Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Bölünme endişelerinin gölgesinde kabul edilen taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Belge, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak görülüyor.

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
TT

Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)

Mutafa Rüstem
Türkiye ve Rusya 5 Mart 2020’de Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kentinde rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki şiddetli çatışmalar nedeniyle tüm bölgeyi içine çekebilecek büyük bir gerginlikten kaçınma çabasıyla çatışma tarafları arasında ateşkes yapılması konusunda anlaştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan anlaşma uyarınca Halep kentini Lazkiye’ye bağlayan M4 karayolunda ortak devriyelerin yürütülmesine ve güvenli bir koridorun açılmasına karar verildi.

Füzelerle yapılan çatışmalar
Üzerinden 23 ay geçen anlaşma, Mart ayıyla birlikte ikinci yıla girecek. Bu iki yıl içerisinde Rus savaş uçakları tarafından desteklenen rejim güçlerinin muhalif gruplarla girdiği çatışmalarda (bu çatışmaların en şiddetlisi halihazırda İdlib kentini kontrol eden Heyet Tahrir Şam ile gerçekleşti) ilerleme kaydederek İdlib’in güney kırsalı ile Hama’nın kuzey kırsalında kontrolü ele geçirmesiyle ağır bir darbe alan Ankara anlaşmaya rıza göstermek zorunda kaldı.
Bu süreçte yaşanan şiddetli çatışmalarda 36 Türk askeri hayatlarını kaybetti. Zira Türkiye daha önce askeri güçlerini “gözlemci noktalar” adı altında İdlib kırsalında çeşitli bölgelere konuşlandırmıştı. Silahlı çatışmalar artık yeni bir eğilim kazandı. Nitekim çatışmalar uzaktan füze ve top mermileriyle gerçekleştirilirken, kontrol alanları haritasındaki değişimi çok etkilemeyen ihlaller kaydedildi.

Soğuk Savaş
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Ocak ayında Suriye kriziyle ilgili gelişmelerin ele alındığı BM Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, çatışma dinamiklerinin değişmesine katkıda bulunacak bir grup adımın atılması konusunda ciddi diplomatik görüşmeler yürütme ve Suriyeliler ile uluslararası ortaklar arasında biraz güven inşa etme çağrısında bulundu. Pedersen, “Şiddet ve sıkıntıların devam etmesine rağmen biz halen bir stratejik donukluk durumuyla karşı karşıyayız. Yaklaşık iki yıldır temas hatlarında hiçbir değişiklik olmadı” ifadelerini kullandı.
Pedersen oturumda verdiği brifingde, çatışmanın gidişatını belirleyebilecek veya sonuçlandırabilecek etkili taraf veya tarafların olmadığını, askeri çözümün hayal olmaya devam ettiğini ve Anayasa Komitesi toplantılarının yeniden başlaması için aktif bir şekilde çalıştığını ifade etti.
Bu süreçte temas hatlarında görece bir sükunet hakimken, çatışmalı taraflar arasında zaman zaman meydana gelen ancak sahada herhangi bir etkisi olmayan ve kontrol alanları haritasının boyutlarında neredeyse hiçbir değişiklik meydana gelmedi. Suriye Müdahale Koordinatörlüğü verilerine göre, yerinden edilen yaklaşık 282 bin kişi ateşkes anlaşmasının başarısının ardından Halep ve İdlib kırsallarındaki evlerine döndü.

Kontrol alanları haritasındaki değişiklik
Moskova ve Tahran’ın Şam ile yaptığı askeri ittifak, muhalif güçlerin genişlemesini ve ilerleyişini baltaladı. Bu ittifak, 2016 yılının başındaki operasyonlarla gücünü açık bir şekilde gösterdi. Rejim, Halep kenti başta olmak üzere 2016’da birçok nüfuz bölgesini muhaliflerin elinden aldı. Böylece muhalifler rejimin lehine geri çekilmeyi kabul etti. Rejimin kontrol ettiği alan ülke coğrafyasının yüzde 60’ına ulaştı. Rejimin kontrolü ele geçirdiği bölgeler arasında Şam ve kırsalı, Halep ve kırsalının bir bölümü, Humus, Hama ve sahil kentleri bulunuyor.
Rusya’nın 2016-2020 arasında verdiği destek, rejime askeri operasyonlarda ve çatışmalarda üstünlük sağlayarak ilerleme kaydetmesine olanak sağladı. Rus desteğinin arkasına alan rejim, silahlı muhalif grupların elindeki Şam kırsalı, Humus ve diğer bölgeleri kuşatarak teslim aldı ve muhalifleri “yeşil otobüsler” ile ülkenin kuzeyinde ve özellikle de İdlib’e taşıdı. İdlib’e taşıma planı, rejimin muhalifleri tek bir bölgede toplama, geniş bir alana yayılmalarını engelleme, muhalif varlığını Türkiye’nin desteklediği ve Suriye’nin toplam yüzölçümünün yüzde 10’una tekabül ettiği tahmin edilen İdlib, Halep’in kuzeyi ve Tel Abyad ile sınırlandırmaya çalıştığı izlenimi oluşturdu.

İhlaller ve SİHA’lar
Putin ve Erdoğan arasında 2020’de yapılan ateşkes anlaşması, 29 Aralık 2016’da yapılan ateşkese kıyasla en uzun süren anlaşma oldu. Bu aynı zamanda uluslararası toplumun terör örgütü listesine aldığı örgütler hariç tüm Suriye topraklarını kapsayan bir anlaşma.
Buna karşılık, ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriyeli muhalif gruplarla zaman zaman çatışmalara girse de ülkenin kuzeyinde Suriye coğrafyasının yüzde 25’ini oluşturan bir alanda varlığını korudu. Suriyeli muhalif gruplar daha önce Türkiye’nin desteğiyle SDG’nin bölgedeki en büyük kalesi olan Ayn İsa’ya saldırmaya çalıştı. Türk tarafı, PKK ve onunla işbirliği yapan gruplar başta olmak üzere terör listesine aldığı Kürt grupların düzenlediği saldırılara karşı kendini koruma gerekçesi öne sürüyor.
Bununla birlikte Ankara geniş kapsamlı bir askeri operasyon tertip ederek kuzeydoğudaki cephelerde sessizliği kırmaya çalıştı. Bunun öncesinde silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak Kürt grupların bölgelerine hava saldırıları gerçekleştirdi. Türkiye Savunma Bakanlığı Bayraktar SİHA’ları da dahil olmak üzere gelişmiş SİHA modellerinin üreterek bu alandaki üstünlüğünü kanıtladı. Ancak ABD ve Rusya G-20 Zirvesi’nde Kürt bölgelerine yönelik her türlü askeri harekete itiraz etti.

Diplomasi çabaları
Buna karşılık gözlemciler çatışma cephelerindeki istikrar ve sükunetin devam edip etmeyeceği konusunda farklı görüşlere sahipler. Operasyonların durdurulmasının ardından ülkenin kuzey kırsalında milyonlarca sivilin yaşadığı trajediyi sona erdiren ateşkes anlaşmasının insani yansımalarına rağmen, cephelerdeki istikrar rejim yanlısı ekibin bu durumun böyle devam etmesi halinde ateşkes imzalanmadan önce çatışmaların şekillendirdiği son hatların yeni sınırlar haline gelmesinden endişe ediyor. Bu hatlar, herhangi bir hareketin ve geri çekilmenin olmadığı kuzeybatıdaki cephelerdir.
Türkiye’nin, muhalif grupların kontrol ettiği bölgelere savunma, sağlık ve eğitim alanlarında sunduğu desteğin artarak devam ettiği bir ortamda, Anayasa Komitesi toplantıları kapsamında düzenlenen 6 turun ardından rejim yanlısı ve muhalif Suriyeliler arasında derinleşmenin kökleşmesi ve BM’nin 2254 sayılı kararının üzerine inşa edilecek herhangi bir barışçıl çözümden uzaklaşılması nedeniyle başkent Şam’da ülkenin bölüneceği yönündeki endişeler giderek artıyor.

Kürtler ve ayrılıkçı niyetler
Öte yandan silahlı Kürt gruplar, rejim güçleri ile muhalif güçler arasında paylaştıkları kuzeydoğunun büyük bir bölümünü kontrol altına aldıktan sonra Kürt bileşen için özel bir yönetim sistemi kurarak fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Özerk Yönetim ve SDG, kontrolündeki bölgeleri 2015 yılında Rakka kentini ele geçiren DEAŞ’ın ilerleyişine karşı koruyarak Suriye’nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalında bulunan DEAŞ’ın son kalesi Bağuz kasabasını örgütün elinden almayı başardı. Akabinde ABD ve uluslararası koalisyon üyesi ülkelerden büyük bir askeri ve saha desteği aldı.
Kürtler bu süreçte askeri operasyonlar yürütme noktasında profesyonel bir deneyim kazandı. Gözlemcilere göre bu deneyim Kürt grupların varlıklarını ve hatta ayrılıkçı eğilimlerini güçlendirirken, Irak’taki senaryoya benzer şekilde Suriye’de de bir Kürt bölgesi senaryosu düşüncesini daha da kökleştiriyor. Kürt gruplar, Halep kentinin doğu kırsalına kadar bir sınır çizerek bu bölgenin devletin kararlarına tabi olmamasını ve yarı bağımsız bir statüye sahip olmasını talep ediyor. Elde edilen bilgilere göre devlet daireleri rejimle olan irtibatını kesmeye başladı ve hatta SDG’nin kontrolündeki bölgelerde eğitim sistemi oluşturmaya bile hazırlanıyor.
Suriyeli Kürtler için Ulusal Girişim Başkanı Ömer Ose, her türlü Türk operasyonlarını püskürtmek amacıyla Kürt taraflar ve Suriye rejimi arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için ulusal bir taslak belge üzerinde uzlaşıya varıldığını bildirdi. Aynı zamanda birkaç gizli toplantı gerçekleştirildi. Kürt heyetler bu konuda görüşmeler gerçekleştirmek ve istişarelerde bulunmak amacıyla başkenti ziyaret etti. Bu toplantıların sonucunda rejim ordusuna ait askeri birliklerin SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelere girmesi ve bu bölgelerde Suriye bayrağının dalgalanması kabul edildi.
Bölünme endişelerinin gölgesinde söz konusu taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Rejimin petrol servetinin yüzde 90’ını doğalgaz üretiminin yüzde 45’ini kaybettiği, rejimin kontrolündeki bölgelerde petrol türevleri temin etme konusunda sıkıntıların yaşandığı bir süreçte bu belgenin onaylanması, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak değerlendiriliyor. Nitekim belgede Kürt sorunu için “öncelikli Suriye ulusal sorunu” nitelemesi kullanılıyor.
Tüm bunlara rağmen gözlemciler, ülkenin tanık olduğu en uzun ateşkes anlaşmasının çökeceği görüşünde. Bölge sıcak bir kazanın üzerinde kaynamaya devam ediyor. Ankara’nın askeri bir operasyon düzenlemesinin bölgeyi tutuşturması olası görünüyor. Özellikle rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığına dair söylentilerin dolaştığı bu ortamda söz konusu ihtimalin gerçekleşmesi halinde Suriye’nin kuzeyinde hem doğu hem batı yakada savaşlara tanık olacağız. Bu durumda görece bir sükunetin hakim olduğu iki yıllık sürenin ardından Suriye’nin kuzeyinde depremler yaşanacak.



Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.


Washington, Sudan'da insani ateşkesin "derhal kabul edilmesi" çağrısında bulundu

New York'taki Güvenlik Konseyi (Birleşmiş Milletler)
New York'taki Güvenlik Konseyi (Birleşmiş Milletler)
TT

Washington, Sudan'da insani ateşkesin "derhal kabul edilmesi" çağrısında bulundu

New York'taki Güvenlik Konseyi (Birleşmiş Milletler)
New York'taki Güvenlik Konseyi (Birleşmiş Milletler)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos, ABD'nin dün Sudan'daki tüm taraflara, Birleşmiş Milletler mekanizması tarafından desteklenen insani ateşkesi "derhal ve ön koşulsuz olarak" kabul etmeleri çağrısında bulunduğunu vurguladı.

Sudan'daki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunun aralarındaki çeşitli toplantılara katılan Paul, şunları söyledi: “Sudanlı tarafları, sivillere hayat kurtarıcı yardımların ulaşabilmesi için ateşkesi kabul etmeye çağırıyoruz.”

Şöyle devam etti: “Ortaklarımızla adil ve kalıcı bir barış için çalışırken, soykırımdan sorumlu olanların hesap vermesini sağlamaya ve sivil yönetime güvenilir bir geçişi desteklemeye kararlıyız.”

Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Abdulaziz el-Vasil, Güvenlik Konseyi oturumuna katılarak Krallığın Sudan'ın birliğini ve egemenliğini destekleme pozisyonunu teyit etti ve Sudan'daki krizi sona erdirecek kapsamlı bir siyasi çözümün önemini vurguladı.