Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

“Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganı atan hiçbir bir devrimde toplumun tüm kesimleri kapsanmadan başarılı olunamaz.”

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
TT

Sudan’da feminist hareketin devrimlere katılımı ve hak mücadelesi

Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)
Sudan’da feminist hareket, devrimlere katılarak protestoların ön saflarında yer aldı. (Independent Arabia- Hasan Hamed)

Mana Abdulfettah
Sudan’daki kadın hareketleri, yaşlarına, sömürgeciliğe karşı mücadeleyle bağlantısına ve başta askeri yönetimler olmak üzere ulusal hükümetler döneminde de devam etmesine rağmen özellikle eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir iktidarında büyük bir ivme kazandılar. Beşir’e karşı devrim patlak verdiğinde, özgürlükler ve haklarla ilgili, özellikle de siyasi kazanımlar elde etmek için birçok umudu beraberinde taşıdırlar. Ancak son üç yıldaki devrimci hareket döneminde feminist talepler, onları gölgede bırakan siyasi ve toplumsal kargaşa nedeniyle sahada gerçek sonuçlar elde edilmeden sürdü. Yürüyüşler ve gösteriler devam etti ve geçiş hükümeti, devrim sloganlarına uygun bir özgürlük ortamı sağlamaya çalıştı. Daha sonra feminist hareketin geçici Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın 25 Ekim’de uyguladığı önlemlerden bu yana, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) tarafından temsil edilen sivil bileşen dışında, biri geçici hükümet diğeri ise muhalefet olmak üzere iki akıma ayrıldığı yeni bir aşama başladı. Bu bölünmenin en önemli özelliklerinden biri, kadınların devrim ilkeleriyle orantılı, mücadeleleri ve fedakarlıkları ile tutarlı kazanımlar elde etmeleri üzerine açık olumsuz etkisidir. Hatta bazı eylemciler yetkililer tarafından kovuşturulmaya ve tutuklanmaya maruz kaldı.

Çift talep
Sudan feminist hareketi, kadın haklarını talep etmekten devrimlere ve ayaklanmalara katılarak diktatörlüğün devrilmesini ve sivil bir hükümetin kurulmasını talep etmeye geçti. Ancak Sudanlı kadınlar omuzlarında ‘çifte’ sorumluluk taşıyor. Hareket, kendisini ilki diktatörlük rejimine karşı, diğeri ise kadınları ezmeye, onların siyasal katılımlarını engellemeye ve sosyal adaleti sağlamaya adamış, görünmez bir düşmana karşı iki devrim yürütürken buldu. Sudanlı kadınların Korgeneral İbrahim Abbud’un askeri yönetimine karşı Ekim 1964 devrimine ve ardından Cafer Numeyri’nin askeri rejimine karşı Nisan 1985 devrimine katılımı da sadece başkentteki kadınlarla bağlantılıydı. Devrimlerin çekirdeği, Hartum Üniversitesi’ydi. Bu da onların iki elit devrim olduğu anlamına geliyordu. Aralık 2018’de Beşir rejimine karşı yapılan devrime gelince; özellikle Atbarah kentinden başladı ve oradaki kadınlar da buna katıldılar. Diğer şehirlerin kadınları da bile Hartum’da ayaklanırken devrim sadece üniversitelerle sınırlı kalmadı. Çay ve geleneksel gıda satıcıları da dahil olmak üzere diğer grupları da kapsıyordu. Bu durum, daha önce siyasete karışmamış kadınlar da dahil olmak üzere toplumun tüm bileşenlerinin devrime katılımına dayalı bir dönüşüme işaret ediyor. Bu, kadınların güçlenmelerini doğrudan etkileyen etnik, coğrafi ve sınıfsal farklılıklardan uzun süredir mustarip olmalarının bir sonucuydu.

İki feminist söylem
Sudanlı feminist hareketi takip edenler, toplumun muhafazakâr doğası gereği liberalizm ve muhafazakarlık arasındaki çeşitlilik alanından, muhafazakâr feministleri dışlayacak ölçüde liberal bir harekete geçtiğini ancak bunların hepsinin siyasi istikrarsızlık ortasında bazı olumsuz koşullardan mustarip olduğunu belirtiyorlar. Geçiş hükümetinin toplumsal ve dini ilkelerden taviz vermeden demokrasiye açık yolundan yararlanılması, başka bir çatışma biçimine yol açtı. Çılgınca rekabet ortasında, ilki liberal ve ikincisi de muhafazakâr iki feminist söylem olduğu tasvir söylenmeye başlandı. İkinci söylem, mensubiyet doğrulanmadan dışlama amacıyla önceki rejim ile entelektüel bir tembellikle ele alındı. Bu durum, siyasi muhalifleri ile ‘Rejimin İzlerini Ortadan Kaldırma Komitesi’nin izlediği yolun aynısıydı. Bu, devrimin birçok entelektüel, sosyal, coğrafi, yaş ve cinsiyet grubunu kapsamasına rağmen bazı feministlerin dışlanmasına ve tarafsızlaştırılmasına neden oldu.
Önceki askeri dönemlerdeki feminist hareket, rejimi devirme yönünde birleşirken Aralık 2018 devriminde de aynı amaç için bir araya gelmeye başladı. Ancak daha sonra geçiş hükümetinin destekçileri ve karşıtları arasında bölündü. Bu noktada açık şekilde kurumsal düzensizlik baş gösterdi. Devlet sistemi, kurumları veya birlikleri aracılığıyla koordinasyondan yoksundu, kendiliğindenlik ve doğaçlama ile karakterize edildi. Hükümet yanlısı feminist hareket, başlangıçta bazı kadın şarkıcılar tarafından yönetilen bir askeri feminist hareketin ortaya çıkmasında da kendini gösterdi. Bu durum, feminist devrimci durumun ordudaki kadın sistemine paralel bir kadın askeri kol üretebileceğini gösteriyor.

Hareketin simgesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktrdığı habere göre kadınlar devrimin başlangıcından bu yana ‘Kandake’ tanımlamasında vücut bulan tarihsel ve siyasi bir sembol alarak dinamizmlerine hizmet etmek için istihdam edilmişti. Kandake, Sudan, Etiyopya ve Orta Afrika’nın bir bölümünü içeren eski Afrika uygarlığı Kuş’taki ilk kraliyet eşi anlamına geliyor. Daha sonra hareket, devrimci hareket sırasında bir arabanın arkasına tırmanan ve devrimci şiirler söyleyen bir kızın ünlü görüntüsünün yayılmasıyla sağlamlaştı. Göstericilerle polis arasındaki arbedenin şiddetlenmesinin ardından biber gazı kutularını toplayıp polise teslim eden bir başka kız çocuğu daha görüldü. Kendisine ‘Bamban Avcısı’ adı verildi. İki kız, yerel ve uluslararası açıdan oldukça popülerdi. Daha önce veya daha sonra herhangi bir siyasi faaliyete veya partiye bağlı olmaksızın devrimin sembolleri olarak onurlandırıldı. Kendilerini herhangi bir partiden veya siyasi bağlantıdan yoksun nitelikleriyle devrime katılan birçok kadın için de durum aynıydı. Süren devrimci hareket, üçüncü yılında kadınlar ve rejim arasındaki çatışmadan şiddetli bir tepkiye neden oldu. Kadınların örgütlü siyasi çalışmalara katılımının, özellikle de siyasi partiler düzeyinde azaldığı bu dönemde bu, demokrasinin yokluğunun ve önceki rejimden miras kalan siyasi ve örgütsel çalışma özgürlüğünün doğal bir sonucuydu. Kadınların siyasi, idari ve karar alma pozisyonlarında bulunması; katılım gösterdikleri alanlarda yeterli fırsatların olmaması nedeniyle daha da etkilendi.
O dönemde muhalefet, eski rejimin baskıları nedeniyle mevcut kadın örgütleri aracılığıyla siyasi baskı cepheleri oluşturamadı. Kadınların siyasete katılımının etkinleştirilememesindeki zorluklardan biri de partilerin kadın parti kadrolarının yeteneklerini geliştirmedeki eksiklikleridir. Bu çerçevede partiler, erkekler merkezi komitelerde aktif olarak yer alırken, etkili kadın kadrolarına ihtiyaç duymaya devam etti.

Konuyu dağıtma
Kadın özgürlüğüne yönelik mevcut kısıtlamalara rağmen kadın yanlısı mevzuata ilişkin en önemli gelişmeler, bir önceki rejimin uyguladığı baskıdan sonraki dönemin doğal bir sonucu olarak geçiş döneminin başında meydana geldi. Geçiş dönemi, kadınlar açısından niteliksel değişim için bir fırsat sağladı. Davasına duyduğu sempatiyle, istifa eden Başbakan Abdullah Hamduk döneminde gerçekleşmesi beklenen yasal dönüşümlerin temellerini attı. Ancak devrimci feminist hareket, feminist perspektifin dışındaki çeşitli meselelere ilişkin vizyonunu henüz netleştirebilmiş değil. Dolayısıyla hareket toplumsal gündemler başlığı altında, şiddet ve ayrımcılık sorunlarına çözüm bulmaya indirgenmiş durumda.
Kadınların devrimdeki aktif rolüne rağmen kazanımları azaldı. Bu durum, 25 Ekim gelişmelerinin ardından güvenlik kovuşturmalarında, gösteriler sırasında şiddeti kınayan feminist aktivistlerin tutuklanmasında ve her iki cinsiyetten de göstericilerin öldürülmesinde açıkça görülüyordu. Geçiş hükümetinde kadınların siyasi temsili konusuna gelince; Hamduk hükümeti, bunu ofis personeli ve sekreterliği düzeyinde dikkate almaya başladı. Yürütme düzeyinde ise sürekli istifalar ve hükümet değişikliği nedeniyle temsili, istikrarlı olmadı. Partilerin genel olarak zayıflığı, kadınların önemli görevler üstlenememesine de yansıdı.
Rejime karşı siyasi faaliyetler, belirli siyasi hakları elde etmeye çalışmak ile siyasi hakların bir parçası olan kadın haklarının savunulması arasında ayrım yapılmamasına rağmen odak eksikliği, kadın meselesinin dağılmasına katkıda bulundu. Öyle görünüyor ki eski rejim ile mevcut geçiş hükümeti arasında bir benzerlik var. Önceki rejim, onu içeriden müdahaleci feminist bir çevreyle sınırlamıştı. Yetkililer ve siyasi aktivistler arasındaki çatışma, kamu düzeni polisi tarafından giyim tarzları nedeniyle iki ismi hedef alırken içten içe siyasi faaliyetlerini bastırmayı amaçlıyordu. ‘Pantolon davası’ ile bilinen gazeteci Lubna Ahmed Hüseyin’in olayı ve ‘şapka’ davası olarak bilinen davada eski rejim tarafından tutuklanan ‘Kadınların Ezilmesine Hayır Örgütü’ başkanı Emire Osman olayı, kadın aktivistlerin hedef alınmasının arkasına gizlendi. Ayrıca geçiş hükümeti çerçevesinde geçen hafta yetkililer tarafından herhangi bir suçlama olmaksızın tutuklanan Emire Osman da dahil olmak üzere kadın aktivistler defalarca yargılandılar.

Katılımların aktifleşmesi
Bazı kesimler, feminist örgütler aracılığıyla demokrasi çağrısında bulunan gösterilerin, eylemlere öncülük edip ön saflarda yer alsalar bile kadınların dar bir feminist çevrede hapsolmasına yol açtığına inanıyor. Bir başka kesim ise eşitlik mücadelesinin demokrasi talebinden önce geldiği ve bu nedenle kadınların, en baştan doğru yola koyulması gerektiği kanaatinde.
Son hareket çerçevesinde bu durumla yetinmeyen bir kadın aktivist akımı ortaya çıktı. Eski aile yasasının iptalini, dini sistemlere ve toplumsal normlara başvurulmaksızın bu yasanın sekülerleştirilmesini ve yalnızca medeni hukukun uygulanmasını tesis eden bir yaklaşımın benimsenmesi talep edildi. Bu talepler, diğer haklar ile bunların uygulanma olasılığı arasına bir engel koydu. Zira başlangıçta Hamduk’un ilk hükümetindeki mevzuat değiştirilirken yasa koyucular iki iddia arasında geniş bir boşluk buldular. Buna göre ilk iddia ‘Mevzuat hükümleriyle aykırı değil’. İkincisine  göre ise ‘Sudan toplumu bundan çok uzak.’
Siyasi katılım hakkında, ‘kadınların devrimci kitle dalgasında eridiğini’ söylemek yeterli olmayabilir. Öyle ki siyasi olarak yetkilendirilmeleri, parlamentoda temsil edilmeleri ve yürütme makamlarına erişimleri, siyasal özgürlük elde edildikten sonra bu katılımın etkinleştirilmesi için ileri konular arasında yer alıyor. Zulme ve diktatörlüğe karşı özgürlük ve demokrasi sloganını yükselten hiçbir devrimin, ‘ayrım gözetmeksizin toplumun tüm kesimlerini kapsayarak gerçekleştirilmesi’ çağrısı olmadan başarılı olması beklenemez.



İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
TT

İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf

İsrail’in Suriye topraklarında neredeyse günlük hale gelen ihlalleri ve askeri ilerleyişleri kapsamında, dün dört İsrail askeri aracı, Dera vilayetinin batısındaki Yermuk Havzası bölgesinde yer alan Maariye köyünün doğu girişine ulaştı. Aynı zamanda iki İsrail askeri aracının da Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Colan köyü ile el-Bassali çiftliği arasındaki yolu kontrol altına aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre, İsrail güçleri bölgede iki kontrol noktası kurarak yoldan geçen kişileri ve araçları aradıktan sonra daha sonra bölgeden çekildi. Şam’daki kaynaklar, söz konusu uygulamaların İsrail’in bölgede fiili ancak resmî olarak ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturma çabasının parçası olduğunu öne sürdü.

Maariye ve Abidin Belediye Başkanı Muvaffak Mahmud SANA’ya yaptığı açıklamada, yaklaşık 150 askerden oluşan ve dört askeri araçla bölgeye gelen İsrail birliğinin dün sabah Maariye köyünün doğu girişinde bir kontrol noktası kurduğunu belirtti. Mahmud, askerlerin yaya ve araçlarda arama yaptıktan sonra bölgeden ayrıldığını ifade etti.

derfgthy
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde bulunan Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) unsurları (Arşiv – SANA)

Yerel kaynaklar, Dera’nın batısındaki Vadi er-Rakkad bölgesinde koyun otlatan bir gencin İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını bildirdi. Yaralının, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları tarafından Neva Hastanesi’ne götürülerek ilk müdahalesinin yapıldığı, ardından tedavisinin sürdürülmesi için Dera kentindeki bir hastaneye sevk edildiği aktarıldı.

Öte yandan, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail güçlerinin Suriye topraklarında 665 kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ele geçirdiği ve bölgede 9 askeri nokta kurduğu belirtiliyor. Ayrıca İsrail ordusunun, işgal altındaki Suriye Golanı sınırı boyunca kara operasyonlarını sürdürdüğü; bu faaliyetlerin Kuneytra kırsalının kuzey ve güney kesimlerinden başlayarak Dera’nın batısındaki Yermuk Havzası’na kadar uzanan geniş bir alanda Suriye içlerine doğru kademeli şekilde ilerlediği ifade ediliyor.

(

)

Suriyeli ve uluslararası güvenlik kaynaklarına dayanan raporlara göre İsrail, ‘sarı hat’ olarak adlandırılan, esnek ve resmî olarak ilan edilmemiş bir güvenlik nüfuz alanı oluşturdu. Söz konusu hattın, Kuneytra ve Dera vilayetlerinden Şam’ın güney kırsalına kadar uzanan bölgede askeri faaliyetleri sınırlandırmayı ve ağır silahların tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflediği; böylece Celile ve işgal altındaki Golan’ın güvenliği için stratejik bir derinlik oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor.

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Reşid Hurani ise İsrail’in kara operasyonlarının, fiilen ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturmayı amaçladığını söyledi. Hurani’ye göre İsrail, Kuneytra vilayetindeki Cebata el-Haşab, Kudne ve Refid bölgeleri ile Dera’nın batı kırsalı ve özellikle Yermuk Havzası’nda tarım arazilerini tahrip ederek, ayrıca altyapı ve askeri noktaları tekrarlanan saldırılarla hedef alarak bu stratejiyi uyguluyor. Bu uygulamaların, sivillerin tarım arazilerine erişimini engellemeyi, hareket özgürlüğünü kısıtlamayı ve bölgede kurulan geçici kontrol noktaları ile sıklaşan sorgulamalar aracılığıyla güvenlik denetimini artırmayı hedeflediğini ifade eden Hurani, söz konusu adımların sahada kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma çabasının parçası olduğunu savundu.

İsrail’in Suriye içindeki kara operasyonlarının kapsamının giderek genişlediği belirtiliyor. Bu operasyonlar yalnızca köyleri değil, tarım yollarını, otlakları ve sivil yerleşimleri de kapsarken, sivil ve tarihi yapıların hedef alınması da dikkat çekiyor. Bu çerçevede İsrail güçlerinin Hamidiye köyünde 15 evi yıktığı, ayrıca tarihi Dağıstani Camii, müze binası, adliye, Endülüs Sineması ve tarihi Hacer Hastanesi’ni havaya uçurduğu bildirildi.

Son dönemde İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşanırken, bu durum Güney Lübnan’da devam eden geniş çaplı İsrail askeri operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’ni geçtiğini, stratejik öneme sahip Şekif Kalesi ile Nebatiye çevresinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Gelişmelerin ardından kuzey cephesinde güvenlik alarmı yükselirken, Celile bölgesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde okulların kapatıldığı bildirildi.

Söz konusu tırmanış, Lübnan ile İsrail arasında savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşılması amacıyla yürütülen müzakerelerin ikinci turundan iki gün önce yaşanıyor. ABD’nin himayesinde Washington’da yapılması beklenen görüşmeler öncesinde bölgedeki gerilim artarken, Suriye ile İsrail arasındaki temaslarda ise durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani daha önce yaptığı açıklamada, bu yıl boyunca yoğun görüşmeler gerçekleştirildiğini ancak Suriye-İsrail müzakerelerinin henüz somut sonuçlar üretmediğini ifade etmişti.

dfrgt
Dera’nın batı kırsalındaki Yermuk Havzası’nda bulunan Abidin köyü sakinleri, İsrailli askerlerin köye girmesini engelliyor, 16 Aralık 2024. (Daraa24)

Bu çerçevede Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in İran’a karşı yürütülen savaşta hedeflerine ulaşamamasının, ‘Suriye-İsrail müzakerelerine de yansıyan bir gerilemeye yol açtığını’ söyledi. Hurani, Suriye yönetiminin Hizbullah ile görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, İran ve Hizbullah’ın direncini desteklediğini belirterek, bunun Şam’ın İsrail’in Güney Suriye’de siyasi veya askeri yollarla dayattığı fiili durumu kabul etmediğini gösterdiğini ifade etti. Hurani’ye göre, özellikle 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uluslararası destek görmeye devam etmesi, Suriye’nin bu konudaki tutumunu güçlendiriyor.

Suriye, İsrail’in ülkenin güneyindeki tüm uygulama ve adımlarını uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hükümsüz kabul ediyor; bu girişimlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor. Öte yandan Suriye hükümeti, İsrail ile yürütülen müzakereleri ‘stratejik bir dosya’ olarak değerlendiriyor. Hurani, bu dosyanın Suriye yönetiminin devlet kurumlarını gerçek anlamda yeniden inşa etme süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Hurani’ye göre Şam yönetimi, komşu ülkelerle yaşadığı sorunları çözme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu alanda önemli ölçüde başarı elde etmiş durumda. Bu nedenle İsrail ile yürütülen temaslar da yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Suriye’nin yeniden yapılanma ve bölgesel normalleşme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

gbhn
Kuneytra’da İsrail politikalarını protesto etmek için toplanan halkı haber yapan Suriyeli gazeteciler (Arşiv – Kuneytra Medya Merkezi)

Hurani, Şam yönetiminin komşu ülkelerle geliştirdiği olumlu ilişkilerin sonuçlarını hissetmeye başladığını belirterek, ticaret hacmindeki artışın ve güvenlik alanındaki koordinasyonun hem Suriye hem de komşu ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Suriye-İsrail müzakere sürecindeki duraksamaların ve yeniden canlanma ihtimalinin, İsrail’in net ve istikrarlı bir müzakere çizgisine sahip olmamasıyla bağlantılı olduğunu savunan Hurani, İsrail’in Suriye dosyasına yaklaşımında ‘kararsızlık ve kafa karışıklığı’ yaşadığını ifade etti. Hurani’ye göre Tel Aviv yönetimi, yalnızca Suriye sahasında değil, Lübnan ve Gazze gibi diğer cephelerde de karşı karşıya kaldığı baskılar nedeniyle tutarlı bir politika ortaya koymakta zorlanıyor.

Öte yandan, İsrail’in Güney Suriye’ye yönelik yaklaşımını Gazze ve Güney Lübnan’da uyguladığı güvenlik ve askeri stratejiye benzer bir modele dönüştürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre İsrail’in sahadaki kontrol alanlarını genişletmeye, yerel çevreleri zayıflatmaya ve uzun vadeli fiili durumlar oluşturmaya çalışabileceği öngörülüyor. Bu yaklaşımın, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yürütülen yerleşim ve ekonomik projelerle eş zamanlı ilerleyebileceği belirtiliyor. Söz konusu projeler arasında Katzrin yerleşiminin genişletilmesi ve Golan köylerinde rüzgâr türbini projelerinin hayata geçirilmesi de yer alıyor. Hurani’nin hazırladığı araştırmada, Netanyahu yönetiminin, mevcut gerilim dalgaları sona erse bile sınır bölgelerinin güvenlik kontrolü altında tutulmasını hedefleyen bir strateji izlediği sonucuna varıldığı ifade edildi. Bu çerçevede, İsrail’in Güney Suriye’deki askeri ve güvenlik varlığını geçici değil, uzun vadeli bir düzenleme olarak şekillendirmeye çalışabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.


Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
TT

Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)

Gazze Şeridi’nde yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler kapsamında, Hamas’ın müzakere heyetinin çarşamba günü Mısır’daki arabulucularla yeni bir görüşme turu gerçekleştireceği bildirildi.

Konuya yakın bir Hamas kaynağı, AFP’ye yaptığı açıklamada, Hamas ve diğer Filistinli grupların görüşmelere katılmaları için Mısır tarafından davet edildiğini söyledi. Kaynak, arabulucuların Hamas ve İsrail tarafından kabul görebilecek şekilde revize edilmiş yeni bir ateşkes önerisine ilişkin fikirler sunduğunu belirtti.

Müzakerelere Mısırlı yetkililerin yanı sıra Katarlı ve Türk yetkililerin de katılması bekleniyor. Filistin tarafında ise Hamas, İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Halk Direniş Komiteleri, Ulusal Girişim Hareketi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki El Fetih içindeki Demokratik Reform Akımı temsil edilecek.

Aynı kaynağa göre, Hamas heyetinin başkanı Halil el-Hayya ile diğer Filistinli grup temsilcilerinin salı günü Kahire’ye ulaşması bekleniyor.

Kaynak ayrıca, arabulucuların önümüzdeki günlerde Hamas heyeti ile Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mlladenov arasında Mısır’da bir görüşme düzenlenmesi için koordinasyon yürüttüğünü söyledi. Görüşmede, ulusal komitenin Gazze yönetimini devralması ve yeniden imar sürecinin başlatılması konularının ele alınacağı ifade edildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Hamas’a yakın kaynak, “İsrail yeni engeller çıkarmadığı takdirde ilerleme sağlanabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı

Gazze Şeridi’nde ateşkes, İsrail ile Hamas arasında iki yıldan uzun süren yıkıcı savaşın ardından 10 Ekim 2025 tarihinde ilan edilmişti. Ancak anlaşma kırılganlığını koruyor. Bölgede neredeyse her gün düzenlenen İsrail hava saldırıları can kayıplarına ve yeni yıkımlara yol açıyor.

Ateşkes anlaşmasının ilk aşaması, askeri operasyonların durdurulmasını, İsrail’in yerleşim bölgelerinden çekilmesini ve kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım girişinin sağlanmasını öngörüyor. İkinci aşamada ise Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze yönetiminin Barış Konseyi denetimindeki ulusal bir komiteye devredilmesi ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması planlanıyor.

Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)

Öte yandan ikinci bir kaynak, “Hamas ve direniş grupları, işgal güçlerinin dayattığı şekilde bir silahsızlanmayı kabul etmeyecektir” dedi.

Kaynak, Hamas’ın kapsamlı bir çözümü garanti altına alacak her türlü öneriye olumlu yaklaşmaya hazır olduğunu belirterek, hareketin arabuluculara silah meselesini kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde görüşmeye açık olduğunu ilettiğini, ancak bunun Filistin halkının topraklarını savunma ve bağımsız devlet kurma hakkını zedelememesi gerektiğini vurguladığını belirtti.

Bir Hamas yetkilisi ise ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Yetkili, arabulucular ve ABD yönetiminden İsrail’in bu yükümlülüklere uymasını sağlayacak güvenceler talep ettiklerini ifade etti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Usame Hamdan da pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mladenov’un Gazze’nin yönetimini üstlenecek ulusal komitenin bölgeye girişini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamasını eleştirerek, bunun anlaşma maddeleriyle ilgisi olmayan bir “siyasi şantaj” olduğunu savundu.

İsrail ise son haftalarda Hamas’a yönelik operasyonlarını yoğunlaştırarak örgütün üst düzey askeri liderlerinden bazılarını hedef alan suikastlar gerçekleştirdi.

Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 930 Filistinli hayatını kaybetti.


Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
TT

Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail'in Gazze'de resmî tatil nedeniyle yoğun kalabalığın bulunduğu bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 12 kişinin de yaralandığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğuyla ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının sürdüğü belirtildi.

Şarku’l Avsatîn Reuters'ten aktardığına göre İsrail ile Hamas arasında, anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin dolaylı görüşmeler çıkmaza girmiş durumda. Söz konusu aşama, Hamas'ın silahsızlandırılmasını ve İsrail ordusunun bölgeden çekilmesini öngörüyor.

Ateşkes kapsamında İsrail, Gazze Şeridi'nin yarısından fazlası üzerindeki kontrolünü korurken, Hamas ise kıyı şeridinin küçük bir bölümünü elinde tutmaya devam ediyor.

Dün hedef alınan kafe, Gazze'deki geçici deniz limanı bölgesinde bulunuyor. Söz konusu yüzer iskele, kıyı açıklarında geçici bir çözüm olarak inşa edilmişti.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin, savaşçı ve siviller arasında ayrım yapmayan verilerine göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 900 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ise aynı dönemde 4 askerinin silahlı gruplar tarafından öldürüldüğünü açıkladı.