Rusya, Avrupa Birliği'ne yönelik taleplerde bulunur mu?

Avrupalılar, askeri zaaflarını Çin’in ekonomik bağımlılığı üzerinden telafi edebilir.

Polonya’daki 82. Hava İndirme Tümeni’ne bağlı ABD askerleri. (EPA)
Polonya’daki 82. Hava İndirme Tümeni’ne bağlı ABD askerleri. (EPA)
TT

Rusya, Avrupa Birliği'ne yönelik taleplerde bulunur mu?

Polonya’daki 82. Hava İndirme Tümeni’ne bağlı ABD askerleri. (EPA)
Polonya’daki 82. Hava İndirme Tümeni’ne bağlı ABD askerleri. (EPA)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pekin Kış Olimpiyatları'nın açılışından bir gün önce Çin lideri Şi Cinping ile bir araya geldiğinde ‘Ukrayna planı’ istediği gibi yürümediği için Çin’in desteğine şiddetle ihtiyaç duyuyordu.
Putin, Ukrayna sınırına 100 bin asker yığarak krizi tırmandırmasının gerekçesi olarak, NATO’nun doğuya doğru genişlemesini ve Ukrayna’nın üye olarak seçilmesi ihtimalini öne sürüyordu. Putin’e göre krizin çözümü; Kuzey Atlantik İttifakı’nın Doğu Avrupa ülkelerindeki yayılmacılığını sonlandırması ve 1997’deki sınırlarına çekilmesiydi. 
Ancak Rusya Devlet Başkanı, Çinli mevkidaşından sadece tek bir cümlelik destek alabildi. Ortak bildiride: ‘Her iki ülke de NATO'nun genişlemeye devam etmesine karşı çıkıyor ve Soğuk Savaş ideolojisini terk etmesi gerektiğine inanıyor’.’ denildi.  Bu zayıf cümlenin Putin’in beklentilerini karşılamadığı açıktı. Üstelik ‘ortak bildiride’ Ukrayna kelimesi yalnızca tek bir yerde geçiyordu.
Analizlerin çoğu, Rus lider Vladimir Putin'in ABD Başkanı Joe Biden'ın Afganistan'daki ‘başarısız politikası’ ve ABD yönetiminin, enerjisini Çin’le olan mücadelesine odaklamak amacıyla, Ortadoğu sorunlarından ve savaşlardan kaçınma eğiliminden cesaret alarak Ukrayna’yı tehdit etmeye yeltendiğine işaret ediyor. 
Putin ayrıca ittifakın rolü ve geleceği hakkındaki tartışmalar sürerken NATO üyeleri arasındaki ihtilaf ve bölünmelere de güveniyordu. ABD ittifak üyelerini, mali yükümlülüklerini yerine getirme hususunda ağır davranmakla itham ediyordu. Avrupa ülkeleri de ‘75 yıllık barış dönemini sonlandıracak’ yeni bir savaşa girme hususunda çekingen davranıyordu. Putin tüm bu gelişmeleri fırsat bilip isteklerini dayatma yoluna gitti.
Ancak ABD’nin Avrupa’nın taleplerine yönelik sert tepkisi, Kremlin’in efendisini şoka uğrattı. Tüm göstergeler Putin’in kendisini bir çıkmazın içine sürüklediğini ve kurtulmak için zor seçimler yapmak zorunda kalacağına işaret ediyor. NATO’ya yeni üye alınmamasını talep etmek, sadece Kuzey Atlantik İttifakı’nın tüzüğünün değil, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın ve Rusya’nın da imzaladığı Avrupa Güvenlik Antlaşması’nın da ihlali anlamına geliyor. Nitekim Paris Zirvesi’nde 1990’da varılan anlaşmada, "Hiçbir ülke Avrupa Kıtası’nın herhangi bir bölümünü etki alanı olarak kabul edemez" deniliyor. Putin, Rusya’nın kuşatılmaması yönünde güvence talep ederken tam olarak da bu maddeyi ihlal ediyordu.
Yine bazı analizler, Rusya’nın NATO’nun genişlemesine dair Avrupa ülkeleri arasındaki görüş ayrılıklarından cesaret aldığını gösteriyor. Nitekim Avrupalı bazı liderlerin açıklamalarında, Ukrayna ve Gürcistan’ın yakın vadede NATO’ya katılmayacağı için bu meselenin gündemden çıkarılarak Rusya’nın ikna edilmesine dair işaretler bulunuyor. Bazı yetkililer de NATO’nun daha fazla genişlemeye ihtiyacı olmadığını, dolayısıyla yeni üye alımına son verilmesi gerektiğini savunurken şunu soruyorlar: NATO’nun Rusya sınırına yaklaşması ihtilafın ana kaynağıyken Rus saldırısından sakınmak için Putin’e bu tavizi niçin vermeyelim?

Rusya'nın sınır takıntısı 
Suçu sınır ihlali yapan NATO’ya atan bu argümanları benimsemenin Putin için bir ödül anlamına geleceği açık. Vladimir Putin’in Rusya’nın başına geçtiğinden bu yana en büyük endişesi, başta Ukrayna başta olmak üzere sınırları yakınındaki ülkelerde başarılı demokratik rejimlerin inşa edilmesiydi. Üstelik Rusya, Ukrayna’yı Rus ulusunun bir parçası olarak görüyor. Putin’in konuşmalarında da sıklıkla bu hususa vurgu yaptığı biliniyor. Rusya buradan hareketle 2008’de demokratik hükümeti alaşağı etmek için Gürcistan’ı işgal etti. 2014’te Ukrayna’ya saldırarak Kırım Yarımadası’nı ilhak etti. NATO'nun doğu sınırları içindeki Rus yerleşim bölgesi Kaliningrad'da nükleer başlık takılabilen İskender Füzeleri’ni konuşlandırdı. Dikkat edilirse o zamanlar Ukrayna’da herhangi bir ABD ya da NATO füzesi konuşlanmış değildi. Ancak, Rusya'nın ‘saldırgan intikamcı tutumu’ komşularının destek talebiyle Batı'ya yönelmesine neden oldu.
ABD’li yetkililer ve uzmanlar, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya alınmaması kararlaştırılsa dahi Putin’in tehditlerinden vazgeçmeyeceğini öngörüyorlar. Tam aksine, bu yöndeki taleplerinin kabul edilmesinin taviz ve zayıflık göstergesi olarak yorumlanacağını belirtiyorlar. Durum belki de Avrupa Birliği ülkelerinin ittifak üyeliğini sorgulamaya kadar gidecektir. Ukrayna ve Gürcistan’ın Putin’le olan sorunları, NATO’ya üyelik ihtimallerinden ziyade Avrupa Birliği ile yakın ilişki geliştirmelerinden kaynaklanıyordu. Putin, Rusya’nın Avrupa’da etkin bir oyuncu olarak geri dönmesinin önündeki en büyük engelin ABD olduğunun farkında. Dolayısıyla stratejik olarak ABD’nin çatışma halinde olduğu Çin’e yakınlaşarak, yaşlı Kıta’ya şartlarını dayatmak istiyor. Kim bilir; belki de zamanı geri almada başarılı olacaktır. 
Putin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la görüşmesinde ve ortak basın toplantısında, protokol kurallarını ihlal ederek Fransız lideri aşağıladı. Kremlin Sözcüsü de ABD’yi işaret ederek Ukrayna krizinde gerilimi azaltmak için bir yol haritası üzerinde anlaşmanın ancak ‘gerçek taraflar’ ile yapılabileceğini söyledi. Rusya'nın bu tutumu,  Avrupalıların güvenlik bağımsızlığını inşa etmedeki yapısal zayıflığını ve İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Amerikan korumasına olan ihtiyaçlarını göz önüne seriyor. Rusya’dan çekinen ülkelerin NATO’ya üye olma arzusu, Kuzey Atlantik İttifakı’nın etkinliğini kanıtlar nitelikte. Diğer yandan NATO’ya üye olan küçük Avrupa ülkelerinin ittifaka mali ve askeri katkıları da tartışılmaya devam ediliyor. 

Avrupa'nın güvenlik zaafı 
İkinci Dünya Savaşı'nda 36 milyondan fazla kayıp vererek ağır bir bedel ödeyen Avrupa, on yıllardır askeri harcamalarında temkinli davranıyordu. Avrupalılar bugün Rus baskısının artmasıyla birlikte Kıta’yı etkileyecek herhangi bir büyük kriz karşısında ABD gücüne bağımlı olduklarına dair acı bir gerçeklikle yüzleşti. Müzakere masasında caydırıcı kozlardan yoksun oldukları için Rusya onları kolaylıkla görmezden gelebilir.  Avrupalı liderler bu durumun farkında olduğu için, Putin’in karşısında en güvenilir ses halen ABD Başkanı Biden’dan çıkıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıklamasında "Etkili olmak için kolektif yeteneklerimize ciddi şekilde yatırım yapmamız gerekir. Aksi takdirde dış politikada karar verici değil hedef oluruz” ifadesini kullandı.
Almanya ve Fransa, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra savaşın etkilerini ortadan kaldıracak bir ekonomik kalkınma hamlesi başlattı. Avrupa Birliği büyümesine ve küresel bir ekonomik güce dönüşmesine rağmen, güvenlik ve savunma alanlarında denge sağlayıcı bir gelişim kaydedemedi. Buna karşılık Amerika Birleşik Devletleri savaşın kesin galibi olarak silah sanayisini geliştirmeyi sürdürdü ve Sovyetler Birliği'ne karşı koymak için nükleer cephaneliğini ve askeri harcamalarını artırdı. 1949’da kurulan NATO’daki en etkin ülke ABD olurken Avrupa bu ittifakın şemsiyesi altında, içteki kalkınmasına odaklandı. Josep Borrel bununla ilgili şu ilginç cümleyi kurdu:
“İnsanlar genellikle Avrupa Birliği'ni ekonomik bir dev, siyasi bir cüce ve askeri bir solucan olarak tanımlıyorlar. Bu ifadenin ağır bir klişe olduğunu biliyorum ama pek çok klişe gibi içinde gerçeklik unsurları barındırıyor.”
Balkan Savaşları, Avrupa'nın ortak savunma harcamalarını artırma ve hatta silah sistemlerini entegre etme çabalarının başarısızlığını gözler önüne serdi. Savaşa müdahalede gecikilmesi ve müdahale esnasındaki aksaklıklar, Avrupa Birliği içinde karar almanın zorluklarını da kanıtladı. AB’nin genişlemesiyle birlikte yeni üye olanlar dahi dış ve savunma politikalarında veto hakkına sahip oldu. Putin, doğalgaz temini umuduyla Moskova ile ilişkilerini güçlendirmekle ilgilenen aşırı sağcı Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ı ağırlarken bu konuyu istismar etmeyi hedefliyordu. 
Avrupa Birliği’nin gelirleri ABD’nin gelirlerinden daha fazla. Buna rağmen Washington’ın NATO’ya yaptığı harcamaların yarısından azını harcıyorlar. ABD başkanları on yıllardır Avrupalılara harcamalarını artırmaları ve ABD ordusuna bağımlılıklarını azaltmaları için baskı yapıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump, NATO'yu defalarca ‘modası geçmiş’ bir ittifak olarak nitelendirerek, ya dağıtılması ya da rolünün yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Bazılarına göre müttefiklerine ‘güven telkin etmeye’ çalışan şu anki Başkan Joe Biden da benzer kanaatleri taşıyor. Ancak Rusya tehlikesine karşı korumaya aldığı Avrupa Birliği’nin, Çin-ABD çatışmasında ülkesinin yanında yer almasını garanti altına almaya çalışıyor. Bununla birlikte Hint-Pasifik bölgesinden artan gerginlikle ilgili NATO’nun muhtemel rolüne dair henüz bir açıklama yapılmış değil. 
Washington'ın ittifaka olan taahhütlerini azaltması gerektiğini savunan Chicago Üniversitesi'nden siyaset bilimi profesörü John Mearsheimer, American Enterprise Enstitüsü’nde verdiği seminerde şunları söyledi: 
“Dünyada, Amerika Birleşik Devletleri için stratejik olarak önemli üç bölge bulunuyor: Avrupa, Körfez bölgesi ve Doğu Asya. Soğuk Savaş sırasında güçlerimizin Avrupa'da olmasının nedenlerinden biri, Sovyet tehdidinin bölgede yoğunlaşmış olmasıydı. Bugün Körfez'de bölgesel bir egemen olmadığı gibi Avrupa'yı tehdit edebilecek bir baskın güç de yok. Ancak Asya'da gerçekten baskın bir bölgesel güç var. O da Çin. Dolayısıyla ABD'nin tüm askeri gücünü Doğu Asya'da yoğunlaştırması gerekir.” 

Çin, Avrupa’yla ortaklığını riske atmayacaktır
Washington, NATO’ya düşük desteklerinin bir nevi tazminatı olarak, Avrupa ülkelerinden Çin’e siyasi ve ekonomik baskı uygulamalarını talep edebilir. Diğer yandan Putin, Batı yaptırımlarına maruz kalma olasılığı nedeniyle ekonomik destek almak için Çin’in kapısını çaldı. Demokrasileri Savunma Vakfı tarafından hazırlanan rapora göre Rusya Devlet Başkanı bu hususta somut bir başarı sağlayamadı. Çin ekonomik durgunluk endişesi yaşadığı bu süreçte, Avrupa ile zaten gergin olan ilişkilerine daha fazla zarar verme riskini almayacaktır. Nitekim Çin'in Avrupa Birliği ve İngiltere'ye ihracatı, Rusya'ya yapılan ihracatın 10 katı.  Çin'den sağlanan tedarik zincirlerine olan bağımlılığı azaltmaya yönelik güçlü çağrıların yanı sıra Çin lideri Şi’nin isteyeceği son şey, Ukrayna işgalini açıkça destek vererek olası yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktır. 
Çin'in enerji ihtiyacına rağmen Rusya, karşılıklı denklemde Pekin’e çok daha fazla bağımlı durumda. 
Moskova, yaptırımlar uygulanırsa petrol ve doğalgaz ihraç etmek için umutsuzca yeni müşterilere ihtiyaç duyacaktır. 
Çinli yorumcular, Avrupa ile ticaretin Çin'in kalkınması için önemli bir rolü olduğu için AB’nin gücendirilmemesini savunuyorlar. Ayrıca Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik herhangi bir saldırısı ve Batı'nın yaptırımlarla vereceği tepkisi, enerji ve diğer emtia piyasalarını şok edebilir ve Çin’in ihracatını olumsuz etkileyebilir. Çin Komünist Partisi, ekonomik istikrarın bu yıl için birinci öncelikleri olmaya devam ettiğini vurgulamıştı.  
Bu nedenle bazı kesimler, Çin'in Avrupa'daki ekonomik çıkarlarını hedef almakla tehdit etmenin, Çin-Rus ilişkisinin yıpratılması açısından önemli bir fırsat olduğu görüşündeler. Putin, Batı ile ilişkilerinde daha agresif hale gelirken Çin kendini Avrupa'ya artan ekonomik bağımlılığı ve Rusya ile yakın ilişkilerinden kaynaklanan bir çelişki içinde buluyor. Rusya ve Çin'in çıkarları arasındaki bu farklılık üzerinde oynamak ve Pekin’i Moskova’nın Avrupa'daki saldırganlığına desteği konusunda açıkça uyarmak, özellikle Çin ile ekonomik iş birliğini yeniden değerlendirme tehdidinde bulunan Avrupalılara önemli bir pozisyon sağlayabilir. Pekin, Putin'e olan desteğini geri çekmediği sürece Bir Kuşak Bir Yol Girişimi'nin akıbeti de tehlikeye girebilir. 



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.