Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Sudan krizini çözebilir mi?

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nin Sudan’a müdahalesi, komşu ülkelerin ve diğer bazı kuruluşların Darfur sorununu çözmede başarısız olmasının ardından gelişti

Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
TT

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi Sudan krizini çözebilir mi?

Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)
Birçok taraf, IGAD’ın Sudan krizini çözmek girişimini destekliyor (AP)

Mana Abdulfettah
Sudan, 1956’da Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazanmasından bu yana tarihinde birçok darbe girişimine tanık oldu. 2011 yılında Hristiyanların güneyde bağımsızlık ilan etmesinden sonra devletin bölünmesiyle Güney Sudan devleti kuruldu. Sekiz yıl önce, 2003 yılında Darfur’da iç savaş patlak verdi. Eski iktidar rejimi silahlı isyancı hareketler, durumun tırmanmasında rol oynadı. Bu durum da Birleşmiş Milletler (BM) ve Afrika Birliği (AfB) liderliğindeki uluslararası müdahaleye yol açtı. Bu müdahalelerin hiçbiri krizi çözmeyi başaramadı. Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), AfB’nin yanında nihai bir çıkış bulmaya çalışarak kilit bir rol oynadı.
AfB’nin müdahalesi, AfB kurucu yasasına ve ‘savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları olaylarında herhangi bir üye devlete müdahale hakkı veren’ AfB Barış ve Güvenlik Konseyi’nin oluşturduğu protokol maddelerine uygundu. AfB, bu temellere dayanarak Darfur’daki silahlı çatışmaya AfB Barış ve Güvenlik Konseyi aracılığıyla göğüs gerdi.
IGAD ise kurulduğu 1996 yılından bu yana Cibuti, Sudan, Güney Sudan, Somali, Kenya, Uganda, Etiyopya ve Eritre’den oluşan diğer ülkelere müdahalede bulundu. 1986’da kurulan ‘Kalkınma ve Çölleşme Üzerine Hükümetlerarası Otorite’nin yerini aldığında temel amacı, bazı Afrika ülkelerinin mustarip olduğu kuraklık ve çölleşmeyle mücadele etmekti. Ülkeleri arasında ortak kalkınma stratejilerini teşvik etmek, bir dizi ekonomik, toplumsal, teknolojik ve bilimsel politikayı koordine etmek, bu ülkelerin politikalarına ve çatışmalarına dikkat etmek için ek bir hedef koyarken, ancak daha sonra birincil hedefinden biraz saptı.

Siyasi hedefler
IGAD misyonu, bu yıl 29 Ocak- 2 Şubat arasında Hartum’u ziyaret etti. Sudan’ın Aralık 2018 devriminin ardından geçiş dönemine eşlik eden ciddi siyasi gelişmelere tanık olması sonrasında başlattığı girişimin bir parçası olarak sivil ve askeri bileşenlerin üyeleriyle bir araya geldi. Bölgedeki nüfuzlarını genişletmek ve bölgedeki çıkarlarını güvence altına almak isteyen diğer güçlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, birçok mekanizma uyarınca bu durum, IGAD’ı bir strateji benimsemeye itti. IGAD, öncelikli kalkınma hedeflerine rağmen, Afrika kıtasının en önde gelen alt bölgesel kuruluşlarından biri olarak kabul ediliyor. Kapsamlı siyasi hedeflere doğru genişleme, örgütün IGAD ülkelerindeki çatışmaların jeostratejik koşullarına uyum sağlamasından kaynaklandı. Gelişimsel ve politik hedefler arasında ayrım yapmak mümkün değil, zira çatışmaların sınırlandırılması ve azaltılması kalkınmaya giden yolu açmakta. Dolayısıyla zayıf ekonomik performansa neden olan ve yaşayan krizi şiddetlendiren siyasi ve güvenlik sorunlarıyla başa çıkmak için yetkileri genişletildi.
Doğu Afrika’nın diğer bölgelerindeki çatışma tarafları arasında arabuluculuk yoluyla IGAD tarafından benimsenen çatışmaları çözme stratejisine odaklanmak ve AfB ile koordineli olarak Doğu Afrika’nın diğer bölgelerinde güvenliği sağlama yolunu engelleyen çeşitli zorluklara karşı durmak bu yetkiler arasında.
Hartum’daki son toplantıların ardından IGAD, ziyaretin sonuçlarını yayınladı. Buna göre Sudan’daki mevcut siyasi çıkmazın, yaygın olarak bilinenden daha karmaşık olduğu ve ülkenin ve genel olarak IGAD bölgesinin ekonomik, sosyal ve güvenlik durumu üzerinde geniş kapsamlı etkileri olduğu belirtildi. Krizi çözme amaçlı dış müdahalelerde sivil ve askeri bileşenler arasındaki güven eksikliği dile getirildi. Bununla birlikte IGAD, AfB ve BM gibi bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği dahilinde, kapsamlı bir çerçevenin hazırlanmasını ve koordinasyonunu kolaylaştırma gereğini vurguladı. Belirtilene göre bu, ‘uyum içerisinde çalışmak üzere barış aktörlerini bir araya getirerek ve Sudan’ı siyasi krize barışçıl bir çözüm bulma konusunda desteklemek için tek bir sesle konuşarak’ olacaktı.

Etkinliğin zayıflığı
IGAD’ın müdahalesi, komşu ülkelerin ve diğer bazı kuruluşların Darfur krizinin temsil ettiği Sudan sorununu çözmedeki başarısızlığının ardından geldi. Öyle ki bu kuruluşların Afrika kıtası dışından gelen desteğine ne kadar çok güvenilirse, rollerinin etkinliğinin o kadar zayıf olduğu kanıtlandı. Bu nedenle görev, AfB ve diğer kuruluşlar arasında paylaştırıldı. Ayrıca buna, AfB’deki tarafların ve organların, konunun uluslararası bir krize dönüşmesini engelleyememesi nedeniyle mevcut Sudan kriziyle başa çıkma konusundaki güvensizliği eşlik etti. Bu da Afrika Birliği/Birleşmiş Milletler Darfur Hibrit Operasyonu’nun (UNAMID) sona erdirilmesine neden oldu. Kuruluşun yerine ise BM Sudan Entegre Geçiş Yardımı Misyonu (UNITAMS) kuruldu.
BM Tüzüğü’nün 8. paragrafı, BM ve IGAD da dahil olmak üzere bölgesel örgütler arasındaki işbirliği ilişkisine ilişkin yasal çerçeveyi, ‘anlaşmazlıkların ve siyasi krizlerin barışçıl yollarla çözülmesi ve Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) bu örgütler tarafından uluslararası barış ve güvenlik alanındaki yetkilerinin kullanılması üzerindeki gözetimi yoluyla’ tarif ederken, BM ve IGAD arasındaki işbirliğinin ise Sudan krizine bir çözüm getirmesi bekleniyor.
Belki de IGAD, Darfur krizi sırasında AfB’nin yaptığı hatayı tamamen BM’ye güvenerek düzeltmek zorunda kalacak. Başlangıçta 2007’de BMGK’ya sunulan bir İngiltere- Fransa karar taslağına göre BMGK, Darfur’daki uluslararası güçleri ve AfB güçlerini yetkilendirip finanse ederken, IGAD’a BM Sözleşmesinin 8. paragrafı altında birliklerin konuşlandırılması yetkisi verdi.
Bazı taraflar, AfB’nin anlaşmazlığın çözümü için gerekli yetenek ve güçleri sağlaması gerektiğine dikkati çekerken, BMGK’nın BM Sözleşmesi’nin 52. maddesi uyarınca IGAD’a doğrudan gözetimi altındaki anlaşmazlıklara müdahale etme ve ihtilafları çözme yetkisi verdiğini belirtti. Peki IGAD ve AfB, ‘rollerini Sudan krizini çözmeye en yakın kılan’ tarihi, siyasi ve ekonomik bileşenlerin birliği uyarınca neden bölgesel üye olarak hareket edemiyor?

Gizli tehlike
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre AfB, 25 Ekim 2021 tarihinde Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın ortaya koyduğu uygulamalar sonrasında, Sudan’ın üyeliğini ve tüm faaliyetlerini askıya alarak tablodan kısmen çıkmasının ardından IGAD, bölgesel kuruluşların öncelikli güvenini kazandı. Karmaşık Sudan krizi denklemindeki seçkin konumunu korumak için Sudan krizinin çözümüne doğru adım atarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kaldı.
IGAD bölgesinde güvenlik ve istikrar için yeni tehlikeler taşıyan çalkantılı bir ortama yol açmış bazı gelişmelerle ilgili olarak birçok taraf, IGAD tarafından sunulan Sudan krizini çözme girişimini destekliyor. Eski Başbakan Abdullah Hamduk’un istifasının ardından gelen uyarılar, Sudan’ın iç kesimlerinde daha tehlikeli unsurlar taşıyor.
IGAD ayrıca, ‘silahlı kuvvetlerin uluslararası topluma verdiği taahhütlerden geri adım atması ve Batı karşıtı sloganların benimsenmesi olarak yorumlanan bir adımla’, iç koşullar ve zorluklar altında çalışmak zorunda kalacak. Bu arka planın, birkaç sonuca yol açabilmesi de mümkün.
Bu çerçevede ilk sonuç, Sudan krizinin Afrika Boynuzu’ndaki genel istikrarsızlık durumunun yarattığı gizli tehlike ile alevlenmesi. Bu durum, IGAD’ın kasvetli bir gerçekliğin ve tüm olasılıklara açık bir geleceğin ortasında çalışmasını, bölünmez kılan şey. IGAD, ‘çöküşü, Sudan ve tüm kıta üzerinde doğrudan bir etkiye yol açabilecek’ bir bölgede faaliyet gösteriyor.
İkinci sonuç, yalnızca Sudan’da değil, Somali gibi diğer bölgelerde de sivillerin korunmasından sorumlu BM örgütlerinin varlığının geri çekilmesi veya azaltılmasının yarattığı boşluktan kaynaklanan güvensizlik.
Üçüncü sonuç ise Darfur, Nuba Dağları ve Mavi Nil’deki savaş bölgelerinden ulusal gelgit ve etnik düşmanlık olgusunun tırmanması. Bu sonucun ise iç istikrar üzerinde ciddi etkileri olan diğer krizlere yol açabilmesi mümkün. Siyasi sınırlar üzerindeki çatışmalara ek olarak, birçok yerde yeni etnik bölünmeler şekilleniyor.

Kesin garantör
Uluslararası örgütlerin AfB ve IGAD tarafından çerçevelenen güvenlik politikasını koruyarak, Sudan krizine bağlılıklarını sürdürme ısrarının arkasında stratejik boyutlar ve hayati çıkarlar var. Darfur’daki savaş sırasında BM örgütlerinin karşı karşıya olduğu asıl zorluğun, yalnızca tehdidin tırmanması olmadığı, daha ziyade ‘bu örgütleri uyarlama yeteneği’ ile ilgili olduğu açık. Bu nedenle AfB güçleri, Sudan’daki yeni jeostratejik ortamın zorluklarıyla mücadele amacıyla kullanıldı. Bu noktada UNITAMS misyonu, Sudan’daki demokratik geçişi desteklemek için yaklaşık bir yıl boyunca sivil ve siyasi bir görev yürüttükten sonra Sudan’da sivil yönetime geçişin engellenmesine karşı uyarıda bulunan AfB ve IGAD’ın girişimine ihtiyacı olduğunu ilan ediyor. Sivil ve askeri bileşenlerle görüşmelerinin ardından IGAD, ‘krize, sivil ve askeri bileşenler arasındaki anlaşmazlık koşullarına ve bölünmelerine’ dair açıklayıcı sonuçlarla ortaya çıktı. Ayrıca kilit aktörler ve paydaşlarla geniş diyalog ve istişareler yapılmasını tavsiye etti.
Bölgesel örgütlerin Sudan krizinin çözümü açısından önemine rağmen bu örgütler, Sudan ile bazı komşu ülkeler arasındaki bazı tartışmalı konularda bölgesel çıkarlar gözetilerek hüküm veriyor. Bu anlaşmazlıklar ve IGAD’ın arabulucuların ön saflarında yer alması, bölgesel ekonomik dengelerde dengesizlik olasılığı ile birlikte Sudan’daki ekonomik durumu ve kalkınmayı etkileyecek. Bunların tümü ise patlamalı bir duruma işaret edecek göstergeler sayılıyor.
Etiyopya ile Sudan sınırı sorununun ve Nahda (Rönesans) Barajı krizinin yanı sıra, iltica, kaçakçılık, insan kaçakçılığı ve Afrika Boynuzu’ndaki bazı yerleşim bölgelerinden terörist faaliyetlerin başlatılması sorunları da dahil olmak üzere Tigray bölgesindeki çatışmadan kaynaklanabilecek riskler de mevcut. Bu noktada IGAD veya AfB’nin Sudan’ın çıkarları doğrultusunda çözüm için herhangi bir müdahalesi bulunmuyor.
Sudan kriziyle birlikte bir yanda bölgesel örgütlerin, diğer yanda uluslararası örgütlerin uğraşlarına ışık tutan netlik eksikliği, gerçek ve kalıcı istikrarın kesin garantörü olan Sudan’a da hâkim. Tüm bunlar ise söz konusu örgütlerin daha önce de şu anda da gerçekleştiremedikleri noktaların bir özeti.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.