Kral Abdulaziz ve ABD Başkanı arasındaki tarihi görüşmenin 77‘inci yıldönümü: Gözden uzak bir yerde buluşmak istediler

Kral Abdulaziz ve Başkan Roosevelt, Albay William Eddy (diz çöken) ve Amiral William Leahy (Şarku’l Avsat)
Kral Abdulaziz ve Başkan Roosevelt, Albay William Eddy (diz çöken) ve Amiral William Leahy (Şarku’l Avsat)
TT

Kral Abdulaziz ve ABD Başkanı arasındaki tarihi görüşmenin 77‘inci yıldönümü: Gözden uzak bir yerde buluşmak istediler

Kral Abdulaziz ve Başkan Roosevelt, Albay William Eddy (diz çöken) ve Amiral William Leahy (Şarku’l Avsat)
Kral Abdulaziz ve Başkan Roosevelt, Albay William Eddy (diz çöken) ve Amiral William Leahy (Şarku’l Avsat)

Suudiler ve ABD’lilerin Suudi Arabistan Kralı Abudulaziz bin Abdurrahman ve ABD Başkanı Franklin Roosevelt'in Süveyş Kanalı üzerindeki Büyük Acı Göl’de (Great Bitter Lake) bir araya geldiği tarihi görüşmeyi hatırlamadıkları bir 14 Şubat yoktur. Bu tarihi görüşme Süveyş Kanalı'nda demirlenen Amerikan savaş gemisi USS Quincy'de gerçekleştirildiği için Quincy Zirvesi veya Quincy Toplantısı olarak biliniyor. Söz konusu görüşmede, bugüne kadar devam eden Suudi Arabistan- ABD ilişkilerinin temeli atıldı. Ancak bu meşhur toplantıdan önce 1913 yılının Nisan ayında Kral Abdulaziz, Arap Yarımadası'ndaki nüfuzu paylaşma üzerine yapılacak herhangi bir İngiliz-Osmanlı anlaşmasını engellemek için önleyici bir adımla el-Ahsa'yı Osmanlılardan geri almıştı. Nitekim 1913 yılının Temmuz ayı sonlarında Osmanlı İmparatorluğu'nun Basra Körfezi kıyılarını İngiltere'ye devrettiği İngiliz-Osmanlı anlaşması imzalandı.
Kral Abdulaziz, İngiltere’nin manevra ve komplolarını bildiğinden kendini bölge haritasına empoze etmiş ve nüfuz için rakip güçleri oldubitti ile karşı karşıya bırakmıştı. Bu da ileri görüşlülüğü ve siyasi dehasını göstermektedir. Kral Abdulaziz, ülkesinin egemenliğine büyük önem verirdi. Bu durum, İngiliz politikalarından hoşlanmamasına rağmen İngilizlere karşı sürekli dostluk göstermesine ve karşı karşıya gelmekten kaçınmasına neden oldu. Bunun yanı sıra -İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden önce - ABD'nin gerçek siyasi araçlara sahip olmamasına rağmen, bölgedeki Amerikan ticari çıkarlarını gözlemliyordu. Ortadoğu, söz konusu dönemde birinci dereceden bir İngiliz nüfuz alanı olarak görülüyordu. Ancak Kral Abdulaziz, siyasi seçenekleri açık tutuyordu.
Kral Abdulaziz, dış politikasının temellerini atarken, çeşitli ülkelerle ilişkilerini, Suudi çıkarlarını artıracak, onları olumsuz etkilemeyecek ve Suudi Arabistan’ın kararlarının bağımsızlığını koruyacak şekilde çeşitlendirmeye büyük önem verdi. 1924 yılında Hicaz’a girdikten sonra nüfuz sahibi ülkeler henüz yeni kurulmuş olan Suudi Arabistan Krallığını tanımaya başladı. 1926 yılında Rusya, Suudi Arabistan Krallığını ilk tanıyan ülke oldu. Ardından Avrupa ülkeleri de Suudi Arabistan’ı tanıdıklarını bildiren açıklamalarda bulundu.
Kurucu Kral, geniş çaplı bir vizyona sahipti. İç görüsü ve politik gerçekliğe dair okumasıyla ABD’nin dünya sahnesinde etkili bir role sahip olacağını fark etti.  ABD’nin ülkesini tanımasını sağlamaya ve onunla ilişkiler kurmaya çalıştı. Ancak ABD o sırada bu ilişkiyi kurmaya istekli değildi. Bununla birlikte Abdulaziz’in uluslararası hareketlerini, dış ilişkilerini ve ticaret anlaşmalarını, özellikle de 1929 yılında Almanya ile yaptığı ve ABD’nin Suudi devletini tanımaya ikna etme konusunda birçok hamle başlatan anlaşmayı yakından takip etti. Aden'deki ABD konsolos yardımcısı gibi bölgedeki bazı Amerikan ajanları Abdullah Philby (Harry St. John Philby) ve ABD şirketleriyle ticari çıkarları olan diğerleri, ABD’nin kararını etkileme konusunda yardımcı oldular.
ABD hükümeti, İskenderiye'deki Ticaret Ataşe Yardımcısı Ralph Chesebrough'u durumu araştırmak üzere Suudi Arabistan'ı ziyaret etmesi için görevlendirdi. Chesbrough, 1930 yazında Cidde'yi ziyaret ederek ‘Hicaz ve Necd Krallığı’nın Ekonomik Kaynakları ve Ticari Faaliyetleri ve Ekleri’ başlıklı bir rapor hazırladı. Chesbrough, raporda, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin büyümesinin ve gelişmesinin beklendiğine dikkat çekti. Bu durum da ABD hükümetini o dönemde iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kurmaya teşvik etti. 1931 yılında ABD, Suudi Arabistan Krallığını tanıdığını açıkladı. 1933 yılında ise Suudi hükümeti, Standard Oil of California'ya (Socal) petrol arama imtiyazı verdi. Anlaşma, Cidde’deki Huzam Sarayı’nda imzalandı. Suudi hükümetini eş-Şeyh Abdullah es- Süleyman temsil ederken ve Socal’ı Lloyd Andrews Hamilton temsil etti. Ancak ticari üretim 1938 yılına kadar başlamadı.
1939 yılında İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Kral Abdulaziz, o dönemde İngiltere ile olan ilişkilerine, sınırlarındaki askeri varlığına ve Almanya ile olan diplomatik ilişkilerine rağmen tarafsızlığını ilan etti. O dönemde ABD, gözünü Birleşik Krallık yerine çözüm üretme görevine dikmeye ya da en azından bölgede kendine yer edinmeye başlayınca, Amerikan politikasında büyük değişiklikler meydana geldi. Petrolün rolünün ticari bir metadan küresel siyasette stratejik bir öneme sahip stratejik bir metaya dönüşmesi de bu vizyona yardımcı oldu. 1942'den önce ABD hükümetinin Suudi Arabistan'a ilgisi oldukça azdı. O tarihe dek İki ülke yetkilileri arasında üst düzey resmi bir görüşme yapılmamıştı. Suudi Arabistan'da faaliyet gösteren Amerikan petrol şirketleri, ABD hükümetine çıkarlarını koruması ve Krallığı desteklemesi için baskı yapıyor, böylece bölgedeki Amerikan varlığını güçlendirip ABD'ye petrol akışı sağlıyordu. 1943 yılında savaş nedeniyle gerileyen petrol üretimi yeniden artmaya başladı. Saudi Aramco Şirketi, savaşa katılan Amerikan kuvvetlerine petrol türevleri tedarik etti. O yıl ihraç edilen petrol miktarının beş milyon varil olduğu tahmin ediliyor.
ABD’li danışman ve planlamacılar, Krallığın ABD için potansiyel bir stratejik değer olduğunu fark ettikten sonra Suudi Arabistan ve Kralı Abdulaziz bin Abdurrahman'a olan ilgi arttı. Ayrıca, Başkan Roosevelt'in savaştan sonra bölgede ortaya çıkmasını beklediği bazı sorunların çözümünde de yardımcı olduğunu ifade ettiler. ABD, borç verme programının bir parçası olarak Suudi hükümetine yardım sağladı. Savaşın bitiminden sonra Senato'ya sunulan bir rapora göre, bu yardım 99 milyon dolar olarak gerçekleşti.
1942 yılında ABD, Cidde'de bir maslahatgüzar atadı. İki ülke arasındaki ilişkilerden sorumlu komisyonu Kahire'de ikamet etti. Resmi temaslar hızlandı. Ardından Kral Abdulaziz çok sayıda ABD’li elçiyi kabul etti. Suudi Arabistan Krallığı, ABD dış politikasında stratejik öneme sahip olmaya başladı. Bu, ABD'nin tecrit çemberini kırmaya başlaması ve dünya olaylarını etkileme, ABD’li şirketler ve yatırımlarını destekleme arzusuyla aynı zamana denk geldi. Başkan Roosevelt, Kral Abdulaziz'i, ABD’yi ziyaret etmeye davet etti. Kral Abdulaziz, bu davete icabet edemedi. Fakat kendi yerine oğulları Faysal ve Halid’i gönderdi. 1943 yılının Eylül ayında ABD’ye ulaşan vekiller, Blair House’da ağırlandı. ABD Başkanı, iki prensin onuruna Beyaz Saray'da Başkan Yardımcısı Henry A. Wallace, Dışişleri Bakanı Cordell Hull, üst düzey yönetim yetkilileri ve Kongre üyelerinin katıldığı bir ziyafet tertip etti. Bu durum, ABD'nin Krallığa artan ilgisini doğrulamaktadır.
1944 yılında ABD, Cidde'deki komisyonunun başına William Eddy'yi atadı. Eddy daha önce Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına katılmış bir deniz albaydı. Eddy, misyoner bir anne ve babanın çocuğu olarak Sayda'da doğdu. Ana dili olarak Arapça öğrenen William Eddy, Arap kültürü ve geleneklerini iyi biliyordu. Köklü bir üniversite olan Princeton Üniversitesi'ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Donanmaya katılıp devlet hizmetine girdi. Cidde'ye atanmasının ardından Eddy, Suudi-ABD ilişkilerinin en önde gelen mimarlarından biri ve Kral Abdulaziz ile Başkan Roosevelt arasındaki tarihi görüşmenin tanıklarından biri oldu.
1962 yılında Beyrut’ta hayatını kaybeden Eddy, 1954 yılında ‘F.D.R. Meets Ibn Saud’ isimli bir kitap yayınlayarak söz konusu görüşme hazırlıklarının arka planını anlattı. Eddy, kitabında şu ifadelere yer verdi: “1945 yılının Şubat ayı boyunca büyük bir baskı altındaydık. Bana Başkan Roosevelt'in Yalta Konferansı'ndan - Almanya'nın nasıl bölüneceğini ve Nazi Partisi üyelerinin yargılanıp onları savaş suçlusu olarak sunacağını tartışan Sovyetler Birliği, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan anlaşmadır- dönüş yolunda olduğu, Süveyş Kanalı üzerindeki Büyük Acı Göl’de (Great Bitter Lake) bir Amerikan mavnasında Kral Abdulaziz ile görüşmek istediği söylendi. Benden o bu görüşmeyi tertip etmem istendi. Bu, gizli bir görüşmeydi. Savaşın kızıştığı ve Almanya'nın uçaklarıyla Kahire ve Süveyş'i bombaladığı bir dönemde en önemli talep Başkan’ın güvenliğini sağlamaktı. ABD Başkanı ve Kral Abdulaziz'i mavnada hedef alsalardı Almanların nasıl hissedeceğini hayal etmek imkansızdı.  Suudi Arabistan'da sadece beş kişi bu plandan haberdardı. Bunlar da Kral Abdulaziz, Dışişleri Bakanı Vekili Yusuf Yasin, Komisyonun Kod Görevlisi eşim ve bendik.”
Eddy’nin kitabında ayrıca şu ifadeler yer aldı: “Düzenlemeler yapıldı. Savaş gemisi ‘USS Murphy’, başta Kral Abdulaziz olmak üzere 48 kişiden oluşan heyetle birlikte Cidde'den yola çıktı. Prens Abdullah bin Abdurrahman, Kral Abdulaziz’in oğulları Prens Muhammed ve Mansur, Bakanlardan Abdullah es-Süleyman, Yusuf Yasin, Hafız Vehbe, Kral’ın Danışmanı Beşir el-Sadavi, doktoru Reşad Ferun, Mülkiye Özel Başkanı Abdurrahman et-Tubeyşi gemide bulunan önde gelen isimler arasında bulundu. Hizmetliler, aşçılar ve başka görevliler de bulunuyordu. Cidde’den Süveyş’e doğru yapılan yolculuk iki gece sürdü.”

Roosevelt asansörde iki sigara içti
Albay Eddy, görüşme programı, Kral’a eşlik eden isimler ve gemi mürettebatıyla ilişkilerini anlattığı kitabında, “14 Şubat 1945 tarihinde ‘Murphy’ savaş gemisi, Başkan Roosevelt’i taşıyan USS Quincy'e yanaştı. Kral Abdulaziz, yanında üç prens ve iki bakan Yasin ve Vehbe eşliğinnde gemiden indi. Quincy'de tekerlekli sandalyesinde olan Roosevelt'i karşılamak için iki gemi arasındaki köprüyü geçtiler. İki lider, öğle yemeğine gitmeden önce bir buçuk saatlik bir görüşme gerçekleştirdi. Ardından Kurmay Başkanı ve Başkan’ın askeri Danışmanı Amiral Leahy, yemek odasına kadar Kral Abdulaziz’e asansörde eşlik etmemi istedi. Diğer asansörde de Leahy, Roosevelt’e eşlik etti. Kral ile Başkan’ın süitine geldim. Fakat Roosevelt, orada değildi. Daha sonra Leahy’den öğrendim ki, Başkan, Kral Abdulaziz’den uzakta iki sigara içmek için asansörü durdurmuş. Roosevelt, tam bir sigara tiryakisiydi. Ancak Kral Abdulaziz’e saygı duyarak hiç sigara içmedi. Kral, Quincy ayak basıp Roosevelt ile yüz yüze tanıştığı andan itibaren, iki lider arasında bir uyum meydana geldi ve her ikisi de farklılıklar değil benzerlikler aramaya başladı. Neyin ayrıştırdığına değil birleştirdiğine odaklanıldı, kültürel farklılığa rağmen kalplerin kendi hükümleri vardı. İki adam karizmaları ve diplomasileriyle oradaydı. Başkan, Kral ile ABD’nin ve Krallığın geleceği ile ilgili gerekçelerle görüştü. İki lider, ülkelerinin geleceğini ve ilişkilerini açık ve şeffaf bir şekilde tartışmaya odaklandı. Öğle yemeğinden sonra iki lider, yalnızca benim ve mütercim olarak Yusuf Yasin’in hazır bulunduğu bir toplantı gerçekleştirdi. ABD Başkanı ile Kral arasındaki görüşme toplam beş saat sürdü. Görüşmenin ardından Kral, Murphy savaş gemisine dönerken, ABD Başkanı’nın gemisi de denize açıldı. O geceyi teğmenlerim ve Yusuf Yasin’le birlikte geçirdim. Başkan Roosevelt ve Kral Abdulaziz’in anlaşma isteklerini açıkça belirttiği görüşme tutanaklarının taslağını tamamladım. Tutanakları hem Arapça hem de İngilizce olarak hazırladıktan sonra, uyumadan önce Kral Abdulaziz’e imzalatmaya gittim. Kral, Arapça nüshayı imzaladı. Ertesi sabah, 15 Şubat 1945 tarihinde İskenderiye'ye uçtum. Tutanakları Başkan’a takdim ettim. Herhangi bir değişiklik yapamayan ABD Başkanı, ‘Olduğu şekliyle tamam’ diyerek imzaladı. Bir nüshasını Başkan'a bırakıp diğer nüshasını da Kral Abdulaziz'e teslim etmek üzere yanıma aldım. Bu görüşmeler hakkında hiçbir şey yayınlanmadı. Hiç kimse bu konu hakkında konuşmadı ve şimdi ben, bu sessizliği bozmaya hazırım” ifadelerine yer verdi.

Askeri bir uçak Kral’ın kayıp çantasını bulup getirdi
Peki, bu Kraliyet gezisinde, ilgi çekici olaylar ve sürprizler yaşanmadı mı? Hayreddin ez- Zerkali, Quincy zirvesinden sonra kraliyet teknesi tamamen gizlilik içinde ‘Auberge Fayoum’ oteline ulaştığında - Kral Abdulaziz'in İngiltere Başbakanı Winston Churchill'le görüşmek üzere ikametgahı için hazırlanan konut- gece saat 1 sularında odasının kapısının sert bir şekilde çalındığını duyduğunu söyledi. Kapıda Abdullah es-Süleyman ve Yusuf Yasin’in kendisine “Kral, seni istiyor” dediklerini ifade etti. Bunun üzerine hemen Kral’ın odasına gittiğini ve onu yatağında bulduğunu belirtti. Kral Abdulaziz’in “Gel Hayri, Emin (Kral Abdulaziz’in hizmetlisi) ilaçları teknede unutmuş. İlaçlarım olmadan rahatlık nedir bilmiyorum” dediğini söyledi. Zerkali’den Kahire’ye dönüp Eddy ile buluşmasını isteyen Kral Abdulaziz, ilaç çantasının kaybolduğunu bildirmesini talep etti. Seyahat konusundaki gizlilik hala sürüyordu ve ABD Başkanı’nı taşıyan mavna hâlâ Akdeniz sularındaydı. Kral’ın Doktoru Reşad Ferun, “Çantayı geri aldığınızda ilaçları da yanınızda getirin” dedi. Zerkali, bir İngiliz askerinin kullandığı askeri araca binerek gün doğmadan Kahire’ye ulaşıp William Eddy’i uyandırarak “Kruvazör yola çıktı ve geçtiği ilk kıyıya ışınlanacağım. Çanta bize askeri bir uçakla getirilecek” dedi. Hayreddin Zerkali, çantanın kendilerine mucizevi bir şekilde savaş araçlarıyla iade edildiğini söyledi.
Eddyi bu konuya dair olan bitenlerden haberi olan tek Amerikalıydı. Dolayısıyla söz konusu görüşmeye dair bilinen her şey Eddy’nin anılarına dayanıyor. Eddy, görüşme hakkında şunları söyledi: “Bir Arap misafir olan Kral, ev sahibi konuşmadan herhangi bir konuya girmek istemedi. Burada, Kral'ın Suudi Arabistan'a herhangi bir ekonomik veya finansal destek için herhangi bir konuşma yapmadığını veya bunu dile getirmediğini belirtmek önemlidir. Durumu etkileyen savaş nedeniyle ekonomik sıkıntı çeken ülkesinin gelirlerini iki katına çıkarmak için o tarihte büyük miktarlarda petrol üretilmesinin beklenmediği gerçeğine rağmen toplantıya kaynak ve para için değil, dostluk ve ittifak arayışı içinde gitti. Roosevelt, konuşmaya savaştan ve Almanya'nın yenilgisine olan inancından söz ederek başladı. Ardından Nazi zulmünden muzdarip Yahudi mültecilerin sorunu ve Filistin'e göç etme istekleri hakkında Kral'dan tavsiye alma arzusunu dile getirdi. Kral’ın yanıtı, doğrudan ve netti: “Onlara zulmeden Almanların topraklarını ve evlerini verin” dedi. Roosevelt, Almanlara güvenmedikleri için Almanya'da yaşamak istemedikleri ve Filistin'e göç etmek istediklerini söyledi. Kral, Yahudilerin Almanlara güvenmemek için iyi nedenleri olduğundan hiç şüphesi olmadığını ifade etti. Ancak Müttefiklerin Nazi gücünü sonsuza dek yok edeceğinden ve zaferlerinin Nazizmin kurbanlarını korumaya yardımcı olacağından da hiç şüphesi olmadığına da dikkat çekti. Müttefikler savaş bittikten sonra Alman siyasetini kontrol etmeyi beklemiyorsa, tüm bu maliyetli savaş neden? İbn Suud, yenilgi üstüne intikam alma gücüne sahip bir düşman bırakmayı hayal bile edemezdi. Roosevelt, Arap misafirperverliği sergilemeye çalıştı. Siyonist sorununun çözümü konusunda Kral’ın yardımını istedi. Fakat Kral, “Bedelini zalim düşman ödesin, biz Araplar savaş açanlar ve yenilenlere böyle bakıyoruz. Tazminat mağdur tarafından değil fail tarafından ödenmelidir. Araplar, Avrupa Yahudilerine ne zarar verdi? Hayatlarını ve topraklarını çalanlar Almanlar, bedelini de Almanlar ödesin” dedi. Roosevelt bir kez daha konuya geri dönmeye çalıştı ve Kral’ın, soruna bir çözüm bulmada ona hiç yardım etmediğini söyledi. Fakat Kral’ın sabrının tükeniyor gibiydi. Düşünceleri tekrarlamak istemedi. Ancak alaycı bir tonda, çölden gelen bir Arap olarak, Almanlara olan bu aşırı sempatisinin nedenini anlamadığını, Arap değerlerinde, düşmanların değil dostların önemsendiğini ifade etti. Kral, konuşmasını Arap geleneklerinin savaşlarda ganimetlerin savaşa katkılarının büyüklüğüne göre galiplere dağıtılmasını gerektirdiğini söyleyerek bitirdi. Müttefik kampında 50 ülke var ve aralarında Filistin küçük bir ülke, kaynakları fakir ve Avrupalı ​​mültecilerden payına düşenden fazlasıyla yüklüydü.
Kral Abdulaziz de bu talebe karşılık Roosevelt'ten dostluk ve destek talebinde bulunarak, Kral ülkesinin işgal veya manda altında olmadığını ve bağımsız kalmak istediğini belirtti. Bu bağımsızlık olmasaydı, gerçek dostluğu isteyemeyeceğini, çünkü dostluğun ancak eşitlik ve karşılıklı saygı söz konusu olduğunda meydana gelebileceğine vurgu yaptı. Kral, Amerika ile stratejik bir anlaşma arıyordu, çünkü Amerika'nın sömürge geçmişi yoktu. ABD Başkanı, bu konuda Kral Abdulaziz’e bir taahhütte bulundu ve vefatından bir hafta önce 5 Nisan 1945'te gönderdiği bir mektupta bunu teyit etti. Roosevelt söz konusu mektupta, Araplara düşmanca bir şey yapmayacağını ve hükümetinin, Araplar ve Yahudilerle önceden istişare etmeden Filistin'e yönelik politikasını değiştirmeyeceğini vurguladı. O zamanlar Kral için sözlü güvenceler birer anlaşmaydı. Roosevelt'in ani ölümünü beklemiyordu.
Tarihi toplantıda yaşananlar -çeşitli kaynaklara göre- Filistin meselesi dışında şöyle özetlenebilir; görüşmede Krallığın egemenliği ve özellikle dünya savaşı devam ederken herhangi bir dış istilaya maruz kalmayacağına odaklanıldı. Kral Abdulaziz, Krallığın bağımsızlığına saygı duyulmasına büyük önem veriyordu. Bununla birlikte ülkesinin dış emellerini de unutmadı. Suudi ordusunu geliştirmenin ve sömürge Arap ülkelerinin bağımsızlığını sağlamanın yanı sıra ticaret özgürlüğü, hizmetler ve petrol ilişkisi ile ilgili ekonomik yön de Kral Abdulaziz için önem arz ediyordu. Bu toplantının, Kral Abdulaziz'in İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırması da dahil olmak üzere siyasi, insani, ekonomik ve askeri boyutları vardı. Krallık ayrıca Mihver Devletlerine savaş ilan etti. Kral, Filistin davasına ilişkin tutumunun altını çizdi. Sterline bağlı para birinden vazgeçti. Suudi Savunma Ajansı bir bakanlığa dönüştürüldü.
ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Tarihçiler Ofisi, 2020 yılında ilk bölümü Eddy'nin Filistin meselesiyle ilgili anılarında bahsettiği toplantıyla ilgili resmi bir belge yayınladı. Belgenin ikinci bölümü ise Kral Abdulaziz'in, Fransa'nın Suriye ve Lübnan'a yönelik politikasından duyduğu endişeyle ilgiliydi. ABD’nin bu iki ülkenin bağımsızlıklarına yönelik tutumunu bilmek istedi. Başkan Amerika'nın iki ülkenin bağımsızlığına destek verdiğini bildirdi. Üçüncü bölüm ise Başkan’ın Krallık'ta tarım ve su kaynaklarını geliştirmeye yönelik bir girişimin sunumuyla ilgiliydi. Ancak kral, Filistin davasının önemine ve Yahudi göçü konusundaki görüşüne zekice bir gönderme yaparak, Yahudiler bundan faydalanırsa tarımı geliştiremeyeceğini söyledi. Eddy hatıratında bu konudan şöyle bahsetti: “Konu hakkında bilgi sahibi olanlar için bu toplantı, Doğu ve Batı'nın temsilcileri olan iki farklı ama etkileyici ülkenin liderleri arasında bir toplantı olması da başta olmak üzere çeşitli nedenlerle özel bir öneme sahipti. İkincisi, Arap Yarımadası'nda inzivaya çekilen ve oradan hiç ayrılmayan Kral Abdulaziz, Onun için kapıları açan ilk yolculuğunu gerçekleştirdi. Üçüncüsü, Müslüman lider ve 300 milyon insanın akın ettiği Haremeyn-i Şerifeyn’in Koruyucusu, büyük bir Batı ülkesinin lideriyle sağlam bir ilişki kurdu. Bu görüşme, en büyük Batı İslam ittifakını temsil ediyordu. Herhangi bir üçüncü dünya savaşında bizim için vazgeçilmez olan kaynakları, nüfusu, ürünleri, petrolü, stratejik konumu ve sıcak su limanları ile İslam dünyası ile entegrasyonu simgeliyor. Ancak 1945'ten bu yana Müslümanları bize yakınlaştırmak için resmi düzeyde çok az şey yapılırken, onları bizden uzak tutmak için çok şey yapıldı. Dördüncüsü, ABD alışılmışın aksine ilk kez İngiltere veya Fransa üzerinden değil, Ortadoğu'daki dost hükümetler ve halklarla doğrudan iletişim kurdu. Bu kural sonsuza kadar ihlal edildi. ABD, artık o bölgeden uzak değil.”
Kral Abdulaziz ve Roosevelt, 77 yıl önce Suudi Arabistan Krallığı'nın ABD için stratejik önemini vurgulayan Suudi-Amerikan ilişkilerinin temellerini attı. Onlardan sonra iktidara geçen 6 Kral ve 14 Başkan, bu ilişkinin önemini, fırtınalara ve dalgalanmalara rağmen varlığının ve devamlılığının kaçınılmaz olduğunu vurguladılar.



Suudi Arabistan, ‘İhsan’ platformu aracılığıyla ulusal yardım kampanyasının altıncı edisyonunu başlatıyor

Platform, 13 devlet kurumundan oluşan bir denetim komitesi tarafından izlenen sağlam bir yönetim altında faaliyet gösteriyor. (SPA)
Platform, 13 devlet kurumundan oluşan bir denetim komitesi tarafından izlenen sağlam bir yönetim altında faaliyet gösteriyor. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, ‘İhsan’ platformu aracılığıyla ulusal yardım kampanyasının altıncı edisyonunu başlatıyor

Platform, 13 devlet kurumundan oluşan bir denetim komitesi tarafından izlenen sağlam bir yönetim altında faaliyet gösteriyor. (SPA)
Platform, 13 devlet kurumundan oluşan bir denetim komitesi tarafından izlenen sağlam bir yönetim altında faaliyet gösteriyor. (SPA)

İki Kutsal Caminin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz’in onayıyla, Ulusal Hayır Çalışmaları Kampanyası’nın altıncı edisyonunun, ulusal hayır platformu İhsan üzerinden 3 Ramazan 1447 (20 Şubat 2026) cuma akşamı başlatılacağı duyuruldu. Kampanyanın, Kral Selman bin Abdulaziz’in hayır faaliyetlerine verdiği desteğin ve bu faaliyetlerin etkisini artırma çabalarının bir devamı olduğu; Ramazan ayında artan bağış eğilimiyle eş zamanlı olarak düzenleneceği belirtildi.

İhsan platformu üzerinden yapılacak Ulusal Hayır Çalışmaları Kampanyası’nın Kral Selman ile Veliaht Prens ve Başbakan Muhammed bin Selman’ın hayır çalışmalarına verdiği önemin bir yansıması olduğu ifade edildi. Kampanyanın, toplumun tüm kesimlerine Ramazan ayında sosyal dayanışma ve yardımlaşma faaliyetlerine katılma imkânı sunmayı amaçladığı kaydedildi.

İhsan platformunun Denetleme Kurulu Başkanı Macid el-Kasabi, kampanyanın önceki yıllarda elde edilen başarıların devamı niteliğinde olduğunu belirtti. El-Kasabi, platformun gözetiminde yürütülen hayır ve kalkınma projelerine toplumun yoğun ilgi gösterdiğini, bağışların güçlü bir yönetişim çerçevesinde ve yüksek güvenilirlikle ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığını ifade etti. Platformun faaliyete geçtiği tarihten bu yana 330 milyonu aşkın bağış işlemi gerçekleştirildiği, Ramazan ayında ise bağışlarda belirgin artış yaşandığı bildirildi.

İhsan platformunun, çeşitli hayır ve kalkınma alanlarında bağış kabul ettiği; katkıların platformun mobil uygulaması, internet sitesi (Ehsan.sa) ve 8001247000 numaralı çağrı merkezi aracılığıyla yapılabildiği kaydedildi.


Suudi Arabistan’dan Münih Konferansı'nın oturum aralarında diplomatik görüşmeler

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile görüştü (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile görüştü (SPA)
TT

Suudi Arabistan’dan Münih Konferansı'nın oturum aralarında diplomatik görüşmeler

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile görüştü (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile görüştü (SPA)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, 2026 Münih Güvenlik Konferansı'nın oturum aralarında ikili görüşmelerde bulunarak, önemli bölgesel ve uluslararası meseleleri ve küresel güvenlik ve istikrarın sağlanması için izlenecek yolları ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan dün, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov ile Filistin bölgesindeki son gelişmeleri ve bu konuda yapılan çalışmaları görüştü.

Suudi Bakan, başka bir ikili görüşmede, ABD Başkanı Donald Trump'ın Anti-Semitizmle Mücadele Özel Temsilcisi Yehuda Kaploun ile diyalog ve hoşgörü değerlerini teşvik etme ve aşırılıkla mücadele çabalarını ve karşılıklı anlayışı ve bir arada yaşama kültürünü zenginleştirmenin önemini ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan, Münih'te Trump'ın Anti-Semitizmle Mücadele Özel Temsilcisi Kaploun ile görüştü (SPA)

Cuma günü Münih Güvenlik Konferansı'nda düzenlenen bir oturumda Prens Faysal bin Ferhan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın birliğini vurguladı. Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkını teyit eden Suudi Bakan, mevcut aşamada önceliğin Gazze'deki ölümleri durdurmak, durumu istikrara kavuşturmak, yeniden inşa sürecini başlatmak ve Gazze Şeridi’nin artık komşuları için bir tehdit oluşturmadığına dair güven tesis etmek olduğunu, böylece Filistinlilerin hakları meselesinin ele alınmasının önünün açılacağını belirtti. Prens Faysal bin Ferhan ayrıca uluslararası tartışmalarda şeffaflığın artması konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybiha ile de bir araya gelen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ikili ilişkileri gözden geçirdikten sonra bölgesel ve uluslararası gelişmeleri görüştü. Bakan ayrıca Kuveytli mevkidaşı Şeyh Cerrah el-Ahmed ile gerçekleştirdiği ikili bir toplantıda, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmenin yolları, bölgesel gelişmeler ve bu konuda yapılan çabalar hakkında görüştü.


Lübnan ordusunun ihtiyaçlarına yanıt vermek, Litani Nehri’nin kuzeyinde ‘silahları devletin elinde toplama’ planına bağlı

Lübnan’ın güneyindeki Alma eş-Şaab köyünde, İsrail sınırındaki bir askeri karakolda görev yapan iki Lübnan askeri (Arşiv – AP)
Lübnan’ın güneyindeki Alma eş-Şaab köyünde, İsrail sınırındaki bir askeri karakolda görev yapan iki Lübnan askeri (Arşiv – AP)
TT

Lübnan ordusunun ihtiyaçlarına yanıt vermek, Litani Nehri’nin kuzeyinde ‘silahları devletin elinde toplama’ planına bağlı

Lübnan’ın güneyindeki Alma eş-Şaab köyünde, İsrail sınırındaki bir askeri karakolda görev yapan iki Lübnan askeri (Arşiv – AP)
Lübnan’ın güneyindeki Alma eş-Şaab köyünde, İsrail sınırındaki bir askeri karakolda görev yapan iki Lübnan askeri (Arşiv – AP)

Katar’ın başkenti Doha, Lübnan ordusu ve İç Güvenlik Güçleri için düzenlenecek destek konferansının hazırlık toplantısına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Toplantı, bu ayın 15’inde gerçekleştirilecek ve beş sponsor ülke -Fransa, ABD, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır- ile diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşların katılımıyla yapılacak. Toplantının amacı, konferans öncesi zemin hazırlığı yapmak, ülkelerin tutumlarını koordine etmek, Lübnan ordusunun ihtiyaçlarını yakından incelemek ve askeri destek mekanizmalarını geliştirmek olarak açıklandı. Konferansın 5 Mart’ta Paris’te düzenlenmesi planlanıyor; Fransız yetkililer yaklaşık 50 ülke ve 10 kuruluşun katılımını bekliyor. Fransa kaynaklarına göre, Lübnan ordusunun mevcut görevleri ve ülkenin egemenliğinin korunmasındaki rolü göz önüne alındığında, hem hazırlık toplantısı hem de konferans, orduya önemli bir siyasi destek sağlayacak. Toplantı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından açılacak ve tüm oturumlar tek bir gün içinde gerçekleştirilecek.

Doha toplantısından neler bekleniyor?

Paris, hazırlık toplantısı ve konferansın düzenlenmesinde merkezi bir rol oynuyor. Bu iki etkinliğe ilişkin hazırlıklar, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın geçen hafta sonu iki gün süren Beyrut ziyaretinde ele alınan başlıca konulardan biriydi. Ziyaret, Lübnan ordusunun uluslararası toplumun beklediği silah envanteri çalışmasının ikinci aşamasına hazırlanmasına denk geldi. Bu aşama, Sayda’nın kuzeyinde, Litani Nehri’nden Avali Nehri’ne uzanan bölgeyi kapsıyor. Paris’te konuyla ilgilenen birkaç Batılı kaynak, ordunun ihtiyaçlarına yanıt verilmesinin büyük ölçüde ordunun önümüzdeki haftalarda sunması beklenen planına bağlı olduğunu belirtti. Planın, konferans öncesinde Lübnan Bakanlar Kurulu’na sunularak onaylanması öngörülüyor. Fransız yetkililer iki temel noktaya odaklanıyor: Birincisi, 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararı uyarınca ordunun yürüttüğü silah envanteri sürecinin devam etmesi gerekliliği. İkincisi ise, konferansa katılacak ülkelerin Lübnan ordusunun ihtiyaçlarını tam olarak anlaması ve bu ihtiyaçların, destek vermek isteyen uluslararası aktörler arasında koordinasyon sağlanarak ve bunun için bir ‘uluslararası mekanizma’ oluşturularak karşılanması gerekliliği.

gthy
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron başkanlığındaki haftalık kabine toplantısının ardından Kültür Bakanı Rachida Dati ile birlikte Elysee Sarayı’ndan ayrılıyor. (AFP)

Paris, konferansta açıklanacak yardım miktarını belirlemeye yönelik tartışmalara girmeyi reddediyor. Fransız yetkililer, desteğin yalnızca mali yardım ile sınırlı olmayacağını, aynı zamanda askeri kapasitenin güçlendirilmesi (silah sistemleri), lojistik imkanlar ve eğitim gibi alanları da kapsayacağını vurguluyor. Paris, Lübnan ordusunun yıllık ihtiyaçlarını 1 milyar doların üzerinde olarak değerlendiriyor, ancak bu desteğin sadece dış yardımlarla sağlanamayacağını, bir kısmının Lübnan devlet bütçesine de yansıtılması gerektiğini belirtiyor. Fransa, Lübnan Ordu Komutanı Rudolf Heykel’in Washington’da aldığı güvenceyle de rahat bir tablo çiziyor. Bu güvenceye göre ABD, Heykel ile Senatör Lindsey Graham arasındaki sert görüşmeye rağmen Lübnan ordusuna desteğini sürdürecek.

Paris ve diğer dört sponsor ülke, Doha’daki toplantıdan ordunun ihtiyaçlarını ayrıntılı şekilde sunmasını bekliyor. Daha önce de Lübnan ordusuna destek amaçlı toplantılar yapılmış olsa da, bu kez sürecin belirli bir hedefe -silah envanteri- bağlı olması öne çıkıyor.

Sınırlar ve Suriyeli mülteciler

Paris, Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian’ın Beyrut ziyaretinden dönerken elde ettiği sonuçlardan memnuniyetini gizlemiyor. Özellikle Lübnan’ın komşusu Suriye ile ilişkilerine dair sağlanan ilerlemeler Fransız yetkililer tarafından olumlu karşılanıyor. Fransa, Lübnan’daki bazı Suriyeli tutukluların ülkelerine geri gönderilmesi anlaşmasının iki önemli alanda etkili olacağını düşünüyor. Birincisi, iki ülke arasındaki kara sınırının belirlenmesi ve sınır bölgelerinde güvenliğin sağlanması. Fransa, manda dönemine ait haritaları kullanarak sınır çiziminde destek sunmayı teklif ediyor. İkincisi, Suriyeli mültecilerin ülkelerine dönüşü, Lübnan için stratejik açıdan birçok düzeyde önem taşıyor. Buna karşılık Paris, Lübnan’ın İsrail ile yaşadığı zorlukların farkında. Fransız kaynaklar, bunun gerek İsrail’in neredeyse günlük devam eden askeri operasyonları gerekse halen Lübnan topraklarında işgal ettiği beş bölgeden çekilmeyi reddetmesi nedeniyle ciddi bir sorun teşkil ettiğini vurguluyor.

dsecd
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, 6 Şubat'ta Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri ile bir araya geldi. (EPA)

Paris, başka bir bağlamda ise Ateşkesi Denetleme Komitesi (Mekanizma) çerçevesinde siviller arasında yürütülen dolaylı görüşmeleri memnuniyetle karşılıyor ve Le Drian’ın bu görüşmeleri teşvik ettiğini vurguluyor. Paris, sahadaki etkisi sınırlı olsa da, Lübnan’ın bu mekanizmaya bağlılığını desteklemeye devam ediyor. Fransız yetkililer, İsrail’in Lübnan ordusu hakkında yaptığı açık açıklamalar ile kapalı kapılar ardında söylediklerinin farklı olduğunu belirtiyor. Paris’e göre Tel Aviv’in amacı, Lübnan’daki askeri hareket özgürlüğünü sürdürmek ve bunu meşrulaştırmak. İsrail tarafı, Hizbullah tehdidinin Litani Nehri güneyinde önemli ölçüde azaldığını söylerken, kuzeydeki durumu halen sorunlu görüyor. Fransız kaynaklar, Lübnan’a iletilen tavsiyelerin iki temel noktaya odaklandığını belirtiyor: Silah envanteri sürecinin devam ettirilmesi ve bölgedeki olası bir savaşta, ister ABD-İran ikili çatışması, ister İsrail’in katılımı olsun, Lübnan’ın uzak durması gerektiği.

Görüşmelerin bir diğer önemli başlığı ise mali ve ekonomik konular oldu. Paris, Le Drian’ın görüşmelerinde yasanın Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın bahar toplantıları öncesinde Meclis’te oylanmasının önemini vurguladığını belirtiyor. Fransız yetkililere göre, yasanın kabulü, Lübnan makamlarının konuyu ciddiyetle ele aldığını gösterecek ve iç tartışmalara rağmen olumlu bir sinyal sağlayacak. Paris ayrıca, yasanın parlamentodan geçmesinin, Fransa’nın ev sahipliğini üstleneceğini açıkladığı Lübnan ekonomisine destek konferansı üzerinde doğrudan etkisi olacağını vurguluyor.