Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Sudan krizini çözebilir mi?

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nin Sudan’a müdahalesi, komşu ülkelerin ve diğer bazı kuruluşların Darfur sorununu çözmede başarısız olmasının ardından gelişti

Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
TT

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Sudan krizini çözebilir mi?

Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)

Mana Abdulfettah
Sudan, 1956’da Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanmasından bu yana tarihinde birçok darbe girişimine tanık oldu. 2011 yılında Hristiyanların güneyde bağımsızlık ilan etmesinden sonra devletin bölünmesiyle Güney Sudan devleti kuruldu. Sekiz yıl önce, 2003 yılında Darfur’da iç savaş patlak verdi. Eski iktidar rejimi silahlı isyancı hareketler, durumun tırmanmasında rol oynadı. Bu durum da Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği (AfB) liderliğindeki uluslararası müdahaleye yol açtı. Bu müdahalelerin hiçbiri krizi çözmeyi başaramadı. Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), AfB’nin yanında nihai bir çıkış bulmaya çalışarak kilit bir rol oynadı.
AfB’nin müdahalesi, AfB kurucu yasasına ve ‘savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları olaylarında herhangi bir üye devlete müdahale hakkı veren’ AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nin oluşturduğu protokol maddelerine uygundu. AfB, bu temellere dayanarak Darfur’daki silahlı çatışmaya AfB Barış ve Güvenlik Konseyi aracılığıyla göğüs gerdi.
IGAD ise kurulduğu 1996 yılından bu yana Cibuti, Sudan, Güney Sudan, Somali, Kenya, Uganda, Etiyopya ve Eritre’den oluşan diğer ülkelere müdahalede bulundu. 1986’da kurulan ‘Kalkınma ve Çölleşme Üzerine Hükümetlerarası Otorite’nin yerini aldığında temel amacı, bazı Afrika ülkelerinin mustarip olduğu kuraklık ve çölleşmeyle mücadele etmekti. Ülkeleri arasında ortak kalkınma stratejilerini teşvik etmek, bir dizi ekonomik, toplumsal, teknolojik ve bilimsel politikayı koordine etmek, bu ülkelerin politikalarına ve çatışmalarına dikkat etmek için ek bir hedef koyarken, ancak daha sonra birincil hedefinden biraz saptı.

Siyasi hedefler
IGAD misyonu, bu yıl 29 Ocak- 2 Şubat arasında Hartum’u ziyaret etti. Sudan’ın Aralık 2018 devriminin ardından geçiş dönemine eşlik eden ciddi siyasi gelişmelere tanık olması sonrasında başlattığı girişimin bir parçası olarak sivil ve askeri bileşenlerin üyeleriyle bir araya geldi. Bölgedeki nüfuzlarını genişletmek ve bölgedeki çıkarlarını güvence altına almak isteyen diğer güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, birçok mekanizma uyarınca bu durum, IGAD’ı bir strateji benimsemeye itti. IGAD, öncelikli kalkınma hedeflerine rağmen, Afrika kıtasının en önde gelen alt bölgesel kuruluşlarından biri olarak kabul ediliyor. Kapsamlı siyasi hedeflere doğru genişleme, örgütün IGAD ülkelerindeki çatışmaların jeostratejik koşullarına uyum sağlamasından kaynaklandı. Gelişimsel ve politik hedefler arasında ayrım yapmak mümkün değil, zira çatışmaların sınırlandırılması ve azaltılması kalkınmaya giden yolu açmakta. Dolayısıyla zayıf ekonomik performansa neden olan ve yaşayan krizi şiddetlendiren siyasi ve güvenlik sorunlarıyla başa çıkmak için yetkileri genişletildi.
Doğu Afrika’nın diğer bölgelerindeki çatışma tarafları arasında arabuluculuk yoluyla IGAD tarafından benimsenen çatışmaları çözme stratejisine odaklanmak ve AfB ile koordineli olarak Doğu Afrika’nın diğer bölgelerinde güvenliği sağlama yolunu engelleyen çeşitli zorluklara karşı durmak bu yetkiler arasında.
Hartum’daki son toplantıların ardından IGAD, ziyaretin sonuçlarını yayınladı. Buna göre Sudan’daki mevcut siyasi çıkmazın, yaygın olarak bilinenden daha karmaşık olduğu ve ülkenin ve genel olarak IGAD bölgesinin ekonomik, sosyal ve güvenlik durumu üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu belirtildi. Krizi çözme amaçlı dış müdahalelerde sivil ve askeri bileşenler arasındaki güven eksikliği dile getirildi. Bununla birlikte IGAD, AfB ve BM gibi bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği dahilinde, kapsamlı bir çerçevenin hazırlanmasını ve koordinasyonunu kolaylaştırma gereğini vurguladı. Belirtilene göre bu, ‘uyum içerisinde çalışmak üzere barış aktörlerini bir araya getirerek ve Sudan’ı siyasi krize barışçıl bir çözüm bulma konusunda desteklemek için tek bir sesle konuşarak’ olacaktı.

Etkinliğin zayıflığı
IGAD’ın müdahalesi, komşu ülkelerin ve diğer bazı kuruluşların Darfur krizinin temsil ettiği Sudan sorununu çözmedeki başarısızlığının ardından geldi. Öyle ki bu kuruluşların Afrika kıtası dışından gelen desteğine ne kadar çok güvenilirse, rollerinin etkinliğinin o kadar zayıf olduğu kanıtlandı. Bu nedenle görev, AfB ve diğer kuruluşlar arasında paylaştırıldı. Ayrıca buna, AfB’deki tarafların ve organların, konunun uluslararası bir krize dönüşmesini engelleyememesi nedeniyle mevcut Sudan kriziyle başa çıkma konusundaki güvensizliği eşlik etti. Bu da Afrika Birliği/Birleşmiş Milletler Darfur Hibrit Operasyonu’nun (UNAMID) sona erdirilmesine neden oldu. Kuruluşun yerine ise BM Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu (UNITAMS) kuruldu.
BM Tüzüğü’nün 8. paragrafı, BM ve IGAD da dahil olmak üzere bölgesel örgütler arasındaki işbirliği ilişkisine ilişkin yasal çerçeveyi, ‘anlaşmazlıkların ve siyasi krizlerin barışçıl yollarla çözülmesi ve Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bu örgütler tarafından uluslararası barış ve güvenlik alanındaki yetkilerinin kullanılması üzerindeki gözetimi yoluyla’ tarif ederken, BM ve IGAD arasındaki işbirliğinin ise Sudan krizine bir çözüm getirmesi bekleniyor.
Belki de IGAD, Darfur krizi sırasında AfB’nin yaptığı hatayı tamamen BM’ye güvenerek düzeltmek zorunda kalacak. Başlangıçta 2007’de BMGK’ya sunulan bir İngiltere- Fransa karar taslağına göre BMGK, Darfur’daki uluslararası güçleri ve AfB güçlerini yetkilendirip finanse ederken, IGAD’a BM Sözleşmesinin 8. paragrafı altında birliklerin konuşlandırılması yetkisi verdi.
Bazı taraflar, AfB’nin anlaşmazlığın çözümü için gerekli yetenek ve güçleri sağlaması gerektiğine dikkati çekerken, BMGK’nın BM Sözleşmesi’nin 52. maddesi uyarınca IGAD’a doğrudan gözetimi altındaki anlaşmazlıklara müdahale etme ve ihtilafları çözme yetkisi verdiğini belirtti. Peki IGAD ve AfB, ‘rollerini Sudan krizini çözmeye en yakın kılan’ tarihi, siyasi ve ekonomik bileşenlerin birliği uyarınca neden bölgesel üye olarak hareket edemiyor?

Gizli tehlike
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre AfB, 25 Ekim 2021 tarihinde Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın ortaya koyduğu uygulamalar sonrasında, Sudan’ın üyeliğini ve tüm faaliyetlerini askıya alarak tablodan kısmen çıkmasının ardından IGAD, bölgesel kuruluşların öncelikli güvenini kazandı. Karmaşık Sudan krizi denklemindeki seçkin konumunu korumak için Sudan krizinin çözümüne doğru adım atarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı.
IGAD bölgesinde güvenlik ve istikrar için yeni tehlikeler taşıyan çalkantılı bir ortama yol açmış bazı gelişmelerle ilgili olarak birçok taraf, IGAD tarafından sunulan Sudan krizini çözme girişimini destekliyor. Eski Başbakan Abdullah Hamduk’un istifasının ardından gelen uyarılar, Sudan’ın iç kesimlerinde daha tehlikeli unsurlar taşıyor.
IGAD ayrıca, ‘silahlı kuvvetlerin uluslararası topluma verdiği taahhütlerden geri adım atması ve Batı karşıtı sloganların benimsenmesi olarak yorumlanan bir adımla’, iç koşullar ve zorluklar altında çalışmak zorunda kalacak. Bu arka planın, birkaç sonuca yol açabilmesi de mümkün.
Bu çerçevede ilk sonuç, Sudan krizinin Afrika Boynuzu’ndaki genel istikrarsızlık durumunun yarattığı gizli tehlike ile alevlenmesi. Bu durum, IGAD’ın kasvetli bir gerçekliğin ve tüm olasılıklara açık bir geleceğin ortasında çalışmasını, bölünmez kılan şey. IGAD, ‘çöküşü, Sudan ve tüm kıta üzerinde doğrudan bir etkiye yol açabilecek’ bir bölgede faaliyet gösteriyor.
İkinci sonuç, yalnızca Sudan’da değil, Somali gibi diğer bölgelerde de sivillerin korunmasından sorumlu BM örgütlerinin varlığının geri çekilmesi veya azaltılmasının yarattığı boşluktan kaynaklanan güvensizlik.
Üçüncü sonuç ise Darfur, Nuba Dağları ve Mavi Nil’deki savaş bölgelerinden ulusal gelgit ve etnik düşmanlık olgusunun tırmanması. Bu sonucun ise iç istikrar üzerinde ciddi etkileri olan diğer krizlere yol açabilmesi mümkün. Siyasi sınırlar üzerindeki çatışmalara ek olarak, birçok yerde yeni etnik bölünmeler şekilleniyor.

Kesin garantör
Uluslararası örgütlerin AfB ve IGAD tarafından çerçevelenen güvenlik politikasını koruyarak, Sudan krizine bağlılıklarını sürdürme ısrarının arkasında stratejik boyutlar ve hayati çıkarlar var. Darfur’daki savaş sırasında BM örgütlerinin karşı karşıya olduğu asıl zorluğun, yalnızca tehdidin tırmanması olmadığı, daha ziyade ‘bu örgütleri uyarlama yeteneği’ ile ilgili olduğu açık. Bu nedenle AfB güçleri, Sudan’daki yeni jeostratejik ortamın zorluklarıyla mücadele amacıyla kullanıldı. Bu noktada UNITAMS misyonu, Sudan’daki demokratik geçişi desteklemek için yaklaşık bir yıl boyunca sivil ve siyasi bir görev yürüttükten sonra Sudan’da sivil yönetime geçişin engellenmesine karşı uyarıda bulunan AfB ve IGAD’ın girişimine ihtiyacı olduğunu ilan ediyor. Sivil ve askeri bileşenlerle görüşmelerinin ardından IGAD, ‘krize, sivil ve askeri bileşenler arasındaki anlaşmazlık koşullarına ve bölünmelerine’ dair açıklayıcı sonuçlarla ortaya çıktı. Ayrıca kilit aktörler ve paydaşlarla geniş diyalog ve istişareler yapılmasını tavsiye etti.
Bölgesel örgütlerin Sudan krizinin çözümü açısından önemine rağmen bu örgütler, Sudan ile bazı komşu ülkeler arasındaki bazı tartışmalı konularda bölgesel çıkarlar gözetilerek hüküm veriyor. Bu anlaşmazlıklar ve IGAD’ın arabulucuların ön saflarında yer alması, bölgesel ekonomik dengelerde dengesizlik olasılığı ile birlikte Sudan’daki ekonomik durumu ve kalkınmayı etkileyecek. Bunların tümü ise patlamalı bir duruma işaret edecek göstergeler sayılıyor.
Etiyopya ile Sudan sınırı sorununun ve Nahda (Rönesans) Barajı krizinin yanı sıra, iltica, kaçakçılık, insan kaçakçılığı ve Afrika Boynuzu’ndaki bazı yerleşim bölgelerinden terörist faaliyetlerin başlatılması sorunları da dahil olmak üzere Tigray bölgesindeki çatışmadan kaynaklanabilecek riskler de mevcut. Bu noktada IGAD veya AfB’nin Sudan’ın çıkarları doğrultusunda çözüm için herhangi bir müdahalesi bulunmuyor.
Sudan kriziyle birlikte bir yanda bölgesel örgütlerin, diğer yanda uluslararası örgütlerin uğraşlarına ışık tutan netlik eksikliği, gerçek ve kalıcı istikrarın kesin garantörü olan Sudan’a da hâkim. Tüm bunlar ise söz konusu örgütlerin daha önce de şu anda da gerçekleştiremedikleri noktaların bir özeti.



Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?
TT

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Hicri’nin Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi kararı SDG’nin Özerk yönetim modelinin kopyası mı?

Suriyeli bir yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Süveyda’da hükümet kontrolü dışında kalan bölgelerde hükümet ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri arasında dış arabuluculuk girişimleri bulunduğu yönündeki iddiaları yalanladı.

Bu açıklama, Hicri’nin “Yüksek Hukuk Komitesi” olarak bilinen yapıyı feshettiğini ve hâkim Şadi Fayez Mürşid’i, vilayette mevcut süreci yönetmek üzere “Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi”ni kurmakla görevlendirdiğini duyurmasının ardından geldi.

Suriyeli siyasi analistler, Hicri’nin kararına ilişkin farklı değerlendirmelerde bulundu. Bunun Hicri’nin sürdürdüğü politikadan geri adım attığını ve Suriye’nin Cezire bölgesinde (SDG kontrolündeki bölge) uygulanan ve yeni realite karşısında ayakta kalamayan “özerk yönetim” modelinin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

“Halkı belirsizliğe sürüklüyor”

Süveyda Valiliği Medya İlişkileri Müdürü Kuteybe Azzam, söz konusu kararı “vilayet halkını bilinmeze sürükleyen ve sıkıntılarını artıran bir adım” olarak nitelendirdi.

Azzam, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde “Süveyda halkını ve değerlerini temsil etmeyen yasa dışı grupların bulunduğunu ve bu grupların vilayeti ve halkını rehin aldığını söyledi. Bu yapıların güvenlik bürosu, ulusal muhafızlar, hukuk komitesi ve şimdi de Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi gibi isimler kullandığını belirten Azzam, bu oluşumların hiçbirinin meşruiyeti olmadığını ve yerel ya da uluslararası hukukla insan haklarını tanımadığını vurguladı.

dfbfd
Dürzi militanlar, 26 Şubat 2026’da Süveyda’da gerçekleşen rehine değişim operasyonu sırasında (AP)

Devletin güvenliğin sağlanması ve toplumsal dokunun korunması için temel otorite olduğunu ifade eden Azzam, Süveyda’daki geniş bir kesimin bu grupların eylemlerini reddettiğini ve devletin müdahalesini talep ettiğini belirtti.

Azzam ayrıca, hükümet ile Hicri veya ulusal muhafızlar arasında dışarıdan Dürzi gruplar aracılığıyla yürütülen bir arabuluculuk süreci olduğu iddialarını da reddetti. Görüşmelerin yalnızca hükümet ile yerel ileri gelenler ve din adamları arasında gerçekleştiğini, ancak sonuç alınamadığını söyledi.

Kararın arka planı

Hicri, salı günü yayımladığı açıklamada Hukuk Komitesi’ni feshettiğini ve Cebel el-Beşan Yönetim Konseyi’nin kurulacağını duyurdu. Bu yapının kriz yönetimi niteliğinde olduğunu belirterek, amacının kuşatma ve saldırıların etkilerini azaltmak, yaşam koşullarını iyileştirmek ve toplumsal yapıyı korumak olduğunu ifade etti.

sdvdsfv
Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri (AFP)

Karar, Hicri’nin kontrolündeki bölgelerde güvenlik zafiyetinin arttığı bir dönemde geldi. Son olarak, ulusal muhafızlara bağlı silahlı bir grubun Süveyda’daki Eğitim Müdürlüğü’nü basarak, kısa süre önce hükümet tarafından atanan müdür Safvan Bilan’ı kaçırdığı bildirildi. Bilan daha sonra görevinden çekildiğini açıkladı.

Süveyda halkı ise siyasi bölünmelerin gölgesinde ağırlaşan yaşam koşulları ve hizmet eksiklikleriyle mücadele ediyor.

“Durum çok kötü”

Güvenlik gerekçesiyle ismini açıklamayan Süveydalı bir siyasi analist, Hicri’ye bağlı silahlı grupların eylemlerini kara noktalar olarak nitelendirerek, kentteki durumun her açıdan çok kötü olduğunu söyledi.

Analist, ulusal elitlerin siyasi faaliyetlerinin tutuklamalar nedeniyle neredeyse tamamen durduğunu ve İsrail projesinin sahada ilerlediğinin gözlemlendiğini ifade etti.

Üniversite öğrencilerinin Şam’a gitmesinin engellenmesi gibi son gelişmeleri “en çirkin adımlar” olarak nitelendiren analist, bu durumun vilayet genelinde tepki ve kısmi grevlere yol açtığını belirtti.

Toplumsal baskı artıyor

Aynı analiste göre, 2025 Ağustos’unda kurulan “Hukuk Komitesi” halkın sorunlarını çözmekte başarısız oldu ve durum daha da kötüleşti.

Un ve maaş krizinin yanı sıra hizmetlerin sağlanamaması nedeniyle Hicri ve çevresinin toplumsal destek kaybettiğini ifade eden analist, bunun temel nedeninin devletle ilişkilerin kesilmesi olduğunu söyledi.

fdvfv
Görevden alınan Yüksek Hukuk Komitesi Başkanı, hâkim ve danışman Muhannad Boufaour (Facebook hesabı).

Analist, Hicri’nin son kararının “yeniden konumlanma” olabileceğini, açıklamada önceki söylemlerinde yer alan kendi kaderini tayin, ayrılık ve İsrail’e teşekkür gibi ifadelerin bulunmamasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Bu adımın, toplumsal ve ekonomik baskılar nedeniyle geri adım anlamına gelebileceğini ve yeni yapının sorumluluğu üstlenecek bir vitrin işlevi görebileceğini de sözlerine ekledi.

Yerel Dürzi kaynaklar da kararın “halkın öfkesini yatıştırma” amacı taşıdığı görüşünde.

“Baştan denenen bir başarısızlık”

Suriyeli yazar ve hukukçu Muhammed Sabra ise kararı, savaş yıllarında ortaya çıkan fikirlerin yeniden üretilmesi olarak değerlendirdi.

Eski muhalefet baş müzakerecisi Sabra, Suriye’nin Cezire bölgesindeki “özerk yönetim” deneyiminin 8 Aralık 2024 sonrası yeni realite karşısında çöktüğünü belirtti.

vfvbf
Süveyda’daki destekçileri tarafından sosyal medyada paylaşılan fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Dürzi ruhani lider Hikmet el-Hicri.

Sabra, “Hicri şimdi sıfırdan, başarısızlığı baştan belli bir modeli yeniden kurmaya çalışıyor. Süveyda; petrolü, buğdayı, suyu ve açık sınırları olan Cezire bölgesi değil. Bu şartlarda böyle bir projenin başarılı olacağını düşünmek gerçekçi değil” dedi.

İsrail’in böyle bir projeyi başarıya ulaştırabileceği düşüncesinin de “yanılsama” olduğunu söyleyen Sabra, bunun bedelini Süveyda halkının yaşam koşullarının çökmesiyle ödeyebileceğini ifade etti.


Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
TT

Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci serbest bırakıldı

Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)
Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson, 2023 yılında İstanbul'da kaldığı dönemde (Facebook)

Kataib Hizbullah dün, bir hafta önce Irak'ın başkenti Bağdat'ta kaçırılan Amerikalı gazeteci Shelley Kittleson'un, "ülkeyi derhal terk etmesi" şartıyla serbest bırakıldığını duyurdu.

Grubun güvenlik yetkilisi Ebu Mücahid el-Esaf yaptığı açıklamada, serbest bırakma kararının "görevden ayrılan Başbakan Muhammed Şiya el-Sudani'nin vatansever duruşuna duyulan takdirin bir sonucu" olduğunu belirterek, Kittleson'un "Irak'ı derhal terk edeceğini" vurguladı.

El-Esaf, bu adımın "önümüzdeki günlerde tekrarlanmayacağını ve savaş durumunda koşulların değişebileceğini" ifade etti.

İran'a bağlı silahlı grup, Amerikalı gazetecinin "itirafları" olarak nitelendirdiği kayıtları yayınladı. Kaydın koşullarını doğrulamak zor olsa da Kittleson "Bağdat'taki Amerikan konsolosunun kendisinden Irak'taki Haşdi Şabi Güçleri hakkında bilgi toplamasını istediğini" söyledi.

Geçtiğimiz hafta, başkentin kalbinde kaçırılmasının ardından Kittleson'un serbest bırakılması için Bağdat'ta ortak bir Irak-Amerikan güvenlik operasyonu başlatıldı. Bu olay, bölgesel gerilimlerin ve bunların Irak için güvenlik sonuçlarının arttığı bir dönemde gerçekleşti.

O dönemde Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, Irak güvenlik güçlerinin ilgili Amerikan yetkilileriyle birlikte Bağdat'ta kaçıranları bulmak ve Kittleson'ın serbest bırakılmasını sağlamak için yakın iş birliği içinde çalıştığını belirtmişti. Olayın hassasiyeti, siyasi ve güvenlik sonuçları göz önüne alındığında, iki taraf arasında "en üst düzeyde" iletişim kurulduğu ifade edilmişti.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Dylan Johnson da Irak yetkililerinin, Ketaib Hizbullah ile bağlantılı olduğuna inanılan ve kaçırma olayına karışmakla suçlanan bir kişiyi tutukladığını duyurdu.

vdf bf
 Kittleson Suriye krizini yerinde takip etti (Facebook).

ABD Dışişleri Bakanlığı daha önce Kittleson'u güvenlik tehditleri konusunda uyarmış ve serbest bırakılmasının en kısa sürede sağlanması için FBI ile koordinasyon içinde olduğunu belirtmişti.

Gözlemcilere göre bu uyarı, özellikle silahlı grupların artan etkisiyle birlikte Irak'taki kötüleşen güvenlik durumu konusunda Batılı diplomatik misyonlar arasında artan endişeyi yansıtıyordu.

Kittleson, Irak ve bölgesel meseleler konusunda uzmanlaşmış bir gazetecidir. Birçok uluslararası kuruluşla çalışmış olup, haberlerinde silahlı gruplar, Irak-Amerika ilişkileri ve bölgesel güvenlik gelişmelerine odaklanmaktadır.

Silahlı gruplar ve Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler hakkındaki haberleriyle tanınmıştır. Ayrıca, 2014'ten sonra DEAŞ'tan Musul'u geri almak için yapılan savaşların yanı sıra Suriye krizi hakkındaki haberleriyle de dikkat çekmiştir.


Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
TT

Etiyopya ile Eritre arasındaki gerginlik ve olası bir savaşın sinyalleri

Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)
Çad-Sudan sınırında, Çad'ın Vadi Fara bölgesindeki Tin Geçiş Kampı'na gitmeyi bekleyen mülteciler(AP)

Areig Elhag

Sudan'a komşu yedi ülkenin tamamı Sudan’daki savaşın bedelini her gün ödüyor. Sınırlarında mülteciler, zayıflayan güvenlikleri ve kan kaybeden bir ekonomi... Ancak Etiyopya ve Eritre sadece bedel ödemekle yetinmeyip kendi çıkarları doğrultusunda bu savaşı yönetiyor. Her biri Sudan'ın aleyhine bir tarafı destekliyor. Durumu daha da tehlikeli kılansa bu iki ülkenin önceki savaşlarının yaraları henüz sarılmamış olması ve savaşın yeniden patlak verme olasılığının halen devam etmesi.

En tehlikeli olansa, bu çifte müdahalenin sadece Sudan savaşını beslemekle kalmayıp, daha geniş bir bölgesel çatışmaya da zemin hazırlaması. Bitkin düşmüş Sudan, bu çatışmanın hem kıvılcımı hem de yakıtı olabilir.

Çok yakın bir senaryo var. O da Sudan ve Tigray cephelerinin tek bir bölgesel savaşta birleşmesi. Raporlar, Doğu Sudan'daki Beni Amer kabilesinin, köklü bir tarihsel düşmanlık nedeniyle Eritre'nin yanında Etiyopya'ya karşı savaşmaya hazır olduğunu gösteriyor.

Eğer böyle bir kayma olursa, Addis Ababa duruma seyirci kalmayacak Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) örgütüne daha fazla destek vermesi muhtemel bir tepki olur. Buna karşın HDK, Port Sudan'dan Eritre ve Tigray'e uzanan ikmal hatlarını kesmek için uzun menzilli insansız hava araçlarına (İHA) başvurabilir. Sudan'daki yangın büyürken sınırları da daralıyor.

Etiyopya: Kızıldeniz, sınırlar ve Tigray Savaşı

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Etiyopya’nın Sudan’a yönelik tutumu, ülkenin iç kırılganlığı göz önüne alındığında daha net bir hal alıyor. Tigray Savaşı’nın yıprattığı, çok sayıda isyanla karşı karşıya kalan ve iç krizlerini telafi edecek bir deniz çıkışı arayışında olan Etiyopya, bu açıdan bir baskı aracı haline geliyor. Bu açıdan bakıldığında Sudan, bir baskı aracı haline geliyor.

Savaşın başında Etiyopya, topraklarında Sumud İttifakı ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemideti) gibi sivil siyasi güçleri bir araya getirdi. Bunun sonucunda, HDK’nın liderleri, bazı siviller ve Sumud İttifakı içinde yer alan silahlı hareket liderlerinden oluşan bir kurucu hükümetin çekirdeğini oluşturan ‘Addis Ababa Anlaşması’ imzalandı. Bunların arasında savaş öncesinde Sudan hükümetinde ordunun ortakları olanlar da vardı.

Bazı gözlemciler, Abiy Ahmed'in Sudan geçici hükümetinin merkezi olan Port Sudan'ı ziyaret edip, tırmanan gerilimi hafifletmek için Hartum ile Abu Dabi arasında bir arabuluculuk girişimi önerdiğinde, Etiyopya'nın tutumunun değişme aşamasında olduğunu tahmin etmişti. Ancak bu diplomatik işaret, onu izleyen sahadaki hareketlerin, gerçek bir tutumdan ziyade daha geniş bir bağlamda bir manevra olduğunu ortaya çıkardı.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, geçtiğimiz mart ayı başlarında topraklarının İHA’larla saldırı düzenlenmesi için kullanılmasına izin vererek ‘saldırgan davranışını’ sürdürdüğü gerekçesiyle Etiyopya'yı resmi olarak uyardı ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu vurguladı. Bu suçlama, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinde bir ilk teşkil ediyor.

Etiyopya, Sudan'ın Mavi Nil eyaleti ile Etiyopya'nın Benishangul-Gumuz Bölgesi arasındaki sınır bölgesinde binlerce HDK üyesinin eğitildiği bir kampa ev sahipliği yapıyor. Raporlara göre Etiyopya topraklarından kalkan İHA’lar, Damazin ile Kormek bölgesi arasındaki alanları bombaladı. Bu gelişme, Sudan hükümetini söz konusu açıklamayı yapmaya itti.

Aynı zamanda Etiyopya, Sudan ordusunun yanında savaşan Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin (TPLF) varlığından endişe duyduğunu iddia ederken taraflar birbirlerini kendi savaşlarına müdahale etmekle suçluyor.

Bu diplomatik işaret, ardından gelen sahadaki gelişmelerin de ortaya koyduğu üzere, gerçek bir tutumun ifadesi olmaktan çok, daha geniş bir bağlamda yapılan bir manevra olduğu kısa sürede anlaşıldı.

Eritre: Açıklanmayan ancak net olan tutum

Buna karşın Eritre, Sudan ordusunu destekleyerek tam tersi bir yönde ilerliyor. Ancak gerçek, bu desteği ‘Sudan halkının yanında durmak’ olarak sunan resmi söylemden daha derin. Sadece rakamlar ve konumlar bile bu katılımın boyutunu ortaya koyuyor. Kaş ve Baraka deltalarının çeşitli noktalarında altı eğitim kampı bulunuyor. Bunlardan üçü Mehib bölgesinde, bir diğeri Kassala eyaletine sınır komşusu olan Tamrat köyü çevresinde ve biri de Sudan sınır şeridindeki Karmayka bölgesinde yer alıyor.

Bu kamplar, Doğu Sudan'dan beş ve Darfur'dan altıncı silahlı grubu barındırıyor. Bunlar arasında Beja grupları, Darfur Valisi Minni Arko Minnawi liderliğindeki SPLM-N’in yanı sıra, Mayıs 2024'te Tamrat topraklarında tamamen Eritre'nin himayesinde ilk konferansını düzenleyen Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Doğu (SPLM-East/Doğu Cephesi) de bulunuyor. Bugün, bu hareketin savaşçılarının sayısı, Beni Amir ve Habab kabilelerinden yaklaşık iki bin kişi olarak tahmin ediliyor. Bu destek, geçen Kasım ayında Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdelfattah el-Burhan'ın güvenlik ve askeri anlaşmalar imzalamak üzere Asmara'yı ziyaret etmesiyle resmi bir siyasi destek buldu.

Bu sistem, geçtiğimiz mart ayında daha tehlikeli bir aşamaya, yani fiili konuşlandırma aşamasına girdi. Kaynaklar, bazı birliklerin Eritre topraklarında üç grup halinde eğitimlerini tamamlamasının ardından, bu birliklerin Ramazan Bayramı'ndan sonra Sudan'a geri dönmesini öngören mutabakatlar olduğunu ortaya çıkardı. Doğu Ortak Kuvvetleri zaten geri dönmüş ve Kordofan operasyonlarına katıldı. Öte yandan beş hareket, şubat ayı sonlarında Doğu Sudan Güçleri Federal İttifakı’nı kurduklarını açıkladı.

fdvf
Port Sudan'da Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM/A) ve Adalet ve Eşitlik Hareketi'nin (JEM) çağrısıyla düzenlenen yürüyüş sırasında Eritre'ye teşekkür eden bir pankart asıldı, 24 Nisan 2025 (AFP)

Bu tutumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabileleri üyelerinin insan kaynağı olarak kullandığını fark ettiği anı hatırlamak gerekir. O andan itibaren Asmara'nın gözünde mesele, komşu ülkedeki bir savaşa taraf olmaktan öte, doğrudan varoluşsal bir tehdit haline geldi.

Sudan'ın doğusunun HDK kontrolü altında olması, bir yandan Etiyopya ile yakın bağları olan, diğer yandan da Kızıldeniz'e doğru askeri kolunu uzatan bir silahlı güce karşı açık sınırlar anlamına geliyordu. Bu denklemde, Sudan savaşı bölgesel bir krizden, tam anlamıyla Eritre’nin ulusal egemenliği meselesine dönüştü.

Eritre’nin rolünden duyulan endişe, desteğin niteliğiyle sınırlı kalmayıp, bu desteğin dayanaklarına ve stratejik hesaplarına da uzanıyor. Zira Eritre, Sudan’ın doğusundan, özellikle de Gedarif bölgesi ve ona komşu sınır bölgelerinden gelen tarım ürünlerine önemli ölçüde bağımlı. Bu bölgelerde yaşanacak herhangi bir güvenlik sorunu veya tarımsal üretimdeki düşüş, ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bir tarım tabanına sahip olmayan Eritre'nin gıda güvenliğini doğrudan etkileyecek.

Bu ekonomik boyutun yanı sıra, Asmara'nın tutumunu açıklayan daha açık bir siyasi ve güvenlik motivasyonu da söz konusu. Bu da Eritre Devlet Başkanı Isaias Afwerki'nin, sınırlarında düşmanlarının veya muhalif hareketlerin sığınağına dönüşebilecek kaotik bir ortamın oluşmasını engelleme çabasından kaynaklanıyor. Afwerki'ye göre sağlam bir Sudan ordusunun varlığı, Sudan devletinin sınırları kontrol edebilen merkezi bir varlık olarak kalmasını garanti eder ve çöküşün Eritre'nin içlerine sıçramasını engeller.

Bu durumun kökenlerini anlamak için, Eritre’nin HDK’nın Sudan’ın doğusunda iki askeri üs kurmaya çalıştığını ve bu proje için Beni Amer ile Bece kabilelerinden insanları ‘insan kaynağı’ olarak kullandığını fark ettiği an hatırlanmalı.

Biriken gerginlik: Kızıldeniz, sınırlar ve çözülmemiş tarih

Burada Sudan’daki nüfuz mücadelesinin, iki ülke arasındaki daha derin bir çatışmanın bir uzantısı olduğu açıkça görülüyor. Afwerki, 2024 yılının eylül ayında Etiyopya’ya karşı ortak düşmanlık duygusuyla Mısır ve Somali ile bir ittifak kurdu ve 2018 ateşkesini tarihin tozlu sayfalarına gömdü. Eritre, geçtiğimiz şubat ayında genel seferberlik emri verirken, Etiyopya sınırlara asker sevk etti ve Abiy Ahmed, Eritre güçlerini ilk kez Tigray'de katliam yapmakla suçladı.

Tüm bunların merkezinde Kızıldeniz yer alıyor. Abiy Ahmed buraya erişimi Etiyopya için ‘bir beka meselesi’ olarak tanımlarken, Eritre ise bunu Assab Limanı üzerindeki egemenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görüyor. ‘Beka’ ve ‘egemenlik’ kavramları aynı cümlede bir araya geldiğinde uzlaşıya yer kalmaz.

fbfrb
Başkent Hartum'un yaklaşık 420 kilometre doğusunda bulunan Gedarif eyaletindeki Ebu’n-Neja Mülteci Kampı’nda insani yardım almayı bekleyen Sudanlı mülteciler, 6 Şubat 2026

Üç yıllık savaş, tartışmaya yer bırakmayan tek bir gerçeği ortaya çıkardı. Bölgedeki hiç kimse bu savaşı durdurmak istemiyor. Herkes kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek istiyor. Afrika Birliği (AfB) irade eksikliği çekiyor. Büyük bölgesel güçler çeşitli derecelerde çatışmayı körüklemeye karışmış durumdayken uluslararası toplum da ekranlarında daha acil görünen başka krizlerle meşgul.

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’ne (IGAD) gelince hem Sudan hem de Eritre, IGAD’ı ‘tarafsız olmamakla’ suçladı. Eritre, krizin derinliğini yansıtan bir adım olarak geçtiğimiz yılın sonlarında IGAD’dan çekilirken, Sudan daha önceki bir aşamada katılımını dondurmuştu.

Suçlamanın özü, eski Etiyopya Dışişleri Bakanı Warken Gebeyehu'nun 2019'dan beri IGAD’ın icra sekreteri olarak görev yapması. Bu durum, Etiyopya'nın taraf olduğu bir çatışmada IGAD'ın tarafsızlığını savunmasını zorlaştırırken örgütün olası bir arabulucu olarak güvenilirliğini yitirmesine neden oluyor.

Kaş ve Bereke deltalarında acil düzenlemeler yapılması ve çeşitli noktalarına kampların kurulması ise, Mavi Nil'de eğitim faaliyetleri ve sınırları geçen milis gruplarının bugün, kendi çıkarları, tarafları ve bağımsız bir ivmesi olan sağlam saha gerçeklerine dönüşmüş olması en büyük tehlikeyi oluşturuyor.

Tüm bu gerçekler politikacıların kararlarını beklemiyor, aksine onlardan önce geliyor ve seçeneklerini daraltırken gelecekteki yapılması planlanan herhangi bir uzlaşı, göz ardı edilemeyecek iki köklü sistemle karşı karşıya kalacak ve uzlaşı kağıt üzerinde kalmaktan öteye gidemeyecek.