ABD Ukrayna krizinden nasıl bir fayda sağladı?

Moskova’nın Kiev’e yönelik tehdidi, Avrupa’nın zayıflığını ortaya çıkardı ve karar alma gücünü Washington’a geri verdi

Avrupa, Ukrayna krizi tehlikesiyle mücadele edemiyor gibi görünürken, dikkatler güçlü bir ulus olarak ABD üzerine yoğunlaştı (AFP)
Avrupa, Ukrayna krizi tehlikesiyle mücadele edemiyor gibi görünürken, dikkatler güçlü bir ulus olarak ABD üzerine yoğunlaştı (AFP)
TT

ABD Ukrayna krizinden nasıl bir fayda sağladı?

Avrupa, Ukrayna krizi tehlikesiyle mücadele edemiyor gibi görünürken, dikkatler güçlü bir ulus olarak ABD üzerine yoğunlaştı (AFP)
Avrupa, Ukrayna krizi tehlikesiyle mücadele edemiyor gibi görünürken, dikkatler güçlü bir ulus olarak ABD üzerine yoğunlaştı (AFP)

Tarık eş-Şami
90’lardaki Balkan savaşlarından bu yana Avrupa’daki ilk işgal tehdidini bir kenara bıraktığımızda Ukrayna krizi, ABD’nin dünya sahnesinde Avrupa ve müttefikleri karşısında ‘ağabey’ rolünü ‘terk edemeyeceğini’ ortaya koydu. Şu anda devam eden kriz ortasında ABD, temkinli ve uzlaştırıcı diplomasi yoluyla Batı’yı Ukrayna konusunda birleşik bir pozisyona başarıyla yönlendirdi.
Rusya’nın Batı’ya meydan okumasına rağmen Avrupalı liderlerin ABD’nin gücünün azaldığına dair inançlarına dayanarak verdiği tepki, ABD’nin gücünün ve Avrupa’nın zayıflığının boyutunu ortaya çıkardı. Ama kısa vadede etkileyici bir Batı birliği, uzun vadede ne ölçüde tutarlı ve sürdürülebilir kalabilir? Ukrayna krizinden kaynaklanması beklenen askeri yükler ortasında ABD, bundan ne gibi faydalar sağlayabilir? Ayrıca Avrupa, güvenlik yükünü paylaşmaya hazır mı?

Güçlü ABD’nin geri dönüşü
Dört yıl önce eski ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Avrupa ve Doğu Asya’daki müttefiklerinin güvenini yok ettiğinde ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nü (NATO) modası geçmiş olarak tanımladığında dünyayı değiştirmek üzereydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyada, özellikle de Avrupa içerisinde ABD’yi farklı kılan güç, bir daha tekrar gündeme gelmeyecek ve yaşlı Avrupa kıtası ABD bağımlılığından çıkabilecek gibi görünüyordu.
Ancak Rusya’dan ‘Ukrayna’yı işgale’ ilişkin gelen ilk ciddi tehditle birlikte sanki hiçbir şey değişmemiş gibiydi. Ukrayna kriziyle ilgili şantaj, yatıştırma ve reel politik girişimlerinin ortasında Avrupa, zayıf ve tehlikeyle tek başına yüzleşmekten aciz görünürken, dikkatler bir kez daha harekete geçebilecek güçlü bir ulus olarak ABD’nin üzerine yöneldi.
ABD’nin kendisi ‘gerileme’ duygusuyla mücadele etmeye devam etse de Batı, Avrupa’daki büyük ABD askeri varlığına karşı onlarca yıldır süren Avrupa’nın kükreyişinde sonra durum, Moskova’nın ‘eski düzenin geri dönmesi için’ Avrupa’ya yönelik tehdidinin bir kokusunu taşıyordu. Asıl karar yerme yetkisi, Washington’un elinde. Ama bu yalnızca ABD’nin hala dünyanın en güçlü ordusuna sahip olmasından kaynaklanmıyor. ABD ayrıca, en büyük nükleer silah stokuna sahip olan Rusya’yı caydırabilecek tek taraf. Ancak aynı zamanda ABD ve müttefikleri, hala dünyanın gayri safi yurt içi hasılasının en az yarısını temsil ediyor ve rakiplerine karşı etkili ekonomik araçlara sahip.

Amerikan Avrupası
Washington’daki gözlemciler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’ya uyguladığı baskının, ABD’yi tüketme ve onu daha fazla kaynak harcamaya zorlama girişimi olduğunu söylüyor. Gözlemcilere göre ABD, Çin’in yükselen gücüyle başa çıkmak için cömert harcamalar yapıyor ve bu nedenle Avrupa’yı da kalıcı olarak savunamayabilir.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı analiz haberine göre The Atlantic Dergisi Yazarı Tom McTague Çin ile kurduğu ittifakla donanan Putin’in, daha sonra yararlanabileceği çatlaklar yaratma umuduyla, gelecek yıllarda Batı’nın gücünü test edebileceğine inanıyor. Ancak mevcut krizin ‘ABD’nin Avrupa’dan çekildiğini’ değil, Avrupa’nın nasıl Amerikan olarak kaldığını ortaya koymuş olması, en dikkat çekici nokta.

Hesaplama hatası
Batı, geniş anlamıyla, artık eskisi gibi var olmayan eski bir dünya arasında kapana kısılmış görünüyor. Bazı rakip güçler, hesaplarında ve güç dengesi değerlendirmelerinde hata yapmış olabilir. On altıncı yüzyılda Floransalı tarihçi ve siyasi düşünür Francesco Guicciardini, bu tür anların tehlikeli olduğuna dikkati çekmişti. Öyle ki, yeni bir imparatorluk yükselirken baskın bir emperyal güç çökmeye başladığında, eski iktidarın değiştirilebileceği noktayı yargılamak zordur. Çünkü bu bozulma, birçok kişinin hayal ettiğinden çok daha yavaş olabilir.
Siyasi analistlerin çoğunluğu, Çin’in dünya sahnesindeki yükselişiyle birlikte ABD açısından bu eğilime odaklanırken, son iki başkan Donald Trump ve Joe Biden döneminde ABD’nin en azından şimdilik gezegendeki en güçlü ülke olduğu da açık. ABD’nin ne istediği konusunda ABD’deki iç siyasi tartışma, güç merkezinin bu dünyadaki yeri hakkındaki temel gerçeği değiştirmeye yetmiyor.

Üç Büyük
Çoğu Avrupa ülkesi için Ukrayna krizi, Guicciardini’nin ‘Amerikan gücünü oldukça erken vakitte devre dışı bırakmanın bir tür aptallık olduğu’ teorisini doğruladı. Doğu Avrupa ülkelerinin ve üç Baltık devletinin ABD güvenliğini sağlamaya hevesli olduğu açıktı. Çünkü Avrupa’nın en önemli iki askeri gücü İngiltere ve Fransa’dan gelen destek teklifleri, Rus ordusu karşısında önemsiz kalıyor.
Avrupa’daki üç büyük ülke, yani Almanya, Fransa ve İngiltere açısından bile bu güçlerin her biri Washington tarafından koordine edilen bir rol oynuyor. Öyle ki Almanya, ekonomik bir koz olarak rolünü oynarken Fransa, diplomatik çabalara öncülük ediyor. İngiltere ise kıtadaki istihbarat ve askeri şahin rolünü sürdürüyor. Örneğin Almanya’nın yeni başbakanı Olaf Scholz, Washington’u ziyaret ettiğinde ‘büyük olasılıkla Almanya’ya vereceği zarara rağmen’ Kuzey Akım 2 boru hattının tamamlanmayacağını alenen duyurdu.
Aynı şekilde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu krizde Charles de Gaulle gibi bir Avrupa görüşü talebinde bulundu. Ayrıca Macron, yine de eski İngiltere Başbakanı Tony Blair gibi Washington ile Avrupa arasında diplomatik bir köprü görevi görüyor.

Uzun vadeli bir meydan okuma
Bununla birlikte devam eden gerileme ve gelecekle ilgili zayıf Batı koordinasyonu ortasında uzun vadeli bir zorluk mevcut. Art arda gelen ABD yönetimleri, Avrupa’nın kendisini savunmak için daha fazla harcama yapması gerektiği konusunda haklı olabilir. Macron, kendisini savunmak için daha fazlasını yapmazsa, Avrupa’nın jeopolitik önemsizliğe sürüklenme riskiyle karşı karşıya kalabileceğini söylemişti. Zira özellikle de Avrupa ülkeleri, ‘bağlantısını yok etmek isteyen ABD’ ile ‘kendilerini hiç savunmaya muktedir görünmeyen diğer ülkeler’ arasında sıkışıp kalmış durumda.
Belki de bu nedenle kısa vadede etkileyici ama uzun vadede tutarsız olan bir Batı birliğine dair tuhaf bir tablo ortaya çıkıyor. Ukrayna krizi, herkesin sürdürülemez olduğunu düşündüğü ABD hegemonyasını, takdire şayan muhafazakâr kriz yönetimiyle güçlendirdi. Ama Rusya’nın büyük bir askeri güç olduğu düşünüldüğünde bu hegemonya, aynı zamanda sınırlı ve Putin’i caydırmakta belki de etkisizdir. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna ve NATO’nun geleceği hakkında Washington ile doğrudan görüşme talebi de Avrupa’nın ne kadar zayıf göründüğünü ortaya koyuyor.

Kasvetli tablo
Ancak büyük tablo, Avrupa açısından şu an kasvetli görünüyor. Libya’da ABD’nin desteklediği başarısız Fransız-İngiliz müdahalesinin ardından halk kargaşası devam ediyor. Mali’de Fransa, radikalizm yanlılarını ülkeden kovmakta başarısız olduğu dokuz yılın ardından geri çekildi. Bu durumlar, özellikle de Mali’nin Rusya’nın desteğine başvurması sonrasında Fransa ve Avrupa’nın Afrika’daki jeopolitik çöküşünü ortaya çıkardı. Bu nedenle Avrupa’nın ABD katkısı olmadan herhangi bir yere müdahale edebileceği fikri gerçekçi olamadı.
Avrupa’yı reforme etme sorunları bile büyük ölçüde başarısız oldu. Fransa, Almanya’yı Avrupa Birliği’nde (AB) reform yapmaya ikna etmede yalnızca az bir ilerleme kaydetti. Euro hala yapısal olarak o kadar kusurlu ki, çok az insan onun dolar ile ciddi şekilde rekabet edebileceğini düşünüyor. AB dış politikada kendisine bir koz oluşturamadı, çok az sayıda askeri-endüstriyel yeteneklere sahipken, koordineli savunma kabiliyeti bulunmuyor.
Tom McTague’ye göre sorun, Almanya’nın mevcut durumdan memnun olmasından kaynaklanıyor. Ekonomisi ise, kararlı bir küresel güç oluşturmanın sorumlulukları veya sonuçları olmadan ilerlemeye ve başarılı olmaya devam ediyor. Bu nedenle eski Avrupalı yetkililer, ABD çekilip kıtayı kendi kaderine terk edene kadar Avrupa'da hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor.

Yük paylaşımı
Washington, on yıldır Avrupalı müttefiklerini kendilerini savunmak için NATO’daki paylarını ödememeleri konusunda sabrını yitirdiğine dair uyarıyordu. Bu durum, Barack Obama döneminde başladı ve Donald Trump tarafından ise daha yüksek sesle dile getirildi. Ancak ABD, ‘Avrupa’yı yükü paylaşmaya zorlamak için’ gerekli olanı yapmaya gerçekten hazır mı?
Avrupa’nın arzuları eylemleriyle çeliştiği gibi ABD de tüm bunlarla birlikte Avrupa özerkliğini isteyip istemediğinden emin değil. Öyle ki ABD, olası bir ekonomik rakip üzerindeki mevcut nüfuzundan vazgeçmek istemeyebilir. Avrupa savunma sanayisinin büyümesini teşvik etmek istemeyebilir. Ayrıca Avrupa’nın dolara meydan okumak için para biriminde reform yapmasını istemeyebilir.
ABD tavrının belirsizliği, mevcut yönetime de yansıyor. Zira yönetim, ‘müttefiklere danışmadan ebedi savaşları sona erdirme konusunda dış politikasında daha sert görünme arzusu’ ile ‘kurallara dayalı dünya düzenini savunmak için birincil güç olmaktan vazgeçmenin mutlak huzursuzluğu’ arasında sıkışmış görünüyor.
Bazı eski Avrupa büyükelçileri, Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının, Biden yönetimine ‘gümrük tarifeleri, küresel vergi reformu ve büyük teknoloji şirketlerinin düzenlenmesi konusundaki olağanüstü anlaşmazlıkların giderilmesi de dahil’ çeşitli alanlarda AB liderlerine baskı yapmak için altın bir fırsat verdiğine dikkati çekti.
Ama bu yönetim henüz bu fırsatı değerlendirmemiş olsa da Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray’a gelmesiyle işlerin değişmesi mümkün.

Yeni dünya
Dünyanın şu anda tanık olduğu değişiklikler ortasında ABD ve Avrupa, daha fazla bağımsızlık ve daha fazla rekabetin sonuçları da dahil olmak üzere yeni bir dünyanın geliştiğini görebilir. Biden yönetimi, kendisinden önceki Bush, Obama ve Trump yönetimleri gibi çabalarını Asya’ya odaklaması gerektiğini düşünüyor. Avrupa ise kendini savunmak için daha fazlasını yaparken, Avrupalılar da ABD gücünün gidişatındaki değişime tanık olabilir.
Ama bu açıkça gerçekleşene kadar ABD, Batı’nın lideri olarak güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. Ayrıca Trump’ın aksine Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna ve Avrupa’ya tehditler yönelterek, ABD’yi yeniden ‘yücelik’ makamına yükseltmiş oldu.



Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.