ABD: Nükleer anlaşma İran’ın alacağı ‘siyasi karara’ bağlı

Balistik füzeler ve bölgenin güvenliğini istikrarsızlaştıran gruplar üzerindeki kısıtlamaları içermiyor

Dün Tahran'da Humeyni'nin sürgünden dönüşünün 43. yıldönümü vesilesiyle bilboardlara asılan Humeyni’nin fotoğrafının önünden geçen İranlılar (EPA)
Dün Tahran'da Humeyni'nin sürgünden dönüşünün 43. yıldönümü vesilesiyle bilboardlara asılan Humeyni’nin fotoğrafının önünden geçen İranlılar (EPA)
TT

ABD: Nükleer anlaşma İran’ın alacağı ‘siyasi karara’ bağlı

Dün Tahran'da Humeyni'nin sürgünden dönüşünün 43. yıldönümü vesilesiyle bilboardlara asılan Humeyni’nin fotoğrafının önünden geçen İranlılar (EPA)
Dün Tahran'da Humeyni'nin sürgünden dönüşünün 43. yıldönümü vesilesiyle bilboardlara asılan Humeyni’nin fotoğrafının önünden geçen İranlılar (EPA)

ABD’li yetkililer, İran ve ABD’nin yeniden nükleer anlaşmanın yükümlülüklerine uymalarını sağlamayı amaçlayan Avusturya’nın başkenti Viyana’daki müzakerelerin tamamlanmak üzere olduğunu açıkladılar. Yetkililer, aylarca süren müzakerelerin ardından anlaşmanın canlandırılmasının artık, İran’a nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer anlaşmadaki taahhütlerine yönelik ihlallerinden geri adım atması gereken Tahran'ın ‘siyasi kararına’ bağlı olduğunu vurguladılar.
ABD Başkanı Joe Biden’ın yönetimindeki yetkililerden gelen bu açıklamalar, resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan 2015 tarihli nükleer anlaşmanın tarafları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) daimi üyelerinden oluşan ‘P5+1 grubu’ (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve İngiltere ile Almanya) ve İran arasında müzakerelerin devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve İran ile Almanya, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilme kararının ve ardından İran’ın nükleer anlaşmadaki taahhütlerini ihlal etmesinin üzerinden dört yıl geçtikten sonra, Washington ve Tahran’ın nükleer anlaşmaya yeniden tam olarak uymaya başlamaları için atmaları gereken adımlara ilişkin müzakerelerin teknik kısmını tamamladıklarını, Biden yönetiminin anlaşmaya dönüş için siyasi bir karar aldığını ve Tahran'dan İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in alacağına inanılan benzer bir kararın alınmasını beklediğini ortaya koyuyor.
ABD merkezli New York Times (NYT) gazetesi, yeni anlaşmanın bazı Demokratların ve hemen hemen tüm Cumhuriyetçilerin taleplerinin aksine ne İran'ın balistik füze geliştirme ve üretme kabiliyetini sınırlandıracağını ne de Yemen'de Husi milislerine, Lübnan'da Hizbullah'a, Irak'ta Asaib Ehl-i Hak’ ve bölgeyi istikrarsızlaştıran diğer gruplara işaret ederek Ortadoğu'daki ‘terörist gruplara ve vekil güçlere verdiği desteği durduracağını bildirdi.
NYT, ABD Senatosu için bu yıl İran ile yapılacak herhangi yeni bir anlaşmanın ‘ara seçimlerde bir seçim malzemesi’ olmasını bekliyor. Eski ABD Başkanı Trump, ‘şu ana kadar yapılmış en kötü anlaşma’ olarak nitelediği nükleer anlaşmadan çıktığında, Tahran'ın Suriye rejimine verdiği desteği ve terörist grupları finanse etmesini durdurmanın yanı sıra füze denemelerini de içeren ‘daha iyi şartlardaki’ bir anlaşmaya ulaşmak için Tahran'ı yeni müzakereler için masaya oturmaya zorlama sözü vermişti.
Buna karşın mevcut ABD Başkan Biden, seçim kampanyası sırasında verdiği İran'ın nükleer programına yönelik kısıtlamalar da dahil olmak üzere nükleer anlaşmayı canlandırma ve Trump'ın 2018 yılında İngiltere, Fransa, Almanya ve Avrupa Birliği (AB) ile anlaşmazlıklara yol açan tek taraflı olarak anlaşmadan çekilme kararını bozma sözünü yerine getirecek. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkilinin Şarku'l Avsat'ın da katıldığı basın toplantısında yaptığı açıklamalara göre anlaşmayı yeniden canlandırmak, Demokrat Parti için önemli siyasi riskler getirse de Biden, ‘bu hedefe ulaşmak için gerekli siyasi kararları almaya’ hazır.

ABD'li yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:
“En önemli siyasi kararlardan bazılarının tüm taraflarca alınması gereken bir noktaya geldiğimize inanıyorum. Eğer hedefimiz hızlı bir şekilde bir anlaşmaya varmaksa, herhangi bir müzakere sürecinde bunu yapmanın en iyi yolu, en fazla risk altında olan tarafların doğrudan görüşmesidir. İran bizimle görüşmeye hazırsa biz de İran'la görüşmeye hazırız. İki tarafın doğrudan müzakerelerde bulunmaması, kısa süre bir süre kalması ve alınması gereken kararların önemi düşünüldüğünde büyük bir talihsizlik olacak. Top artık İran'ın sahasında.”
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ise yaptığı açıklamada, ‘anlaşmaya varılması için sadece birkaç hafta kaldığını ve görüşmeler başarısız olursa Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik ve diplomatik baskıyı artıracağını’ doğruladı. İran'daki ABD vatandaşı olan tutukluların durumuna değinen Price, “Serbest bırakılmaları Viyana’daki müzakerelerde başlıca önceliklerimizden biri” dedi.
ABD'li yetkililer yeni anlaşmayla ilgili ayrıntı vermekten kaçındılar. Ancak eski anlaşmanın canlandırılması, İran'ın nükleer programına getirilen tüm kısıtlamaların 2030 yılında sona ereceği, yani ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın İranlı yetkililerin bu fikri reddetmeleri nedeniyle ‘daha uzun süreli ve daha güçlü’ bir anlaşmaya varamayacağı anlamına geliyor. Öte yandan İran’ın müzakere heyeti, ABD'nin anlaşmadan bir daha tek taraflı olarak çıkmayacağına dair yazılı garanti istese de ABD’nin müzakere heyeti, Biden'ın bu tür garantileri sağlayamayacağını vurguladılar.
İran, 2015 yılında nükleer anlaşmanın imzalanmasından önce sahip olduğu zenginleştirilmiş uranyumu biriktirmemiş olsa da uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkarmak için bir takım teknik adımlar attı. Bu İran’ın nükleer silah üretmek için kullanılan yüzde 90 oranında zenginleştirilmiş uranyuma en yakın olarak elde ettiği orandır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, ‘herhangi bir ülkenin yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirmesinin oldukça tehlikeli’ olduğunu belirterek, “Sadece nükleer bomba üreten ülkeler bu seviyeye ulaşıyor” dedi.
Tahran'ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu geçmişte olduğu gibi Rusya'ya mı yoksa başka bir ülkeye mi göndereceği bilinmiyor. Ayrıca İsrail'in, İran'daki nükleer tesislerin bazılarını havaya uçuran ve ABD ve İsrail istihbarat servislerinin İran'ın askeri nükleer programının babası olduğuna inandıkları bilim adamı Muhsin Fahrizade’nin öldüren çeşitli sabotaj saldırıları gerçekleştirdiği göz önüne alındığında, herhangi bir yeni anlaşmaya nasıl yanıt vereceği de henüz kestirilemiyor.
NYT'nin müzakereleri yakından takip eden iki kaynaktan bilgilerin aktarıldığı haberine göre ABD ve İran, yaptırımları ihlal ettikleri için mahkum edilen İranlıların karşılığında dört ABD vatandaşını serbest bırakılmasını öngören bir mahkum takası anlaşmasının eşiğinde gibi görünüyorlar. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkili, ABD’li tutukluları serbest bırakmadığı takdirde İran'la bir anlaşmaya varmayı düşünmeyeceklerini söyledi.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.