BMGK, Minsk Anlaşmaları’nın uygulanmasını tartışıyor

Washington, ‘son derece tehlikeli’ bir durum konusunda uyarırken, bunun Küba füze kriziyle karşılaştırılamayacağını da vurguladı

Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
TT

BMGK, Minsk Anlaşmaları’nın uygulanmasını tartışıyor

Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)
Blinken, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda koordinasyonu sürdürmek amacıyla İngiltere, Fransa ve Almanya’daki mevkidaşlarıyla görüştü (AFP)

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Rusya’nın Ukrayna sınırındaki devasa askeri yığınağına paralel olarak yürüttüğü ‘dezenformasyon ve yanlış bilgilendirme kampanyasına’ karşı koymak için transatlantik müttefikleri ve dünyadaki diğer ABD ortaklarıyla geniş kapsamlı bir diplomatik kampanya yürüttü. Yönetim, şu ana kadar Rus yetkililerin bu güçlerin geri çekilmesi veya gerginliğin azaltılması yönündeki iddialarıyla örtüşen ‘herhangi bir delile denk gelmediğini’ vurguladı. Söz konusu ABD kampanyası, çok sayıdaki yüz yüze görüşmede, devre televizyon dairesi, telefon iletişimi ve uluslararası medya yoluyla ‘Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Linda Thomas Greenfield ve Washington ve New York’taki diğer üst düzey yetkililer’ tarafından ortaya koyuldu. Kampana ayrıca, Ukraynalı, ABD’li, Avrupalı ve dünyadaki diğer yetkililerin diğer endişelerine karşı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dile getirdiği güvenlik kaygılarına karşı diplomasi kapısını açık tutarken, Rusya’yı işgal ve mücadele tehlikesinden uzak tutma ve diplomasiye karşı aralama amacı taşıyor.

Transatlantik koordinasyon
Bakan Blinken, İngiliz Mevkidaşı Liz Truss, Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian ve Alman mevkidaşı Annalena Baerbock ile ‘Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi durumunda ortaya çıkacak muazzam sonuçların ve maliyetlerin uygulanmasını koordine etmeye devam etme’ amacıyla görüşmede bulundu. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, söz konusu dört bakanın ‘Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne güçlü desteklerini ve Rusya’nın Ukrayna ve Avrupa güvenliğine karşı tehditleriyle mücadele etmek için güçlü transatlantik koordinasyona bağlılıklarını ifade ettiklerini’ söyledi. Ukraynalı bir televizyon kanalı tarafından Rus işgali için tarihler belirleyen istihbarat raporlarının amacı sorulduğunda Price, ABD’li yetkililerin Ukraynalı ortaklar, müttefikler ve diğer ortaklarla ‘herhangi bir bilgiyi paylaşmak’ ve ‘herkesin neler olabileceğini bilmesini sağlamak’ için ellerinden gelen her şeyi yaptıkları yanıtını verdi. Sözcü, ‘son derece kısa bir sürede harekete geçme yeteneğini ortaya koyan’ Devlet Başkanı Putin’den nihai bir karar görmediklerini söyledi. Saldırganlığın her an gerçekleşebileceğini söyleyen Price, “Rusya’nın saldırganlığını yenilemesini engellemek için diplomasi yoluyla fazla mesai yapıyoruz” dedi.
Aynı şekilde Blinken, Rusya Devlet Duması’nın Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin ‘Ukrayna’dan bağımsızlığını’ tanıması için Başkan Vladimir Putin’e çağrı yapmayı planladığı açıklamasını da eleştirdi. Blinken, “Kremlin’in bu daveti onaylaması, Rus hükümetinin Minsk Anlaşmaları kapsamındaki yükümlülüklerini tamamen reddetmesi anlamına geliyor. Anlaşma, Ukrayna’nın Rus kontrolündeki Donbass bölgesinin 2014 yılından bu yana güçler ve siyasi vekiller tarafından yönetilen tam siyasi, sosyal ve ekonomik yeniden entegrasyon sürecini özetliyor” dedi. “Böyle bir karar, Ukrayna’nın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün baltalanmasına yol açacak ve uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturacak” diyen ABD’li Bakan, bu durumun müttefikler ve ortaklarla tam koordinasyon içerisinde ABD’den hızlı ve kararlı bir yanıt gerektirdiğini vurguladı.

‘Ölümcül hatanın’ bedeli
Moskova’nın diyaloğa hazır olduğunu açıklamasının ardından NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in ifade ettiği ‘temkinli iyimserlik’ hakkındaki bir soruya, Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba’nın “Rusya'nın ne dediğine daha az, ne yaptığına daha çok odaklanmalıyız” açıklamasına atıfta bulunarak yanıt verdi. Blinken, “Rus güçlerinin Ukrayna sınırlarından çekildiğini henüz görmedik. Bunu çok dikkatli bir şekilde takip ediyoruz” diyerek, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yeni bir saldırganlık başlatması halinde bunun, ‘sadece ABD tarafından değil, aynı zamanda Avrupalı tüm ortaklar, NATO ve G7 grubu tarafından’ da korkunç sonuçlar doğuracağını ifade etti.
Anthony Blinken, Başkan Putin’in ‘ciddi bir hata yaparsa sonuçlarını da bildiğini’ söylerken, “Ukrayna’nın savunmasını desteklemek için çalışmaya devam ediyoruz” dedi. Blinken ayrıca, ülkesinin geçen yıl 600 milyon dolardan fazla kaynak sağladığını açıklayarak, yakın zamanda Ukrayna ekonomisini desteklemek için bir milyar dolarlık egemen kredi garantisi sağladığını da ifade etti.
Blinken, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ile başkent Washington’daki görüşmesinin, yalnızca iki ülkenin NATO ve Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) ‘güçlü işbirliğini’ övmek üzere değil, ABD ile Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin yüzüncü yılını kutlamak için geliştiğini söyledi. Bakan ayrıca, ‘Arnavutluk’un Rus saldırganlığına karşı Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne açık desteği’ dolayısıyla da Rama’ya teşekkürlerini iletti.

ABD, Kanada ve Bulgaristan
Ned Price ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın ‘Rusya’yı gerginliği düşürmeye ve diplomasiyi seçmeye teşvik etme çabalarını’ takip amacıyla Kanadalı mevkidaşı Marta Morgan ile görüştüğünü söyledi. Price’a göre iki yetkili, Rusya’daki gerginliğin daha da artmasının ciddi ve koordineli sonuçlarla ve Rusya için yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalacağını vurguladı. Ayrıca yetkililer, Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğü için güçlü desteğini ve Atlantik boyunca güçlü koordinasyona olan bağlılıklarını ifade ettiler.
Aynı şekilde ABD Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Danışmanı Bakanlık Danışmanı Derek Chollet, Ekonomik Büyüme, Enerji ve Çevreden Sorumlu Müsteşarı Jose W. Fernandez, Bulgaristan'dan Avrupa Fon İşlerinden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Asen Vasile ve Enerji Bakanı ve Enerji Bakanı Aleksandar Nikolov’un da aralarında bulunduğu üst düzey bir Bulgar heyeti ile ‘Sofya’nın iklim taahhütlerini yerine getirme ve enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabalarını’ ele aldı. Görüşmede ayrıca ‘küresel zorluklarla mücadele etmek ve ortak güvenlik ve ekonomik fırsatları geliştirmek için iki ülke arasındaki derin ve büyüyen ortaklığı güçlendirme’ meselesine vurgu yapıldı.

‘Diplomatik cepheye’ meyil
ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, Rus güçlerinin geri çekildiğine dair sorulara, “Henüz buna dair bir kanıt görmedik” yanıtını verdi. Greenfield, “Rusya’nın Ukrayna’nın doğu sınırında hala yüz bin askeri bulunuyor. Rusların ne yapmaya niyetlendiği konusunda erken sonuçlara varmayacağız” dedi. “Rusya’nın eylemleri, saldırgan olduklarını ve Ukrayna’ya yaklaşımlarını tırmandırdıklarını gösteriyor” diyen Greenfield, hala güçlü bir şekilde diplomatik cepheye yaklaştıklarını ifade etti ve Başkan Joe Biden’in geçen cumartesi günü Putin le üçüncü kez görüştüğünü hatırlattı. BM Daimî Temsilcisi ayrıca, Bakan Blinken’in Ruslarla da iletişim kuran Avrupalı ​​meslektaşlarla devam eden temasların yanı sıra, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile de birkaç kez iletişim kurduğunu söyledi. “Diplomatik bir çözüm bulmaya güçlü şekilde meyilliyiz” diyen Greenfield, kendisine ABD’den gelen diplomatik davetin durumu daha da kötüleştirebileceğinin söylendiğini ifade etti. Linda Thomas Greenfield, “Bu durumu daha da kötüleştiren tek şey, Ukrayna sınırındaki Rus kuvvetleridir” diyerek, sözlerinin devamında ise “Bu bir tehlikedir. Tehlike, Rusya’nın Ukrayna’yı başka yollarla işgali, bağımsız bir ülkenin işgali, Ukrayna sınırlarının egemenliğine ve bütünlüğüne yönelik bir saldırıdır” değerlendirmesinde bulundu. Yetkili, “Ruslar, Ukrayna sınırında aldıkları her türlü tedbire kararlı ve hızlı bir şekilde yanıt vermeyi planladığımızı bilmelidirler” dedi.

BMGK’da endişe
Rusya’nın BMGK Başkanlığı’nın Minsk Anlaşması’nın uygulanmasını görüşmek amacıyla bugün (17 Şubat Perşembe) yapacağı genel kurul toplantısında Ukrayna ile ilgili gerginliklerin yeniden ortaya çıkması muhtemel. Anlaşma, Moskova’nın 2014 yılında Ukrayna’nın Kırım yarımadasını Rus topraklarına ilhak ettiğini açıklamasının ardından Fransa ve Almanya’nın gözetiminde Rusya, Ukrayna ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı tarafından imzalandı. Birçok ülkenin temsilcileri, Moskova’nın bu kuvvetleri geri çekmeye başlayacağına ilişkin iddialarının aksine, Rusya’nın Ukrayna sınırlarına yığılmasının devam etmesi konusundaki endişelerini dile getiriyor.

Durum, son derece tehlikeli
Mevcut durumun ciddiyetini, Küba füze krizi ve Soğuk Savaş ile karşılaştırmayla ilgili bir soruya ise Greenfield, “Durum, son derece tehlikeli. Ama BM Sözleşmesi’nin temel değerlerine bir saldırıya benzer olan bu mevcut durumu, Soğuk Savaş ve Küba füze krizini karşılaştırmak tutarsız” yanıtını verdi. Yetkili, “Demokrasinin temel değerlerine ve Ukrayna’nın bütünlüğüne bir saldırı olduğu için Rusların Ukrayna’da yaptıklarına birleşik bir şekilde yanıt veriyoruz” dedi.
ABD’nin BM Daimî Temsilcisi’ne, Rusya’nın ciddiyetini ve Ukrayna görüşmelerindeki mevcut niyetini sorgulayan Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan’ın açıklamaları da hatırlatıldı. Bu çerçevede Greenfield, “Rusları hâlâ doğru kararı vermeye, yani diplomasiyi seçmeye, güvenlik endişelerini gidermek için bizimle müzakere masasına oturmaya ikna etmeye devam ediyoruz. Çünkü savaş alanında bu korkularla baş edemezler” şeklinde konuştu. Ayrılıkçı cumhuriyetlerin bağımsızlığının tanınması çağrısında bulunan Rusya Devlet Duması’nın kararının "bir başka mücadele işareti’ olduğuna dikkati çeken Linda Thomas Greenfield, “Ruslar, iyi niyetle pazarlık yapmıyorlar” dedi. Yetkili, Beyaz Rusya’daki Rus kuvvetlerinin varlığının da bu ülkenin ‘güvenliğini ve bağımsızlığını tehlikeye atacağı’ konusunda uyarırken, ‘Rusya’nın, Ukrayna’yı işgal etmek için bu ülkenin sınırlarını kullanması durumunda’ Beyaz Rusya yetkililerinin de sorumlu olacağı vurgusu yaptı.



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.