İsrail Başbakanı Bennett’in Bahreyn ziyaretinde güvenlik alarmı verildi

ABD ordusuna bağlı Beşinci Filo, diplomatik ziyaret trafiğini güvence altına almak için İsrail insansız hava araçlarını devreye soktu

Kral Hamad bin İsa, 15 Şubat’ta Manama’da İsrail Başbakanı Naftali Bennett’i kabul etti (Reuters)
Kral Hamad bin İsa, 15 Şubat’ta Manama’da İsrail Başbakanı Naftali Bennett’i kabul etti (Reuters)
TT

İsrail Başbakanı Bennett’in Bahreyn ziyaretinde güvenlik alarmı verildi

Kral Hamad bin İsa, 15 Şubat’ta Manama’da İsrail Başbakanı Naftali Bennett’i kabul etti (Reuters)
Kral Hamad bin İsa, 15 Şubat’ta Manama’da İsrail Başbakanı Naftali Bennett’i kabul etti (Reuters)

Bahreyn Kralı Hamad bin İsa Al Halife, İsrail Başbakanı Naftali Bennett ile ‘iki ülke arasındaki ikili iş birliğini ve ‘Barışa Destek Bildirisi’nde ve iki taraf arasında imzalanan İbrahim İlkeler Anlaşması’nda yer alanlar kapsamında daha geniş işbirliği ve verimli ortak eylem ufuklarını gerçekleştirmek için’ ortak öneme sahip sektörlerde bu işbirliğini geliştirme fırsatlarını’ ele aldı.
Kral Hamad, 15 Şubat’ta Manama’da Bennett’i karşılarken, Bahreyn’in vizyon ve yaklaşımının iyi komşuluk, karşılıklı saygı ve karşılıklı anlayış, diyalog, işbirliği, barış içinde bir arada yaşama, hoşgörü ve halklar arası yakınlaşma değerlerinin desteklenmesine dayalı olduğunu vurguladı. Bahreyn Kralı, Ortadoğu bölgesinde, ülkelerine, halklarına ve genel olarak dünyaya iyilik ve refah getirecek güvenlik, barış ve istikrarın hâkim olmasını umduğunu ifade etti.
Kral Hamad, “İsrail Başbakanının ziyareti, iki halk için en iyisini elde etme yolunda entegre bir ortak çabaya yönelik kararlılığı ve liderliği nedeniyle verimli ve başarılı bir ziyaret olacaktır” dedi.
İsrail Başbakanı, Bahreyn Veliaht Prensi ve Başbakanı Selman bin Hamad Al Halife ile de bir araya geldi. Bahreyn Haber Ajansı, Veliaht Prens’in İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmelerin ‘ortak çıkara sahip konulara, bölgesel ve uluslararası arenadaki en önemli meselelere ve iki ülke arasında her düzeyde işbirliği yollarını geliştirme yollarına’ odaklandığını belirtti. Ajansa göre Veliaht Prens, Bennett ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada Bahreyn’in ‘ülkeler ve vatandaşlar için istenen kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye devam ederek, bölgede barış ve istikrarın temellerini güçlendirmek amacıyla kardeş ve dost ülkelerle işbirliği yapmaya istekli olduğunu’ vurguladı. Prens, bölgede ve dünyada istikrar ve sürdürülebilir kalkınma çabalarını teşvik etmek için tüm uluslararası çabaları desteklemeye önem verdiklerini söyledi.
Bahreyn Veliaht Prensi, Barışa Destek Bildirisi’nin imzalanması ve ortak çıkarlara ve arzu edilen hedeflere ulaşılmasına katkıda bulunan İbrahim İlkeler Anlaşması ortasında, ortak eylemi güçlendirmeye ve işbirliği alanlarını geliştirmeye devam etmenin, ikili ilişkilerin büyümesi ve gelişmesi için daha geniş ufuklar açmanın ve her iki ülkeye de refah getirmenin önemli olduğunu ifade etti.
Bunların yanı sıra Bennett, Körfez bölgesinde artan güvenlik sorunlarını Bahreynli yetkililerle görüşürken, İsrail ve Bahreyn’in İran’dan kaynaklanan büyük güvenlik sorunlarıyla uğraştığına dikkati çekti.
ABD’li bir yetkili, İsrail’in bölgedeki askeri düzenlemelerde artan rolünü derinleştirebilecek bir hareketle ABD Donanmasının, Ortadoğu’daki ortak operasyonlarına İsrail insansız hava araçlarını dahil etmeyi düşündüğünü söyledi. Yetkili, Bennett’in ayrıca dün Manama’da Beşinci Filo Komutan Yardımcısı, Amiral Brad Cooper ile de bir araya geldi.
Yetkililer, İsrail’in Manama’daki Beşinci Filo karargahına askeri ataşe olarak atanan 29. ülke olmaya hazır olduğunu belirtirken, adı henüz açıklanmayan askeri ataşenin yüzbaşı veya komutan rütbesine sahip olma ihtimalinin yüksek olduğunu da sözlerine ekledi.
İsrail Başbakanı, uluslararası toplum ile İran arasında İran nükleer programı konusunda beklenen bir anlaşma konusunda da uyardı. Bennett, Manama ziyareti vesilesiyle Bahreyn gazetesi ‘Al-Ayyam’ gazetesine verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullandı; “İran ile anlaşma yapmanın stratejik bir hata olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu anlaşma İran’in nükleer yeteneklerini korumasını sağlayacaktır. Ayrıca bölgedeki ve dünyadaki birçok ülkeye zarar veren terör makinesini güçlendirecek yüz milyarlarca dolar elde etmesine olanak tanıyacaktır.”
Bennett ayrıca, Savunma Bakanı da dahil olmak üzere bir dizi Bahreynli bakanla bir araya geldi. Başbakanlık ofisi, yaptığı açıklamada “İki taraf, Asya ve Avrupa arasındaki mal hareketliliğini kolaylaştırmak için diğer meselelerin yanı sıra, İsrail ve Bahreyn’in coğrafi avantajlarından yararlanma yollarını görüştü” dedi.
ABD Merkez Komutanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Brad Cooper ile yaptığı görüşmede ise Bennett, Beşinci Filo’nun ‘çeşitli güvenlik tehditleri karşısında bölgesel istikrarın korunmasında önemli bir unsur’ olduğunu dile getirdi.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, İsrail’in bir Körfez ülkesiyle ilk imzaladığı güvenlik anlaşmasını imzalamak amacıyla bu ayın başlarında Bahreyn’e ziyarette bulunmuştu. Bennett’in ofisi ayrıca, dün yaptığı açıklamada İsrail ve Bahreyn’in araştırma ve geliştirme için bir anlaşma imzaladığını ve yatırım akışlarını kolaylaştırmak için bir yatırım koruma anlaşmasıyla ilgili müzakereleri hızlandırmayı kabul ettiğini belirtti.

Botlar
İsrail Başbakanı Naftali Bennett’in ofisi, Manama’daki Beşinci Filo Komutan Yardımcısı Amiral Brad Cooper’ın 15 Şubat’ta Bennett ile bir araya geldiğini bildirdi.
Aktarılana göre Bennett, kendisine ‘bölge ülkeleri ve ABD’nin güçlü müttefiki arasındaki işbirliğinin daha da güçlenmesinin’ beklendiğini belirtti.
Aynı şekilde bir ABD’li yetkili, ABD Donanması’nın Ortadoğu’daki ortak operasyonlarına İsrail botlarını da dahil etmeyi düşündüğünü söyledi. Yetkili, bu adımı, iki Körfez ülkesiyle ilişkiler normalleşirken İsrail'in bölgenin askeri düzenlemelerinde artan rolünü derinleştirebilecek bir hareket olarak nitelendirdi.
Yetkili, İsrail temsilcisinin Bahreyn’deki filoya ilhakına atıfla, “İsrail ile filo arasında ikili düzeyde iletişim hatlarını açık tutmak amaçlanıyor” dedi.
ABD’li yetkili, filonun Körfez’deki mevcut tatbikatların bir parası olarak onlarca insansız tekneyi incelediğini ve insansız hava araçlarına ve su altı ekipmanlarına olası bir tamamlayıcı olarak İsrail’de üretilen insansız deniz botlarıyla ilgilendiğini vurguladı.
“Bu teknolojinin sağlanmasından kesinlikle İsrailliler sorumlu” diyen yetkili, filodaki bir subayın konuyu incelemek için geçtiğimiz haftalarda Hayfa’yı ziyaret ettiğine de dikkati çekti.
Kasım ayında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, İsrail ve Bahreyn merkezli ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı kuvvetleri Kızıldeniz’de bir güvenlik tatbikatı gerçekleştirdi. Tatbikat, ABD, İsrail ve iki Körfez ülkesi arasında alenen yapılan ilk deniz tatbikatı oldu.
Bennett, iki günlük Manama ziyaretini ‘İran ve (bu yıl BAE’ye yönelik saldırıları petrol zengini bölgeyi istikrarsızlaştıran) Yemen’deki Husiler gibi müttefiklerine karşı ortak bir tutum oluşturmak için’ bir fırsat olarak nitelendirdi.

Güvenlik işbirliği
İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Manama’da yaptığı açıklamalarda, İran ile nükleer dosyası üzerinde anlaşmaya varılmasının, İran’ın ‘terör makinesinin’ güçlenmesine yol açacak stratejik bir hata olduğunu söyledi.
Bennett, ‘Al-Ayyam’ gazetesine yaptığı açıklamada, “İran ile anlaşma yapmanın stratejik bir hata olduğuna inanıyoruz. Çünkü bu anlaşma İran’ın nükleer yeteneklerini korumasını sağlayacaktır. Ayrıca bölgedeki ve dünyadaki birçok ülkeye zarar veren terör makinesini güçlendirecek yüz milyarlarca dolar elde etmesine olanak tanıyacaktır” ifadelerini kullandı. İsrail Başbakanı, sözlerini ise şu ifadelerle sürdürdü:
“İran, tek bir amaca ulaşmak için bölgenizde ve bölgemizde faaliyet gösteren terör örgütlerini destekliyor. Bu durum, halkının refahını, istikrar ve barışı önemseyen ılımlı ülkelerin yıkımı demektir. Buna izin vermeyeceğiz. Bölgedeki İran ve yandaşlarıyla gece gündüz savaşacağız. Bizden ne zaman istenirse dostlarımıza barış, güvenlik ve istikrarın sağlanmasında yardımcı olacağız”.
Bahreyn ziyareti hakkında ise Bennett, “İsrail ve Bahreyn’i çeşitli düzeylerde yakın ortaklar olarak görün. İşbirliğimiz normaldir. BAE ile aramızdaki ticaret hacminde olduğu gibi, aramızdaki ticaret hacminin önemli ölçüde artmasını bekliyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı şekilde bu ayın başlarında Bahreyn ve İsrail tarafından imzalanan güvenlik anlaşmasından da bahseden Bennett, “İsrail ve Bahreyn, aynı kaynaktan, yani İran İslam Cumhuriyeti’nden kaynaklanan büyük güvenlik sorunlarıyla uğraşıyor” dedi.

Yahudi topluluğuyla görüşme
İsrail Başbakanı Naftali Bennett, 15 Şubat’ta Bahreyn’de Yahudi topluluğunun temsilcileriyle bir araya gelerek bu görüşmeden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Başbakanlık ofisinden belirtilene göre Bennett, görüşme sırasında “Burada Bahreyn’de bulunmaktan çok mutluyum. Bu ziyarete ailemi burada Bahreyn’de görerek başlamaktan daha iyi bir yol düşünemiyorum” dedi.
Bahreyn’deki küçük Yahudi topluluğu, ayrıcalıklı bir siyasi ve ekonomik konuma sahip. Ancak şu anda sayıları 50’ye yakın olan topluluk mensupları, 1947’de Arap-İsrail çatışmasının başlangıcında sinagoglarının yıkılmasından bu yana ve normalleşme anlaşmasının imzalanmasıyla her şey değişene kadar, onlarca yıldır dini ritüellerini evlerinde icra ediyordu.
Görüşmede İsrail’in Manama Büyükelçisi Eitan Na’eh, Yahudi Topluluğu Başkanı İbrahim Nono ve Yahudi topluluğunun bir üyesi ve Bahreyn’in eski ABD Büyükelçisi Huda Nono da yer aldı.
Geçen Eylül ayında Nono, eski Manama’nın merkezindeki restore edilmiş eski bir sinagogda alenen Yahudi duası gerçekleştirdi. Ahşap pencereli beyaz bir bina olan sinagog, halk pazarında bulunuyor ve restore edilme maliyeti, 60 bin Bahreyn dinarı (159 bin dolar) civarındaydı.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.