ABD ve Rusya arasında yapıcı bir ilişki kurulabilir mi?

Washington’a, ‘Rus elitleri arasındaki bölünmelerden yararlanması’ çağrısı

ABD ve Rusya arasında yapıcı bir ilişki kurulabilir mi?
TT

ABD ve Rusya arasında yapıcı bir ilişki kurulabilir mi?

ABD ve Rusya arasında yapıcı bir ilişki kurulabilir mi?

Batı’daki Rusya’nın Ukrayna'yı işgal etmeye hazırlandığına dair spekülasyonlar çerçevesinde Rusya ile ABD ve Avrupa arasındaki ilişkileri ablukaya alan savaş olasılığının yarattığı atmosfer, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve yansımaları nedeniyle dünyanın halihazırda içinde bulunduğu krizin ortasında birkaç alanda daha fazla kaos yaratmak dışında hiçbir sonuç vermemiştir. Bu olumsuzluklar, nüfuz sahibi olan ülkelerdeki bazı siyasi liderleri gerilimi yatıştırmak amacıyla araya girmeye iterken analistlerin Rusya ile özellikle de ABD’nin, yapıcı bir ilişki kurmasını sağlayacak gerçek bir fırsat olup olmadığını merak etmelerine neden oluyor.
ABD'nin eski Ukrayna ve Özbekistan Büyükelçisi, Atlantik Konseyi Avrasya Merkezi Kıdemli Direktörü John Herbst, Washington merkezli askeri analiz dergisi National Interest (NI) tarafından yayınlanan bir makalesinde, mevcut atmosferde Rus seçkinleri içinde bölünmelerin ortaya çıkmaya başladığını yazdı. Geçtiğimiz günlerde Rusya’da emekli General Leonid Grigoryevich Ivashov imzasıyla ve Tüm Rusya Subaylar Meclisi Konseyi adına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Ukrayna'yı işgal etmemeye çağıran bir bildiri yayınlandı. Hatta bildiride Putin'in istifa etmesi gerektiği belirtildi. General Ivashov, uzun zamandır Putin'i eleştirse de katı milliyetçilerden oluşan bir grup olan Tüm Rusya Subaylar Meclisi Konseyi’nin (the Russkii Obshche-Voinskii Soiuz / ROVS) talepleri, Rusların çoğunluğunun görüşünü yansıtmak zorunda olmasa da eski generalin muhalefeti ve işaret ettiği acil meseleler, dikkate almaya değer. Ivashov, Kremlin'in iç politikalarının Rusya için NATO ve Ukrayna'dan gelebilecek herhangi bir hayali tehditten daha büyük bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Ukrayna konusunda gerilimlerin arttığı bir dönemde Batı'nın Rusya ile ilişkisini uzun uzun inceleyen ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nden (Atlantic Council), John E. Herbst, Anders Åslund, David J. Kramer, Alexander Vershbow ve Brian Whitmore tarafından hazırlanan ‘Küresel Strateji 2022: Yarının Yapıcı İlişkileri için Kremlin Saldırganlığını Bugünden Önlemek’ başlıklı bir raporda tam da buna dikkat çekilmeye çalışılıyor.
Atlantik Konseyi Avrasya Merkezi Direktörü John E. Herbst, Washington'ın Putin sonrası Moskova ile uluslararası hukuka ve hem İkinci Dünya Savaşı hem de Soğuk Savaş sonrasında ortaya çıkan uluslararası sisteme saygı temelinde uzun soluklu bir ilişki kurmaya çalışması gerekebileceğini, ancak buna mecbur olmadığını söylüyor. Putin sonrası Rusya’nın, ABD'nin birçok siyasi konuda işbirliği yapacağı ve önemli ekonomik işbirliğinin olacağı Rusya olduğunu belirten Herbst, ABD'nin bu ilişkiyi dört parçalı bir stratejiyle kurması gerektiğine işaret ediyor. Bunları ise şöyle sıralıyor:
1 - Moskova'dan gelen tehdide karşı müttefikler ve ortaklarla birlikte çalışılmalı. Bu, NATO'nun kuzeydoğu kanadını ve Karadeniz'deki deniz varlığını güçlendirmek ve Belarus'tan Venezuela'ya demokratik hareketleri desteklemek anlamına geliyor. ABD’nin Avrupa ile aynı safta kalması, yaptırımlar,  tutum ve diplomasi konusunda ortak hareket etmeleri de aynı derecede önemli. ABD bugün, Soğuk Savaş sırasında yaptığı gibi, kıtadaki en zayıf siyasi içgüdüleri tatmin ederek değil, müttefiklerini ve ortaklarını Transatlantik (Atlantik-ötesi) topluluktaki herkesin çıkarlarına hizmet eden güçlü politikalar benimsemeye ikna ederek yapmalıdır. Putin'in yeni bir Ukrayna işgali başlatma tehdidinin yol açtığı kriz, zorlu ve son derece kritik olduğunu da gösterdi.
2 - Moskova'nın tutumlarına karşı net kırmızı çizgiler konulmalı ve bu kırmızı çizgiler aşıldığında, hızla hareket edilmeli. Buna da şimdi daha gelişmiş silahlara ihtiyaç duyan Ukrayna’nın yaşadığı krizle başlanmalı ve ABD çok geç olmadan Stinger füzeleri Ukrayna’ya göndermeli. Washington, Ukrayna’da gerilimin artması durumunda Rusya’nın mali sistemine ve oligarklarına karşı mümkün olan en etkili yaptırımlarla Moskova’yı vurmalı. ABD, gerek Putin'in servetiyle ilgili gizlenen bilgileri kamuya duyurmak, gerekse gerçekleri Rus halkına ulaştırmak için Amerika’nın Sesi (VOA) ve Özgür Avrupa Radyosu’na (Radio Free Europe/Radio Liberty) sağlanan fonu artırarak Rusya yönetimindeki yolsuzlukları ortaya çıkarmak için daha fazlasını yapmalı. ABD, Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in geçtiğimiz birkaç günlerde iki ülke arsındaki ortaklığı güçlendirmeye çabaları sırasında dahi bölgesel anlaşmazlıklar da dahil olmak üzere Rusya ile Çin arasındaki her türlü sürtüşmeden faydalanmalı.
3 – Mümkün olduğunca birlikte çalışılmalı. ABD ve Rusya’nın, silahları kontrol etmekten Orta Asya'da terörizmin yayılmasını durdurmaya ve Kovid-19 salgının kontrol altına almaya kadar bazı ortak çıkarları var. Aynı zamanda İklim değişikliği, Afganistan'ın geleceği ve gezegenimizin geleceği konusunda ortak çalışma fırsatları yakalamaları da söz konusu. ABD, Kremlin'in provokasyonlarına karşı sert tutumlar sergilerken bu ortak hedeflerin peşinden gidebilir.
4 – Refah içinde bir Rusya ile yakın gelecekteki ilişkiler için bir vizyon geliştirilmeli.  Bu da ABD’nin baskı araçlarının pek çoğunun eşliğindeki bir ödüldür. Artık Kremlin’e, Rus seçkinlerine ve sıradan vatandaşlarına ABD'nin Rusya'ya yönelik niyetlerinin düşmanca olmadığını ve ABD ve Rusya arasındaki iyi ilişkilerin, refah ve güvenliğe yol açabileceğini göstermeye başlamanın zamanı geldi. ABD, Rusya ile eğitim ve kültür alışverişini artırmalı. Ayrıca ‘dağınık haldeki’ Rus muhalefetiyle, yani Alexey Navalny ve Rus diasporası gibi resmen yaptırım altında olmayan muhaliflerle de ilişkiler kurmalı.
Atlantik Konseyi raporunda Herbst, şunları söylüyor:
“Aynı zamanda hukukun üstünlüğüne saygı duyan bir Rus hükümeti kurulduğunda, Kremlin'in üst düzey yetkililerinin ve ortaklarının varlıklarının dondurulması ve Rus halkına iade edilmesi için bir güven fonunda tutulması gibi cesur bir adım atılmasını öneriyoruz. Rusya’nın mevcut politikaları, yurt içinde yolsuzluk ve baskıyı artırırken yurt dışında ise tepki ve nefreti körüklüyor. On yıldır durgun olan ekonomi, yaşam standartlarını kademeli bir şekilde geriletti.”
Rusya'da ülkenin tıpkı Sovyetler Birliği'nin çöküşü öncesindeki son on yılda olduğu gibi bugün de yeni bir durgunluk döneminde olduğu konuşuluyor. Eğer Kremlin’in aynı politikaları sürdürürse Rusya'nın büyük güç statüsü kaymaya başlayacak.
Herbst, raporda şunları ekliyor:
“Yetenekli nüfusu kendi çabalarından yararlanan ve dinamik bir modern ekonomi yaratan bir Rusya vizyonuna sahibiz. Rusya, dinamizmiyle komşularını ve ortaklarını kendine çekecek ve zorlama yoluyla nüfuz kurma ihtiyacı duymayacak.”
Doğu Avrupa'nın savaşa hazır olması ve dünya genelinde hiç ara vermeden ortaya çıkan Rus tehditleri ile şu an için çok zorlanmış görünebilir, ancak Herbst’e göre gelecekte Rusya barışçıl ve refah içinde bir ülke olabilir. Bu da yeni bir düşünceye ve ABD politikasında gerçekçi bir yaklaşıma ihtiyaç duyuyor.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.