Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Rus ayısı, sürekli olarak sıcak sulara inmenin yollarını ararken NATO'nun genişlemesini ulusal güvenliğine yönelik en büyük tehdit olarak görüyor

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı
TT

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Rusya’nın komşularını işgalinin arka planındaki jeopolitik düğüm ve imparatorluk hırsı

Bahaddin İyad
Rusya’nın, yüzölçümü bakımından dünyanın en büyük ülkesi olmasına, bol ve çeşitli kaynaklara ve kendisini ‘dünyanın kalbi’ haline getiren stratejik bir konuma sahip olmasına rağmen, komşularına yönelik işgal ve askeri müdahale konusunda uzun bir geçmişi var. Rusya’nın, Çarlık Rusyası dönemi (1547-1721), Rus İmparatorluğu (1721-1917) ve ardından Sovyetler Birliği (1922-1991) dönemi boyunca tüm tarihi, topraklarını genişletmeye yönelik attığı adımlarla doludur ve bunlara dayanmaktadır. Gözlemcilere göre Rusya, özellikle Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 2000 yılında göreve gelişi ve ‘Putin dönemi’nin başlamasıyla birlikte gücünü geri kazanmaya çalışıyor.
Yayılmacı büyük imparatorluklar çağının modası geçmiş olsa da 1979 yılında Afganistan'ın 10 yıllık işgali, 1990'lardaki Birinci ve İkinci Çeçen Savaşları, eski Sovyet cumhuriyetlerinden Çekoslovakya'yı işgali, 1999 Kosova Krizi, 2014'te Doğu Ukrayna’ya askeri müdahale ve Kırım'ın ilhakı, 2008 yılında Gürcistan'a ve 2015 yılında da Suriye'ye yönelik askeri müdahale gibi askeri adımlar, onlarca yıldır Rusya’nın özellikle komşu ülkelere yönelik politikasının değişmez bir özelliği olmaya devam etti. Yakın geçmişte ise geçtiğimiz ay Kazakistan'daki protestoları ve kaosu bastırmak için askeri müdahalede bulunan Rusya, şu an Ukrayna’yı her an işgal etmekle tehdit ediyor. Bu da dış politika hedeflerine ulaşmak için güç kullanımına yönelik Rusya’nın bu daimi eğilimini yöneten faktörlere ilişkin sorunun sorulmasına neden oluyor.

Sıcak denizlere inme düğümü
Sıcak sulara inme düğümü, Moskova'nın dış politikasını yöneten ve Rus ayısının her zaman sıcak sulara ulaşabilme imkanını güvence altına almaya çalışmasına neden olan şaşırtıcı ilk jeopolitik gerçeği temsil ediyor. Rusya, üç okyanusa bağlı 13 denizle çevrili bir yarım ada ülkesi olmasına rağmen çoğunlukla karla kaplı soğuk bir ülkedir. Doğusunda Japonya Denizi’nde Batılı güçler ve müttefik ülkelerle deniz limanlarını paylaşıyor. Bunlardan en önemlisi Vladivostok Limanı’dır. Batıda ise Baltık Denizi'nde St. Petersburg ve Kaliningrad limanları yer alıyor. Ayrıca İstanbul Boğazı üzerinden Karadeniz’den Akdeniz'e ulaşabiliyor. Ancak bu limanların çoğu, bir numaralı düşmanı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyeleri tarafından çevrilidir. Bu da Ukrayna ile yaşadığı mevcut krizi ve Ukrayna’nın NATO’ya katılma arayışının bir sonucu olarak onu işgal etmekle tehdit etmesini açıklarken Rusya’nın 2014 yılında Kırım'ı askeri olarak ilhak ettikten sonra liman kenti Sivastopol’u ele geçirmesinin ve 2015 yılında Şam rejimini desteklemek için Suriye’ye askeri müdahalede bulunmasının ardından Tartus Limanı’na entegre askeri bir deniz üssü inşa etmesinin önemini de ortaya koyuyor.
Rusya merkezli Realist Araştırma Merkezi Direktörü Amr ed-Deeb, The Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, Rusya’nın 2015 yılındaki askeri müdahalesinin sebepleri arasında yer alan Suriye'de bir deniz üssüne sahip olmasına rağmen, Kızıldeniz'de bir deniz üssüne sahip olma arayışı içersinde olduğunu belirterek, “Rusya, sürekli olarak sıcak sulara ulaşmanın arayışı içerisinde. Bu da Akdeniz ve Kızıldeniz ile çevrili Ortadoğu'daki varlığının neden arttığını açıklıyor. Ancak Port Sudan'daki son olaylar, Rusya'nın bu lojistik askeri deniz üssü ile ilgili nihai kararını engelledi. Rusya’nın bu bölgelerde bulunma arzusu, çıkarları olan büyük bir ülke ve büyük bir deniz filosu olduğundan meşru bir arzudur ve dolayısıyla çıkarlarını korumak için var olma hakkına sahiptir.

Arka bahçesini ve Rus dünyasını güvence altına almak
Sovyetler Birliği liderliğinde NATO'ya karşı kurulan Varşova Paktı ülkelerinin oluşturduğu orduda bulunan yaklaşık 250 bin asker, 1968 yazında, Prag Baharı'nın ‘liberalleşme’ adıyla anılan reformlarını yıkmak için eski Çekoslovakya'yı işgal etmek üzere harekete geçti. Çünkü Moskova, büyük bir kısmı işgali kınayan ve yüzlerce sivilin ölmesine ve yaralanmasına neden olan uluslararası komünist hareketin kırılmasının önemli bir nedeni olarak kabul edilen savaş hakkındaki görüş ayrılıklarına rağmen, bu değişikliklerin Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin stratejik derinliğinin kaybolmasına yol açabileceğini düşünüyordu.
Orta Asya meselelerinde uzman olan araştırmacı yazar Ahmed Tarabeik, başta Orta Asya ülkeleri ve eski Sovyet cumhuriyetleri olmak üzere Rusya'nın komşu ülkelerinin, jeopolitik düzeyde Moskova'nın arka bahçesi olarak ve Rus ulusunun tarihi ve sosyal derinliği açısından Rusya’nın dış ve güvenlik politikasında önceliğe sahip olduğunu söyledi. The Independent Arabia’ya özel açıklamalarda bulunan Tarabeik, Rusya’nın bu ülkelere yönelik askeri müdahalelerinin, Moskova'nın komşu ülkelerden kendisine bir güvenlik kemeri ve Batılı güçlerle arasında bir tampon bölge oluşturma arzusundan kaynaklandığını belirtti. Rusya geçmişte, Afganistan'a girerek burada monarşiyi kaldırdı. Burada Afganistan'ın stratejik konumu ve maden kaynaklarıyla ilgili stratejik ve güvenlik çıkarlarının yanı sıra ekonomik çıkarlarını korumak için Batı yanlısı olmayan bir müttefik hükümet kurdu. Rusya, Çeçenistan ise topraklarının ve egemenliğinin bir parçası olarak görüyordu. Dolayısıyla Moskova 1990'lı yıllarda patlak veren Birinci ve İkinci Çeçen Savaşı sırasında Çeçenistan’ın bağımsızlığını kazanmasını engellemek için müdahale etti. Bu durum, Rusya'nın kendisine bağlı olan, demografik yapı ve dil olarak kendisiyle örtüşen Ukrayna ve Belarus gibi ülkelerin yanı sıra Kazakistan için de geçerlidir. Zengin kaynakları ve Moskova'nın kiraladığı uzay üssü ile ilgili Rus milliyetçiliği ve ekonomik çıkarlarının bulunduğu Kazakistan, geniş alanı ve Rusya ile arasında uzun kara sınırlarıyla Rusya’nın kanatları altına girmekten kaçamayan hayati bir bölgedir.

2017 yılında yayınlanan “Geleceğe giden yol: Kazakistan” adlı kitabın yazarı olan Ahmed Tarabeik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Rusya, söz konusu bu ülkelere, hükümeti sosyalist sistem için siyasi reformlar arayışı içerisinde olduğundan Sovyetler Birliği’nin işgaline tanık olan Çekoslovakya'da olduğu gibi Rusları korumak ve yakın çevresinde Batılı herhangi bir askeri varlığın olmasını yahut Batı yanlısı hükümetlerin yükselişini ya da Rusya'yı ideolojik olarak tehdit eden reformların benimsenmesini engellemek amacıyla etkisini ve ekonomik çıkarlarını korumak için sık sık müdahale ediyor.”
Tarabeik’e göre Rusya, son olaylara müdahalesi ile Kazakistan’ın bağımsız dış politikasına ve uluslararası düzeyde kendisini temsil etme eğilimine duyarlı olduğunu, olayları ve çekişmeleri ateşleyebildiğini ve aynı zamanda onları bastırabildiğini göstermek istedi. Kazakistan’da sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) fiyatlarına yapılan zammın ardından başlayan olayları, liderliğini yaptığı Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) güçleri aracılığıyla sona erdirmesi tüm dikkatleri Rusya'nın oynadığı role çekti.
Şarku’l Avsat’ın The Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  gazeteye değerlendirmelerde bulunan Rus siyasi analist Andrei Antikov ise şunları söyledi:
“Rusya’nın geçmişteki askeri müdahalelerinin çoğu, Moskova'nın bölgedeki çıkarlarına veya ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit hissetmesinin sonucunda gerçekleşti. Afganistan ve Çekoslovakya dahil tüm savaşlarda ve müdahalelerdeki ana faktör, Moskova'nın çıkarlarına başka meydan okumalarında önünü açabileceği düşünülen oralardaki Sovyet etkisinin yok olma tehdidiydi. Gürcistan'da ise Ruslara ve oradaki Rus barışı koruma güçlerine yönelik devam eden saldırılar askeri müdahalenin nedeni oldu. Çeçenistan'a yapılan müdahalenin nedenini de sadece eski Sovyetler Birliği'nin bir parçası olması değil, Rusya topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak görüşmesi ve Moskova'daki terör saldırıları başta olmak üzere Ruslara karşı ayrılıkçı hareketler ve terör eylemleri olarak açıklayabiliriz.”
Ancak Rus analiste göre Rusya, Ukrayna'ya askeri müdahalede, muhtemelen ağır olacak insani ve ekonomik kayıplara karşısında büyük bir çıkar sağlayamayacağını düşündü.

NATO’nun doğuya genişlemesi
Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından 2000, 2008, 2013 ve 2016 yıllarında Moskova'nın ulusal güvenliğini güçlendirmek ve güvenlik tehditlerine karşı adımlar atmak amacıyla imzalanan Rusya’nın dış politikasıyla ilgili dört kararname, kendisine yönelik düşmanca eylemlere güçlü bir şekilde yanıt verme hakkını saklı tuttuğunu gösteriyor. Putin tarafından Aralık 2014'te imzalanan yeni askeri doktrinde, Ukrayna’nın NATO üyesi olması, askeri üsler ve füze sistemleri de dahil olmak üzere NATO’nun askeri olarak Rusya sınırlarına yakın bir ülkede konuşlanması, Moskova için en büyük tehdit olarak görüldü.
ABD merkezli RAND Corporation tarafından yayınlanan “Rusya’nın ABD ve NATO'nun Bölgedeki Konumunun Güçlenmesine Yönelik Tepkilerine İlişkin Bir Değerlendirme’ başlıklı rapor, Rusya'nın NATO tehditlerine yönelik algılarının ne kadar güçlü olduğuna işaret ediyor. Rapora göre Rusya’nın seçkinleri, Moskova'nın NATO üyesi bir ülkeye karşı hayata geçirmeyi düşünebileceği bir saldırının başarı olasılığını azalmak ve böyle bir saldırının pahalıya patlayabileceğini göstermek amacıyla Baltık ülkeleri gibi Rusya'yı çevreleyen bölgelerdeki kemikleşmiş yetersizlikten rahatsız olan NATO’nun doğu kanadındaki konumunu güçlendirme çabaları arasında ABD ve NATO'nun Moskova'daki mevcut rejime uzun vadeli siyasi ve muhtemelen askeri tehditler oluşturduğu sonucuna artık daha rahat bir şekilde varıyor gibi görünüyorlar.

Realist Araştırma Merkezi Direktörü Amr ed-Deeb, konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Rusya’nın ulusal güvenlik savunması coğrafi sınırlara değil, güvenlik sınırlarına dayanmaktadır. Örneğin Suriye, Rusya ile coğrafi olarak ortak bir sınıra sahip değilse de Moskova, ulusal güvenlik risklerine ilişkin algılarına göre Suriye’yi güvenlik sınırları içinde görüyor. Aynı durum, coğrafi olarak Rusya'dan uzak, ancak Rus Milletler Topluluğu veya eski Sovyet cumhuriyetlerinin sınırlarında bulunan Afganistan için de geçerli. Moskova’ya göre orada olanlar, Rusya'nın ulusal güvenliğini doğrudan etkiler. Rusya'nın son 15 yılda attığı tüm adımların, Rus dış politikasının ilkeleri ve ulusal güvenlik doktrini çerçevesinde atıldığını görüyoruz. Bu da Rusya'nın sınırlarının coğrafi değil güvenlik sınırları olduğunu ve tehditlerin proaktif olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Örneğin, Rusya’nın 2008 yılında Gürcistan’a yaptığı askeri müdahale, Rusça konuşan nüfusun korunması anlamına gelen ulusal güvenlik ilkesi çerçevesinde gerçekleşti. O zamanlar Gürcistan'ın savaştığı Abhazyalılar Rusça konuşan bir topluluktur. Bu durum şu an Ukrayna için de geçerli. Çünkü Ukrayna’nın doğusunda büyük bir Rus nüfusu yaşıyor. Moskova ise bir şekilde onların taleplerine yanıt vermek ve korumak zorunda. Ukrayna'nın yakın gelecekte NATO'ya katılma olasılığı da Rusya için gelecekte bir tehdidi teşkil ediyor. Çünkü Moskova Ukrayna, Gürcistan ve hatta Finlandiya ve İsveç'i Rusya sınırındaki ülkeler oldukları için NATO üyesi olmaktan alıkoyan çeşitli güvenlik garantileri talep ediyor.”

İmparatorluk geçmişi ve Putin'in hırsları
Rusya, tüm kültürel ve medeniyet alanlarında büyük bir başarı dengesine sahip olsa da bu başarıyı dünya ülkeleriyle olan ilişkilerini desteklemekte faydalı bir şekilde kullanabildiği söylenemez. Çünkü bu ilişkiler, Rusya’nın askeri gücüne ve Rusya Devlet Başkanı Putin’İn vizyonlarına ve kişisel hırslarına dayanıyor. Putin’in, ülkesini sadece Batı ile rekabet eden bir güç değil, uluslararası bir kutba dönüştürerek Rusya’nın ihtişamlı geçmişini diriltmeye çalıştığı söyleniyor.
Araştırmacı yazar Ahmed Tarabeik ise Moskova'nın bir süper güç olarak etkisini yeniden kazanmanın ve çok kutuplu uluslararası sistemi yeniden tesis etmenin yanı sıra eski Sovyet cumhuriyetleri ile ilişkileri güçlendirerek komşu ülkelerdeki hegemonyasını ve etkisini yeniden kurmaya, ekonomik yaptırımları ve Batı’nın hırslarını engellemesini kabul etmediğini göstermeye çalıştığını düşünüyor. Tarabeik’e göre Rusya’nın düşük gelirli olması ve dünyanın önüne sanki hegemonyasını kaybetmiş gibi görünmesi ‘ona ve halkına karşı bir hakaret’ anlamına geliyor. Rusya’nın geçmişinin güdüsüne ve küresel rollerine ilişkin algısına işaret eden Tarabeik, Putin'in şahsi düşüncesinin, sadece Sovyetler Birliği'nin geçmişini değil, Rus İmparatorluğu'nun ihtişamını yeniden canlandırmayı amaçladığı için önemli bir faktör olduğunu da sözlerine ekledi.
Rusya meselelerinde uzman Muhammed ed-Deyhi, tarihteki tüm Rus imparatorluklarının bıraktığı mirasın Rusların çevredeki bazı coğrafyalara genişlemesinin nedenlerini açıklayan en önemli faktörlerden biri olduğunu söyledi. Rusya haritasının, dünyadaki kapitalist ülkeler tarafından reddedilen Moskova'yı sosyalist düşünceyi yaymaya zorlayan Sovyet döneminde Rus siyasi ideolojisinin rolü gibi sürekli değiştiğine işaret eden Deyhi, ancak Rusya'yı her zaman sıcak sulara ulaşımı olan ülkelere yönelmeye iten tutumunun oynağı rolün görmezden gelinemeyeceğini buna bir de herhangi büyük bir ülkenin bölgesel bir nüfuz elde etmek ve bölgenin zenginliğini sömürmek amacıyla başka bir bölge üzerinde kontrol sağlama hırsının eklendiğini vurguladı.

Deyhi, değerlendirmesine şöyle devam etti:
“Rusya’nın askeri müdahalesi veya etkisi, her zaman bir taraf için diğer tarafın pahasına askeri destek verme şeklinde olmuştur. Rusya'nın ülkelerle ilişkilerinde yumuşak güç araçlarını nadiren kullandığı söylenebilir. Suriye örneğinde olduğu gibi, Rusya’nın desteği her ne kadar Şam rejimini destekleyerek devletin bekasını amaçlasa da bu Rusya'nın askeri varlığı için savaşı bahane eden bir destek şeklidir. Rusya'nın Ukrayna ve Orta Asya'daki hedefleri Suriye'deki hedeflerinden fazla bir farkı olduğu söylenemez. Ayrıca bu, Batılı ülkeler ve ABD’ye Rusya'nın uluslararası bir kutup haline geldiğini ve kendisine karşı ekonomik yaptırımlar uygulanmaması gerektiğini kabul ettirme girişimidir. Buna Moskova'nın Batı ve ABD arasında Rusya’nın eski nüfuz bölgelerinde veya Sovyet cumhuriyetlerinde olarak tanımlanan yerlerde genişlememelerini ön gören toplu bir askeri anlaşmaya varma girişimleri de ekleniyor. Bunlar Orta Asya'daki fazla farklılıklar göstermeyen güdülerdir. Orta Asya, bir yanda Çin ve Rusya, diğer yanda Batı arasında tarihi bir baskı ya da diğer bir deyişle nüfuz alanı olmasından ötürü, mevcut uluslararası çatışmada kazançlı olan taraf olduğu söylenebilir. Kim Orta Asya'da varlığa ve nüfuza sahip olursa, Afrika'ya ve dünyaya yayılarak diğerinin çevreleyebilen de o olur.”



Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.


Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
TT

Trump tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a döndü... İran’dan çatışmaların yeniden başlayacağı uyarısı

Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)
Tahran'daki meydanda "İntikam kaçınılmaz" yazılı pano hazırlanmıştı (AFP)

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı, pazar günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD’nin askeri operasyonları yeniden başlatmaya hazırlandığı yönünde bilgiler aldığını bildirdi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Camp David’deki tatilini yarıda keserek Beyaz Saray’a dönmesinin ardından geldi.

İran Silahlı Kuvvetleri Ortak Muharebe Komutanlığı yaptığı açıklamada, ABD’nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki ABD üsleri ve çıkarlarına yönelik aralıksız saldırılar düzenleneceğini belirtti. Açıklamada ayrıca ABD’nin İran’a yönelik saldırısını destekleyen bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı sayılacakları konusunda uyarıldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf da pazar günü yaptığı açıklamada, İran’ın kendi şartları karşılanıp ABD’nin taahhütleri yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı’nı açmayacağını söyledi.

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı’nın aktardığına göre Kalibaf, İran’ın aynı anda hem savaşması hem de müzakere yürütmesi gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran’ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanındaki kazanımlarını pekiştirmek amacıyla diplomasiden yararlanacağını ifade etti.

Öte yandan ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), İran limanlarına yönelik ABD ablukası sürerken son iki ay içinde Hürmüz Boğazı’ndan yaklaşık 1 milyar varil petrolün çıkışını desteklediğini açıkladı.


İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
TT

İran ordusu: ABD yeniden askeri operasyonlara hazırlanıyor

Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler, Umman'ın Musandam vilayetinden görüntülendi (Arşiv - Reuters)

İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Muharebe Komutanlığı, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, ABD'nin bazı bölge ülkelerinin desteğiyle askeri operasyonlara yeniden başlamaya hazırlandığı yönünde bilgi aldıklarını bildirdi.

Komutanlık açıklamasında, ABD'nin düzenleyeceği herhangi bir saldırının ardından bölgedeki Amerikan üslerine ve çıkarlarına yönelik kesintisiz saldırılar düzenleneceği belirtildi. Açıklamada ayrıca ABD'nin İran'a yönelik saldırısına destek veren bölge ülkeleri, çatışmanın tarafı olarak kabul edilecekleri konusunda uyarıldı.Şarku’l Avsat’ın  Reuters'tan aktardığı hbaere göre açıklamada, söz konusu ülkelere yönelik doğrudan bir uyarı da yer aldı.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise bugün yaptığı açıklamada, Tahran'ın şartları karşılanıp ABD'nin verdiği taahhütler yerine getirilene kadar Hürmüz Boğazı'nı açmayacağını söyledi.

Devrim Muhafızları'na bağlı Fars Haber Ajansı'nın Kalibaf'tan aktardığına göre İran'ın “aynı anda hem savaşması hem de müzakere etmesi” gerekiyor. Kalibaf, Tahran'ın düşmanlarını caydırmak için askeri gücünü kullanacağını, uygun zaman geldiğinde ise savaş alanında elde ettiği kazanımları pekiştirmek amacıyla diplomasiye başvuracağını belirtti.

Bu arada İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakerelerin yeniden başlatılması için gerekli şartları arabuluculara ilettiklerini söyledi.

Rızai, medya kuruluşlarına yaptığı açıklamalarda söz konusu şartların tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesini, İran'ın dondurulmuş varlıklarının üzerindeki blokajın kaldırılmasını ve deniz ablukasının sona erdirilmesini içerdiğini belirtti. Rızai, Katar ve Pakistanlı arabulucularla görüşmelerin sürdüğünü ve Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'tan yanıt beklediğini ifade etti.

Trump da Camp David'de geçirmesi planlanan hafta sonu tatilini yarıda keserek cumartesi akşamı Washington'a döndü.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise Orta Doğu'da bulunan vatandaşlarını “beklenmedik bir tırmanma ihtimali” konusunda uyardı. Bakanlık ayrıca Orta Doğu dışında bulunan Amerikalılara, bölgeye veya bölge üzerinden seyahat etme planlarını “ciddi şekilde yeniden değerlendirmeleri” çağrısında bulundu.