Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Bölünme endişelerinin gölgesinde kabul edilen taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Belge, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak görülüyor.

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
TT

Suriye’nin kuzeyinde iki yıllık sükunetin ardından ‘soğuyan temas hatları’ alevlenir mi?

Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)
Rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığını ifade eden haberler aktarılıyor. (Independent Arabia)

Mutafa Rüstem
Türkiye ve Rusya 5 Mart 2020’de Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kentinde rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki şiddetli çatışmalar nedeniyle tüm bölgeyi içine çekebilecek büyük bir gerginlikten kaçınma çabasıyla çatışma tarafları arasında ateşkes yapılması konusunda anlaştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanan anlaşma uyarınca Halep kentini Lazkiye’ye bağlayan M4 karayolunda ortak devriyelerin yürütülmesine ve güvenli bir koridorun açılmasına karar verildi.

Füzelerle yapılan çatışmalar
Üzerinden 23 ay geçen anlaşma, Mart ayıyla birlikte ikinci yıla girecek. Bu iki yıl içerisinde Rus savaş uçakları tarafından desteklenen rejim güçlerinin muhalif gruplarla girdiği çatışmalarda (bu çatışmaların en şiddetlisi halihazırda İdlib kentini kontrol eden Heyet Tahrir Şam ile gerçekleşti) ilerleme kaydederek İdlib’in güney kırsalı ile Hama’nın kuzey kırsalında kontrolü ele geçirmesiyle ağır bir darbe alan Ankara anlaşmaya rıza göstermek zorunda kaldı.
Bu süreçte yaşanan şiddetli çatışmalarda 36 Türk askeri hayatlarını kaybetti. Zira Türkiye daha önce askeri güçlerini “gözlemci noktalar” adı altında İdlib kırsalında çeşitli bölgelere konuşlandırmıştı. Silahlı çatışmalar artık yeni bir eğilim kazandı. Nitekim çatışmalar uzaktan füze ve top mermileriyle gerçekleştirilirken, kontrol alanları haritasındaki değişimi çok etkilemeyen ihlaller kaydedildi.

Soğuk Savaş
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Ocak ayında Suriye kriziyle ilgili gelişmelerin ele alındığı BM Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, çatışma dinamiklerinin değişmesine katkıda bulunacak bir grup adımın atılması konusunda ciddi diplomatik görüşmeler yürütme ve Suriyeliler ile uluslararası ortaklar arasında biraz güven inşa etme çağrısında bulundu. Pedersen, “Şiddet ve sıkıntıların devam etmesine rağmen biz halen bir stratejik donukluk durumuyla karşı karşıyayız. Yaklaşık iki yıldır temas hatlarında hiçbir değişiklik olmadı” ifadelerini kullandı.
Pedersen oturumda verdiği brifingde, çatışmanın gidişatını belirleyebilecek veya sonuçlandırabilecek etkili taraf veya tarafların olmadığını, askeri çözümün hayal olmaya devam ettiğini ve Anayasa Komitesi toplantılarının yeniden başlaması için aktif bir şekilde çalıştığını ifade etti.
Bu süreçte temas hatlarında görece bir sükunet hakimken, çatışmalı taraflar arasında zaman zaman meydana gelen ancak sahada herhangi bir etkisi olmayan ve kontrol alanları haritasının boyutlarında neredeyse hiçbir değişiklik meydana gelmedi. Suriye Müdahale Koordinatörlüğü verilerine göre, yerinden edilen yaklaşık 282 bin kişi ateşkes anlaşmasının başarısının ardından Halep ve İdlib kırsallarındaki evlerine döndü.

Kontrol alanları haritasındaki değişiklik
Moskova ve Tahran’ın Şam ile yaptığı askeri ittifak, muhalif güçlerin genişlemesini ve ilerleyişini baltaladı. Bu ittifak, 2016 yılının başındaki operasyonlarla gücünü açık bir şekilde gösterdi. Rejim, Halep kenti başta olmak üzere 2016’da birçok nüfuz bölgesini muhaliflerin elinden aldı. Böylece muhalifler rejimin lehine geri çekilmeyi kabul etti. Rejimin kontrol ettiği alan ülke coğrafyasının yüzde 60’ına ulaştı. Rejimin kontrolü ele geçirdiği bölgeler arasında Şam ve kırsalı, Halep ve kırsalının bir bölümü, Humus, Hama ve sahil kentleri bulunuyor.
Rusya’nın 2016-2020 arasında verdiği destek, rejime askeri operasyonlarda ve çatışmalarda üstünlük sağlayarak ilerleme kaydetmesine olanak sağladı. Rus desteğinin arkasına alan rejim, silahlı muhalif grupların elindeki Şam kırsalı, Humus ve diğer bölgeleri kuşatarak teslim aldı ve muhalifleri “yeşil otobüsler” ile ülkenin kuzeyinde ve özellikle de İdlib’e taşıdı. İdlib’e taşıma planı, rejimin muhalifleri tek bir bölgede toplama, geniş bir alana yayılmalarını engelleme, muhalif varlığını Türkiye’nin desteklediği ve Suriye’nin toplam yüzölçümünün yüzde 10’una tekabül ettiği tahmin edilen İdlib, Halep’in kuzeyi ve Tel Abyad ile sınırlandırmaya çalıştığı izlenimi oluşturdu.

İhlaller ve SİHA’lar
Putin ve Erdoğan arasında 2020’de yapılan ateşkes anlaşması, 29 Aralık 2016’da yapılan ateşkese kıyasla en uzun süren anlaşma oldu. Bu aynı zamanda uluslararası toplumun terör örgütü listesine aldığı örgütler hariç tüm Suriye topraklarını kapsayan bir anlaşma.
Buna karşılık, ABD ve uluslararası koalisyon güçlerinin desteklediği Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Suriyeli muhalif gruplarla zaman zaman çatışmalara girse de ülkenin kuzeyinde Suriye coğrafyasının yüzde 25’ini oluşturan bir alanda varlığını korudu. Suriyeli muhalif gruplar daha önce Türkiye’nin desteğiyle SDG’nin bölgedeki en büyük kalesi olan Ayn İsa’ya saldırmaya çalıştı. Türk tarafı, PKK ve onunla işbirliği yapan gruplar başta olmak üzere terör listesine aldığı Kürt grupların düzenlediği saldırılara karşı kendini koruma gerekçesi öne sürüyor.
Bununla birlikte Ankara geniş kapsamlı bir askeri operasyon tertip ederek kuzeydoğudaki cephelerde sessizliği kırmaya çalıştı. Bunun öncesinde silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak Kürt grupların bölgelerine hava saldırıları gerçekleştirdi. Türkiye Savunma Bakanlığı Bayraktar SİHA’ları da dahil olmak üzere gelişmiş SİHA modellerinin üreterek bu alandaki üstünlüğünü kanıtladı. Ancak ABD ve Rusya G-20 Zirvesi’nde Kürt bölgelerine yönelik her türlü askeri harekete itiraz etti.

Diplomasi çabaları
Buna karşılık gözlemciler çatışma cephelerindeki istikrar ve sükunetin devam edip etmeyeceği konusunda farklı görüşlere sahipler. Operasyonların durdurulmasının ardından ülkenin kuzey kırsalında milyonlarca sivilin yaşadığı trajediyi sona erdiren ateşkes anlaşmasının insani yansımalarına rağmen, cephelerdeki istikrar rejim yanlısı ekibin bu durumun böyle devam etmesi halinde ateşkes imzalanmadan önce çatışmaların şekillendirdiği son hatların yeni sınırlar haline gelmesinden endişe ediyor. Bu hatlar, herhangi bir hareketin ve geri çekilmenin olmadığı kuzeybatıdaki cephelerdir.
Türkiye’nin, muhalif grupların kontrol ettiği bölgelere savunma, sağlık ve eğitim alanlarında sunduğu desteğin artarak devam ettiği bir ortamda, Anayasa Komitesi toplantıları kapsamında düzenlenen 6 turun ardından rejim yanlısı ve muhalif Suriyeliler arasında derinleşmenin kökleşmesi ve BM’nin 2254 sayılı kararının üzerine inşa edilecek herhangi bir barışçıl çözümden uzaklaşılması nedeniyle başkent Şam’da ülkenin bölüneceği yönündeki endişeler giderek artıyor.

Kürtler ve ayrılıkçı niyetler
Öte yandan silahlı Kürt gruplar, rejim güçleri ile muhalif güçler arasında paylaştıkları kuzeydoğunun büyük bir bölümünü kontrol altına aldıktan sonra Kürt bileşen için özel bir yönetim sistemi kurarak fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, Özerk Yönetim ve SDG, kontrolündeki bölgeleri 2015 yılında Rakka kentini ele geçiren DEAŞ’ın ilerleyişine karşı koruyarak Suriye’nin doğusundaki Deyr-i Zor kırsalında bulunan DEAŞ’ın son kalesi Bağuz kasabasını örgütün elinden almayı başardı. Akabinde ABD ve uluslararası koalisyon üyesi ülkelerden büyük bir askeri ve saha desteği aldı.
Kürtler bu süreçte askeri operasyonlar yürütme noktasında profesyonel bir deneyim kazandı. Gözlemcilere göre bu deneyim Kürt grupların varlıklarını ve hatta ayrılıkçı eğilimlerini güçlendirirken, Irak’taki senaryoya benzer şekilde Suriye’de de bir Kürt bölgesi senaryosu düşüncesini daha da kökleştiriyor. Kürt gruplar, Halep kentinin doğu kırsalına kadar bir sınır çizerek bu bölgenin devletin kararlarına tabi olmamasını ve yarı bağımsız bir statüye sahip olmasını talep ediyor. Elde edilen bilgilere göre devlet daireleri rejimle olan irtibatını kesmeye başladı ve hatta SDG’nin kontrolündeki bölgelerde eğitim sistemi oluşturmaya bile hazırlanıyor.
Suriyeli Kürtler için Ulusal Girişim Başkanı Ömer Ose, her türlü Türk operasyonlarını püskürtmek amacıyla Kürt taraflar ve Suriye rejimi arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için ulusal bir taslak belge üzerinde uzlaşıya varıldığını bildirdi. Aynı zamanda birkaç gizli toplantı gerçekleştirildi. Kürt heyetler bu konuda görüşmeler gerçekleştirmek ve istişarelerde bulunmak amacıyla başkenti ziyaret etti. Bu toplantıların sonucunda rejim ordusuna ait askeri birliklerin SDG’nin kontrolündeki bazı bölgelere girmesi ve bu bölgelerde Suriye bayrağının dalgalanması kabul edildi.
Bölünme endişelerinin gölgesinde söz konusu taslak belgede rejim adem-i merkeziyetçi bir yönetim sistemi benimsemeyi kabul ediyor. Rejimin petrol servetinin yüzde 90’ını doğalgaz üretiminin yüzde 45’ini kaybettiği, rejimin kontrolündeki bölgelerde petrol türevleri temin etme konusunda sıkıntıların yaşandığı bir süreçte bu belgenin onaylanması, rejimin Kürt sorununu kontrol altına alma çabası olarak değerlendiriliyor. Nitekim belgede Kürt sorunu için “öncelikli Suriye ulusal sorunu” nitelemesi kullanılıyor.
Tüm bunlara rağmen gözlemciler, ülkenin tanık olduğu en uzun ateşkes anlaşmasının çökeceği görüşünde. Bölge sıcak bir kazanın üzerinde kaynamaya devam ediyor. Ankara’nın askeri bir operasyon düzenlemesinin bölgeyi tutuşturması olası görünüyor. Özellikle rejim güçlerinin İdlib’e operasyon hazırlığı yaptığına dair söylentilerin dolaştığı bu ortamda söz konusu ihtimalin gerçekleşmesi halinde Suriye’nin kuzeyinde hem doğu hem batı yakada savaşlara tanık olacağız. Bu durumda görece bir sükunetin hakim olduğu iki yıllık sürenin ardından Suriye’nin kuzeyinde depremler yaşanacak.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.