Bahreyn ve İsrail ilk savunma iş birliği anlaşmasını imzaladı

İsrail Savunma Bakanı Gantz, Bahreyn Kralı Hamad ile görüşmesinin ardından: Anlaşma, iki ülkenin güvenliğine ve bölgenin istikrarına katkı sağlayacak

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Âl-i Halife dün Sakhir Sarayı’nda İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ı kabul etti. (BNA)
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Âl-i Halife dün Sakhir Sarayı’nda İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ı kabul etti. (BNA)
TT

Bahreyn ve İsrail ilk savunma iş birliği anlaşmasını imzaladı

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Âl-i Halife dün Sakhir Sarayı’nda İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ı kabul etti. (BNA)
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Âl-i Halife dün Sakhir Sarayı’nda İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ı kabul etti. (BNA)

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa İsa Âl-i Halife dün akşam Sakhir Sarayı’nda, son iki gündür Bahreyn’i ziyaret eden İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz’ı kabul etti. Ziyaret, bir İsrail ve Bahreyn için bir ilk niteliğinde.
Bahreyn ve İsrail, Gantz’ın ziyareti sırasında bir savunma iş birliği anlaşması imzaladı. Yapılan anlaşma, bir yıldan fazla bir süre önce Manama ve Abu Dabi arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana, İsrail’in bir Körfez ülkesiyle yaptığı bu türdeki ilk anlaşma oldu.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, istihbarat, teçhizat alımı ve eğitim alanlarında iş birliğini içeren mutabakat zaptının iki ülke arasındaki ilişkiyi ‘yeni ufuklara’ taşıdığını söyledi.
Savunma Bakanı Gantz “(Normalleşme) anlaşmalarının imzalanmasından sadece bir yıl sonra, iki ülkenin güvenliğine ve bölgenin istikrarına katkı sağlayacak önemli bir savunma iş birliği anlaşması imzaladık” ifadelerini sözlerine ekledi.
Bunun yanı sıra, Savunma Bakanı Gantz, Bahreyn’deki ABD 5. Filosunun karargahını ziyaret ettiği sırada, “deniz ve hava tehditleri” ile mücadele için İsrail ve müttefikleri arasında bölgesel iş birliğini artırma çağrısında bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Bahreyn Haber Ajansı’ndan (BNA) aktardığı habere göre dün Kral Hamad bin İsa’nın, İsrail Savunma Bakanı Gantz’ı ve kendisine eşlik eden heyeti memnuniyetle karşıladığını, görüşmede iki ismin Barışa Destek Bildirgesi ve İbrahim İlkeler Anlaşması kapsamında ilişkilerin, iş birliğinin gidişatının ve iş birliğini çeşitli alanlarda güçlendirmenin ve geliştirmenin yollarını ele aldıklarını aktardı.
Bahreyn Kralı, bu ziyaretin iki ülkenin ilişkilerini daha geniş verimli iş birliği ufuklarına ve karşılıklı çıkarların hizmetinde ortak çalışmaya ilerletmesine katkıda bulunacağını umduğunu belirtti.
Bahreyn Kralı, İsrail Savunma Bakanı’nın ziyaretinin iki ülkenin ilişkilerini daha geniş kapsamlı, verimli iş birliği ufuklarına ulaştıracağına ve karşılıklı çıkarlara hizmet edecek şekilde ortak çalışmaya katkıda bulunacağına yönelik umutlarını dile getirdi. Kral, Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının yanı sıra tüm dünya halklarının iyiliği ve refahı için, iki ülke arasında imzalanan Barışa Destek Bildirgesi’ni temel alarak bölgede barışı ve istikrarı tesis etmenin, güvenlik ve refahı sağlama çabalarını desteklemenin önemine dikkat çekti. Kral aynı zamanda ziyaret sırasında imzalanan iş birliği mutabakat zaptı için de tebrik etti.
Bahreyn Kralı Hamad bin İsa görüşme sırasında, Bahreyn Krallığı’nın yaklaşımının, insanların barış, kalkınma ve refah isteklerini yerine getirmenin en iyi yolu olan anlayış, diyalog, hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşama değerlerini sağlamaya odaklandığını ayrıca Bahreyn’in, uluslararası meşruiyet kararları uyarınca, tüm bölge ülkelerinin ve bölge halklarının yararı için adil, kalıcı ve kapsamlı olan barış, kalkınma ve refaha yönelik tüm çabaları desteklediğini vurguladı.
Görüşmede ayrıca bir dizi bölgesel ve uluslararası ortak meseleler de ele alındı.
İsrail Savunma Bakanı, misafirperverliği için Bahreyn Kralı’na teşekkürlerini ve takdirlerini iletirken, iki ülke arasında çeşitli alanlardaki iş birliğinin gidişatına, Bahreyn Kralı’nın iki ülke arasındaki iş birliği ilişkilerini geliştirmeye yönelik ilgi ve isteğine, bugün imzalanan Mutabakat Zaptı’na övgüde bulundu. Bakan, İsrail’in iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine yönelik kararlılığını da vurguladı.
Bu görüşmeden önce, Bahreyn Savunma Kuvvetleri Başkomutanı Mareşal Şeyh Halife bin Ahmed İsa Âl-i Halife, dün sabah Bahreyn Savunma Bakanı Korgeneral Abdullah bin Hüseyin el Naimi’nin de katılımı ile İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz ve beraberindeki heyeti kabul etti.
BNA’ya göre, görüşmede, bölgede ve dünyada barışın temellerini sağlamlaştırmayı, kalkınmanın artırmayı ve istikrarı desteklemeyi amaçlayan ortak ilgi alanındaki birçok mesele ele alındı.
Görüşme sırasında, Bahreyn Savunma Kuvvetleri ile İsrail Savunma Bakanlığı arasında, iki ülke arasındaki ortak askeri ilişkilerin desteklenmesine ve güçlendirilmesine katkı sağlayacak askeri iş birliğine yönelik bir mutabakat zaptı imzalandı. Mutabakat zaptını, Bahreyn tarafı için Savunma Bakanı Abdullah bin Hüseyin el Naimi ve İsrail tarafı için İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz imzaladı.
Bahreyn ile yapılan savunma iş birliği anlaşması, İsrail’i bir Körfez ülkesi ile bir araya getiren ilk anlaşma oldu. Bahreyn’i ziyaret eden ilk İsrail Savunma Bakanı olan Gantz, ABD’nin USS Cole isimli muhrip gemiyi de ziyaret etti. Gantz dün (Perşembe) yaptığı açıklamada, İsrail’in ABD ve bölge ülkeleriyle bağlarını güçlendirmeye devam edeceğini söyledi. Bu açıklama, Bakan’ın çarşamba günü ulaştığı Manama’ya yönelik resmi ziyareti kapsamında ABD 5. Filosunun Bahreyn’deki karargahına yaptığı ziyaretin sonunda geldi.
İsrail Kamu Yayın Kurumu’ın (KAN) aktardığına göre, Savunma Bakanı Gantz dost ülkelerde istikrarı sağlamak için İsrail’in yardım eli uzatmaya ve iş birliği yapmaya hazır olduğunu söyledi. Gantz Twitter’da yaptığı paylaşımda “Deniz ve hava tehditlerinin artması göz önüne alındığında, yakın iş birliğimiz her zamankinden daha önemli” ifadelerine yer verdi.
Gantz “İş birliğini geliştirmek bölgesel istikrarı korumamıza ve İsrail, ABD ve Bahreyn’in ortak çıkarlarını savunmamıza olanak sağlayacak.” ifadelerine yer verirken, görüşmelerle ilgili olarak “Bölgesel ortaklarımızın egemenliğinin yanı sıra bölgede barış ve istikrarın savunulmasında bir arada durma taahhüdümüzü bir kez daha vurguladık” dedi.
Bahreyn, ABD 5. Filosunun karargahının yanı sıra İsrail’in geçen yıl katılmış olduğu, Orta Doğu’daki askeri koordinasyon şemsiyesi olan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) bazı operasyonlarına ev sahipliği yapıyor.
Gantz, ABD 5. Filosu’na yaptığı ziyaretin ardından Twitter’da yaptığı paylaşımda, “Deniz ve hava tehditlerinin artması sebebiyle güçlü iş birliğimiz her zamankinden daha önemli” ifadelerini kullandı.
ABD Deniz Kuvvetleri 5. Filo Komutanı Koramiral Brad Cooper, Brad Cooper, Gantz’ın ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada, söz konusu ziyaretin “ABD 5. Filosunun Bahreyn ile onlarca yıllık stratejik ilişkisinin ve İsrail ile ortaklığın genişlemesinin önemine ışık tuttuğunu” söyledi.
İsrail bu hafta, ABD tarafından yönetilen ve Ortadoğu’daki 60 ülkeyi kapsayan deniz tatbikatlarına da katılıyor.



Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi
TT

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan'a ait 81. uçak Gazze halkına yardım ulaştırmak üzere geldi

Suudi Arabistan, Gazze Şeridi sakinlerinin çektiği zor yaşam koşullarını hafifletmek için Filistin halkına yardım elini uzatmaya devam ediyor. Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) tarafından gönderilen 81. yardım uçağı, Suudi Savunma Bakanlığı ve Kahire'deki Riyad Büyükelçiliği koordinasyonunda Mısır'daki el-Ariş Uluslararası Havalimanı'na ulaştı.

Uçakta, Gazze Şeridi'ndeki etkilenen Filistinlilere gönderilmek üzere gıda sepetleri ve barınma kitleri bulunuyor.

Bu yardım, Suudi Arabistan'ın Kral Salman Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSrelief) aracılığıyla Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına sağladığı desteğin devamı olup, yaşadıkları zor yaşam koşullarını hafifletmeyi amaçlamaktadır.


Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
TT

Suudi Arabistan ABD’nin İsrail Büyükelçisinin "Nil’den Fırat’a uzanan bölge İsrail’in hakkı" açıklamasını kınadı

Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.
Suudi Arabistan, Ortadoğu'daki devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her şeye karşı kesin tavrını yineledi.

Suudi Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin İsrail'in tüm Ortadoğu'yu kontrol etmesinin kabul edilebilir olacağını pervasızca ifade ettiği açıklamalarını en şiddetli şekilde kınadı ve tamamen reddetti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yayınlanan açıklamada, uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler Şartı'nı ve diplomatik normları ihlal eden ve bir ABD yetkilisinden gelen tehlikeli emsal teşkil eden bu sorumsuz açıklamaları kategorik olarak reddettiğini belirtti. Bu açıklamaların, bölge ülkeleri ile ABD arasındaki seçkin ilişkilere de saygısızlık olduğu ifade edildi.

Bu aşırı önerinin vahim sonuçlar doğuracağını ve bölgedeki ülkelere ve halklara karşı düşmanlığı körükleyerek ve dünya ülkelerinin geçmişte milyonlarca insanın hayatını alan kanlı savaşlara son vermek için üzerinde anlaştığı uluslararası sistemin temellerini, ülkelerin coğrafi sınırlarına ve toprakları üzerindeki egemenliklerine saygı açısından kurduğu ilkeleri hiçe sayarak küresel güvenliği ve barışı tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyanın tüm barışsever ülkeleri tarafından reddedilen bu öneri hakkındaki tutumunu netleştirmelidir” denildi.

Bu bağlamda Suudi Arabistan, devletlerin egemenliğine, sınırlarına ve toprak bütünlüğüne tecavüz edecek her girişime karşı kesin tavrını yineleyerek, adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmanın tek yolunun "iki devletli çözüm" temelinde işgale son vermek ve Doğu Kudüs'ü başkent olarak kabul eden, 1967 sınırları üzerinde bağımsız bir Filistin devleti kurmak olduğunu vurguladı.

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin "İsrail'in Ortadoğu'yu kontrol etme hakkı" konusundaki açıklamaları, Arap ve İslam çevrelerinde büyük öfkeye yol açarken, Mısır, Ürdün ve Filistin'de de kınamalara neden oldu.


Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.