Libya’daki hükümet krizi derinleşiyor

Libya Devlet Yüksek Konseyi Mişri, başbakanlık için Baş Ağa’ya verdiği destekten geri adım attı

Devlet Yüksek Konseyi ile Libya parlamentosu arasındaki ilişkilerin gerilmesi bekleniyor (AFP)
Devlet Yüksek Konseyi ile Libya parlamentosu arasındaki ilişkilerin gerilmesi bekleniyor (AFP)
TT

Libya’daki hükümet krizi derinleşiyor

Devlet Yüksek Konseyi ile Libya parlamentosu arasındaki ilişkilerin gerilmesi bekleniyor (AFP)
Devlet Yüksek Konseyi ile Libya parlamentosu arasındaki ilişkilerin gerilmesi bekleniyor (AFP)

Zayed Hediyye
Libya siyaset sahnesi, haftalardır hızlı dalgalanmalarını ve ani değişimlerini sürdürüyor. Temsilciler Meclisi’nin Abdulhamid Dibeybe’nin yerine hükümete başkanlık etmek üzere Fethi Başağa’yı atamasının ardından Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Halid el-Mişri Başağa’ya desteğinden geri adım attı.
Mişri’nin pozisyonundaki ani değişikliğin, Devlet Yüksek Konseyi ve parlamento arasındaki ilişkide etkili yansımalara yol açması bekleniyor. İki konsey arasında, aralarında yıllarca süren düşmanlık ve sert rekabetin ardından kısa süreli bir uyum yaşanmıştı. Ayrıca iki konsey, Libya krizini derinleştirmede önemli roller oynadı. Bu sürpriz tavır, üyelerin çoğunluğu buna karşı çıktığı için, Devlet Yüksek Konseyi içerisinde açık bir sürtüşmeye neden oldu.
Mişri’nin yeni tavrı, Türkiye’nin Temsilciler Meclisi’nin yürütme yetkisinde yaptığı değişiklikler ve geçiş dönemi konularına dair beklenen görüşünü açıklamasıyla eş zamanlı olarak belirdi. Öyle ki Ankara, parlamentonun uygulamalarını kabul etmezken, başbakanlığa aday olan iki rakip Başağa ve Dibeybe arasında tarafsız kalmayı seçti.

Mişri, kartları karıştırıyor
Mişri, 16 Şubat Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Resmi olarak toplanmadan önce Temsilciler Meclisi’nin yeni bir başbakan atama kararında ısrar etmesi, iki konsey arasında güven köprüleri kurulmasına yardımcı olmayan yanlış bir eylemdir” dedi.
Açıklamada, Mişri’nin ‘Temsilciler Meclisi ile Başağa’yı yeni bir hükümet kurmakla görevlendirme konusundaki anlaşmasından’ geri adım attığı belirtildi.
Mişri’nin açıklaması öncesinde parlamentonun oylama yaptığı hükümet değişikliğine dair Devlet Yüksek Konseyi içerisinde bölünme belirtileri baş gösterdi. Öyle ki bir taraftan Dibeybe’nin başbakan olarak kalan sürelerini destekleyen 54 üye tarafından imzalanmış, diğer taraftan da Başağa’ya destek vere 75 üye tarafından imzalanmış iki karşıt bildiri yayınlandı.
Devlet Yüksek Konseyi üyesi Belkasım Kazit, söz konusu bildiriler hakkında yorum yaparken, “Konseyin bir sonraki toplantısında, çok sayıda üye tarafından onaylanmayan Yüksek Konsey yönetim şeklinin yanı sıra, bu kararları reddedenler çemberinin genişlemesinin ardından parlamento kararları da reddedilebilir” dedi.
Mişri’nin yeni ifadeleri, Başağa’yı başbakan olarak atama konusundaki tavrından bir geri adım olarak görülse de belirtileri hafta başından beri mevcuttu. Yüksek Konsey’den yapılan açıklamada, “Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’nin değiştirilmesine ve anayasa değişikliğine ilişkin kararlar nihai değildir” ifadelerine yer verildi. Bu durum, parlamento ve konsey arasındaki fikir birliğinin her an baltalanabileceğine dair yaygın spekülasyonlara neden oldu.
Devlet Yüksek Konseyi, medya ofisi tarafından yayınlanan bir bildiride, “Temsilciler Meclisi’nin yayınladığı on ikinci anayasa değişikliği ve başbakanın değiştirilmesi, çok sayıda gözleme sahip ve dolayısıyla bu kararlar, nihai değil” açıklamasında bulundu.

Ortakların öfkesi
Mişri ve bazı konsey üyelerinin tavrındaki ani değişiklik, Temsilciler Meclisi ve Siyasi Diyalog Komitesi’ndeki siyasi süreç ortaklarını kızdırdı.
Bu çerçevede Temsilciler Meclisi üyesi Cibril Ohide, “Devlet Yüksek Konseyi’nin 54 üyesinin parlamento ve konsey arasındaki uzlaşmayı ve Başağa’nın başbakan olarak atanmasını reddetmesinin bir değeri yok” dedi.
Ohide, “Yüksek Konsey’in 80’den fazla üyesi başbakanlık adaylarını önerdi. Mişri tarafından atanan komite, on ikinci anayasa değişikliğini hazırlamak üzere Temsilciler Meclisi tarafından oluşturulan yol haritası komitesine katıldı, çoğunluk tarafından oylandı ve konu sonlandı” şeklinde konuştu.
Milletvekili Abdulmunim el-Arfi de “Devlet Danışma Konseyi üyeleri arasındaki anlaşmazlık ve bölünme, ne ilerledi ne de geriledi. Başbakan seçildi ve parlamento ile devlet komiteleri arasında anayasa değişikliği yapıldı” dedi.
Arfi, “Yüksek Konsey’in tüm üyeleri, konsey başkanlığının kararını destekleyecek. Devlet Konseyi üyelerinin çoğu, Başağa’nın 46 tavsiye aldığı gerçeğinin kanıtladığı gibi, hükümeti değiştirmeyi kabul etti. Artık ret, manevra ve uzatmaya yer yok. İki meclis arasında anlaşma sağlandı. Konu müzakere edilemez. Özellikle de tüm yerel ve uluslararası taraflar, şu anda eski başbakan ile halefi arasında barışçıl bir iktidar devri için baskı yapıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Temsilciler Meclisi Yol Haritası Komitesi üyesi el-Mebruk el-Hattabi, “Devlet Yüksek Konseyi üyelerinin açıklamaları, anayasa değişikliklerini veya yeni başbakanın belirlenmesini etkilemeyecektir. Parlamento ile büyük bir uzlaşı ifade eden Yüksek Konsey’in resmi tavrıyla ilgileniyoruz” dedi.
Hattabi, “Yüksek Konsey’in bazı üyelerinden gelen çelişkili açıklamalar normaldir ve Temsilciler Meclisi’nde bile mevcuttur” şeklinde konuştu.

Tehditler
Devlet Yüksek Konseyi’nin tanık olduğu bu bölünme ortasında konsey üyesi Abdusselam es-Safrani, üyeler arasındaki anlaşmazlıkların tehlikeli bir aşamaya geldiğini söyledi. Safrani, “Birkaç konsey üyesi ve konsey başkanlığı ofis üyelerinden biri, Başağa’nın başbakanlığa atanmasından vazgeçmeleri için tehditler aldı” dedi.
Safrani ayrıca, “Başsavcılık, bu tehditleri alan üyelerden ihbar alır almaz soruşturma başlattı” ifadelerini kullandı.
Daha da ileriye giden Safrani, “Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı’nın bazı akrabaları, bazı konsey üyeleriyle temasa geçti. Tavırlarını değiştirmeleri için onlara para teklif ettiler. Meclis üyelerine hükümet konusunda yapılan baskı, tehdit ve zorlama yoluyla yapılıyor” dedi.
Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti, bu açıklama karşısında sessiz kalırken, Independent Arabia muhabirleri de bu suçlamalar karşısında kendisiyle iletişime geçmeye çalıştı. Ancak henüz bir yanıt alamadı.

Türkiye’nin belirsiz tavrı
Libya’da yaşanan hızlı siyasi gelişmelere ilişkin uluslararası ve bölgesel tavırlar bağlamında Ankara, etkisi ve Libya sahnesindeki birçok aktörle olan güçlü ilişkisi göz önüne alındığında, birçok kişi tarafından beklenen bir tavır takındı. Öyle ki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçici bir Libya hükümetinin atanmasını kabul etmediğini, çünkü bu durumun Libya’ya hizmet etmediğini söyledi.
Erdoğan, yaptığı basın açıklamasında ‘Libya halkının güvenli bir geleceğe kavuşması için seçimlerin yapılması gerektiğini’ ve ‘önemli olanın, Libya halkının kendilerini kimin yöneteceğini seçmesi olduğunu’ vurguladı.
Türkiye Cumhurbaşkanı, Libya hükümetinin liderliği için iki rakip arasında tarafsız kalmayı seçti. Zira söz konusu rakipler, Ankara ile güçlü ilişkileriyle tanınan Misrata şehrine mensup. Erdoğan, başbakanlık adayı Başağa ve Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe ile ilişkilerinin iyi olduğunu söylerken, Libya’daki tüm taraflarla iyi ilişkilere sahip olduklarını vurguladı.
Türkiye Cumhurbaşkanı ayrıca, Dibeybe’nin suikast girişimine maruz kalması hakkında da ‘üzücü bir durum’ değerlendirmesinde bulundu.



BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
TT

BM, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki eylemlerinin ‘etnik temizlik’ endişelerini artırdığı değerlendirmesinde bulundu

İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın El Halil kentinin güneyinde yer alan Hagai yerleşim yeri yakınlarında İsrail buldozerleri tarafından yıkılan bir binanın enkazı üzerinde otururken göz yaşı döken Filistinli bir adam (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in yoğun saldırıları ve Filistinli sivillerin zorla yerinden edilmesi nedeniyle Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da ‘etnik temizlik’ yaşanabileceğine dair endişelerini dile getirdi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği tarafından yayımlanan raporda, “Yoğun saldırılar, mahallelerin sistematik biçimde tamamen yıkılması ve insani yardımların engellenmesi, Gazze Şeridi’nde kalıcı bir demografik değişim yaratmayı amaçlıyor gibi görünmektedir” ifadesine yer verildi.

Raporda ayrıca, “Kalıcı bir yerinden etmeyi hedeflediği izlenimi veren zorla tahliye uygulamalarıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da etnik temizlik konusunda ciddi endişelere yol açmaktadır” denildi.

BM’de üst düzey bir yetkili dün yaptığı açıklamada, İsrail’in idari olarak Filistin yönetimine bağlı olması öngörülen Batı Şeria bölgeleri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmaya yönelik adımlarının ‘fiili ve kademeli bir ilhaka’ vardığı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, Filistin meselesine ilişkin BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, “Sahadaki durumu istikrarlı biçimde değiştiren tek taraflı İsrail adımları nedeniyle Batı Şeria’nın fiili ve kademeli bir ilhakına tanıklık ediyoruz” dedi. Geçen haftadan bu yana İsrail, Batı Şeria’daki kontrolünü pekiştirmeye yönelik bir dizi kararı onayladı. Filistinliler, Oslo Anlaşmaları kapsamında Batı Şeria’da sınırlı bir özerk yönetime sahip bulunuyor.

DiCarlo, söz konusu adımların işgal altındaki Batı Şeria’da, El Halil gibi hassas bölgeler de dahil olmak üzere İsrail sivil otoritesinin tehlikeli biçimde genişlemesi anlamına geleceğini belirtti. DiCarlo, bu adımların bürokratik engellerin kaldırılması, arazi alımının kolaylaştırılması ve İsraillilere inşaat ruhsatı verilmesinin önünün açılması yoluyla yerleşimlerin genişlemesine zemin hazırlayabileceğini ifade etti.

Yeni düzenlemelerin, hâlihazırda Filistin yönetiminin idari yetki kullandığı Batı Şeria’nın bazı bölümleri üzerindeki İsrail kontrolünü daha da pekiştirmesi bekleniyor. Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria, Filistin Yönetimi, karma yönetim ve İsrail yönetimi altındaki A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı. Batı Şeria’nın, gelecekte kurulacak bir Filistin devletinin büyük bölümünü oluşturması öngörülürken, İsrail’deki aşırı sağ çevreler bölgeyi İsrail topraklarının bir parçası olarak görüyor.

Oslo Anlaşmaları’nın ilan edilen amacı, bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının önünü açmaktı. BM nezdindeki 85 ülkenin misyonu ise salı günü yayımladıkları ortak açıklamada, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü genişletmesini kınadı. Açıklamada, ‘İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve uygulamalar’ kınandı.


Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
TT

Şera, Suriyelilere karşı ihlallerde bulunanlar hariç, çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişilere af çıkardı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün çeşitli suçlardan hüküm giymiş kişiler ile 70 yaşını aşmış mahkûmları kapsayan genel af kararı yayımladı. Ancak karar, Suriyelilere yönelik ihlallerde bulunanları kapsam dışı bırakıyor.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre söz konusu kararname, Aralık 2024’te Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelen Şera’nın yayımladığı ilk af niteliğini taşıyor. Esed, görev süresi boyunca zaman zaman benzer af kararnameleri çıkarmıştı.

Suriye devlet televizyonunda yayımlanan kararnameye göre, ‘müebbet hapis cezası’ 20 yıla indiriliyor. Ayrıca kabahat ve ihlallerde verilen cezaların tamamı kaldırılıyor. Uyuşturucuyla Mücadele Kanunu, Suriye lirası dışında işlem yapılmasının yasaklanmasına ilişkin yasa ve devlet destekli malların kaçakçılığına dair kanunda yer alan bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da affediliyor.

Af kapsamında ayrıca Askerî Ceza Kanunu ve Bilişim Suçları Kanunu’nda düzenlenen bazı ağır suçlara ilişkin cezalar da kaldırılıyor.

Silah ve mühimmat yasasında yer alan suçlardan hüküm giyenler de kararın yayımlanmasından itibaren üç ay içinde silahlarını yetkili makamlara teslim etmeleri şartıyla cezalarının tamamından muaf tutulacak.

Kararname, ‘tedavisi mümkün olmayan ağır bir hastalığa’ sahip olanlar ile 70 yaşını doldurmuş hükümlülerin de, metinde belirtilen istisnalar dışında, cezalarının tamamından muaf tutulmasını öngörüyor.

Buna karşılık, ‘Suriye halkına karşı ağır ihlaller içeren suçlar’ ile İşkencenin Suç Sayılmasına Dair Kanun’da düzenlenen suçlar af kapsamı dışında bırakıldı.

Yeni yönetimin göreve gelmesinden bu yana, eski yönetimle bağlantılı oldukları ve Suriyelilere karşı ihlallerde bulundukları iddiasıyla onlarca kişinin gözaltına alındığı açıklanmış, bazıları hakkında yargı süreci başlatılmıştı.


Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.