‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Sessiz diplomat, protestolar karşısında ‘dişlerini’ gösterdi.

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev
TT

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

‘Gölgedeki bir liderden’ Kazakistan’ın en güçlü yumruğuna doğru: Kasım Cömert Tokayev

Politikacılar, bazen ‘Ya olursa?’ diye başlayan varsayımsal sorularla alay ederler. Ancak bu soru, yeni yılın ilk 10 gününde ülkesinin tanık olduğu kanlı protestolar sırasında dünyanın ‘aniden’ tanıdığı Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev hakkında sorulsaydı garip karşılanmazdı.
Peki, ya Kazakistan yılın başında yaşanan bu ani bir patlamaya tanık olmasaydı? 2019 yılı baharında iktidara geldiğinden beri ülkenin ‘kurucu babası’ ve fiili lideri Nursultan Nazarbayev’in arkasına saklanan cumhurbaşkanının kaderi ne olurdu?
Tokayev, patlak vermesinde rol oynadığı kanlı bir savaşın öncelikli kazananı gibi görünüyor. Bunu kısa sürede kendi lehine, ‘selefinin prangalarından kurtulmak ve kendi politikalarını serbest bırakmak’ için kullanmayı başardı.
Sakinliğiyle tanınan tecrübeli diplomat Kasım Cömert Tokayev, ‘sivri dişleriyle’ çelik gibi bir lidere dönüştü. ‘Haydut’ olarak nitelendirdiği protestoculara önceden uyarıda bulunmadan ateş açılması emrinde bulundu. Ancak aynı zamanda güvenliği sağladıktan ve durumu kontrol altına aldıktan sonra çatışmanın sonuçlarını ustalıkla yönetti ve ‘kitlelerin iradesine’ yanıt verdi.

Hızlı siyasi yükseliş
Kasım Cömert Tokayev, söylendiği gibi 1953 yılında ‘ağzında altın kaşıkla’ doğdu. Tanınmış Kazak yazar Kemel Tokayev’in oğlu ve yıllarını Sovyet iktidar çevrelerinde dolaşarak geçiren ve onu Sovyet Kazakistan Yüksek Sovyeti Başkanlığı’nın bir üyesi olarak mühürleyen, ülkesinin dünya savaşındaki kahramanlarından biriydi. Bu, o dönemin kriterlerine göre, Komünist Parti’de lider olduğu ve hayatı boyunca çok geniş ayrıcalıklara sahip olduğu anlamına geliyor.
Aynı şekilde annesi Turar Saparbayeva da hâkim bir anlayışa göre bir ‘iş kahramanı’ idi. Uzun yıllar boyunca Alma-Atı (Almatı) Yabancı Diller Enstitüsü’nde görev yaptı.
Genç Tokayev’in okuldan mezun olduktan hemen sonra Moskova’ya gitmesi zor olmadı. Orada, söz konusu dönemde Sovyet Dışişleri Bakanlığı’nın prestijli ‘Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’ne kabul edildi. Daha sonra tüm yıllarını siyasetin koridorlarında geçirecek olan genç, buradan başarıya giden yola ayak bastı. Çalışmalardaki üstünlüğü, öğreniminin daha beşinci yılındayken hızla Pekin’e bir göreve gönderilmesini sağladı. Çin’de Sovyetler Birliği (SSCB) Büyükelçiliği’nde stajyer olarak, hızla başarının zirvesine giden ilk pratik deneyimlerini elde etti.
Tokayev, 1975 yılında SSCB Dışişleri Bakanlığı’na dahil oldu ve Singapur’daki Sovyet Büyükelçiliği’ne gönderildi. Ardından 1980’lerin ortalarına kadar Dışişleri Bakanlığı’nda dört yıl boyunca memur olarak çalıştı. Sovyet Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov, ülkede ‘açıklık ve geniş değişiklikler’ politikasını başlattığında Takoyev, ülkesinin Pekin’deki büyükelçiliğinde 1991 yılına kadar büyükelçi rütbesinde danışman olarak hızla yükselmeye başladı. Temsil ettiği ülkesinin çöküşünü uzaktan izledi. Ancak bu sefer Moskova’ya değil, 1992 yılında Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak atandığı genç Kazakistan devletine döndü.
Tokayev o andan itibaren ülkenin önde gelen siyasi seçkinlerinin bir parçası haline geldi. 1993’te ilk kez dışişleri bakan yardımcısı oldu. Ertesi yıl da bakanlığı devraldı. Başbakan Yardımcısı olarak yeni bir terfi aldığı 1999 baharına kadar görevinde kaldı. Bu, aynı yılın sonbaharında Başbakan olarak atanmasının önünü açan bir adımdı.
Ancak profesyonel diplomat, ülkenin yaşam ve ekonomik koşullarından sorumlu bir pozisyonda görev almadı. 2002 yılının başlarında hoşnut olduğu ve iç siyasetle mücadeleden kaçındığı Dışişleri Bakanlığı pozisyonunu yeniden üstlenmek için istifasını sundu.
Tokayev’in güç piramidinin zirvesine geçişinin başlangıcı 2007 yılında gerçekleşti. Orada, ‘ulusun lideri’ Nursultan Nazarbayev’in 2019’da cumhurbaşkanlığından ayrılmak zorunda kalmasından önce yıllarca elinde tuttuğu Parlamento Senato Başkanlığı’na atandı. Söz konusu dönemde yıllarca güven kazanan bir adamdan daha iyisi yoktu. Bu sayede Tokayev, Nazarbayev’in siyasi ve ekonomik kararın anahtarlarını sonsuza kadar elinde tutmasını garanti eden bir anlaşmanın parçası olarak cumhurbaşkanlığı yoluna girdi.

‘Barış adamı’ ve nükleer silahsızlanma
Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tokayev, nükleer silahların yayılmasının önlenmesinde aktif rol oynadı. 1996 yılında Kapsamlı Nükleer Deneme Yasağı Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir payı vardı. Ancak Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bir bölgenin kurulmasına ilişkin önemli bir anlaşmayı imzalaması yaklaşık on yılını aldı.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı olarak 2003 yılında, karayla çevrili gelişmekte olan ülkeleri desteklemeyi amaçlayan bir yapılanma da dahil olmak üzere ülkesini önemli girişimleri başlatmak için bir platforma dönüştürmeyi başardı. Almatı’da bu yolu teşvik etmek için bir yol haritasının geliştirilmesiyle sonuçlanan bir konferansa öncülük etti.
Kıdemli diplomat, kariyer sürecinde akademiyi de ihmal etmedi. 2001 yılında aynı Rus Diplomatik Enstitüsü’nde doktora tezini aldı. Tezi, yeni uluslararası düzenin oluşumu sırasında Kazakistan Cumhuriyeti’nin dış politikasına ilişkin algılarını ortaya koyduğu, Dışişleri Bakanı olarak çıkarlarını yansıtan bir içeriğe sahipti. Profesyonel bir diplomatın faaliyetlerini ülkesiyle sınırlamaması doğaldı. 2008 yılında Kazakistan Parlamentosu Senatosu Başkanı olarak Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Meclisi Başkan Yardımcısı seçildi.
Tokayev 3 yıl sonra Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri tarafından yardımcısı olarak atandı ve ardından BM Cenevre Ofisi’nin Genel Direktörü seçildi. Ayrıca BM Genel Sekreteri’nin Silahsızlanma Konferansı Kişisel Temsilcisi olarak görev yaptı. Kazakistan Senato başkanlığına dönmeden önce, 2 yıl boyunca bu görevde kaldı.

‘Ulusal liderinin’ arkasında, gölgede kalmış bir başkan
Kazakistan’ın ‘tarihi’ cumhurbaşkanı Nazarbayev 2019 baharında, görevi yenileme veya ülkedeki karar alma anahtarlarını korumasını sağlayacak bir çıkış yolu arama hakkına sahipti. Bu noktada ‘güvenilir halife’ senaryosunu seçen Nazarbayev, halka cumhurbaşkanlığına ‘bu pozisyon için doğru adamı’ aday göstereceğini ilan etti.
Nazarbayev halka hitaben yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Kazakistan’ın bağımsızlığının ilk günlerinden beri benimle birlikte çalıştı. Onu iyi tanıyorum. Dürüst ve sorumluluk sahibi bir insandır. Ülke yaklaşımını hem içeriden hem de dışarıdan destekliyor. Tüm programlar, onun katılımıyla geliştirilmiş ve onaylanmıştır. Tokayev’in Kazakistan yönetimini emanet edebileceğimiz doğru kişi olduğuna inanıyorum”
Tokayev iktidara gelirken önce cumhurbaşkanlığı koltuğuna geçerken Nazarbayev de biraz daha yüksekteki başka bir koltuğa yerleşti. ‘Anlaşma’, tarihi liderin Ulusal Güvenlik Kurulu başkanlığını üstlenmesini ve ülke politikalarının baş denetçisi olarak kalmasını şart koşuyordu. Daha sonra meclis oturumlarında cumhurbaşkanı, üyelerin önünde kurul başkanının yanında oturuyordu. Özel bir kabine hazırlarken mühendisleri, Nazarbayev’in orada oturması için kasıtlı olarak yüksekte bulundu.
Aynı şekilde Tokayev’in cumhurbaşkanlığı konusundaki ilk adımlarından biri, eski cumhurbaşkanının onuruna başkent Astana’yı ‘Nur-Sultan’ olarak isimlendirmek oldu. Öneri, Kazakistan Parlamentosu tarafından oybirliğiyle desteklendi. Nazarbayev’e hükümetin en yüksek onur nişanesi olan ‘Altın Yıldız’ı veren cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayınlandı.
Ancak bu dikkat çekici görünümlerin arkasında, Kazakistan’ın yönetim mekanizmasındaki en önemli unsur belirginleşti. Nazarbayev’in tarihsel sembolik karakteriyle cumhurbaşkanlığı koltuğundan cumhuriyetin ‘genel rehberi’ koltuğuna geçtiği açıktı. Zira kendisi, ailesi ve kendisine yakın birçok isimle birlikte ülkedeki tüm ekonomi ve siyaset kollarını kontrol ediyor.
2022’nin başlarında kanlı olaylar meydana geldiğinde birçok Kazak uzman, ikili iktidar sorununun derinleştiğinin ve Tokayev’in cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında vaat ettiği reform politikalarının bir kısmını bile ortaya koyamamasının nedenlerini açıkladı. Sonuç olarak protesto hareketleri, hızla ‘ayrılma seçeneği’ çağrısı yapan sloganlar attı. Bu sloganlar, popüler çevreler tarafından Nazarbayev’e atıf yapılıyordu.
İlginç olan şu ki Kazakistan’ın tüm dostları ve yabancı müttefikleri, ülkedeki işlerin yönetilmesiyle ilgileniyorlardı. Bu durum, Kremlin’in Tokayev ve Nazarbayev’e karşı tutumlarında açıkça görülüyordu. Kazakistan’daki yeni cumhurbaşkanına, göreve geldikten sonraki ilk dış ziyaretinde Moskova’yı kasten hedef haline getirmesi yardımcı olmadı.
Bu diplomatik hamle, önümüzdeki üç yıl boyunca Kazakistan’ı yöneten gerçek bir isimle ilgilenmeye devam etmeyi tercih eden Devlet Başkanı Vladimir Putin açısından ikna edici değildi. Bu mesele, tüm denklemleri değiştiren protestolardan birkaç hafta önce net bir şekilde ortaya çıktı. ‘Bağımsız Devletler Topluluğu’ başkanlarının geçen yıl 28 Aralık’ta Petersburg’da düzenlediği toplantı sırasında, zirveye Kazakistan’dan iki lider de katıldı. Putin’in zirvenin oturum aralarında Nazarbayev ile görüşmesi ve ‘Tokayev ile yakın zamanda Moskova’ya yönelik resmi ziyareti sırasında görüşeceğini’ açıklamakla yetinmesi dikkat çekiciydi. Bu olay, ‘toplantıdan bir haftadan kısa bir süre sonra patlak veren protestolar öncesinde’ güç dengesi doğasını ve Kazakistan’ın müttefikleri ile iş yapma mekanizmalarını yansıtıyordu.

Nazarbayev döneminin sonu
Tokayev’in Kazakistan’da geniş çaplı protestoların patlak vermesinden sonraki durumu değerlendirmesi için üç güne ihtiyacı vardı. Protestolar sırasında otomobil yakıtı olarak kullanılan sıvılaştırılmış gaz fiyatlarının serbestleştirilmesi ile ilgili ekonomik taleplerle sokaklara dökülen protestoculara bazı tavizler verdi. Protestolar öncesinde yakıt fiyatı iki katına çıkarılmıştı. Protestocuların yaptıkları çağrılar, hızla siyasi bir hal aldı ve eylemciler ‘ulusun liderinin’ heykellerini karaladılar.
Tokayev, hükümet binalarını yakan ve hayati tesislerin kontrolünü ele geçiren göstericilerin şiddet eylemlerini kullandı. Almatı Havalimanı ve ülkenin tarihi başkenti olan bu şehirdeki Cumhurbaşkanlığı Sarayı, 5 Ocak’ta katı bir politika başlattı. Ülkenin organize bir terör kampanyasıyla karşı karşıya olduğunu ilan etti. Güvenlik birimlerine önceden uyarıda bulunmadan ateş etmek de dahil olmak üzere protestoları dağıtmak için aşırı güç kullanmaları emri verdi.
O gün yetkililerin, iktidarın ele geçirilmesini önlemek için topyekûn bir savaşa girmeye hazır oldukları görüldü. Kısa süre sonra yetkililerin güçlü tepkisi, protestoları bastırmayı ve eylemlerin başkent Nur-Sultan da dahil olmak üzere diğer bölgeleri de kapsayacak şekilde yayılma olasılığını engellemeyi başardı.
Yetkililer hareketi tamamen bastırmayı 10 Ocak’ta başardı. Tokayev şu an, kriz sonrası aşamada durumu yönetme mekanizmasının karşısında duruyor. Çok geçmeden krizin ana sonucunun, ikili iktidar döneminin sonu ve Nazarbayev için sayfanın sonsuza kadar çevrilmesi olduğu anlaşıldı. Çağdaş Kazakistan’ın ölümsüz simgelerinden biri olarak nitelendirilen ülkenin tarihi cumhurbaşkanının ‘Ulusal Güvenlik Kurulu Başkanlığı’ görevinden uzaklaştırılması kararı, özel bir önem taşıyordu.
Eski cumhurbaşkanının ailesinin tüm bireylerini önemli görevlerinden uzaklaştırarak atılan sonraki adımlar, gelecek aşamanın ‘Nazarbayev’in ve aile üyeleriyle olan ayrıcalıklarının kademeli olarak geri çekilmesine’ tanık olacağını gösterdi. ‘Ülkedeki en güçlü ismin yetkilerini ve yeteneklerini yeni bir karar vericiler grubuna dağıtma’ çerçevesinde bu durumun iç durum üzerinde de önemli bir etkisi olacaktı. Öyle görünüyor ki Cumhurbaşkanı Tokayev, iktidardaki ikilik nedeniyle sosyal, ekonomik ve siyasi konularda vizyonlarını dayatmada başarısız olması sonrasında, bu yolda krizi kendi lehine kullanmayı başardı.
Elbette geçmiş dönemin ekonomik ve siyasi hayata etkilerinin sona ermesinden sonra işlerin nasıl olacağını değerlendirmek için henüz çok erken. Çünkü mevcut elitlerin çoğu halen eski cumhurbaşkanına sadık. Bu da Tokayev’in işini daha da zorlaştırıyor. Tokayev, halkın koşullarını kullanarak hakimiyetini güçlü bir şekilde güçlendirmeyi başarması ve iktidara geldiğinden beri ilk kez ülkeyi kendi politikalarına göre yönetmeyi sağlaması sonrasında şu an gelişmelerin en büyük kazananı gibi görünüyor.



Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
TT

Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatma arzusu

Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)
Fransa'nın 1971 yılında Pasifik'teki Mururoa Adası'nda gerçekleştirdiği nükleer deneme sırasında meydana gelen nükleer patlama (AFP)

Jo Inge Bekkevold

‘Üçüncü Dünya Savaşı’ ifadesini hafife alarak kullanmamak gerekse de bu savaşın yakında patlak vereceğine dair kesin yargılar, siyasi yorumcuların tartışmalarında artık yerleşik bir klişe haline geldi. Bugün Ortadoğu’da devam eden savaş da bu kalıbın dışındaki bir istisna değil. İngiliz basını, ABD uçaklarının İran'ı bombalamak için İngiltere’nin hava üslerini kullanmasına izin verilmesi halinde, ülkesinin nasıl bir Üçüncü Dünya Savaşı'na sürüklenebileceğini tartışmakla meşgul. John Mearsheimer, Tucker Carlson ve Elon Musk 2022 ve 2023 yıllarında, Ukrayna'ya Rusya'ya karşı savaşında yardım etmenin küresel bir yangını tetikleyebileceği konusunda uyardı. Politico Dergisi’nin internet sitesi üzerinden yaptığı son ankete göre İngiltere, Kanada, Fransa ve ABD'den ankete katılanların çoğu, önümüzdeki beş yıl içinde üçüncü bir dünya savaşının çıkma olasılığının çıkmama olasılığından daha yüksek olduğunu düşünüyor.

Günümüz dünya siyasetini kasıp kavuran kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz. Bu mesele, kelime oyunları ya da salt akademik bir incelemeden ziyade sağduyulu siyasi kararlar alabilmek ve zihinsel dengemizi bir ölçüde koruyabilmek için gerekli bir koşuldur.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, ilgili ülkeler için yıkıcı sonuçlar doğuran tehlikeli çatışmalar olsa da özünde bölgesel savaşlar olmaya devam ediyor. İran komşularına saldırmaya kalkışsa bile, bu komşular savaşa katılsın ya da katılmasın, bu gerçek değişmez. Çünkü dünya savaşı, büyük güçlerin politikaları, istikrar, ekonomik büyüme ve uluslararası sistemin yapısı üzerinde, bölgesel savaşların, sınırlı savaşların veya diğer melez ve eşitsiz savaş biçimlerinin bıraktıklarından çok daha derin izler bırakır.

frgt
Almanların Mayıs 1940'ta Sedan'a saldırmasından önce cepheden dönen Fransız askerleri, 1939-1940 kışı (AFP)

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Ortadoğu'da başlayan bir savaşın, bölgenin sınırlarını aşan derin etkileri olabileceği doğru olsa da bu çatışmaya veya başka herhangi bir çatışmaya ‘dünya savaşı’ tanımı yakıştırmak için, bir savaşı dünya savaşı olarak sınıflandırmak üzere dört kriterin karşılanması gerekir.

Günümüz dünya siyasetini sarsan kaosları anlayabilmek için, farklı savaş türlerini birbirinden ayırt edebilmeliyiz.

Bu kriterler;

Birincisi, bir dünya savaşının uluslararası sistemdeki tüm büyük güçleri, ya da bunların çoğunu, birbirleriyle doğrudan karşı karşıya getirmesi.

İkincisi, buna bağlı askeri operasyonların küresel ölçekte olması, ya da en azından iki veya daha fazla kıtada gerçekleşmesi.

Üçüncüsü, sınırlı bir savaş değil, kapsamlı bir savaş olması, yani büyük güçlerin bu savaşı yürütmek için askeri kapasitelerinin ve diğer hayati kaynaklarının büyük bir kısmını seferber etmeleri.

Dördüncüsü, sonuçlarının uluslararası sistem üzerinde yapısal etkileri olması, yani büyük devletler arasındaki güç dengesindeki açık bir değişime yol açması.

scde
İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İkinci Dünya Savaşı sırasında Ren Nehri'ni geçtikten sonra, nehrin doğu yakasında Mareşal Bernard Montgomery ile birlikte yürürken, 25 Mart 1945 (AFP)

İkinci Dünya Savaşı, yukarıdaki bu dört kriteri karşılıyordu. O dönemin tüm büyük güçleri savaşa katılmış, savaş tüm yerleşik kıtalara yayılmış, kapsamlı bir savaş olmuş ve büyük yapısal etkiler bırakmıştı. Savaş, ABD ve Sovyetler Birliği'ni en büyük iki güç konumuna yükseltti. Buna karşın Avrupalı eski büyük güçleri konumlarını ve sömürgelerini kademeli olarak kaybetmeye başladı. Savaş ayrıca, dünya düzenini düzenlemek için tamamen yeni bir formatta Birleşmiş Milletler (BM) ve ‘Bretton Woods’ kurumlarının (Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu/IMF) kurulmasının önünü açtı.

İkinci Dünya Savaşı, ABD ile Sovyetler Birliği'ni iki süper güç konumuna yükselten kapsamlı bir savaştı.

Birinci Dünya Savaşı ise özünde Avrupa’da patlak vermişti. Ancak kısa sürede Osmanlı İmparatorluğu ve ABD de dahil olmak üzere o dönemin tüm büyük güçlerini içine çekti. Bu savaş, Afrika, Asya ve Pasifik’te birçok cepheye yayılan ve Avrupa sömürgeci güçlerinin topraklarını da kapsayan, küresel ölçekte bir savaştı. Savaşın doğrudan çatışmalarına ve diğer destek faaliyetlerine, sömürgelerin vatandaşları olan iki milyondan fazla Afrikalı ve bir milyon Hint katıldı. Müttefikler, 1914'te Alman İmparatorluğu'na savaş ilan eden Japonya ile birlikte, Güneybatı Afrika'dan Çin'e, oradan da Yeni Gine ve Marshall Adaları'na kadar uzanan Alman kolonileri üzerinde hakimiyet kurdu. Birinci Dünya Savaşı, şüphesiz kapsamlı bir savaştı.  Ayrıca, başta Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorluklarının dağılması olmak üzere, derin yapısal etkiler bıraktı.

Tarihte, hakiki anlamda ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilebilecek başka savaşlara pek rastlanmaz. Bu sıfatla anılan savaşlardan biri, 1756 ile 1763 yılları arasında yaşanan Yedi Yıl Savaşları’ydı. Dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve diğerleri bu savaşı ilk gerçek dünya savaşı olarak değerlendirdi. İngiltere, Fransa, Prusya ve diğer büyük Avrupa güçlerinin savaşlarını esas olarak Avrupa sahnesinde yürütmüş olmaları doğru olmakla birlikte, savaş Kuzey Amerika'ya da sıçradı ve burada savaş, Fransız-Kızılderili Savaşı olarak biliniyordu. Savaş aynı zamanda Güney Asya ve diğer bölgelere de yayıldı. Bu savaş, İngiltere'nin bir dünya gücü olarak konumunu güçlendirmesine de katkıda bulundu.

Diğer gözlemciler ise 1688-1697 yılları arasındaki Dokuz Yıl Savaşı, 1701-1714 yılları arasındaki İspanya Veraset Savaşı, 1792-1802 yılları arasındaki Fransız Devrim Savaşları ve 1803-1815 yılları arasındaki Napolyon Savaşları gibi Avrupa’da patlak veren diğer büyük savaşların da dünya savaşları kategorisine dahil edilebileceğini düşünüyor. Zira bu savaşların yankıları, ana tarafların kolonilerine kadar uzanmıştı. Bazıları bu listeye, 13. yüzyılda Moğolların Avrasya kıtasının büyük bir bölümünü işgal etmesini de ekliyor. Ancak buna rağmen, bu genişletilmiş liste bile yetersiz kalıyor.

drgt
Kore Savaşı sırasında, ABD Ordusu'nun 2. Piyade Tümeni'ne ait bir tank konvoyu, Hwang Jang Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüyü geçerken 17 Ekim 1950 (AFP)

Soğuk Savaş ise küresel bir boyuta sahipti ve ABD ile Sovyetler Birliği rekabeti nedeniyle bazı bölgesel savaşların ve vekalet savaşının patlak vermesine sahne oldu. Ancak iki süper güç hiçbir zaman doğrudan askeri bir çatışmaya girmedi. Bu durumdan dolayı bu isimle anıldı. Aynı durum, Washington liderliğindeki ‘Terörle Mücadele’ için de geçerli. Bu savaşın kapsamı dünya çapında genişletildi. Fakat bu büyük güçler arasındaki bir çatışma değil, güç dengelerinin ciddi şekilde bozulduğu bir savaştı.

Tarihte, dünya savaşı olarak nitelendirilmeye hak kazanan başka savaşlara pek rastlanmaz.

Peki ya bugün siyasi tartışmalarda gündeme gelen ve ‘dünya savaşı’ olarak nitelendirilmeye aday olan çatışmalar ne olacak? Ukrayna’nın Rusya’ya karşı topyekûn bir savaş yürüttüğüne şüphe yok. Zira bu savaşta, Ukrayna devletinin bekası kadar önemli bir mesele söz konusu. Aynı şekilde bu savaşın Avrupa'nın güvenliği, ABD'nin stratejisi ve uluslararası ekonomi üzerinde büyük etkileri olacaktır. Kuzey Kore, Rusya'nın yanında savaşmak üzere askerler gönderdi. Bunun yanında savaşın sonucu, bu yarı bağımlı müttefiki aracılığıyla Çin'in Avrupa'daki nüfuzunun boyutunu da etkileyecektir. Ancak tüm bunlar, bu savaşı bir dünya savaşı yapmaz. Askeri operasyonlar hâlen Ukrayna ve Rusya ile sınırlı ve mevcut uluslararası sistemin en önemli iki gücü olan ABD ile Çin arasında doğrudan bir askeri çatışma yok. Dolayısıyla, Rusya-Ukrayna savaşının sonuçları, uluslararası sistem düzeyinde yapısal etkilere yol açmaz.

Bu sebeple Rusya-Ukrayna savaşı bölgesel bir savaş olarak kalıyor ve bu açıdan 1950-1953 yılları arasındaki Kore Savaşı’na benziyor. Ancak o dönemin süper güçlerinden biri olan ABD, Kore Savaşı’nda doğrudan ve başlıca bir taraf olarak yer almıştı. ABD ordusunun Çin Halk Kurtuluş Ordusu ile doğrudan çatışmaya girmesine rağmen, o savaş uluslararası düzende yapısal bir etki bırakmamıştı.

Bugün İran ve Ortadoğu'da devam eden savaş ise ABD’nin bu çatışmaya ne kadar dahil olursa olsun, enerji fiyatları üzerindeki dramatik etkileri, uluslararası hava trafiğinde neden olduğu aksaklıklar ve İran'ın füzeleri ve insansız hava araçlarının birçok ülkeye verdiği zararlar ne olursa olsun, yine de bölgesel bir savaş. İran'ın komşularına karşı insansız hava araçlarını tırmandırıcı bir şekilde kullanması, yeni bir krizin çatışma bölgesinin çevresindeki diğer ülkeleri ne kadar kolay bir şekilde içine çekebileceğini ortaya koyuyor.

fgty
ABD ve İsrail tarafından İran'ın başkenti Tahran'a düzenlenen saldırılar sırasında isabet alan bir petrol depolama tesisinden yükselen alevler ve duman, 7 Mart 2026 (AP)

Bununla birlikte, bu çatışma bölgesel bir kriz olarak kalmaya devam ediyor. Moskova’nın Tahran’a ABD’nin askeri hedefleri hakkında istihbarat sağladığına ve Rusya’nın İran’ın Şahid model insansız hava araçlarını (İHA) Ukrayna’ya saldırmak için kullandığına dair haberlere rağmen, bu çatışmanın Rusya’nın Ukrayna’daki savaşıyla bağlantısı bulunmuyor. Aynı şekilde, İran ile yakın bağları, bölgeden ham petrol ithalatı ve Ortadoğu'daki aktif diplomatik varlığı olmasına rağmen, Çin bu savaşta belirleyici bir unsur değil.

Ortadoğu'daki çatışma bölgesel bir savaş olarak devam ediyor ve Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı 1950'deki Kore Savaşı'nı andırıyor.

Günümüzde Çin ile ABD arasında olduğu gibi, ya da Soğuk Savaş döneminde ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabette olduğu gibi, iki kutuplu uluslararası yapılar, üç veya daha fazla büyük gücü barındıran çok kutuplu sistemlere kıyasla daha fazla istikrara ve çatışmaya sürüklenme olasılığının azalmasına eğilimli. Bunun yanında nükleer silahlar da büyük güçler arasında geniş çaplı bir savaşın patlak verme olasılığını da azalttı.

Günümüzde, iki süper gücün içine çekilebileceği bir savaşın en olası senaryosu, Pekin’in Tayvan’ı kontrol altına alma çabası çerçevesinde ABD ile Çin arasında yaşanacak bir çatışma olarak görülüyor. Bununla birlikte, Pekin ve Washington'daki tarafların bu tür çatışma risklerini nasıl yöneteceklerine bağlı olarak, bu iki büyük güç arasındaki çatışmanın sınırlı bir savaş olarak kalma ihtimali de bulunuyor. Eğer çatışma nükleer eşiğin altında kalırsa ve Batı Pasifik'te yoğunlaşırsa, bu durum devam edebilir. Ancak sınırlı nükleer savaş kavramı konusunda tartışmalar halen sürüyor.

Ancak Çin ve ABD’nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığını düşünmesi bile, dikey ve yatay tırmanma olasılıkları göz önüne alındığında, başlı başına daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor. Avrupalı taraflar kendilerini bir ABD-Çin çatışmasının içine çekilmiş bulabilirler ve Rusya, Asya'daki bir savaşı, Avrupa'daki Avrupa ve ABD tutumlarının ne kadar sağlam olduğunu test etmek için kullanabilir.

gth
ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford, İran'a yönelik saldırıları desteklemek üzere hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Modern toplumlar arasındaki ekonomik ve teknolojik iç içe geçmişlik göz önüne alındığında, Batı Pasifik'te sınırlı bir savaş ya da Avrupa ya da Ortadoğu'da başka herhangi bir bölgesel savaş bile, çatışmanın coğrafi merkezinden uzak bölgelerdeki ülkeler, ekonomiler ve vatandaşlar üzerinde muazzam etkiler bırakacağı kesin. Yeni bir dünya savaşının sonuçları ise hayal gücünün sınırlarını aşıyor.

Çin ve ABD'nin Tayvan konusunda sınırlı bir savaşa girme olasılığının düşüncesi bile, daha büyük bir çatışmaya sürüklenme tehlikesini barındırıyor.

Her ne şekilde olursa olsun, savaştan kaçınmak her zaman en iyisidir; özellikle de daha büyük bir çatışmaya sürüklenmekten kaçınmak gerekir. Ancak siyasi seçenekleri daha iyi değerlendirebilmek ve giderek daha çalkantılı hale gelen bir dünyada bir parça da olsa dengemizi koruyabilmek için, söylem ve konuşmalarımızda gerginliği tırmandırmaktan da kaçınmalıyız.


Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
TT

Trump neden İran'ın Hark Adası'nın bombalanması direktifini verdi?

Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı tarafından 7 Mart 2026'da çekilen İran'ın Hark Adası'nın görüntüsü (AFP)

John Haltiwanger

ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı İran'ın Hark Adası'nın hava saldırıları ile vurulması direktifini verdiğini duyurdu. Bu ada, İran'ın ham petrol ihracatının yüzde 90'ının geçtiği, Körfez'de küçük ama stratejik açıdan önemli bir ada.

Trump, Truth Social’dan yaptığı paylaşımında; “Birkaç dakika önce, benim direktifimle, ABD Merkez Komutanlığı Ortadoğu tarihinin en güçlü hava saldırılarından birini gerçekleştirdi. İran'ın gözbebeği Hark Adası'ndaki tüm askeri hedefler tamamen imha edildi” dedi.

Trump, “nezaket kuralları gereği” adanın petrol altyapısını yok etmemeyi tercih ettiğini söyledi, ancak “İran veya başka herhangi bir taraf, Hürmüz Boğazı'ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişini aksatacak herhangi bir eylemde bulunursa, bu kararı derhal yeniden gözden geçireceğim” diye ekledi.

Hark Adası, İran'ın ana petrol ihracat istasyonu ve işleme tesisleri İran ekonomisi için hayati önem taşıyor. İran kıyılarından sadece 24 kilometre açıkta bulunan adada, yılda yaklaşık 950 milyon varil ham petrol işleniyor.

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre Hark'a yapılan hava saldırıları, bir tarafta ABD ve İsrail, diğer tarafta İran arasında savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra gerçekleşti. Tahran, dünyanın ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda bir düzineden fazla gemiyi hedef alarak, petrol fiyatlarını yükseltmek ve savaş konusunda Washington üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla bu hayati su yolundaki gemi trafiğini fiilen durdurdu.

 Küresel petrol göstergesi olan Brent petrolü, cuma günü varil başına 100 doları aşarak, Şubat sonlarında savaşın başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla yükseliş kaydetti.

Son günlerde, ABD'nin İran üzerinde daha fazla nüfuz kazanmak için Hark Adası'nı hedef alabileceği veya ele geçirebileceği yönünde spekülasyonlar yaygınlaştı. Ancak uzmanlar, Hark Adası'nı ele geçirmeye çalışmanın önemli riskler taşıdığı konusunda uyardı. Trump'ın sadece hava saldırıları düzenleme yoluyla daha sınırlı bir yaklaşımı benimsemesinin açıklaması da olabilir.

Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmek, ilgili herhangi bir Amerikan kuvveti için önemli riskler oluşturacaktır ve İran rejiminin çok agresif bir tepki vermesine neden olabilir

 İran uzmanı ve Avrasya Grubu'nun kıdemli analisti Greggory Burrow, perşembe günü Foreign Policy dergisindeki yazısında şöyle diyordu: “Hark Adası'nın kontrolünü ele geçirmenin avantajları ve potansiyel faydaları var. Teorik açıdan, ABD, İran’ın petrol ihracatını sekteye uğratacak bir konuma gelecektir. Ayrıca bu adım Trump’a artık ABD'nin İran üzerinde daha büyük bir nüfuzu olduğunu söyleyebileceği daha kesin bir zafer iddiasında bulunma fırsatı da verecektir. Aynı şekilde İran rejimini zayıflatacaktır, çünkü mevcut seviyelerde petrol ihracatını sürdüremeyecektir.”

fdvf
ABD-İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı'na nazır Bender Abbas Limanı’nda meydana gelen patlamanın ardından dumanlar yükseliyor, 2 Mart 2026 (AFP)

Burrow “Ancak ciddi dezavantajları da var,” diye ekliyor. “İran ihracat kapasitesini tamamen kaybetmeyecek. İhracat için başka tesisleri var ve ayrıca Hürmüz Boğazı'nın doğusunda, Cask'ta zaten daha yoğun bir şekilde kullanmaya başladığı bir tesis bulunuyor. Dolayısıyla Hark Adası’nı kaybetse bile ihracat kapasitesini kaybetmeyecek; en azından başlangıçta daha küçük miktarlarda da olsa muhtemelen ihracatına devam edecektir.”

Hark'ın kontrolü, operasyona dahil olan ABD kuvvetleri için de önemli riskler oluşturabilir. Burrow'a göre, İran toprakları içinde böyle bir hamle, İran rejiminin “çok agresif” bir tepki vermesine neden olabilir ve bu kuvvetleri “ateş hattında” bırakabilir. Daha ağır tahkim edilmiş yerlerdeki üslerinde bulunan ABD kuvvetlerinin aksine, füze ve insansız hava aracı saldırılarına maruz kalabilirler.

Cuma günü gelen çeşitli haberlerde, Pentagon'un çatışma devam ederken bölgeye ek birlikler ve savaş gemileri gönderdiği, bunların arasında amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesinin de bulunduğu belirtildi. Bu da Trump'a Hark Adası'na karşı daha fazla eyleme girişmeye karar vermesi halinde daha fazla seçenek sunuyor.

Trump, uzun zamandır, en az 1988'den beri Hark Adası'nı ele geçirme fikrinden bahsediyor. Fox News Radio sunucusu Brian Kilmeade, perşembe akşamı Trump ile yaptığı ve cuma günü yayınlanan röportajda bu noktayı gündeme getirerek, şu anda böyle bir hamleyi düşünüp düşünmediğini sordu.

u67ı8
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a yönelik saldırıları desteklemek amacıyla hava operasyonları yürütüyor, 9 Mart 2026 (Reuters)

Trump'ın yanıtı, röportajın o ana kadar büyük ölçüde samimi geçmesine rağmen, şaşırtıcı derecede gergindi: “Brian, bu soruyu cevaplayamam ve sormaman bile gerekirdi. Bu birçok farklı şeyden biri. Listenin başında değil, ama birçok seçenekten biri ve fikrimi saniyeler içinde değiştirebilirim.”

Ardından ekledi; “Ama, biliyorsunuz, böyle bir soru sorduğunuzda, kim cevaplayacak? Yani, bana soruyorsunuz: Hark Adası ve bu hamleyi düşünüyor muyum? Böyle bir soruyu kim sorar ve hangi aptal cevaplayabilir? Tamam, diyelim ki düşünüyorum, ya da düşünmüyorum. Neden size söyleyeyim ki? Sana ‘Evet Brian, düşünüyorum, ne zaman ve nasıl olacağını söyleyeyim mi’ diyeceğim? Bu bir bakıma akıllıca olmayan bir soru, ki bu nedenle de senden gelmesi beni şaşırttı, çünkü sen zeki bir adamsın.”


Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

TT

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Trump anlaşmayı reddederken İran Devrim Muhafızları Netanyahu’yu öldürmekle tehdit etti

Devrim Muhafızları, İsrail ve ABD ile süren savaşın 16’ncı gününe girilirken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu takip edip öldürmekle tehdit etti.

Devrim Muhafızları tarafından yapılan açıklamada, “Eğer bu çocuk katili suçlu hâlâ hayattaysa, onu takip etmeye ve tüm gücümüzle öldürmeye çalışmaya devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, şu aşamada İran ile savaşı sona erdirmeye yönelik herhangi bir anlaşma yapılmasını reddettiğini açıkladı. Trump, “Tahran savaşı sona erdirmek için bir uzlaşma arıyor, ancak şu anda bunu istemiyorum çünkü sundukları şartlar henüz yeterince iyi değil” dedi.

Trump ayrıca, gelecekte yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın İran’ın nükleer programından tamamen vazgeçmesini garanti altına alması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan haber platformu Semafor, cumartesi günü ABD’li yetkililere dayandırdığı haberinde, İsrail’in İran ile devam eden çatışmalar sırasında balistik füze önleme sistemlerinde ciddi bir eksiklik yaşadığını birkaç gün önce Washington’a bildirdiğini aktardı.