Siyasetçilerin gözyaşları her zaman işe yarıyor mu?

Siyasetçiler gözyaşı dökerek duyguları olan, yalnızca kendi çıkarlarını düşünmeyen ‘normal’ birer insan olduklarını seçmenlere kanıtlamaya çalışıyorlar.

Eski ABD Başkanı Barack Obama, başkanlıktan ayrılmadan önceki son konuşmasında ağlamıştı. (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, başkanlıktan ayrılmadan önceki son konuşmasında ağlamıştı. (AFP)
TT

Siyasetçilerin gözyaşları her zaman işe yarıyor mu?

Eski ABD Başkanı Barack Obama, başkanlıktan ayrılmadan önceki son konuşmasında ağlamıştı. (AFP)
Eski ABD Başkanı Barack Obama, başkanlıktan ayrılmadan önceki son konuşmasında ağlamıştı. (AFP)

Fidel Sbeity
Kuzey Avrupa edebiyatında şöyle bir hikaye var:
Avcının biri küçük bir serçeyi kesmek üzereyken, soğuktan gözleri dolar. Avcıya acıyan serçe babasına “Gözlerine baksana, hüznünden ağlıyor” deyince babası ise “Gözlerine değil, elleriyle ne yaptığına bak” cevabını verir.  

Hikaye bize şunu anlatıyor…
Güç ve otoriteyi elinde bulunduranların sözleri ya da göstermek istedikleri değil, asıl ne yaptıkları önemlidir. Aynı şey siyasetçiler için de geçerlidir. Söz konusu kimseler, mevkileri ne derece yüksek olursa olsun halkın nazarında, kameralar önünde ağlayarak duygu silahına başvurmak zorunda kalıyor. Genelleme yapmamak gerekirse bazı siyasetçiler ise kamuoyunda derin bir etki bırakan olayların hassaslığına ağlayacak kadar ince duygulara sahip olabilir. Ancak bir siyasetçi ister gerçekten ister rol icabı ağlasın, bu onun bulunduğu konumdan inerek sıradan vatandaşlar arasına girmek ya da bir meseledeki duruşunu kamuoyunda daha şeffaf bir şekilde tanımlamak istediği anlamına gelir. Nitekim bu sahneler aldatıcı niteliği ile amacına ulaşabilir.

Lübnan'dan dünyaya... Ağlamak bir tutumdur
Lübnan eski Başbakanı Saad Hariri, siyaseti temelli olarak bıraktığını duyururken gözleri dolmuştu. Aynı hafta Hizbullah'ın Lübnan Temsilciler Meclisi'ndeki bloğu Başkanı Muhammed Raad, Yemen’deki Husi ölümlerine ağlamıştı. Onlardan önce de Lübnan Başbakanı Necib Mikati, Lübnan’ın çöküşüne gözyaşı dökmüştü. Diğer birçok politikacı da Lübnan krizindeki karmaşık meselelerde bu tür tutumlar sergiliyor. Bu siyasetçilerin gözyaşları, yalnızca sıkıntılar içerisindeki Lübnanlıların değil, tüm dünyanın gözü önünde meydana geliyor. The Guardian gazetesinden yazar Ed Cumming, “Ağlama oyunu: Politikacıların toplum içinde hıçkıra hıçkıra ağlaması normal midir?” başlıklı yazısında, liderlerin duyguları olan, yalnızca kendi çıkarlarını düşünmeyen ‘normal insanlar’ olduklarını seçmenlere kanıtlamak için gözyaşı dökmeyi bir araç olarak kullandıklarını belirtti. Zira siyasetçiler, özellikle son 10 yıl içerisinde kendilerine olan güvenin en düşük seviyelere gerilemesine yol açan WikiLeaks belgeleri gibi birçok skandalın ardından duygularını ön plana çıkarmaya, tutumlarını açıkça göstermeye çalışıyorlar. Doğrusu, propaganda aracı olarak kullandıkları gözyaşlarıyla halkın saygısını yeniden kazanmak istiyorlar.
Winston Churchill’in de cenazelerde ağladığı çok görülmüştür. Başa geçtiğinde ya da Almanya'nın Londra'yı bombalaması sırasında sebat etme çağrısı yaptığı konuşması ardından parlamento tarafından alkışladığında gözyaşı döken Churchill, İngiliz medyası tarafından ‘sulugöz’ lakabını almıştı. 1940'ta East End'de bir hava saldırısı sığınağını ziyaret ettiği sırada ağladığında ise bir kadın “Gerçekten de ilgileniyor; ağlıyor!” naraları atmıştı.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın 2008’de, New Hampshire ön seçimlerinde döktüğü gözyaşları da komplo teorisyenlerinin onun bir ‘sürüngen’ olduğu iddialarının ardından, aslında onun bir insan olduğunu hatırlatmıştı. Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın 2016'daki Sandy Hook katliamından bahsederken ağlaması da çoğu vatandaşın Obama’nın o katliamdan ne kadar etkilendiğine kanıt olarak görülmüştü. Siyasi analistler söz konusu dönemde bu gözyaşlarını, çoğu eyalette kontrolsüz silah satışını engelleme projesinin ilerlemesini engelleyen silah şirketleri karteli karşısında Obama'nın son silahı olarak görüyorlardı. Nitekim Obama, bu mücadelede Kongre’de ve yasal düzeyde başarısız olmasının ardından halkın bu konudaki sinir uçlarına dokunmak için bastırılmış gözyaşlarına başvurmuştu.
Ağlamaktan daha etkili olduğu bilinen bastırılmış gözyaşları, izleyiciler üzerinde daha hızlı ve doğrudan bir etki bırakıyor. Ancak Obama’nın gözyaşlarının tesiri altında kalmayanların yanı sıra gözlerinin etrafına mentol sürdüğünü iddia edenler dahi oldu. Obama'nın görev süresi boyunca kamuoyunda en az beş kez ağladığı biliniyor. Ancak siyasetçilerin gözyaşlarının gerçek olduğu düşünülmüyor.

Demir Leydi ağlar mı?
Kamuoyu huzurunda ağlamak zarar verici olabilir; hatta ters etki yaratabilir. 1978'de bazen zor geçen günlerin ardından evde ağladığını itiraf eden İngiltere eski Başbakanı Margaret Thatcher, ‘Demir Leydi’ unvanını kaybetmişti. İngiliz toplumu o sırada güçlü bir desteğe ihtiyaç duyarken gösterdiği bu zayıflık işareti ile medyada eleştirilere maruz kalmıştı. Nitekim bu itirafı kariyerine eksi olarak yazılmıştı. Seçim kampanyaları sırasında ağlamaya çalışan bazı ABD Kongresi adayları ise gösterdikleri bu zayıflık nedeniyle adaylıklarından oldular. 1972 Demokrat Parti başkanlık ön seçimlerinde Edmund Muskie de aynısını yaşamıştı.
Ancak siyasetçilerin gözyaşları, duygusal etkileri sayesinde genelde olumlu sonuçları da beraberinde getiriyor. Brezilya eski Devlet Başkanı Lula da Silva’nın ülkesinin olimpiyatlara ev sahipliği yapma fırsatını elde ettiği haberini verdikten sonra gözyaşlarına hakim olamaması, Brezilyalı futbol severlerin zafer sevinciyle birleşince, Brezilyalılar arasındaki popülaritesini artırmıştı. Bir siyasetçinin döktüğü gözyaşları çok önemli bir olayla ilişkilendirildiği takdirde bu durumun siyasetçinin lehine olacağı söylenebilir. Nitekim kaydedilen etki; o anki durum, yer ve zaman ile bağlantılı. Örneğin bir devlet başkanının ülkesinin zengin ülkeler listesinde baş sıralarda yer alması dolayısıyla döktüğü sevinç gözyaşları onun popülaritesini yükseltebilecekken, vatandaşlarının çektiği yoksulluk yüzünden ağlaması onu gülünç duruma düşürecektir.
The Guardian gazetesi yazarlarından Leo Benedictus, hiçbir siyasetçinin gözyaşlarından Clinton kadar fayda sağlamadığını yazdı. Clinton Demokrat adaylığı yarışında Obama'nın ardında kalması ardından Ocak 2008’de New Hampshire'daki bir restoranda gözyaşı dökmüştü. O sırada bir gazeteci kendisine “İyimserliğimizi ve insanların karşısındaki görünüşümüzü nasıl koruyabiliriz?” sorusunu yönelttiğinde Clinton düşünceli hali dolayısıyla gecikmeli verdiği cevabında, “Bu ülkeden birçok fırsatım oldu, sadece geri çekildiğimizi görmek istemiyorum biliyorsun” cevabını vermiş, ardından da sesi alçalmıştı. Bu sırada kendisine acınacak duyguları sergilemesi, seçim kampanyasında çizdiği çelik kadın imajının ardından insanlara onun aslında duyguları olan bir kadın olduğunu hatırlatmıştı.
Şarku'l Avsat'ıb Independnet Arabia'dan aktardığı habere göre Paris Üniversitesi Örgütsel Davranış Bölümü Yardımcı Doçent Elizabeth Baily Wolf, bu konudaki değerlendirmesinde, “Ağlarken her iki cinsiyet de zafiyet sergiler. Ancak erkekler için çok daha kötü, zirâ yerleşik normlara çok aykırı bir durum ortaya çıkar” diyor. Toplumsal açıdan daha duygusal olarak kabul edildikleri için kadınların halka açık ortamlarda ağlamaları endişe teşkil etmeyebilir. Ancak bir erkeğin dökeceği gözyaşları daha dikkat çekici ve etkili olabiliyor.



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.