkan haberlere rağmen yeni dini lider Mücteba Hamaney’in “iyi durumda” olduğunu söyledi.

Reuters’a konuşan üst düzey İranlı kaynaklar ise Mücteba Hamaney’in yeni dini lider olarak seçilmesinin İran Devrim Muhafızları’nın etkisiyle gerçekleştiğini ifade etti.

 


İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
TT

İran'a açılan savaş, ABD içinde önemli bir savaşı kaybettiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Yokosuka Deniz Üssü'nde USS George Washington uçak gemisinde bulunan Donanma personeline hitap ederken, 28 Ekim 2025 (AFP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı savaşın yakında sona erebileceğini ima etti. Trump, ABD'nin planlanandan çok daha ileride olduğunu ve ABD-İsrail ortak askeri operasyonlarının tamamlanmak üzere olduğunu söyledi. Ancak ABD Savaş Başakanlığı (Pentagon) aynı gün, sosyal medya üzerinden ‘Merhamet yok’ ve ‘Savaş daha yeni başladı’ başlıklı iki güçlü açıklama yayınlayarak tamamen farklı bir mesaj verdi.

Trump yönetiminin İran ile savaş hakkındaki mesajları belirsiz ve kafa karıştırıcı görünüyorsa, bunun kasıtlı olarak yapıldığını aklımızdan çıkarmamalıyız. Karışık mesajlar ve çelişkili üslup, sadece kafa karışıklığı veya yetersizliğin sonucu değil, kasıtlı bir tutumdur.

Herkesi, tüm dünyayı, müttefikleri ve düşmanları da dahil olmak üzere, tahminlerde bulunmaya zorlayarak, çelişkili mesajlarla herkesi kafa karıştırıp, tüm dikkatleri sadece kendisine çekerek avantaj elde etmek Trump tarzı stratejik iletişimin temel bir özelliğidir.

Bu yaklaşım, hesaplanmış bir kaos gibi görünse de Trump'ın ekibinin savaş öncesindeki haftalarda benimsediği modelle uyumlu. Ekip, rejim değişikliği, İran halkını koruma, nükleer programla başa çıkma ve balistik füze tehdidine karşı koyma gibi çok çeşitli gerekçeler öne sürmüştü. Ancak bu yaklaşımın birikimli bir maliyeti vardı. Çünkü operasyonun birleştirici bir hedefi ve net bir merkezi mesajı olmadığından yönetimin askeri harekat için sağlam bir Amerikan desteği oluşturması zorlaştı. Kamuoyunun desteği, Washington'ın bu çatışmada tüketilen silahları yenilemesi için ihtiyaç duyduğu ek fonu elde etmesi için Kongre'nin onayını almasında gerekiyor.

İran'a karşı savaşın ilk günlerinde ABD halkının zayıf desteği

Savaş ikinci haftasına girerken, Amerikalıların çoğu Trump'ın savaşı yönetme şeklini eleştiriyor. NPR, PBS News ve Marist tarafından yapılan son ankete göre Amerikalıların yüzde 56'sı İran'a karşı savaşa karşı çıkarken, yüzde 44'ü savaşı destekliyor. Amerikalıların sadece yüzde 36'sı Trump'ın İran'a karşı tutumunu onaylıyor.

Bu rakamlar, askeri operasyonların başlangıcında Amerikan kamuoyunun görüşleri ile karşılaştırıldığında geçmişe kıyasla oldukça düşük. 2000’lerin ilk on yılında Irak ve Afganistan'da yürütülen savaşlar ile ikinci on yılda DEAŞ’a karşı yürütülen savaş, başlangıçta Amerikalıların çoğunluğunun desteğini almıştı. Ancak bu savaşların Amerikalıların hayatları ve vergi mükelleflerinin parası açısından maliyeti arttıkça bu destek zamanla azaldı.

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor. Geçtiğimiz ay ‘Birliğin Durumu’ konuşmasını gerçekleştiren Trump, uzun konuşmasının sonunda İran'dan sadece kısaca bahsederken bunu çok çeşitli iç ve dış politika konularında ülke içindeki bölünmeleri derinleştirmek için kullandı.

gthy
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD'nin Florida eyaletindeki Palm Beach'te bulunan Trump'ın Mar-a-Lago kulübünde yapılan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, 29 Aralık 2025 (Reuters)

ABD başkanları genellikle savaş zamanlarında ülkeyi birleştiren ulusal bir konsensüs oluşturmaya çalışırlar, ancak Trump bu şekilde davranmıyor.

Bunun yanında ABD’nin herhangi bir çatışmaya ilk günlerinde girmesi, her zaman ‘tek bayrak etrafında toplanma’ olarak bilinen bir eğilim yaratmıştır. Bu eğilim, Amerikalıların ABD ordusu tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında onları desteklemeleri şeklinde olur.

Ancak İran ile savaşın ilk günlerinde böyle bir durum yaşanmadı. Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri bu olabilir. Ara seçimlere dokuz aydan kısa bir süre kala, Trump yönetiminin en son istediği şey, bu popüler olmayan savaş başlamadan önce bile en düşük seviyelere gerileyen Başkanın popülaritesinin daha da azalması olacaktır. On Amerikalıdan altısı, başkanın genel performansından memnun olmadığını belirtiyor.

Bu savaşın Trump’a yükleyebileceği potansiyel bir siyasi yük, İran'a karşı savaşın neden olduğu yakıt fiyatlarındaki artışın, Amerikalıların onun ekonomi ve enflasyonu kontrol altına alma konusundaki tutumuna ilişkin görüşlerini daha da zayıflatma riski. Bu iki konu, Amerikan seçmenlerin en çok önem verdiği konular arasında yer alıyor. Reuters ve Ipsos tarafından geçtiğimiz hafta yapılan bir ortak anket, Amerikalıların yüzde 67'sinin İran'a yönelik saldırıların ardından yakıt fiyatlarının artmasını beklediğini gösterdi. Bu savaşın bir başka zayıf noktası da daha fazla Amerikan askerinin çatışmalarda hayatını kaybetme olasılığı.

Ancak Trump'ın İran'ı çevreleyen iç siyasi denklemde lehine çalışan bir faktör var. O da sağlam siyasi tabanı savaşa girme kararını destekliyor. Savaşın ilk haftasında yayınlanan bir başka ankette, Trump seçmenlerinin yüzde 84'ü, kendilerini ‘MAGA’ (Make America Great Again/Amerikayı Yeniden Harika Yap) destekçisi olarak tanımlayan muhafazakarların yüzde 94'ü dahil olmak üzere, Başkan Trump'ın İran'a karşı ABD saldırısı emri verme kararını desteklediğini belirtti.

vgrt
İran'ın başkenti Tahran'daki bir petrol deposunda çıkan yangın (AFP)

Savaşa girme kararının halkın desteğini alamaması, Başkan Trump ve ekibinin savaşı bir an önce sona erdirmek istediklerini belirtmelerinin nedenlerinden biri olabilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere Trump'ın siyasi tabanındaki bu sadakat, destekçilerinin diğer çoğu konuda da onu destekleme şeklini yansıtıyor. Ancak, daha geniş bir bakış açısıyla, bu desteğin yoğunluğu, Amerikalıların çoğunluğunun İran'a yönelik yaklaşımını ve diğer birçok konuyu reddettiği daha kapsamlı bir görüşü gölgelediği için, zıt bir gerçeklik üzerinde durmak gerekir. Demokratlara gelince bu savaşa karşı büyük ölçüde birleşmiş olsalar da çoğunlukla açık stratejik alternatifler sunmadan eleştirmekle yetindiler.

Bu iç siyasi bağlamda, Trump'ın geniş bir kamuoyu konsensüsü oluşturmak için önemli bir çaba sarf etmeden İsrail ile birlikte İran'a savaş açma kararı riskli bir kumar gibi görünüyor. Bu karar, diğer bölgesel ortaklarla, özellikle de Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Ürdün gibi Washington'ın önemli Arap müttefikleriyle yakın iş birliği veya yeterli destek olmadan İsrail ile koordineli olarak savaşı başlatma kararının bir uzantısıdır. Nihayetinde, İran'a karşı savaş konusunda Amerikan kamuoyunun görüşü, sahada yaşananlara göre şekillenecek.

İlk gün İran rejiminin üst düzey liderlerinin ortadan kaldırılmasıyla savaş alanında elde edilen taktiksel başarılar, Trump yönetimi Amerikalılara bu savaşın nihai hedefi konusunda daha net bir bilgi vermedikçe, elde edilebilecek en büyük başarı olarak kalabilir. Savaş ne kadar uzun sürerse, Trump için siyasi maliyeti de ve riskleri de bir o kadar artacak.


Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
TT

Pezeşkiyan’ın oğlu: İran'ın yeni Yüksek Lideri, savaşta yaralanmasına rağmen "iyi durumda"

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)
İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, 31 Mayıs 2019'da Tahran'da düzenlenen bir mitingde (Reuters)

İran cumhurbaşkanının oğlu bugün yaptığı açıklamada, yeni Dini Lider Mücteba Hamaney'in İsrail ve ABD ile savaşta yaralandığına dair haberlere rağmen “iyi” olduğunu vurguladı.

Hükümet danışmanı Yusuf Pezeşkiyan, Telegram kanalında yaptığı paylaşımda, “Mücteba Hamaney'in yaralandığı haberini duydum. Geniş bir bağlantı ağına sahip bazı arkadaşlarıma sordum. Allah’a şükür, iyi olduğunu söylediler” ifadelerini kullandı.Şarku'l Avsat'ın basında yer alan bazı haberlerden edindiği bilgiye göre yeni lider babasına yapılan saldırıda ayağından yaralandı ve iyileşme sürecinde.

Mücteba Hamaney'in, 28 Şubat'ta savaşın ilk gününde öldürülen babası Ali Hamaney'in halefi olarak seçildiğinin açıklanmasının ardından, devlet televizyonu onun hayatının önemli anlarını anlatan bir haber yayınladı ve “Ramazan savaşında yaralandığını” ifade etti.