ABD, Sudan ordusuna sağlanan finansmanı kısıtlama yollarını inceliyor

ABD Kongresi’nde Biden yönetiminin Sudan’daki 25 Ekim tedbirlerine karşı tutumuna sert eleştiriler yöneltiliyor.

Orgeneral Burhan 8 Aralık’ta Nil Nehri eyaletinde düzenlenen tatbikat sırasında askerler arasında görülüyor (AFP)
Orgeneral Burhan 8 Aralık’ta Nil Nehri eyaletinde düzenlenen tatbikat sırasında askerler arasında görülüyor (AFP)
TT

ABD, Sudan ordusuna sağlanan finansmanı kısıtlama yollarını inceliyor

Orgeneral Burhan 8 Aralık’ta Nil Nehri eyaletinde düzenlenen tatbikat sırasında askerler arasında görülüyor (AFP)
Orgeneral Burhan 8 Aralık’ta Nil Nehri eyaletinde düzenlenen tatbikat sırasında askerler arasında görülüyor (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusuna sağlanan finansmanı kısıtlamak için ‘geleneksel ve geleneksel olmayan araçları’ gözden geçirdiğini belirterek, Moskova’yı Sudan’daki darbeyi destekleyerek ‘olumsuz bir rol oynamakla’ suçladı. ABD Başkanı Joe Biden ise 25 Ekim’deki Sudan’da darbeye karşı tutumu nedeniyle Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörlerin eleştirilerinin hedefi haline geldi.
ABD'nin Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Molly Phee, Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin düzenlediği dinleme oturumunda yaptığı konuşmada, “Biz şu an Sudan’da askeri rejime sağlanan finansmanı kısıtlamak ve ordunun kontrol ettiği şirketleri izole etmek için geleneksel ve geleneksel olmayan araçlar ile Sudan güvenlik güçleri ve finans şirketleriyle her zamanki gibi iş yapmaya devam etmeyi seçenler için risk notunu yükseltmeyi gözden geçirme sürecindeyiz” dedi.
Kongre üyelerinin sert eleştirilerine maruz kalan Phee, “Yönetim yaptırımlar konusunda yeni yetkiler geliştirmesinin yanı sıra elindeki araçlara bakıyor” dedi. Phee bu araçlar arasında ‘Sudan’da yasa dışı altın aramayı’ ele alabileceklerine işaret etti.

ABD’den Rusya vurgusu
Rusya’nın Sudan krizindeki rolüne değinen Phee, “Moskova, Sudan da dahil olmak üzere Afrika'daki darbeleri destekleyerek olumsuz bir rol oynuyor. Bu bir endişe kaynağı. Rusya eski Sudan’ı temsil ediyor. Sudan askeri liderleri, tarihi geçiş sürecini tamamlamada Sudan’a yardımcı olan liderler mi yoksa başarısız liderler mi olacaklarını seçmeli. Rusya ile değil, ABD ve dünyadaki ortaklarımızla ortaklığı bulunan bir Sudan istiyoruz” diye konuştu. Oturum boyunca Sudan güvenlik güçlerinin bölünmüş ve yekpare olmadığını birçok kez tekrarlayan Phee, “Sudan ordusunun bazı unsurları Sudan’da geçiş süreci vizyonunu istiyorlar ancak bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. Bu nedenle de eski yöntemlerini tekrarlamaya dönüyorlar” dedi. Phee, Sudan güvenlik güçlerine barışçıl protestoculara yönelik şiddet eylemlerini durdurma çağrısını yineledi.
Sudan halkından övgüyle söz eden Phee, “Sudan halkı muhteşem, kendini adamış, yaratıcı, ne istediği konusunda net bir vizyona sahip ve bu vizyonun zayıflamasına izin vermeyecek. Çalıştığım başka hiçbir yerde bu türden bir güç ve uyum görmedim” ifadesini kullandı.
Phee bu açıklamalara rağmen Kongre’deki iki partinin eleştirilerinden kurtulamadı. Kongre’deki Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörler, ‘ABD yönetiminin yaptırım uygulamak için elindeki araçları kullanmakta başarısız olduğunu’ dile getirerek, yönetimi bu yaptırımları uygulamaya zorlayacak yasa tasarılarıyla baskı uygulamaya devam etme sözü verdiler. Senatörler ayrıca ABD yönetiminin 25 Ekim darbesinden sonra dondurduğu 700 milyon dolar başta olmak üzere Sudan’a herhangi bir yardımın önünün açılması için Kongre’nin bazı şartlar belirleyeceğini ifade ettiler.
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Bob Menendez, açıklamasında, “Sudan ordusu mevcut krizin çözümü için açıkça diyalog sözü vermesine rağmen göstericileri ve sivil toplum aktivistlerini öldürmeye, işkence etmeye, ihlalde bulunmaya ve tutuklamaya devam ediyor. Geçen hafta sonu 27 yaşındaki genç de dahil olmak üzere, güvenlik güçleri darbeden bu yana 80’e yakın sivil öldürdü” dedi.
Menendez, “Diyalog zorunlu olmakla birlikte, insan hakları ihlallerinde bulunan yetkililere ve darbeyi planlayan yüksek mevkideki yetkililere yaptırımlar uygulamak gerekir. Yardımların dondurulması iyi fakat şiddeti durdurmak ve generalleri müzakere masasına oturmaya zorlamak için yeterli değil. Ben, Cumhuriyetçilerle birlikte yardımların serbest bırakılmasına şartlar getiren ve darbeyi yapanlara, demokrasiye geçişi tehdit etmeye ve insan haklarını ihlal etmeye devam edenlere yaptırımların uygulanması için bir sistem ortaya koyan yasa tasarısı hazırlamak için çalışıyorum. Yönetimin verdiği yanıtta bu büyük ölçüde eksik” diye konuştu.
Birleşmiş Milletler (BM) Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu’nun (UNITAMS) ülkedeki krizin çözümüyle ilgili girişimine şüpheyle yaklaşan Menendez, “Sudan’daki Birlemiş Milletler Misyonu, Sudan liderliğinde görüşmeleri kolaylaştırmaya çalışacağına işaret etmesine rağmen diyaloğa katılmaya zorlayacak veya katılımcılara taahhütlerine bağlı kalma sorumluluğu yükleyecek hiçbir bir araca sahip değil” dedi.

“Burhan ve Hamideti’yi uyarmalıyız”
Dış İlişkiler Komitesi'nin kıdemli Cumhuriyetçi üyelerinden James Risch, Sudan’daki askeri liderleri sert bir dille eleştirdiği konuşmasında, “25 Ekim darbesinden önce ve sonra sivillere karşı belgelenen şiddet, Sudan ordusunun acımasız ve güvenilmez olduğunu ve Sudan'daki demokratik geçişe öncülük edemeyeceğini kanıtlıyor. Sivil yönetimin geri getirilmesine yönelik bir yol bulunması için General Abulfettah el-Burhan (Sudan Ordu Komutanı) ve General Hamideti (Hızlı Destek Güçleri Komutanı) ile konuşma ihtiyacımız olmasına rağmen ikisini uyarmalıyız” ifadelerini kullandı. Senatörler ABD yönetimine 25 Ekim olaylarını ‘askeri darbe’ olarak nitelendirme çağrısında bulundu. Nitekim yönetim söz konusu olayları ‘askeri müdahale’ şeklinde tanımlamıştı.
Oturuma katılanlar arasında yer alan ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Direktör Yardımcısı Isobel Coleman, Sudan’daki ekonomik krize dikkati çekti. Coleman, ‘askeri müdahalenin’ ardından yardımların dondurulmasına rağmen Ajansın üç alanda sivil toplumu ve demokratik geçişi desteklenmesi gerektiği görüşünde olduğunu belirterek, bu alanları şöyle sıraladı: Sivil siyasi liderliğin güçlendirilmesi, insan hakları, düşünce özgürlüğü ve gösteri düzenleme hakkına saygı duyulması ve ordunun siyaset ve ekonomi üzerindeki hakimiyetine son verilmesi.
Bireysel yaptırım uygulamasının fikir babası kabul edilen Demokrat Senatör Chris Coons, Sudan Direniş Komitesi ve Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi’nde yer alan isimleri resmi olarak Nobel Barış Ödülü için sunduğunu bildirdi. Demokrat Senatör Jeanne Shaheen ise Sudanlı kadınların yönetime katılmaları için baskı uygulanması çağrısında bulundu.



İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
TT

İsrail, Suriye’nin güneyinde ‘ilan edilmemiş bir tampon bölge’ oluşturuyor

Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf
Maariye kasabasında daha önce gerçekleşen bir İsrail saldırısına ait fotoğraf

İsrail’in Suriye topraklarında neredeyse günlük hale gelen ihlalleri ve askeri ilerleyişleri kapsamında, dün dört İsrail askeri aracı, Dera vilayetinin batısındaki Yermuk Havzası bölgesinde yer alan Maariye köyünün doğu girişine ulaştı. Aynı zamanda iki İsrail askeri aracının da Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Colan köyü ile el-Bassali çiftliği arasındaki yolu kontrol altına aldığı bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre, İsrail güçleri bölgede iki kontrol noktası kurarak yoldan geçen kişileri ve araçları aradıktan sonra daha sonra bölgeden çekildi. Şam’daki kaynaklar, söz konusu uygulamaların İsrail’in bölgede fiili ancak resmî olarak ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturma çabasının parçası olduğunu öne sürdü.

Maariye ve Abidin Belediye Başkanı Muvaffak Mahmud SANA’ya yaptığı açıklamada, yaklaşık 150 askerden oluşan ve dört askeri araçla bölgeye gelen İsrail birliğinin dün sabah Maariye köyünün doğu girişinde bir kontrol noktası kurduğunu belirtti. Mahmud, askerlerin yaya ve araçlarda arama yaptıktan sonra bölgeden ayrıldığını ifade etti.

derfgthy
Suriye’nin güneyindeki Kuneytra bölgesinde bulunan Birleşmiş Milletler Ayrılma Gözlem Gücü (UNDOF) unsurları (Arşiv – SANA)

Yerel kaynaklar, Dera’nın batısındaki Vadi er-Rakkad bölgesinde koyun otlatan bir gencin İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandığını bildirdi. Yaralının, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurları tarafından Neva Hastanesi’ne götürülerek ilk müdahalesinin yapıldığı, ardından tedavisinin sürdürülmesi için Dera kentindeki bir hastaneye sevk edildiği aktarıldı.

Öte yandan, 8 Aralık 2024’te Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail güçlerinin Suriye topraklarında 665 kilometrekarelik bir alanın kontrolünü ele geçirdiği ve bölgede 9 askeri nokta kurduğu belirtiliyor. Ayrıca İsrail ordusunun, işgal altındaki Suriye Golanı sınırı boyunca kara operasyonlarını sürdürdüğü; bu faaliyetlerin Kuneytra kırsalının kuzey ve güney kesimlerinden başlayarak Dera’nın batısındaki Yermuk Havzası’na kadar uzanan geniş bir alanda Suriye içlerine doğru kademeli şekilde ilerlediği ifade ediliyor.

(

)

Suriyeli ve uluslararası güvenlik kaynaklarına dayanan raporlara göre İsrail, ‘sarı hat’ olarak adlandırılan, esnek ve resmî olarak ilan edilmemiş bir güvenlik nüfuz alanı oluşturdu. Söz konusu hattın, Kuneytra ve Dera vilayetlerinden Şam’ın güney kırsalına kadar uzanan bölgede askeri faaliyetleri sınırlandırmayı ve ağır silahların tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflediği; böylece Celile ve işgal altındaki Golan’ın güvenliği için stratejik bir derinlik oluşturmayı amaçladığı belirtiliyor.

Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Reşid Hurani ise İsrail’in kara operasyonlarının, fiilen ilan edilmemiş bir ‘tampon bölge’ oluşturmayı amaçladığını söyledi. Hurani’ye göre İsrail, Kuneytra vilayetindeki Cebata el-Haşab, Kudne ve Refid bölgeleri ile Dera’nın batı kırsalı ve özellikle Yermuk Havzası’nda tarım arazilerini tahrip ederek, ayrıca altyapı ve askeri noktaları tekrarlanan saldırılarla hedef alarak bu stratejiyi uyguluyor. Bu uygulamaların, sivillerin tarım arazilerine erişimini engellemeyi, hareket özgürlüğünü kısıtlamayı ve bölgede kurulan geçici kontrol noktaları ile sıklaşan sorgulamalar aracılığıyla güvenlik denetimini artırmayı hedeflediğini ifade eden Hurani, söz konusu adımların sahada kalıcı bir güvenlik kuşağı oluşturma çabasının parçası olduğunu savundu.

İsrail’in Suriye içindeki kara operasyonlarının kapsamının giderek genişlediği belirtiliyor. Bu operasyonlar yalnızca köyleri değil, tarım yollarını, otlakları ve sivil yerleşimleri de kapsarken, sivil ve tarihi yapıların hedef alınması da dikkat çekiyor. Bu çerçevede İsrail güçlerinin Hamidiye köyünde 15 evi yıktığı, ayrıca tarihi Dağıstani Camii, müze binası, adliye, Endülüs Sineması ve tarihi Hacer Hastanesi’ni havaya uçurduğu bildirildi.

Son dönemde İsrail’in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetlerinde belirgin bir artış yaşanırken, bu durum Güney Lübnan’da devam eden geniş çaplı İsrail askeri operasyonlarıyla eş zamanlı gerçekleşiyor. İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Litani Nehri’ni geçtiğini, stratejik öneme sahip Şekif Kalesi ile Nebatiye çevresinin kontrolünü ele geçirdiğini duyurdu. Gelişmelerin ardından kuzey cephesinde güvenlik alarmı yükselirken, Celile bölgesi ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde okulların kapatıldığı bildirildi.

Söz konusu tırmanış, Lübnan ile İsrail arasında savaşı sona erdirecek bir uzlaşıya ulaşılması amacıyla yürütülen müzakerelerin ikinci turundan iki gün önce yaşanıyor. ABD’nin himayesinde Washington’da yapılması beklenen görüşmeler öncesinde bölgedeki gerilim artarken, Suriye ile İsrail arasındaki temaslarda ise durgunluk yaşandığı belirtiliyor. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani daha önce yaptığı açıklamada, bu yıl boyunca yoğun görüşmeler gerçekleştirildiğini ancak Suriye-İsrail müzakerelerinin henüz somut sonuçlar üretmediğini ifade etmişti.

dfrgt
Dera’nın batı kırsalındaki Yermuk Havzası’nda bulunan Abidin köyü sakinleri, İsrailli askerlerin köye girmesini engelliyor, 16 Aralık 2024. (Daraa24)

Bu çerçevede Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, İsrail’in İran’a karşı yürütülen savaşta hedeflerine ulaşamamasının, ‘Suriye-İsrail müzakerelerine de yansıyan bir gerilemeye yol açtığını’ söyledi. Hurani, Suriye yönetiminin Hizbullah ile görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen, İran ve Hizbullah’ın direncini desteklediğini belirterek, bunun Şam’ın İsrail’in Güney Suriye’de siyasi veya askeri yollarla dayattığı fiili durumu kabul etmediğini gösterdiğini ifade etti. Hurani’ye göre, özellikle 1974 Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nın uluslararası destek görmeye devam etmesi, Suriye’nin bu konudaki tutumunu güçlendiriyor.

Suriye, İsrail’in ülkenin güneyindeki tüm uygulama ve adımlarını uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hükümsüz kabul ediyor; bu girişimlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmadığını savunuyor. Öte yandan Suriye hükümeti, İsrail ile yürütülen müzakereleri ‘stratejik bir dosya’ olarak değerlendiriyor. Hurani, bu dosyanın Suriye yönetiminin devlet kurumlarını gerçek anlamda yeniden inşa etme süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Hurani’ye göre Şam yönetimi, komşu ülkelerle yaşadığı sorunları çözme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu alanda önemli ölçüde başarı elde etmiş durumda. Bu nedenle İsrail ile yürütülen temaslar da yalnızca güvenlik boyutuyla değil, Suriye’nin yeniden yapılanma ve bölgesel normalleşme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

gbhn
Kuneytra’da İsrail politikalarını protesto etmek için toplanan halkı haber yapan Suriyeli gazeteciler (Arşiv – Kuneytra Medya Merkezi)

Hurani, Şam yönetiminin komşu ülkelerle geliştirdiği olumlu ilişkilerin sonuçlarını hissetmeye başladığını belirterek, ticaret hacmindeki artışın ve güvenlik alanındaki koordinasyonun hem Suriye hem de komşu ülkeler açısından stratejik önem taşıdığını söyledi. Suriye-İsrail müzakere sürecindeki duraksamaların ve yeniden canlanma ihtimalinin, İsrail’in net ve istikrarlı bir müzakere çizgisine sahip olmamasıyla bağlantılı olduğunu savunan Hurani, İsrail’in Suriye dosyasına yaklaşımında ‘kararsızlık ve kafa karışıklığı’ yaşadığını ifade etti. Hurani’ye göre Tel Aviv yönetimi, yalnızca Suriye sahasında değil, Lübnan ve Gazze gibi diğer cephelerde de karşı karşıya kaldığı baskılar nedeniyle tutarlı bir politika ortaya koymakta zorlanıyor.

Öte yandan, İsrail’in Güney Suriye’ye yönelik yaklaşımını Gazze ve Güney Lübnan’da uyguladığı güvenlik ve askeri stratejiye benzer bir modele dönüştürebileceğine ilişkin değerlendirmeler de bulunuyor. Buna göre İsrail’in sahadaki kontrol alanlarını genişletmeye, yerel çevreleri zayıflatmaya ve uzun vadeli fiili durumlar oluşturmaya çalışabileceği öngörülüyor. Bu yaklaşımın, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde yürütülen yerleşim ve ekonomik projelerle eş zamanlı ilerleyebileceği belirtiliyor. Söz konusu projeler arasında Katzrin yerleşiminin genişletilmesi ve Golan köylerinde rüzgâr türbini projelerinin hayata geçirilmesi de yer alıyor. Hurani’nin hazırladığı araştırmada, Netanyahu yönetiminin, mevcut gerilim dalgaları sona erse bile sınır bölgelerinin güvenlik kontrolü altında tutulmasını hedefleyen bir strateji izlediği sonucuna varıldığı ifade edildi. Bu çerçevede, İsrail’in Güney Suriye’deki askeri ve güvenlik varlığını geçici değil, uzun vadeli bir düzenleme olarak şekillendirmeye çalışabileceği değerlendirmesinde bulunuldu.


Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
TT

Hamas ile arabulucular arasında Gazze'de ateşkes sürecini ilerletmek amacıyla Kahire'de yeni görüşmeler

Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyinde İsrail hava saldırılarıyla yıkılan binaların arasında yürüyor (AP)

Gazze Şeridi’nde yürürlükte bulunan ateşkes anlaşmasına ilişkin müzakereler kapsamında, Hamas’ın müzakere heyetinin çarşamba günü Mısır’daki arabulucularla yeni bir görüşme turu gerçekleştireceği bildirildi.

Konuya yakın bir Hamas kaynağı, AFP’ye yaptığı açıklamada, Hamas ve diğer Filistinli grupların görüşmelere katılmaları için Mısır tarafından davet edildiğini söyledi. Kaynak, arabulucuların Hamas ve İsrail tarafından kabul görebilecek şekilde revize edilmiş yeni bir ateşkes önerisine ilişkin fikirler sunduğunu belirtti.

Müzakerelere Mısırlı yetkililerin yanı sıra Katarlı ve Türk yetkililerin de katılması bekleniyor. Filistin tarafında ise Hamas, İslami Cihad Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Halk Direniş Komiteleri, Ulusal Girişim Hareketi ve Muhammed Dahlan liderliğindeki El Fetih içindeki Demokratik Reform Akımı temsil edilecek.

Aynı kaynağa göre, Hamas heyetinin başkanı Halil el-Hayya ile diğer Filistinli grup temsilcilerinin salı günü Kahire’ye ulaşması bekleniyor.

Kaynak ayrıca, arabulucuların önümüzdeki günlerde Hamas heyeti ile Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mlladenov arasında Mısır’da bir görüşme düzenlenmesi için koordinasyon yürüttüğünü söyledi. Görüşmede, ulusal komitenin Gazze yönetimini devralması ve yeniden imar sürecinin başlatılması konularının ele alınacağı ifade edildi.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Hamas’a yakın kaynak, “İsrail yeni engeller çıkarmadığı takdirde ilerleme sağlanabileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı

Gazze Şeridi’nde ateşkes, İsrail ile Hamas arasında iki yıldan uzun süren yıkıcı savaşın ardından 10 Ekim 2025 tarihinde ilan edilmişti. Ancak anlaşma kırılganlığını koruyor. Bölgede neredeyse her gün düzenlenen İsrail hava saldırıları can kayıplarına ve yeni yıkımlara yol açıyor.

Ateşkes anlaşmasının ilk aşaması, askeri operasyonların durdurulmasını, İsrail’in yerleşim bölgelerinden çekilmesini ve kuşatma altındaki Gazze’ye insani yardım girişinin sağlanmasını öngörüyor. İkinci aşamada ise Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze yönetiminin Barış Konseyi denetimindeki ulusal bir komiteye devredilmesi ve yeniden imar çalışmalarının başlatılması planlanıyor.

Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)Filistinli kadınlar, dün Gazze Şehri'nin Tuffah semtindeki Yafa Okulu'na yönelik İsrail saldırılarının yol açtığı yıkımın ortasında (Arşiv-AFP)

Öte yandan ikinci bir kaynak, “Hamas ve direniş grupları, işgal güçlerinin dayattığı şekilde bir silahsızlanmayı kabul etmeyecektir” dedi.

Kaynak, Hamas’ın kapsamlı bir çözümü garanti altına alacak her türlü öneriye olumlu yaklaşmaya hazır olduğunu belirterek, hareketin arabuluculara silah meselesini kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde görüşmeye açık olduğunu ilettiğini, ancak bunun Filistin halkının topraklarını savunma ve bağımsız devlet kurma hakkını zedelememesi gerektiğini vurguladığını belirtti.

Bir Hamas yetkilisi ise ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki tüm yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Yetkili, arabulucular ve ABD yönetiminden İsrail’in bu yükümlülüklere uymasını sağlayacak güvenceler talep ettiklerini ifade etti.

Hamas Siyasi Büro Üyesi Usame Hamdan da pazartesi günü yaptığı açıklamada, Mladenov’un Gazze’nin yönetimini üstlenecek ulusal komitenin bölgeye girişini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamasını eleştirerek, bunun anlaşma maddeleriyle ilgisi olmayan bir “siyasi şantaj” olduğunu savundu.

İsrail ise son haftalarda Hamas’a yönelik operasyonlarını yoğunlaştırarak örgütün üst düzey askeri liderlerinden bazılarını hedef alan suikastlar gerçekleştirdi.

Hamas yönetimindeki Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana en az 930 Filistinli hayatını kaybetti.


Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
TT

Sağlık görevlileri: İsrail'in Gazze'deki bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 kişi öldü

Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)
Filistinliler, İsrail'in hava saldırısına uğrayan Gazze'deki bir sahil kafesinin etrafında toplandı (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail'in Gazze'de resmî tatil nedeniyle yoğun kalabalığın bulunduğu bir kafeye düzenlediği hava saldırısında en az 2 Filistinlinin hayatını kaybettiğini, 12 kişinin de yaralandığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuğuyla ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının sürdüğü belirtildi.

Şarku’l Avsatîn Reuters'ten aktardığına göre İsrail ile Hamas arasında, anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin dolaylı görüşmeler çıkmaza girmiş durumda. Söz konusu aşama, Hamas'ın silahsızlandırılmasını ve İsrail ordusunun bölgeden çekilmesini öngörüyor.

Ateşkes kapsamında İsrail, Gazze Şeridi'nin yarısından fazlası üzerindeki kontrolünü korurken, Hamas ise kıyı şeridinin küçük bir bölümünü elinde tutmaya devam ediyor.

Dün hedef alınan kafe, Gazze'deki geçici deniz limanı bölgesinde bulunuyor. Söz konusu yüzer iskele, kıyı açıklarında geçici bir çözüm olarak inşa edilmişti.

Gazze'deki sağlık yetkililerinin, savaşçı ve siviller arasında ayrım yapmayan verilerine göre ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail saldırılarında yaklaşık 900 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu ise aynı dönemde 4 askerinin silahlı gruplar tarafından öldürüldüğünü açıkladı.