Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Bölünme endişelerinin gölgesinde kabul edilen taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Belge, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak görülüyor.

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
TT

Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)

Mutafa Rüstem
Türkiye ve Rusya 5 Mart 2020’de Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kentinde rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki şiddetli çatışmalar nedeniyle tüm bölgeyi içine çekebilecek büyük bir gerginlikten kaçınma çabasıyla çatışma tarafları arasında ateşkes yapılması konusunda anlaştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan anlaşma uyarınca Halep kentini Lazkiye’ye bağlayan M4 karayolunda ortak devriyelerin yürütülmesine ve güvenli bir koridorun açılmasına karar verildi.

Füzelerle yapılan çatışmalar
Üzerinden 23 ay geçen anlaşma, Mart ayıyla birlikte ikinci yıla girecek. Bu iki yıl içerisinde Rus savaş uçakları tarafından desteklenen rejim güçlerinin muhalif gruplarla girdiği çatışmalarda (bu çatışmaların en şiddetlisi halihazırda İdlib kentini kontrol eden Heyet Tahrir Şam ile gerçekleşti) ilerleme kaydederek İdlib’in güney kırsalı ile Hama’nın kuzey kırsalında kontrolü ele geçirmesiyle ağır bir darbe alan Ankara anlaşmaya rıza göstermek zorunda kaldı.
Bu süreçte yaşanan şiddetli çatışmalarda 36 Türk askeri hayatlarını kaybetti. Zira Türkiye daha önce askeri güçlerini “gözlemci noktalar” adı altında İdlib kırsalında çeşitli bölgelere konuşlandırmıştı. Silahlı çatışmalar artık yeni bir eğilim kazandı. Nitekim çatışmalar uzaktan füze ve top mermileriyle gerçekleştirilirken, kontrol alanları haritasındaki değişimi çok etkilemeyen ihlaller kaydedildi.

Soğuk Savaş
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Ocak ayında Suriye kriziyle ilgili gelişmelerin ele alındığı BM Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, çatışma dinamiklerinin değişmesine katkıda bulunacak bir grup adımın atılması konusunda ciddi diplomatik görüşmeler yürütme ve Suriyeliler ile uluslararası ortaklar arasında biraz güven inşa etme çağrısında bulundu. Pedersen, “Şiddet ve sıkıntıların devam etmesine rağmen biz halen bir stratejik donukluk durumuyla karşı karşıyayız. Yaklaşık iki yıldır temas hatlarında hiçbir değişiklik olmadı” ifadelerini kullandı.
Pedersen oturumda verdiği brifingde, çatışmanın gidişatını belirleyebilecek veya sonuçlandırabilecek etkili taraf veya tarafların olmadığını, askeri çözümün hayal olmaya devam ettiğini ve Anayasa Komitesi toplantılarının yeniden başlaması için aktif bir şekilde çalıştığını ifade etti.
Bu süreçte temas hatlarında görece bir sükunet hakimken, çatışmalı taraflar arasında zaman zaman meydana gelen ancak sahada herhangi bir etkisi olmayan ve kontrol alanları haritasının boyutlarında neredeyse hiçbir değişiklik meydana gelmedi. Suriye Müdahale Koordinatörlüğü verilerine göre, yerinden edilen yaklaşık 282 bin kişi ateşkes anlaşmasının başarısının ardından Halep ve İdlib kırsallarındaki evlerine döndü.

Kontrol alanları haritasındaki değişiklik
Moskova ve Tahran’ın Şam ile yaptığı askeri ittifak, muhalif güçlerin genişlemesini ve ilerleyişini baltaladı. Bu ittifak, 2016 yılının başındaki operasyonlarla gücünü açık bir şekilde gösterdi. Rejim, Halep kenti başta olmak üzere 2016’da birçok nüfuz bölgesini muhaliflerin elinden aldı. Böylece muhalifler rejimin lehine geri çekilmeyi kabul etti. Rejimin kontrol ettiği alan ülke coğrafyasının yüzde 60’ına ulaştı. Rejimin kontrolü ele geçirdiği bölgeler arasında Şam ve kırsalı, Halep ve kırsalının bir bölümü, Humus, Hama ve sahil kentleri bulunuyor.
Rusya’nın 2016-2020 arasında verdiği destek, rejime askeri operasyonlarda ve çatışmalarda üstünlük sağlayarak ilerleme kaydetmesine olanak sağladı. Rus desteğinin arkasına alan rejim, silahlı muhalif grupların elindeki Şam kırsalı, Humus ve diğer bölgeleri kuşatarak teslim aldı ve muhalifleri “yeşil otobüsler” ile ülkenin kuzeyinde ve özellikle de İdlib’e taşıdı. İdlib’e taşıma planı, rejimin muhalifleri tek bir bölgede toplama, geniş bir alana yayılmalarını engelleme, muhalif varlığını Türkiye’nin desteklediği ve Suriye’nin toplam yüzölçümünün yüzde 10’una tekabül ettiği tahmin edilen İdlib, Halep’in kuzeyi ve Tel Abyad ile sınırlandırmaya çalıştığı izlenimi oluşturdu.

İhlaller ve SİHA’lar
Putin ve Erdoğan arasında 2020’de yapılan ateşkes anlaşması, 29 Aralık 2016’da yapılan ateşkese kıyasla en uzun süren anlaşma oldu. Bu aynı zamanda uluslararası toplumun terör örgütü listesine aldığı örgütler hariç tüm Suriye topraklarını kapsayan bir anlaşma.
Buna karşılık, ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriyeli muhalif gruplarla zaman zaman çatışmalara girse de ülkenin kuzeyinde Suriye coğrafyasının yüzde 25’ini oluşturan bir alanda varlığını korudu. Suriyeli muhalif gruplar daha önce Türkiye’nin desteğiyle SDG’nin bölgedeki en büyük kalesi olan Ayn İsa’ya saldırmaya çalıştı. Türk tarafı, PKK ve onunla işbirliği yapan gruplar başta olmak üzere terör listesine aldığı Kürt grupların düzenlediği saldırılara karşı kendini koruma gerekçesi öne sürüyor.
Bununla birlikte Ankara geniş kapsamlı bir askeri operasyon tertip ederek kuzeydoğudaki cephelerde sessizliği kırmaya çalıştı. Bunun öncesinde silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak Kürt grupların bölgelerine hava saldırıları gerçekleştirdi. Türkiye Savunma Bakanlığı Bayraktar SİHA’ları da dahil olmak üzere gelişmiş SİHA modellerinin üreterek bu alandaki üstünlüğünü kanıtladı. Ancak ABD ve Rusya G-20 Zirvesi’nde Kürt bölgelerine yönelik her türlü askeri harekete itiraz etti.

Diplomasi çabaları
Buna karşılık gözlemciler çatışma cephelerindeki istikrar ve sükunetin devam edip etmeyeceği konusunda farklı görüşlere sahipler. Operasyonların durdurulmasının ardından ülkenin kuzey kırsalında milyonlarca sivilin yaşadığı trajediyi sona erdiren ateşkes anlaşmasının insani yansımalarına rağmen, cephelerdeki istikrar rejim yanlısı ekibin bu durumun böyle devam etmesi halinde ateşkes imzalanmadan önce çatışmaların şekillendirdiği son hatların yeni sınırlar haline gelmesinden endişe ediyor. Bu hatlar, herhangi bir hareketin ve geri çekilmenin olmadığı kuzeybatıdaki cephelerdir.
Türkiye’nin, muhalif grupların kontrol ettiği bölgelere savunma, sağlık ve eğitim alanlarında sunduğu desteğin artarak devam ettiği bir ortamda, Anayasa Komitesi toplantıları kapsamında düzenlenen 6 turun ardından rejim yanlısı ve muhalif Suriyeliler arasında derinleşmenin kökleşmesi ve BM’nin 2254 sayılı kararının üzerine inşa edilecek herhangi bir barışçıl çözümden uzaklaşılması nedeniyle başkent Şam’da ülkenin bölüneceği yönündeki endişeler giderek artıyor.

Kürtler ve ayrılıkçı niyetler
Öte yandan silahlı Kürt gruplar, rejim güçleri ile muhalif güçler arasında paylaştıkları kuzeydoğunun büyük bir bölümünü kontrol altına aldıktan sonra Kürt bileşen için özel bir yönetim sistemi kurarak fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Özerk Yönetim ve SDG, kontrolündeki bölgeleri 2015 yılında Rakka kentini ele geçiren DEAŞ’ın ilerleyişine karşı koruyarak Suriye’nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalında bulunan DEAŞ’ın son kalesi Bağuz kasabasını örgütün elinden almayı başardı. Akabinde ABD ve uluslararası koalisyon üyesi ülkelerden büyük bir askeri ve saha desteği aldı.
Kürtler bu süreçte askeri operasyonlar yürütme noktasında profesyonel bir deneyim kazandı. Gözlemcilere göre bu deneyim Kürt grupların varlıklarını ve hatta ayrılıkçı eğilimlerini güçlendirirken, Irak’taki senaryoya benzer şekilde Suriye’de de bir Kürt bölgesi senaryosu düşüncesini daha da kökleştiriyor. Kürt gruplar, Halep kentinin doğu kırsalına kadar bir sınır çizerek bu bölgenin devletin kararlarına tabi olmamasını ve yarı bağımsız bir statüye sahip olmasını talep ediyor. Elde edilen bilgilere göre devlet daireleri rejimle olan irtibatını kesmeye başladı ve hatta SDG’nin kontrolündeki bölgelerde eğitim sistemi oluşturmaya bile hazırlanıyor.
Suriyeli Kürtler için Ulusal Girişim Başkanı Ömer Ose, her türlü Türk operasyonlarını püskürtmek amacıyla Kürt taraflar ve Suriye rejimi arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için ulusal bir taslak belge üzerinde uzlaşıya varıldığını bildirdi. Aynı zamanda birkaç gizli toplantı gerçekleştirildi. Kürt heyetler bu konuda görüşmeler gerçekleştirmek ve istişarelerde bulunmak amacıyla başkenti ziyaret etti. Bu toplantıların sonucunda rejim ordusuna ait askeri birliklerin SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelere girmesi ve bu bölgelerde Suriye bayrağının dalgalanması kabul edildi.
Bölünme endişelerinin gölgesinde söz konusu taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Rejimin petrol servetinin yüzde 90’ını doğalgaz üretiminin yüzde 45’ini kaybettiği, rejimin kontrolündeki bölgelerde petrol türevleri temin etme konusunda sıkıntıların yaşandığı bir süreçte bu belgenin onaylanması, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak değerlendiriliyor. Nitekim belgede Kürt sorunu için “öncelikli Suriye ulusal sorunu” nitelemesi kullanılıyor.
Tüm bunlara rağmen gözlemciler, ülkenin tanık olduğu en uzun ateşkes anlaşmasının çökeceği görüşünde. Bölge sıcak bir kazanın üzerinde kaynamaya devam ediyor. Ankara’nın askeri bir operasyon düzenlemesinin bölgeyi tutuşturması olası görünüyor. Özellikle rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığına dair söylentilerin dolaştığı bu ortamda söz konusu ihtimalin gerçekleşmesi halinde Suriye’nin kuzeyinde hem doğu hem batı yakada savaşlara tanık olacağız. Bu durumda görece bir sükunetin hakim olduğu iki yıllık sürenin ardından Suriye’nin kuzeyinde depremler yaşanacak.



Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Paris yönetimi ile Suriye makamları, Suriye’de bulunan ve birbirleriyle çatışan gruplara mensup son Fransız savaşçıları yakından izliyor. Şam yönetimi ise söz konusu kişileri kontrol altına alarak resmî yapılar bünyesine entegre etmeyi ve bu yolla uluslararası kamuoyunda olumlu bir imaj oluşturmayı hedefliyor.

DEAŞ’ın 2014-2019 yılları arasında Suriye ve Irak’ta kontrol ettiği bölgelerde ‘hilafet’ ilan etmesi ve 2011-2014 dönemindeki savaş sırasında El Kaide bağlantılı militanları saflarına çekmesinin ardından, Suriye 15 yıl boyunca binlerce yabancı savaşçının akınına sahne oldu. Bu kişilerden bir kısmı, Beşşar Esed’in devrilmesi ve Ahmed eş-Şera’nın yönetimi devralmasının ardından da ülkede kalmaya devam etti.

Güncel tahminlere göre, Suriye’de kalan Fransız savaşçıların sayısı kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 30- 40  kişiyi geçmiyor. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bu kişiler genel olarak üç gruba ayrılıyor.

vfvfebv
Suriye güvenlik güçleri, Şam’ın merkezindeki bir kafede meydana gelen patlamanın olduğu bölgeyi koruma altına aldı, 2 Temmuz 2026. (EPA)

Söz konusu grupların hiçbiri, Suriye’de düzenlediği saldırıları düzenli olarak üstlenmeye devam eden DEAŞ adına herhangi bir operasyon gerçekleştirmiyor. Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. Elysee Sarayı ziyareti doğrularken, tarihine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Bu gruplardan ilki, Ömer Diyabi (Ömer Omsen) liderliğindeki Firkatü’l Guraba. Grup, Harem kentinin eteklerinde bulunan bir kampta faaliyet gösteriyor. İkinci grubu ise Suriye hükümetine bağlı güvenlik teşkilatına entegre edilen savaşçılar oluşturuyor. Üçüncü grup ise daha önce Kürt yönetimindeki kamplarda tutulan, ancak daha sonra Şam yönetiminin kontrolüne geçen DEAŞ mensubu tutuklulardan oluşuyor.

Son grupta ağırlıklı olarak kadınlar ve çocuklar bulunuyor. Zira gruptaki yaklaşık 50 erkek, 2026 yılının başında Irak’a nakledildi.

Suriye ordusuna entegre edilen eski savaşçıların sayısının ise yaklaşık 20 olduğu belirtiliyor. Suriye’deki Fransız savaşçılara yakın bir kaynağa göre bu kişiler, yabancı savaşçıların görev yaptığı 84’üncü Tugay gibi 82’nci Tugay bünyesine dahil edildi.

dfvfrb
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz mayıs ayında Paris’teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşılarken (AP)

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) araştırmacısı Marc Hecker, “Bunlar, Heyet-u Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile bağlantılı az sayıda Fransız. Suriye devlet kurumlarına, görünürlükten uzak ve ikincil görevlere entegre edildiler” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker, “Bunun dışında tamamen gözlerden uzak yaşayan kişiler de var. Bunların DEAŞ’a ya da başka gruplara bağlı olmaları ihtimal dahilinde” ifadelerini kullandı.

Gerginlikler

Firkatü’l Guraba’nın, kadın ve çocuklarla birlikte yaklaşık 100 kişiden oluştuğu tahmin ediliyor. Grup ile Suriye hükümeti arasında ise gerginlik yaşanıyor.

Suriye makamları, Ekim 2025’te Ömer Diyabi’yi gözaltına almak amacıyla grubun kampını kuşattı. Çatışmalara dönüşen operasyon, ateşkesle sona erdi. Uzmanların ‘vaiz’ olarak nitelendirdiği Diyabi’nin, Esed’in devrilmesinden önce de HTŞ tarafından hedef alındığı ve bir yıldan uzun süre tutuklu kaldığı belirtiliyor.

Washington’daki Amerikan Üniversitesi araştırmacısı Aymenn Al-Tamimi Levy, “Bu, savaş tecrübesine sahip bir grup” değerlendirmesinde bulunarak, “Yabancı savaşçı gruplarının varlığı Ahmed eş-Şera açısından sorun teşkil ediyor. Çünkü bunlardan bazıları resmî yapılara entegre olmayı reddediyor ve bu durum gerilime yol açıyor” dedi.

Hecker ise Şera’nın iktidara geldikten sonra, yabancı ortaklarını rahatlatmak amacıyla iyi niyet mesajları vermek zorunda kaldığını belirterek, “Şera, Suriye’deki yabancı savaşçıların ülke dışına yönelik saldırılar planlamasına izin vermeyeceği konusunda uluslararası kamuoyuna güvence vermeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

Bir Fransız güvenlik kaynağı da Şam yönetiminin Batılı ülkelerle yürüttüğü iş birliğini genel olarak ‘iyi’ şeklinde nitelendirdi.

Levy’ye göre Şera, DEAŞ’a karşı askerî mücadeleyi sürdürmenin yanı sıra yabancı uyruklu isimlere yönelik operasyonlar da başlattı. Bu kapsamda, Ocak 2025’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’yi tehdit ettiği videolar yayımlayan Mısırlı Ahmed el-Mansur’un gözaltına alındığını hatırlattı.

Kırmızı çizgiler

Aşırılık yanlısı çevrim içi propagandaları analiz eden JOS Project platformunun kurucu ortaklarından Laurence Bindner, “Diyabi hâlâ aktif” değerlendirmesinde bulundu.

vfevfe
Suriye güvenlik güçleri, Halep’in doğusundaki es-Sefira köyünde bir DEAŞ üyesinin evine baskın düzenledi. (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bindner, son aylarda çok sayıda kişinin Diyabi’ye katılmaya çalışırken tespit edildiğini belirterek, “Grubuna bağlı medya kuruluşu 19 HH de kısa süre önce Arapça ve Fransızca yayımladığı 28 dakikalık bir videoda Fransa’yı hedef aldı ve özellikle Ekim 2025’te düzenlenen operasyon olmak üzere, kendilerine yönelik askerî operasyonların arkasında Paris’in bulunduğunu öne sürdü” dedi.

Diyabi’nin çevrim içi destekçilerinin Şera’ya karşı düşmanca bir tutum sergilediğini söyleyen Bindner, “Destekçileri, Şera’nın Firkatü’l Guraba’ya yönelik operasyonda Fransız baskısına boyun eğdiğini savunuyor. Ancak bunu, kendisine karşı silahlı mücadele çağrısına dönüştürmüyorlar” ifadelerini kullandı. Bindner ayrıca, “Telegramda Ömer Omsen yanlısı radikaller ile ona karşı çıkanlar arasında adeta bir hesaplaşma yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker ise, “Ömer Omsen’in Şam yönetiminin çizdiği kırmızı çizgilerin farkında olup olmadığını bilmiyoruz… Ancak geçmişte yaşanan gerilimler dikkate alındığında, zaman zaman bu sınırları test ettiği anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.


Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
TT

Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)

Lübnan’daki siyasi kriz, Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda Washington’da imzalanan ve savaşı sona erdirerek İsrail’in Güney Lübnan’da işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini amaçlayan çerçeve anlaşması nedeniyle tırmanış eğilimine girdi.

Anlaşma, bir yanda Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam, diğer yanda Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hizbullah tarafından temsil edilen Şii İkilisi olmak üzere ülkede keskin bir siyasi ayrışmanın odağı haline geldi.

Avn son günlerde yaptığı yüksek tondaki açıklamalarda, savaşı durdurmanın tek mümkün yolunun müzakere olduğunu savunarak, “Müzakereden başka seçeneği olan varsa ortaya koysun” çağrısında bulundu. Avn ayrıca, “Kahramanlık savaş çıkarmakta değil, onu durdurmaktadır” ifadesini kullandı.

Söz konusu açıklamalar, Hizbullah yönetimi ve destekçileri tarafından, son yıllarda Lübnan’ın yaşadığı savaşların, özellikle Gazze ve İran’a destek amacıyla yürütülen çatışmaların sorumluluğunun doğrudan Hizbullah’a yüklenmesi şeklinde değerlendiriliyor. Bu durum, Avn’a yönelik siyasi ve medya kampanyalarının dozunu artırırken, bazı durumlarda ihanet suçlamalarına kadar varan tepkilere yol açtı.

cdfvfrvb
26 Haziran’da ABD Dışişleri Bakanlığı binasında Lübnan, İsrail ve ABD temsilcileri çerçeve anlaşmasını imzalarken (Reuters)

Tırmanan gerilim karşısında Lübnan devleti, müzakere sürecine bağlılığını sürdürdüğünü vurguluyor. Resmî bir Lübnanlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Savaşlar sloganlarla ya da temennilerle sona ermez. Ateşkesi sağlayacak, İsrail’in çekilmesini temin edecek ve uluslararası hukuk çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis edecek siyasi bir süreçle son bulur” dedi. Kaynak, devlet yetkililerinin ‘Hizbullah’ın savaşı durduracak ve İsrail’i geri çekilmeye zorlayacak gerçekçi bir vizyona sahip olmadığına kanaat getirdiğini’ belirterek, sınırda kalıcı istikrarın ancak müzakere süreci ve Lübnan’ın taleplerini ortaya koymada siyasi cesaret gösterilmesiyle sağlanabileceğini ifade etti.

Kararlı bir duruş

Hizbullah ve müttefiklerinin Cumhurbaşkanı ile Başbakan’a yönelik yürüttüğü kampanyalar ise iki liderin tutumunda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Resmî kaynak, “Devletin tutumu nettir ve bundan geri adım atılması söz konusu değildir. Bu tutum, savaşı sona erdirmenin tek mümkün yolu olarak müzakerelerin sürdürülmesini esas alırken, Lübnan’ın egemenliğinden taviz verilmesini, ulusal hakları zedeleyecek herhangi bir düzenlemeyi veya İsrail işgalini fiilî bir duruma dönüştürecek adımları reddetmektedir” dedi.

Kaynak, bugün yaşanan siyasi mücadelenin ‘Lübnan’ın konumunu güçlendirmeyi ve ulusal karar alma bağımsızlığını pekiştirmeyi hedefleyen bir proje ile ülkenin bölgesel çatışmalar için açık bir saha olarak kalmasını isteyen başka bir proje arasındaki mücadele’ olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasına karşı çıkanların uygulanabilir herhangi bir alternatif sunmadığını ifade eden kaynak, bu kesimlerin savaşın uzamasına, özellikle Güney Lübnan halkı başta olmak üzere Lübnanlıların yaşadığı acıların derinleşmesine ve ülkenin bölgesel hesaplaşmaların sahası olarak kalmasına zemin hazırladığını söyledi.

Hizbullah’ın anlaşmayı baltalama girişimi

Buna karşılık Hizbullah, anlaşmaya karşı siyasi bir cephe oluşturmak amacıyla harekete geçerken, 1983 yılında imzalanan 17 Mayıs Anlaşması’nın iptal edilmesi sürecine benzer bir tablo oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu girişim, şu ana kadar iç siyasette kayda değer bir sonuç vermedi.

Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu blokun ‘çerçeve anlaşmasını hiçbir şekilde tanımayacağını, çünkü bunun İsrail lehine verilmiş bir taviz niteliği taşıdığını’ söyledi. Kaynak, Lübnan yönetiminin ‘İsrail’in çekilmesini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamayı kabul ederek işgalin sürmesini meşrulaştırdığını’ öne sürdü. Anlaşmanın ‘şehitlerin kanına ihanet olarak gören geniş bir Lübnanlı kesim bulunduğu sürece er ya da geç başarısızlığa mahkûm olduğunu’ da savundu.

efevb
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Şii İkilisi ise ABD ile İran arasında, Lübnan’ın da aralarında bulunduğu tüm cephelerde ateşkes öngören mutabakat zaptının krizin çözümü için daha elverişli bir fırsat sunduğu görüşünde. Ancak Şii İkilisi’ne yakın kaynak, söz konusu mutabakat zaptının ‘ikilinin elindeki tek koz olmadığını’ vurgulayarak, “Hizbullah savaşçılarının sahadaki direnişi ve İsrail’e ağır kayıplar verdirmesi, Lübnan devletinin mevcut yönetimin benimsediği doğrudan müzakere seçeneği yerine, İsrail ile dolaylı müzakerelere girmesi için kullanabileceği önemli bir güç unsuru olabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.


Bağdat, yolsuzluktan aranan kişilere yönelik "İran korumasını" reddetti

Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
TT

Bağdat, yolsuzluktan aranan kişilere yönelik "İran korumasını" reddetti

Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor
Geniş olarak yayılan bir görüntüde, 28 Haziran 2026'da şafak vakti Yeşil Bölge'nin girişlerinden birinde Irak Humvee'leri görülüyor

Irak Başbakanı Ali Zeydi hükümeti, yolsuzluk soruşturmaları kapsamında haklarında yakalama kararı bulunan bazı isimlerin kapsam dışı bırakılması yönündeki İran taleplerini reddetti. Hükümet ayrıca, Bağdat'ta "gizli görüşmeler yapmayı alışkanlık hâline getiren" İranlı yetkililerin ziyaretlerinin resmî diplomatik kanallar üzerinden yürütülmesi çağrısında bulundu. Konuya yakın iki kaynak, gelişmeleri dün doğruladı.

Bu gelişmeler, İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin "gizli" olduğu belirtilen Irak ziyaretinin ardından yaşandı. Söz konusu ziyaret, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin 28 Haziran'da Başbakan Ali Zeydi ile gerçekleştirdiği resmî temasın hemen sonrasında gerçekleşti.

Şarku’l Avsat’ın kaynaklardan aldığı bilgiye göre Kaani ve Arakçi, Irak hükümetinin devlet denetimi dışındaki silahlı grupların silahsızlandırılması için 30 Eylül'ü son tarih olarak belirleyen planında değişiklik yapılmasını istedi. Tahran ayrıca, İran Devrim Muhafızları ile yakın ilişkileri bulunan siyasi ve hükümet yetkililerini kapsayabilecek yakalama listelerinin daraltılmasını talep etti.

Kaynaklardan birine göre "Hükümet, silahların devlet kontrolüne alınması ve yolsuzlukla mücadele planlarında değişiklik yapmayı reddetti ve bu tutumunu Tahran'a iletti." Her iki kaynak da Bağdat'ın İran'dan resmî diplomatik kanallara bağlı kalmasını istediğini, resmî mekanizmaların dışına çıkılarak gizli görüşmeler ve toplantılar yapılmasını kabul etmediğini vurguladı. Bu ifadelerin Kaani'nin ziyaretiyle bağlantılı olduğu ifade edildi.